Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   ''Mutlak'' nedir? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5418)

ikixiki 08-01-2008 20:41

''Mutlak'' nedir?
 
Bir Tanrı var mı gerçekte? Herhangi biri,durduk yerde bir Tanrı olduğuna neden inanır? Hemen hemen yaşayan tüm topluluklar neden bir Tanrı kavramı ortaya çıkarmışlardır? Bu kimi zaman güneş,kimi zaman rüzgar kimi zaman Yunanlı'ların yaptığı gibi kurmaca bir Tanrılar sülalesi,bazen de simgeleşmiş heykeller olmuştur.İnsanoğlunu yaşadığı her toplum düzeninde bir tanrı kavramı oluşturmaya iten şey nedir? Bu öğrendiğimiz bir şey midir? Yoksa ıssız bir adada,sıfır bir başlangıçla önyargısız bir yaşamın içine doğmuş olsak bile bir yerlerdeki,bir şeylerin kıpırtısı bizi Tanrı’yla tanıştıracak mıdır?

İçimizin bir yerlerini bir şekilde kıpırdatan,sessiz yumuşak ve belli belirsiz dokunuşlarla bizimle temas kuran,zihnimizi duygu ve düşünce kalabalıklarından arındırıp,o hafif tıpırtının peşine düştüğümüzde,onu can kulağıyla dinlemeye ve hissetmeye uğraştığımız da belirginleşen ama asla bir davulun gürültüsü olamayan en yüksek tıpırtısı bile kelebek kanadı hafifliğindeki yumuşak ama ısrarcı bir titreşimle içimizde salınan bu tuhaflık da neyin nesidir?

Bu tıpırtıyı hissedebilen insanoğlunun en büyük hatası o tıpırtıyı olduğu yerde dinleyerek,sesinin kuvvetlenmesi için gereken desteği içe dönerek vermemiş olmasıdır.Hoyratça yerinden koparıp,eliyle tutup gözüyle görebileceği nesneler,totemler ve putlara çevirmiş olması,doğa olayları kişiler ve maddeyle özdeşleştirmesidir.İnsanoğlunu görünmez ve bilinmez olan hep rahatsız etmiştir.Bu tıpırtının aslında bir enerji titreşimi belki de duyumsanabilecek en kuvvetli güç olduğunu hissettiğinde onu daha iyi farkedebilmek için şekillendirmeye karar vermiştir.Tapılası bir güç olarak tanımlayacağı bu tıpırtının kendini ve tüm evreni sarmaladığını göremeyerek onu rafın üstündeki isa heykelciğinde,elindeki tespih tanesinde,işyerinin arkasında duvarda asılı Hz.ali resimlerinde,yada ışıklı kabe posterlerine çevirmiştir.Tıpırıtının sesi kesilmiş ama artık görünebilir ve algılanabilir bir konuma geçmiştir.Sevgiyi sevgililer günündeki kocaman kırmızı kalpli peluş yastıklara çevirdiğimiz de yapılanla eşdeğer bir düşünce tarzıdır.

Aslında onu cisimlendirmeden önce de tıpırtı inanılmaz mesajını en sessiz sesiyle fısıldamıştı ve bunu onu cisimlendiren de duymuştu ama yeteri kadar dikkatli ve algıda açık olamadığı için kavrayamadı.Tıpırtının sesi ona onun ve kendisinin birlikte aynı enerji dalagasının bir parçası olduğunu ve eğer isterse birlikte hareket edebileceklerini,geçmişin ve geleceğin çizgisinin kesiştiğini,zamanın,mekanın ve anladığımız anlamda maddenin olmadığı bir başka boyutu anlatmıştı.

Bana göre hiçbirimizin asla gerçek olarak nitelemediği o YunanTanrı heykelleri,bereket tanrıçaları,buda figürleri hepsi de aynı tanrı tıpırtısının bir şekilde dışa vurumudur.Bazılarınca duyumsanmasa da mutlağın sesi yaratılış enerjimizin tamanındadır.

Acaba bunu hissedenler normalin dışında davranışlar ve algı bozuklukları gösteren tedavi gereksinimi olan kimseler midir?

O zaman dünyanın büyük bir çoğunluğu buhran geçiriyor demektir.

Suyun doğal akışı en doğru yoldur.İnsanın varoluşunun başlangıcından beri birbirleriyle yalıtılmış durumda yaşayan toplumlarda bile bir yerlerden bir tanrı figürü fırlıyorsa durup düşünmek gerekir.İnsanoğlunu tanrı kavramına ısrarla ulaştıran nedir? Hepsi aynı tanrının farklı kültürlerde,farklı düşünüş biçimlerinde içlerine insan eliyle *şartlanmalar ve koşullar sokuşturulmuş şekillenişi midir? Bence evet.

Buraya kadar yazdıklarım benim kendi düşüncelerim,

Mutlağı yani Tanrı’yı tanımlamanın boyumdan büyük bir iş olduğunun farkındayım.Bunu benden isterken senin de bunu görebildiğini düşünüyorum sevgili spartacus.Yapmamı istediğin iş iki satır yazı ile yanıt verebileceğim bir şey değil.

Mutlak yani Tanrı nedir diye ben de kendime çok sormuşumdur.Aksi durumda sorgulamamış olurdum.İçimde sorguladıkça ve kendime döndükçe öznelimden bana ulaşan tanrı sesi daha da güçlendi.Ama buna hiç girmek bile istemiyorum.

İçimde hissettiğim her neyse beni bu konuda okumaya zorladı.Beni onaylayan ya da benim gibi hisseden birilerini aradım.Şimdi bu titreşimi yaşayanları gözlerinin içine baktığımda tanıyorum.Anlamayan için dalga geçilesi bir cümle ama benim için aynen böyle.

Ben felsefeci değilim,fizikçi değilim,bilim adamı hiç değilim.Aynı zamanda yazar da değilim ki Tanrı kelimesinin bana hissettirdiği o enfes çoşkuyu başkalarına anlatabileyim,zaten böyle coşkulu bir anlatımın seni kesmeyeceğini de biliyorum.

Tanrı kelimesini ve evreni benimle eşdeğer bir titreşimle duyan olup olmadığını merak ettiğimden beri yani,son on yıldır,elimden geldikçe zorunluluklarımdan yaşamaya zaman ayırabildikçe *okumaya gayret ettim.

Tanrı’yı duyumsadığım şekliyle hisseden bir sürü harika adam tanıdım İtiraf etmeliyim ki onaylanmak istiyordum.Sonunda gördümki yalnız değilmişim.Paulo Coelho ‘’Simyacı’’,Paulo Coelho ‘’Beşinci Dağ’’ ki Paulo’nun çıkmış tüm kitaplarını okudum.Benim gibi düşünen ama enfes bir kalemi ve yüreği olan bir adamdır.’’Bir çift yürek’’ Marlo Morgan bende iz bırakanlar.Romanlar kesmediğinde yavaş yavaş felsefeye kaymaya başladım.İbn Arabi, Descartes özellikle Leibniz, mutlak kavramının felsefi yorumunu okudum onlardan.

Her biri çok farklı ekollerde olsa da hepsi aynı tencereyi farklı kulplarından tutarak havaya kaldırmaktaydı.Sonra Tibet budizmi geldi.Bahsedilen yine Mutlak ama farklı bir yorumu vardı.Bunların hiçbirinin senin istediğin anlamda bir tanrı tanımı için yeterli değil ve *hepsi de öznel yorumlar.

Ben de ötesini merak etmekteydim.Kim bu konuda daha ne yazmış benim şu titreşimi başkaları neresinden yakalamış derken hipnoz,metafizik,ölüme yakın deneyimler ve ölümden sonrası iletişim konuları başladı.

En sonunda kuantum fiziği ve evrenin hologramı geldi ki,Aradığım şey en somut anlamıyla oradaydı.Fred Allen Wolf,Carl Pribram,Niels Bohr,David Peat okunası adamlardır. bu fizikçilerin yayınlanmış kitaplarını ve internetten tarayıp bulduğum makalelerini okumaya çalıştım.

Fizik alt yapım olmadığı için zihnimin bazen sıkılıp daraldığını hissettsem bile okumaya devam ettim.Keşke daha çok vaktim ve enerjim olsaydı.

Tanrıyı eğer izin verirsen Michael Talbot’un Holografik Evren’inden alıntılarla anlatmak istiyorum.Benimle özdeş ve ama bu sefer fiziği temel alarak tam da senin istediğin gibi öznel olmayan bilimsel bir şekilde mutlağı tariflemekte.

Bu iş için vaktimi ve zamanımı ayırıp bir parça fedakarlık yapmam lazım.Bana mutlağı tarifle derken olmazı istediğini düşünerek meydan okumaktaydın.Gaza geldim diye düşünmüyorum.Okuduklarımı paylaşmaktan her zaman mutlu olurum.Yeterki hepimizin olduğu gibi benim de kısıtlı olan zamanımın bir kısmını bu işe ayırdığımda,anlamlı bir paylaşım olsun,vaktim elverdikçe yavaş yavaş mutlakta ilerlemeye çalışacağım.

Kendi anlatımımla yapmayı ve okuduklarımdan aklımda kalanı aktarmayı tercih etmiyorum,hem iyi bir kalemim olmayabilir,hem de konuyu benim anlatmam sevgili spartacus için tatmin edici olmaz.

ikixiki 08-01-2008 20:43

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Olgunun karşısında ufak bir çocuk gibi oturun ve daha önce edinmiş olduğunuz tüm kavramları unutmaya hazırlanın,doğa sizi hangi uçuruma,her nereye yöneltirse yöneltsin,onu alçak gönüllükle izleyin,yoksa hiçbirşey öğrenemezsiniz.

* T. H. Huxley



Holografik Evren

Michael Talbot

Kar tanelerinden,akçaağaçlara,kayan yıldızlardan hızla dönüp duran elektronlara dek Tüm dünyamızın ve barındırdığı her şetin,yalnızca başka bir gerçeklik düzeyinden –bizim kendi gerçekliğimizin çok ötelerinde,sözün tam anlamıyla uzay ve zaman ötesindeki bir gerçeklik düzeyinden-yansıtılan hayaletimsi imgeler olabileceği konusunda bazı kanıtlar vardır.

Bu şaşırtıcı düşüncenin başlıca mimarları dünyanın en önde gelen düşünürlerinden ikisidir;ilki,Einstein teorilerinin korunmasını sağlamak amacıyla oluşturulmuş kurulun bir üyesi vedünyanın en saygın kuantum fizikçilerinden birisi olan Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden David Bohm,ikincisi Stanford Üniversitesinde nörofizyoloji uzmanı olan ve Languages of the Brain (Beynin Dili)adlı klasikleşmiş nörofizyoloji ders kitabının yazarı Karl Pribram’dır.İlginç olan Bohm ve Pribram’ın bu sonuca birbirlerinden bağımsız ve iki farklı yönde çalışırken varmış olmalarıdır.Bohm kuantum fiziğinde karşılaşılan tüm fenomenleriaçıklamada yetersiz kalan standart kuramları yıllarca hoşnutsuzlukla irdeleyip durduktan sonra,sonunda evrenin holografik bir yapıda olduğuna inanmış.Pribram ise çeşitli nörofizyolojik bilmecelerin çözümünde,günümüzde geçerli beyin kuramlarının başarısızlığa uğradığını gördükten sonra aynı sonuca varmış.Bununla birlikte Bohm ve Pribram bugörüşe vardıktan hemen sonra,bu holografik modelin aynı zamanda bir çok anlaşılma zolayı da açıkladığını görmüş,kapsamı en geniş kuramların bile açıklayamadığı birçok gizemi çözdüğünün,giderek doğada karşılaşılan tüm fenomenleri de kapsamına ladığının farkına varmışlar.Örneğin yalnızca tek kulağında duyma yeteneği olan bireylerin bir sesin hangi yönden geldiğini nasıl kestirebildiği ya da uzun yıllar görmediğimiz birinin yüzünü,o kişi bu arada son derece dğişmiş olsa bile nasıl olupta anımsayabildiğimiz gibi olgular holografi kuramıyla açıklanabilmektedir.

Ancak,holografik model konusunda en çarpıcı olgu,sonderece akıl dışı bulunduğu için genellikle bilimsel anlayışın sınırları dışında bırakılmış geniş bir fenomenler dizisine de süratle bir anlam kazandırabilmesidir.Bunlar arasında telepati,prekognisyon,kişinin kendini evrenle bütün hissetmesine neden olan mistik duygular,hatta psikokinezi ya da zihnin nesneleri hiç kimse dokunmaksızın yerinden oynatabilme yeteneği de vardır.

frodo 08-01-2008 21:09

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili ikixiki bu sefer tankımı almadan geldim.

Mutlağı tanımlamak için çıktığınız bu yola saygı duyarım. Ama sorular sormamıza izin varsa,
örneğin hatırı *sayılır miktarda insanlar "burçlara" inanıyor ise, burçların insanın kaderini belirleyen özellikleri olduğunu düşünecek miyiz ? Çünkü mutlağı "tanımlamaya" neden insanlar
tarihleri boyunca "tanrı" düşüncesine sahip olmuşlar diye sorup "inanmaktan kanıt" oluşturarak başlamışsınız. Aynı mantıkla gider isek burçlarında insan yaşamı üzerinde etkin olduklarını
düşünmemiz doğru olmaz mı ?

spartacus 08-01-2008 22:30

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili ikixiki

Mutlak nedir derken Tanrı anlattın. Mutlak nedir ayrı, mutlak olan ayrı şeyler olsa gerek diye düşünüyorum. Yani mutlağın anlamını bilmeden Tanrıyı nasıl mutlak olarak tanımlayabilelim, mutlağın anlamı sizce nedir, özü nedir, özellikleri nedir?
Yukarıdan aşağıya okurken aklıma ilk gelen şey Frodo'nun sorduğu soru oldu, sanırım cevabını beklememiz gerekiyor çünkü bütün yazınızı neredeyse bu sorunun cevabı üzerine kurgulamışsınız.

ikixiki 08-01-2008 22:42

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus ve frodo,

ben allahın sadece bir kuluyum elçisi değil unutmayın *:) sorgulamanızı ona göre yapın,

Mutlak ve tanrı aynı şey değilmidir? Eğer birisi mutlağın özelliklerini sayabiliyorsa bana da haber verin.Şu ikixikiye sorduğun soru,tarih boyunca felsefecilerin üzerinde beyin çıtırdattıkları soru.Kuşkusuz benim ki de kendince çıtırdıyor ama felesefi bir kuram yada kavram oluşturamayacağım ortada zaten o zaman çıtırdamaz,çatırdardı :)

Ben tanrı ve mutlağı birbirinden ayrı düşünemiyorum.Benim gibi amatör bir tanrıseverden çok daha önemli birinin hologram teorisini hep bir birlikte okuyabiliriz hem daha güvenilir hem de laboratuar ortamında ispatlı.

İşin aslı holograma ulaşana kadar ben de benzer şeyleri hissediyordum

spartacus 09-01-2008 00:13

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili ikixiki

Frodo'nun sorusu gümbürtüye gidiyor o yüzden bu nokta aydınlanmadan araya girmek istemiyorum. Frodo'nun yöntem üzerine bir tespiti var, öncelikle bu noktaya yoğunlaşmamız gerekir diye düşünüyorum... Siz bir çıkarsamada bulundunuz şimdi ise bu çıkarsamayı ele alalım diyorum!

Mutlak olan tanrıdır diyorsun tamam kabul olmasına kabulde, mutlak nedir lütfen açıklayınız. tanrı ile mutlağı biribirinden ayrı düşünememek diyorsun da, o halde mutlak nedir neden açıklamıyorsun? Ama lütfen tanrıdır deme, tanımla.
Holograma vs geliriz, bindirme yapmayalım, önce bastığınız tahtayı ele alalım ki ne kadar ağırlık taşıyabilecek bunu tespit edelim. (Frodo'nun sorusu ve Mutlak'ın anlamı, tahtamız bu oluyor)

placebo 09-01-2008 01:54

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sayın Spartacus,
* *Ben biraz sabırsızlandım açıkçası ve tam heyecan içerisinde okurken yarıda kesildi konu.Bence *sn.İkixiki'nin tüm konuyu bitirmesini bekleyip ayrıntılarına daha sonra geçsek daha iyi olmaz mı?Konunun devamını okumak için 5 gün daha beklemek istemiyorum.Eminim Mutlağın tanımının tartışması bu kadar sürede sonlanacaktır.Konu bitince soracağımız soruların toplamı da belli bir yekün tutacağından irdelemeyi en sona bırakalım derim.Tabii sizce de uygunsa
*
* * saygılar

spartacus 09-01-2008 10:22

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Preach
Elbette, ama Konu başlığı Mutlak nedir? Bu soruda özne kime mutlak denir değilde, mutlak kelimesi değil mi? Yazılar ise Tanrı nedir yada kimdir temelli, yani özne tanrı...

Ben bir başka başlıkda sevgili ikixiki'den mutlağın kelime daha doğrusu ona göre manasını öğrenmek istedim, *giriş ise mutlağın kim olduğuyla oldu.. Ve tabi mutlak olduğuna inanırsanız, göreceksiniz ki, mutlak olacaktır gibi bir yola girdik. Yani mutlak kimdir gibi bir sürece girmek benim öğrenmek istediğim basit manayı ve ayrıca sarfedilen emekde çok hemde çok fazlasıyla aşıyor. Bu nedenle araya girmek istemediğimi belirttim ve şevk kırıcıda olmak istemedim.

Bir anlatımda yada savda önemli olan temel kriter değilmi(basamağın tahtası olarak ifade etmiştim, ve elbetteki sonrasında gelen yazıları bu basamak kaldırabilecek mi, vurgu buraya oldu)? Bu açıdan buraya, Frodo'nun sorduğu soruya bir açıklık getirmeliyiz diye düşünüyorum, yani bir sonucu bir başka sonuca yada önsel çıkarıma bağlayacaksak, öncelikle ele almamız ve aydınlatmamız gereken önsel yargı yada çıkarımdır. *Geçerken burayı aydınlatalım, sonrasında ise bu örgü üzerine kurulan yazı ve görüşleri alalım. Bu örgü(önsel yargı, inanılıyor o halde tanrı var) aydınlanmadan sonrasında gelen ama bu temele bağlı metinleri nasıl anlayabilirim? En basit soruyu sormak aklıma gelmez mi "Zeus mutlak oldu mu?"...

ikixiki 09-01-2008 10:45

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili frodo,

Gençliğimde,üniversite yıllarımda burçlar benim özel ilgi alanlarımdan biriydi.Tembelliğimden bu ilgimi derinleştiremedim ve hiçbir zaman astrolojik harita çıkarma ve yorumlama seviyesine gelemedim.Fakat yeni tanıştığım birinin burcunu içimden tahmin etmek o zamanki genç ikixiki nin en sevdiği oyunlardan biriydi.Nasıl yapabildiğimi bilmiyorum,benim için özel burçlar vardır ve o burçlara sahip olanları doğum tarihlerini bilmediğim halde gereken enerjiyi yakalayabilmişsem yanılmadan tahmin ederdim.

Kavramlar bazen dört tarafından tutabileceğimiz sağlam kutulara konup tariflenemiyor.Ama tariflenemeseler bile deneyimlenebiliyorlar.Deneyimlediğimiz bir şeyi kavramsallaştıramamış yada elle tutulur bir konuma getiremeyişimiz onu yok saydırıyorsa bu çok büyük bir yanılgı olur.Burçlar ve astroloji insanoğlunun varlığının başlangıcından günümüze değin devam ediyor.Devamında ısrarlılık gösteren herşey,gerçekte varolup olmadığı konusunda bir daha dikkatlice bakışı hakediyor demektir.Benim aklıma yatmadığı için ya da somutlaştırılamıyor diye hiçbirşeyi yok sayamayız.Evet gittiğim mantık içinde burçlar da sorgulanabilir doğru bir yaklaşım,dürüst olmam gerekirse ben astrolojiyi de yok saymıyorum.

Milliyet gazetesinin astroloji danışmanı olan Hakan Kırkoğlu benim en sevdiğim astrologlardan biridir.Eğitimini Londra Astrolojik Çalışmalar Fakültesinde dereceyle tamamlamıştır.Yok saydığımız astroloji için bir fakülte kurulmuşsa ve bunun diplomalı bir eğitimi veriliyorsa benim astrolojiyi yok saymam kendi adıma haddimi aşmak olur.

Eğitimli bir astrolog bulursan yıldız haritanı çıkarttırmayı dene,karşılaştığın sonuç senin için şaşırtıcı bir deneyim olacak.

ikixiki 09-01-2008 11:07

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Holografik Evren'e devam

Kanada’lı nöroloji operatörlerinden Wilder Penfield ,1920 de belirli anıların beyinde belirli yerleri olduğu konusunda inandırıcı kanıtlar elde etmişti.Beynin en ilginç özelliklerinden biri acıyı doğrudan algılayamamasıydı.Kafatası lokal anesteziyleuyuşturulduğunda,tümüyle şuurlu durumdaki bir hastaya hiçbir acı vermeden beyni üzerinde ameliyat yapmak olasıydı.

Penfield,beynin bu özelliğinden yararlanarak bir dizi dönüm noktası niteliğindeki deneyi gerçekleştirdi.Saralıların beyin ameliyatlarında beyin hücrelerinin çeşitli bölgelerini elektriksel olarak uyarıyordu.Şuuru tümüyle yerinde olan hastalarından birinin şakak loblarını uyardığında hastanın geçmişte yaşanmış bazı anılarını son derece canlı ayrıntılarla yeniden deneyimlediğini görerek çok şaşırdı.Başka bir adam da Güney Afrika’daki arkadaşlarıyla yaptığı bir konuşmayı tekrar etmeye başlamıştı..penfield başka bir bölgeyi uyardığını söyleyerek hastalarını yanıltsa bile bu uyarı hep aynı anıları canlandırıyordu.

Ölümünden az önce,1975’te basılan Zihnin Gizemi adlı kitabında şöyle yazmıştı:Bunların birer rüya olmadıkları kesindi.Birbirlerini izleyen şuur kayıtlarının elektriksel uyarılarla işler hale getirilmesi söz konusudur.Bu kayıtlar,hastanın daha önceki deneyimleri sırasında oluşmuştur.Hasta tıpkı bir sinema filmindeki flashbackler gibi daha önceki bir dönemde idrak etmiş olduklarını tekrar yaşamaktadır.

Bu araştırma Penfield’ın kalabalık arasında karşılaştığımız her yabancı yüzden,çocukken gördüğümüz her örümcek ağına değin deneyimlediğimiz herşeyin beyinimize kaydolduğu sonucuna varmasına neden olmuştu.Eğer hafızamız,günlük deneyimlerimizi,dünya yaşamıyla ilgili en küçük ayrıntılarına dek herşeyiyle kapsayan eksiksiz bir kayıt aracıysa,o zaman olayların birbirini izlediği böyle görkemli bir kaydın içine dalmak bir alay yüzeysel bilgiyi su yüzüne çıkaracaktı.

Genç bir nöroşiruji öğrencisi olan Pribram’ın Penfield’ın engram kuramından kuşkulanmak için bir nedeni yoktu.Ancak daha sonra düşüncesini tümüyle değiştirmesine yol açacak bir şey oldu.1946’da Yerkes Primat Biyolojisi Laboratuvarında ve daha sonra Florida’daki Orange Park’ta büyük nöropsikolog Karl Lashley’le çalışmaya başladı.Lashley hafızadan sorumlu o bir türlü belirlenemeyen mekanizma üzerine *otuz yıldır kişisel bir inceleme yapıp duruyordu ve Pribram Lashley’in çalışmalarına ilk elden tanık oldu.Şaşırtıcı olan Lashley’in engramın varlığı konusunda hiçbir ipucu elde edememiş olmasınında ötesinde,yaptığı incelemenin Penfield’in tüm bulgularının dayandığı zemini yerle bir etmiş olmasıydı.Yaptığı hayvan deneylerinde beyinlerinden hangi oranda parça alırsa alsın,anıları ortadan kaldıramadığını görerek şaşırdı.Farelerin motor yetenekleri zayıflıyor labirentin koridorlarında topallıyor bile olsalar hafızaları inatla tam kalıyordu.

Pribram’a göre bunun tek nedeni hatıraların beynin belli bölgelerinde yerleşmiş olmayıp tüm beynin içinde yayılmış yada dağıtılmış durumda oluşuydu.

Anıların beynin içinde yayılmış olduğu yolunda giderek artan kanıtlara karşın Pribram beynin böylesi sihirli bir beceriyi nasıl olupta başarabildiğini anlayamıyordu.1960 yılının ortalarında Scientific American dergisinde okuduğu bir makale onu şimşek gibi çarptı.Bu makale bir hologram düzenin nasıl kurulduğunu anlatıyordu.Şaşırtıcı olan holografi kavramının kendisi değildi,Pribram’ın çözmeye çalışıp durduğu probleme de çözüm sağlıyordu.

ikixiki 09-01-2008 11:09

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus,

Senin için basamağın tahtasını koymaya çalışacağım ama şimdilik hem zamanım yok hem de hızar arızalı akşama doğru yazım gelecek :)

09-01-2008 11:22

Re: ''Mutlak'' nedir?
 

Sevgili ikikereiki ;

İman denilince aklıma "Kendini davranışlarda gösteren bilinçli bilgi" gelir.

Bilincimde varolan "Mana"ların, "Tarif"lerinin izini sürdüğüm yazı dizisini hazırladığın ve paylaştığın için,en azından kendi adıma sana teşekkürlerimi sunarım.

spartacus 09-01-2008 11:23

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili ikixiki

Felsefi tartışmalar bazen katı olabiliyor. Bazende bir çırpıda olacak şeyler değil. O nedenle yazıların geldikten sonra parça parça ele alalım derim.

Burç ve falların tarihsel, teolojik kökenine de ineriz bu arada :)

frodo 09-01-2008 16:01

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Burçlar konusunda küçük bir saptama yapıp konunun gelişimini bekleyeceğim. C.Sagan "Karanlık Dünyada Bilimin Mum Işığı" adlı harika kitabında ABD'de bir psikoloğun yaptığı araştırmayı anlatır.

Araştırmacı rastgele seçtiği 100 kişiye mektup göndererek "kişisel profil tahlillerini yapacağını,
bu işten hiçbir ücret talep etmeyeceğini, (ABD de bu işten para kazanmak mümkün ve yaygın imiş) ancak tek şartının profil tahlillerinin yaşamlarına uyup uymadığı konusunda geri bildirimde bulunma olduğunu belirtmiş. Deneklerin gönderdiği kişisel bilgileri üzerine yapılan profil (siz buna burçlara da bağlı falcılık deyin) çalışmaları deneklere iletilmiş. Sonuçta geri bildirimde bulunan deneklerin tamamına yakın kısmı (yüzdesini hatırlayamadım) gönderilen kişilik tahlillerinin kendilerini oldukça iyi tanımladığı ve yaşamlarına uyum gösterdiğini belirtmişler.

Ne var bunda diyebilirsiniz. Tüm deneklere gönderilen kişilik tahlilleri aynı imiş. Dahası hapishanede müebbet cezasını çekmekte olan bir seri katilin resmi kişilik profilinin giriş kısmından oluşuyormuş.

Not: Eğer merak ederseniz akşam kitaplığıma göz atıp isimler ve sonuçları kontrol edip yazımı
düzeltebilirim.

thunderpoint 09-01-2008 16:27

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Astroloji uzmanlarının topluma uyguladığı işlem de aynı niteliklidir aslında...

Uzman o gün -örneğin- bütün 'kovalar'a seslenir: "Bu gün çok şanslısınız!"
Aynı gün 'kova'nın biri kumarda malını-mülkünü, evini-barkını hatta ........'nı kaybeder ve rahatlar!...

vgm.1 09-01-2008 16:45

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Mutlak her zamanda ve mekanda doğru olan demektir. Bu da onu zamandan ve mekandan bağımsız yapar. Lütfen evrensellikle karıştırılmasın.

Saygılarımla;

Yükselene bakmak lazım sevgili thunderpoint.

Saygılarımla;

spartacus 09-01-2008 17:06

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Fal konusuna geldiğimizde üzerine düşmemiz gerekn fal'ın yöntemidir. Genel geçer, olağan, muğlak bir şekilde oltanızı atacaksınız, kaçırma ihtimali düşüktür, bu gün olmazsa yarın denk getirisiniz.

Mesala ben bir tane söyleyim "akşama doğru açlık hissedeceksiniz :)"

Sevgili Peker doğru kelimesi mutlağı tanımlama açısından karşılamıyor. Bu halde her zaman ve mekanda yanlış olmakda mutlak olur diye düşünüyorum...

Doğru kelimesini idealizm sever, o nedenle mutlağı ifade ederken bu kelime sevecenlik sağlar :) Oysa mekan da zamanda somut kaynaklıdır bu halde mutlağın tanımında nesnelin kriter teşkil ediyor olması gerekir. Aslen kısa kesiyorum çünkü bu konu hala devam ediyor ve henüz mutlağın beklenen özel tanımı yapılmış değil :)

vgm.1 09-01-2008 17:43

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
"Sevgili Peker doğru kelimesi mutlağı tanımlama açısından karşılamıyor. Bu halde her zaman ve mekanda yanlış olmakda mutlak olur diye düşünüyorum... " Spartacus

Sevgili Spartacus;

Karşılar; şöyleki 2x2=5 (mutlak kabul edelim) yanlıştır dediğiniz zaman, bu doğrudur.

Saygılarımla;

ikixiki 09-01-2008 17:45

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Münakaşa hiçkimseyi tatmin etmez ve aksine bölünmeyi,hiddeti beraberinde getirir.Çivi için çekiç ne ise insan düşünceleri için de münakaşa odur.Henüz doğrulanmamış düşünceler münakaşadan sonra şapkasına kadar sağlam çakılmış çivi gibi yanlış olarak kalır.

Tolstoy

Yukarıdaki cümleyi kendim ve hepimiz için buraya astım,bu tartışmamıza devam edelim güzel ve eğlenceli geçiyor ama bunun asla bir münakaşa olmadığını hatırlayalım.Ben unutursam siz de beni uyarın.

Sevgili frodo,

Eğer astrolojinin gerçeküstü olduğunu düşünüyorsanız bunun için beni değil,astrolojiyi ana dal kabul eden fakülteleri ve oradan diploma alanları ikna etmelisiniz,ben astrolog değilim,tanrıseverim:))Biz yok saysak bile,yok saydığımız her neyse birileri bunun eğitimini fakültelerinde diploma karşılığı verebiliyor.

sevgiler

spartacus 09-01-2008 19:08

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Alıntı:

Peker";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 105916)
Karşılar; şöyleki 2x2=5 (mutlak kabul edelim) yanlıştır dediğiniz zaman, bu doğrudur.

Saygılarımla;

Sevgili Peker belkide yanlış anladım, belkide yeterince bilmeden yazdım. Ne demek istediğimi açıklayayım...
2x2=4 dediğiniz zaman 4 mutlak bir değer olur ama görüldüğü gibi işleme bağımlı ve işlemle sınırlıdır. Burada kaçınılmazlığı belirleyen işlem ve dolayısıyla sonuçtur. Yani işleme ve rakamlara bağlı kalındığı sürece, farklı zaman ve mekanda binlerce kere de ve farklı farklı kişilerce olsa yapılacak yada değişik noktadan yaklaşılacak olan işlemde mutlak; değişmeyendir. Doğru kelimesi yerine değişmeyen olması gerekmez mi? Doğru ise işlemi yaparken, mutlağı belirleyene yaklaşım açısından-yöntem- belirleyici olmaz mı? Bir diğer deyişle doğru göreceli değil mi?

Mutlak kelimesine tanrısal mutlaklık noktasıyla yaklaşmıştım, yani hiç bir işlem ve koşula bağlı olmaksızın her daim var olmak ve aynı kalmak. Hiç bir koşula-işleme bağlı olmayan bir varlık ve var oluş, hiç bir biçime bağlı olmayan bir kalıcılık, hiç bir koşul altında değişmeyen bir şey vs.vs... Oysa varlık da bir koşuldur diyerek bir kapı araladım. Bakalım koşulsuz mutlaklık nasıl bir şeymiş?

vgm.1 09-01-2008 19:34

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili Spartacus;

Aslında benimde ilk aklıma gelen değişmez kelimesi idi, fakat değişmezi nasıl ispatladırırsınız sorusunun yanıtı, beni onun (önermenin, fonksiyonun, yargının) doğru olmasına götürdü. Çünkü mutlak doğru her (zaman ve mekan) koşulda doğrudur, dolayısıyla değişmez. Mutlak doğru değişmezi de kapsar diye düşündüm. Değişmezin öncülü, doğru olmasıdır.

Saygılarımla;

spartacus 09-01-2008 20:01

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Bende zaten yazarken şöyle gidip, gidip geldim. İkircikli kaldım-halada öyle diyebilirim-, değişmezi ise işleme sadık kalarak ispatlayabiliriz diye düşündüm çünkü bunu belirleynde yine işlemin kendisi oluyor. Bu nedenle mutlağı belirleyen doğru değil, işlemin kendisidir diye bir sonuca ulaştım. İşlem var olduğu ve sadık kalındığı koşulda sonuç değişmeyecektir ve bu değişmezlik mutlak kelimesi için özde bir tanım sağlar. Ölçüt ise işlemsel koşul olacaktır(yani işlemsel koşul karşılandığı sürece mekan ve zaman anlamsız olacaktır). Mutlak kelimesi açısından(bu kelimeyi baz alarak) yaklaştığımda değişmeyen anlam kazanıyor, çünkü herkesce doğru olan değil, değişmeyen mutlak oluyor diye düşünüyorum.

ikixiki 09-01-2008 21:56

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus,

Tüm bu tartışmalarımızda ben tanrının varoluşunu kendi içimde bir kere daha kendimce delilleriyle hissetme şansı bulurken ki yazdığım pek çok şeyi deneyimleyebiliyorum,aynı zamanda *sizin de gerçekte bir tanrı olmadığı varsayımınızı güçlendirmekten öteye bir şey yapmıyorum.Siz tanrısız bir dünyada yaşıyorsunuz ben tanrının kendimce var olduğu bir dünya da yaşıyorum.Kendimce çünkü ancak farkedebildiğim kadarından haberdarım.Tanrıyı hissetmiş olmam onu bir elma ağacı gibi kavrayıp silkeleyebildiğim ve düşen elmanın tadına bakabildiğim anlamına gelmiyor.

Yaşadığımız dünya,deneyimleyebildiğimiz dünyadır,kırmızı kavram olarak kırmızı iken herkes kendi kırmızısını kendi deneyiminde bulur fakat şuna emin olun ki sizin *yok diyerek kestirip attığınız tanrının içimdeki titreşimini sorgularken sizden çok daha fazla emek sarfetmiş durumdayım.Benim için en şaşırtıcı olan şu son on senedir okuduklarımdan tasavvuftan,budizmden ve tüm mistik romanlardan sonra holografik evrende aynı yankıyı bulmam oldu.Okuduklarımın hepsi aynı titreşimin özde kesinlikle aynı fakat renkte biraz farklı yorumlarıydı.

Eğer ben bir hayal dünyası içindeysem,benimle beraber aynı hayal dünyasını yaşayan pek çok kişi var aynen benim gibi duru ve sade bir yoldan tanrıya bulan üstelik ben kendi sonuçlarımı onlardan bağımsız olarak farkettikten sonra diğerlerine ve beni onaylamalarına ulaştım.Ben bir tasavvufçu yada felsefeci değilim,ama kavramları ve fikirleri sorgulamak kadar heyecan verici başka bir özel zevkim yok.

Aşağıda sizin için alıntıladığım mutlak tarifi benim değil ama bugün sabah işe gitmeden *kütüphanemde spartacus için şu mutlağı hangi kulpundan yakalasamda işin içine benim öznel deneyimlerimi katıp kendimi daha fazla kabak çiçeği gibi ortaya dökmesem derken ilk çektiğim kitabın içinden çıkıp geldi.Eğer bir inanan olsa idiniz mutlağı size ben kendi cümlelerim ile tariflerdim,çünkü ne zaman tanrıyı derinden hissetsem ve onu anmaya yürekten başlasam cümlelerimde çığrından çıkıp duygusallaşmaya başlıyor ve bunu ateist bir çoğunluğun ortasında yapıp kendimi açmak en son istediğim şey.İşte size coşup taşmamış akıllı uslu cümleler ile yapılmış bir mutlak tanımlaması emin olun bunu ben de yapsa idim tıpkısının aynısı olacak ama yine konuyu çiçeklendirip böceklendirecektim.

İbn Arabi’nin Füsusul Hikemden çok sevdiğim bir deyişi ‘’yokluğun yokluğu varlıktır’’

ikixiki 09-01-2008 22:00

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus'e özel ''mutlak'' tarifi

Sri Nisargadata Maharaj'ın ''Ben O'yum'' kitabından alınmıştır.Fena bir tarif de değildir.Biraz şekeri eksik o kadar :)


Bir ruhsal yorum sistemi inandırıcılıktan ve mantık yoluyla kabul edilebilirlikten uzak hale gelirse,takipçilerinin çoğu bir başka sisteme yönelir ama bir süre sonra,diğer sitemde de sınırlamalar ve çelişkiler bulurlar.Bu kabul ve reddetmelerden oluşan verimsiz arayıştan sonra onlara kalan sadece kuşkuculuk ve varoluş gerçeğinin bilinemeyeceği inancıdır.Bu durum da onlarıyaşamın kaba gereksinmelerine boğulmuş,yalnızca maddi kazanımlarla ilgilenen bir yaşama iter.Bununla birlikte kuşkuculuk bazen,seyrek de olsa sözlerden dinlerden veya felsefi sistemlerden çok daha derin olan temel gerçekle ilgili bir sezgiye yol açar.

Çevremizdeki tüm formlar geçicidir ve sürekli akım halindedir.Hepsi de neden sonuç ilişkisine bağlıdır.Bu yasa bedenimize ve zihnimize de uygulanabilir.İkiside geçicidir ve doğum ile ölümle sınırlıdır.Dünya ancak bedensel duygular ve zihin aracılığı ile bilinebilir.Bilme yöntemimizin temel yapısı budur.Bu demektir ki zaman,uzay(mekan) ve nedensellik (neden-sonuç) ‘’nesnel ya da dışsal varoluşlar değildirler;onlar için de herşeyin şekillendirildiği zihinsel kategorilerdir.Her şeyin varlığı ve şekli zihne bağlıdır,zihne göredir.Bilmek ya da idrak zihinsel bir üründür.Ve zihin tarafından görülen öznel dünya,zihnin huzursuz durup dinlenmeyen faaliyetine bağlı olarak sürekli değişmektedir.

Sınırlı kategorileri –amaçlılığı,öznelliği,dualitesi,v.s.- ile huzursuz zihnin karşısında Ben (ben * * *varolanım) hissi yer alır.Hepimiz düşünen değil ama hiçbir yüklemi olmayan bir beniz.Benliğimizi idrak edip kendi kurmuş olduğumuz tüm hapishanelerden kurtulmamız için tek gerçek beyan ben olduğumuzdur.Diğer herşey varılan sonuçlardan ibarettir.Hiçbir çabayla ben-im’i,ben değilime çeviremezsiniz.

Gerçek deneyimi yaşayan zihin değil,Ben yani herşeyin onun içinde meydana çıktığı,göründüğü ışıktır.Ben tüm deneyimlerin içindeki ortak faktördür;içinde herşeyin vaki olduğu farkındalıktır.Tüm bilinç alanı ‘’Ben-im’’in içinde bir nokta gibidir.Bu ‘’Benim’’lik bilincin,bilincinde olmak,kendinin farkında olmaktır.Ve o tanımlanamaz,nitelendirilemez olandır,çünkü onun sıfat ve nitelikleri yoktur.

İçinde şu veya bu olma zanının olmadığı derin uyku halini düşünün.Ama o uykuda ‘’Benim’’ yine vardır.Ve sonsuz şimdi’yi görün.Bellek geçmişteki olayları ve şeyleri şimdi’ye getirir gibidir ama olan herşey yalnızca şimdi’de olur.Fenomenler ancak zamansız şimdi içinde gerçekleşir.Böylece zaman ve neden-sonuç ilişkisi gerçekte geçerli değildir.’’Benim’’ dünyadan,bedenden ve zihinden öncede vardı.’’Benim’’ içinde onların görünüp kayboldukları alemdir.’’Benim’’ onların hepsinin kaynağıdır,dünyanın şaşırtıcı çeşitliliğiyle görünmesine olanak veren evrensel güçtür.

‘’Benim’’ duygusu,bu ilkselliğine rağmen,en üstün olan değildir.Mutlak değildir.Bu ‘’Benimlik’’ duygusu ya da tadı zamanın tamamen ötesinde değildir.’’Benim’’ duygusu bedenden çıkar,beden yokolduğunda sönüveren alev gibi yokolur.Saf farkındalığa varıldığında,artık hiçbir şeye gereksinim kalmaz,’’Benim’’e bile ki,zaten o mutlağı işaret eden bir yön göstericiden başka bir şey değildir.O zaman ‘’Benim’’ farkındalığı kolayca sona erer.Var olarak kalan sözcüklerin ötesinde olduğundan,tarif edilemez.İşte en gerçek olan bu ‘’hal’’dir,herşeyden önce gelen saf potansiyellik hali,’’Ben-im’’ ve evren onun yansımalarından ibarettir.İdrak edilen mutlak işte budur.

Mutlağı görmek için dünyayı görmek zorundayız.Dünyadan ayrı olarak Mutlağı yani Tanrıyı görüş yoktur.Dünya ötesindeki Tanrıyı görmek,Tanrı olmaktır.Dünyayı görmemizi sağlayan aslında Tanrı olan ışık,’’Ben-im’’, görünüşte çok küçük bir kıvılcımdır ama yine de her bilme ve sevme eyleminde ilk olan O’dur.

Karanlık bir odaya girdiğinizde hiçbir şey görmezsiniz,dokunabilirsiniz ama renkleri ve şekilleri göremezsiniz.Pencere açılır oda ışığa boğulur.Renkler ve şekiller meydana çıkarlar.Pencere ışığı verendir ama onun kaynağı değildir.Kaynak güneştir.Aynı şekilde madde karanlık oda gibidir;bilinç -pencere- maddeyi duyularla ve algılarla doldurur.En yüce ise güneştir,hem maddenin hem ışığın kaynağı olan güneş.Pencere açık veya kapalı olabilir ama güneş her zaman parlar.Bu tamamen oda için fark oluşturur,güneş için ise hiç.Fakat bütün bunlar o küçücük şey,yani ‘’Ben-im’’ (varolanım) yanında ikinci derecede kalırlar.’’Ben-im’’ olmadıkça hiçbir şey yoktur.Tüm bilgi ‘’Ben_im’’ hakkındadır.’’Ben-im’’ hakkındaki yanlış bilgiler tutsaklığa,doğru bilgi ise özgürlüğe ve mutluluğa götürür.

Araya giriyorum spartacus’e özgürlükte sınırsızlığı tanımlamak için kafesteki kuşun tüylerini yolarken yukarıdaki alıntıdan habersiz tam da bunu anlatmaya çalışıyordum. :) Devam....

Mevcut olmak demek bir şey,bir duygu,bir düşünce,bir fikir olmak demektir.Bütün mevcut olanlar özel kişiseldir.Sadece varlık (varoluş) evrenseldir,şu anlamdaki her varlık diğer bir varlıkla uyum içindedir.Mevcut olanlar arasında uyumsuzluk ve çatışma olabilir,varlıkta asla.Mevcut olmak demek meydana geliş,değişim,doğum,ölüm ve tekrar doğum demektir,halbuki varlıkta huzur ve sukunet vardır.

Herkes kendi dünyasında yaşar,bütün dünyalar eşit ölçüde iyi yada kötü değildir.Farkı oluşturan dünyayı projekte eden zihnin onu renklendirmesidir.Dünyamız öznel olduğu sürece ve öznel olduğu ölçüde illüzyondur.Herşey özneldir fakat gerçek nesneldir.O anılara ve beklentilere,arzulara ve korkulara,sempati ve anti patilere bağlı değildir.Herşey olduğu gibi görünür.O’na ne dersek diyelim *‘’O’’ sürekli,tam,değişmez,yeni,daima taze olandır.Arzusuzluk ve korkusuzluk bizi oraya götürür.

spartacus 10-01-2008 00:21

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili ikixiki

aslında birazcık uzun bir yazı yazmıştım, ama sonunda bu kadar genellemenin, genellemenin, genellemenin ve daha kendisiyle bile çelişen tutarsızlıkların içinde yazılmış alıntıladığın yazıda ciddiyetle ele alınacak bir şey bulamadım, şimdilik az geride kalsın sonra bakarız diye düşündüm. Yazarında sorumluluk duygusu taşımadığına kanaat getirdim. Bildik nakaratı soslamış, pullamış, iyicede birbirine bulamaç yapmış ortaya yiyin gari diye sunmuş. Bu anlatılanlar idealizmin sıkışınca artık her şeyi yani nesnel alanı hiçliğe, hayali alana, öznele taşımaya kalmasıyla ilgili bildik şeylerdir. Bu kadarına pes diyor ve kendime
"Bu kadar akıllının içinde sen nasıl delisin böyle" diyorum.
En azından evvel idealist filozoflar ele avuca gelir, bu kadar genellemeye ve benzetmeye, biçimciliğe boğulmamış bir sadelikle anlatırlardı, bir yerinden tutup ele alabilirdiniz. Ama alıntıladığın yazıdaki kişi sorumsuz olduğu kadar yöntemsizde, tutacak hiç bir tarafı yok. Ama yapabileceği bir şey varmış, *karanlıkta, ama kesinlikle içeriye tek bir ışığın girmediği bir karanlıkta, kafasını duvarlara vurmakmış. (karanlık örneği yine alıntıladığın yazardan alınmıştır, bir paragrafda fazla uçmuş, o paragrafa istinaden, ayakları yere bassın diye kafasını duvarlara vurması, öznel dünya, nasılsa bir tepki duyumsamayacak düşüncesiyle kullandım)

Sizden istediğim mutlak kelimesinin yani kavramın size göre tanımı idi. O kadar ki deve atladı hendekden, siz hala kavramı tanımlamadınız. tanım yani anlam bakımından, kavram olarak sizce manasını almak istemiştim. Ama eğer bu anlattıklarınızdan devam edeceksek, bunuda sırasıyla yaparız. Bu kadar genellemede ele alabilecek ne var pek bir şey yok8he de geç) ama olsun, kendisiyle bile çelişen paragraflara teker teker bakarız.

Yinede tutunmak için bir soru sorayım ama lütfen kendiniz yanıtlayın-(birde alıntılarınızda mümkünse neresi sizin yazınız neresi alıntı en azından bir çizgi çekiniz yada alıntılarınızı eğik yazınız ne bileyim nasıl ayıracaksanız artık).
Siz yoldan geçmektesiniz. Ben ise bir dükkanda yolu seyretmekteyim. Bu halde siz(beden), nesnel olarak varmısınız yoksa salt bir bilinçle ve duyularla doldurulmuş maddemisiniz?

dilaver 10-01-2008 01:06

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
preach in istegi üzerine soracagım soruyu ertelemiştim ama baktım ki işler çıgırından çıkmış o halde çorbada benim de tuzum bulunsun istedim.

.İnsanın varoluşunun başlangıcından beri birbirleriyle yalıtılmış durumda yaşayan toplumlarda bile bir yerlerden bir tanrı figürü fırlıyorsa durup düşünmek gerekir.İnsanoğlunu tanrı kavramına ısrarla ulaştıran nedir. * *demiş ikixiki

* şimdi ben bu toplumlar hangisi diye merak ediyorum. Sınıfların oluşmadıgı, mülkiyetin kollektif olarak devam ettigi, temel ekonomik modelin avcılık ve toplayıcılıga dayandıgı bir tane toplumda tanrı düşüncesini gösterebilirm misiniz. Yanlız bu toplumlar misyonerligin girmedigi toplumlar olmak zorunda.

* *19-20 yy Avusturalya kabileleri ve bu konudaki araştırmalar size yol gösterecektir. Benim şimdiye kadarki araştırmalarım sınıfların oluşmadıgı toplumlarda tanrı fikrinin de olmadıgı yönünde. Üstelik soyut düşüncede kendisini ancak sınıfların varlıgı ile ortaya çıkarıyor. Ondan önceki düşünce biçimleri hep somuttur, doganın gözlemidir. Tanrı yoktur, totem vardır. Totem ise tanrı degildir, toteme yalvarılmaz, totem tehdit edilir yani din degil büyü vardır.

* * İkixiki bu argümanını bu toplumlardaki tanrı düşüncesine dayandırıyorsa bizim de ileri bir adım atabilmemiz için bu tanrıları ya da tanrı düşüncesini, ifade ediliş tarzını, söylencelerini bilmemizde büyük fayda var diye düşünüyorum.

* * saygılarımla

aydoe 10-01-2008 01:21

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Mutlak diye bir şey yoktur.

Herşey zaman ve mekan içerisinde vardır.

Ben,ben deyip ,egonun dışındaki dünyayı görüp te algılayamayan ve benine bağımlığından,
dış dünyanın şaşkınlığını yaşayanların yarattığı zaman ve mekan ötesi bir kavramdır.
Olmayandır.

Doğrusu kendini ben olarak algılayan kişinin kendi dışında bir sürü benler ve büyük bir kainat
ve sürmekte olan bir devinimin içinde olduğunu kavraması,bir bütünün parçası olduğunu görebilmesidir.

Beni yüceltip varlığını fizik ötesine götürmek ve fizik ötesi manalar yaratmak,maddeyi aşmak,
gerçeklerden kaçmaktır.
Beyin çok güçlüdür,düşünsel olarak bu yaratılabilir ama gerçek değildir.
Madde bağımlılığında ve değişik akıl rahatsızlıklarında benzer duygulanımlar yaşanabilmektedir.
Saygılar

spartacus 10-01-2008 01:45

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Ben, nesnel alan yoktur, belirleyici olan zihindir, algılar maddesel değildir, maddeleri var eden algılardır ve dualist(iki dünya) düşüncenin kaynağı açısından anahtar isimi veriyorum, aklımdayken vereyim de sonra değerlendiririz. (sınav değil ki kopya vereyim değil mi ama :) )
Anahtar isim;
Piskopos George Berkeley.

aydoe 10-01-2008 01:50

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sağol Spartacus
Ben bir sınavda kopya çektimde sınıfta kaldım.
En iyisi *doğru bildiğini yazmak ve çalışmaktır,kopyayı ezberciler çeksin
Saygılar

vgm.1 10-01-2008 02:05

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
"Sonsuz bir varlık kendisini sınırlayacak mekanda ve zamanda bulunamaz. Öyleyse hiç bir yerde değildir, hiç bir yerde olmayan şey de yok demektir.,"

* Gorgias

vgm.1 10-01-2008 11:50

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
"Bende zaten yazarken şöyle gidip, gidip geldim. İkircikli kaldım-halada öyle diyebilirim-, değişmezi ise işleme sadık kalarak ispatlayabiliriz diye düşündüm çünkü bunu belirleynde yine işlemin kendisi oluyor. Bu nedenle mutlağı belirleyen doğru değil, işlemin kendisidir diye bir sonuca ulaştım. İşlem var olduğu ve sadık kalındığı koşulda sonuç değişmeyecektir ve bu değişmezlik mutlak kelimesi için özde bir tanım sağlar. Ölçüt ise işlemsel koşul olacaktır(yani işlemsel koşul karşılandığı sürece mekan ve zaman anlamsız olacaktır). Mutlak kelimesi açısından(bu kelimeyi baz alarak) yaklaştığımda değişmeyen anlam kazanıyor, çünkü herkesce doğru olan değil, değişmeyen mutlak oluyor diye düşünüyorum" spartacus

Sizin sözlerinizden hareketle;

1. Mutlak olan değişmezdir.
* *Ne değişmez? Mutlak olan.
* *Ne mutlaktır? *Değişmez olan.
Bu kapalı bir önermedir ve kerameti kendinden menkuldur.

Saygılarımla;

vgm.1 10-01-2008 13:36

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili ikixiki;
Sn. dilaver'in taşıdığı hologram evreni başlıklı yazı, sizin hologram evrenini anlatmış artık mutlağa gelseniz, ben dayanamayıp bildiğim kadarıyla tanımlamaya çalıştım, sn. spartacus devam ettirdi, zahmet olacak ama artık sizde mutlağı tanımlasanız ve oradan nereye ulaşacaksanız onlarıda belirtseniz.

Kısa tutarsanız ayrıca minnettar olurum.

Saygılarımla;

spartacus 10-01-2008 14:10

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili Peker
Değişmezlik bir özelliktir. Mutlağı tanımlamaya çalışıyoruz, bu halde bize lazım olacak şeylerin başında özellik gelir. Değişmezlik mutlağın bir özelliğidir, değişmez olan mutlak, mutlak olan değişmezdir değil, tanımlamada mutlağı esas aldığımız için birisi kavram iken diğeri özelliktir. Mutlaklık kavramsal tanımı zaten değişmezlik özelliğinden alır. Bu açıdan, mutlak açısından baktığımızda doğru kavramı bir özellikmidir? Mesala 2x2=4 dediğinizde, doğru 4 için bir özellikmidir, oysa burada mutlak olarak görülen 4 dür ve işleme has bir değişmezlik ortaya çıkar -ki bu değişmezlik bir özelliktir- Bilgi de aslında böyle edinilmez mi, mesa su sıcaktır, dokunduğumuzda suyun sıcak olması bizim bilmemizden değil, suyun özelliğinden kaynaklıdır.(ikixiki nin alıntıladığı yazılardaki söylemlerin tam tersi yani, nesnellik)

Mutlaklık zaten bir kapalılıktır.

Nesnel alanda yani soyutlamada değil somut alan açısından bütün mekanlarda ve zamanda(hareketde) mutlaklık salt soyutlama açısından anlam taşır, nesnel alanda karşılığı yoktur. Şöyle ki suyun 100 derecede kaynaması mutlak kabul ediliyor olsun. Ne zamanlar için felsefede mekanikliğin hakim olduğu (200-300 yıl önce) dönemler için olsun, oysa suyun özellikleri(iç-dış) sonucu değiştirecektir. 100 Dereceye ise doğru demek, su açısından bir özellik arzetmeyecek, sonucuda değiştirmeyecektir burada belirleyicilik su'yun özelliği ve diğer maddelerle olan ilişkisidir.

----------------------------------------------------------------------
Mutlak idea ile yola çıkan antik çağ idealizmi, insanın doğayı tanıma, maddeleri inceleme, gözlemleme(ki algılar), algıların zihinden maddeye değil aslında maddeden zihine olan yolunu çözümlediğinde, bir çıkış bulma sorunsalı ile karşı karşıya gelmiştir. Çünkü nesnel yasalar, öznelci felsefik görüşlerin aksini gösteriyordu-gerçek bilimezlikler aleminde yok edilmeliydi- Su aktığı yada akıtıldığı için değil, aslen nesnel koşulların, suyun yapısının vs bir sonucu olarak ortaya bu hareket çıkıyordu(insan açısından da demek ki iradeden bahsedilebilirdi, özgür bir iradeden-ki buda sosyal yanı-)... Kabaca geçtiğim bu ifade bakımından, bilhassa 18. yüzyıl ve 20. yüzyıl arasında, mekanikde ve bilimde katedilen mesafe, bilhassa doğa bilimlerindeki ilerleme, idealizmi algılar dünyası ve algılanamayanlar dünyası olarak daha da fazla -algı merkezli- bir ikiliğe, dualizme yöneltmiştir. Temel kaynak açısından zaten dualizm binlerce yıl öncenin dinsel kaynağında natik çağ idealizminde zaten vardı. Ancak bu dualist özellik nesnel değil, düşünsel açıdan, yani salt soyut bir anlam taşıyordu, bu halde salt soyut içinde somut gözlem yapma şansı olmadığı gibi, dualist alem yada alemler somutlanamaz dolayısıyla bu söylemler bilgi olma özelliğini karşılamazdı. Yinede kaçılamaz bir gerçek vardı, oda diğer alem her ne olursa olsun, içinde olunulan dünya gözlemlenebiliyordu, dolayısıyla diğer alem üzerine soyut(öznel açıdan) dilediğimizce savlamalarda bulunabilirken, içinde olduğumuz ve gözlemleyip, hatta deneyleyebildiğimiz nesnel koşullar açısından böyle bir kaçar yol yoktu. Nedensellik ilkesine burun kıvırarak yaklaşan idealizm, belirli oranlarda nedenselliğe ve nesnele yönelirken, o yüzyıllarda diyalektiğide bir yöntem olarak kullanmaya yöneldi. Burada diyalektiğin kullanımı aslen felsefeye bir metod sağlamak onun bir parçası olmasını sağlamak değil, nesnel alan ilişkilerini çözümleyerek bunları idealist(öznelci), öznel kurgularına gerekçeler oluşturmak şeklindeydi. Kısaca diyalektik yöntemle edinilecek bulgular felsefik yargıları değiştirmeyecek, özünde ona bağlı kılınması açısından bir metod oluşturacaktı... Herneyse, içinde yaşanılan dünya nesneldi ve nesnel açısından bir ilişkiler bütünü vardı. Antik çağ materyalizmi açısından önemli bir metod *sağlayan Demokritos, "bir yıldızı incitmeden bir çiçeği kopartamazsınız" derken haksız sayılmazdı çünkü aslında hareket maddenin varoluş biçimlerinden birisi idi. Her şey biribiriyle ilişki halinde, her şey birbiriyle etkileşim halinde, her şey durum değiştirir, her şey değişir, dönüşür, *durağanlık ve dinginlik yoktur.. diyen diyalektik yöntem, insanlığın gözlem ve deneylerle katettiği yol ve bilinç sonucunda idealizmin yöntemi olan metafiziği, nesnel alan ve bu alandaki teknolojik gelişmelerlede zora sokuyordu. Oysa metafizik yöntemde hiç bir şey değişken değildir ve her şey aslında bir dinginlik, durağanlıktır, felsefeye ise şey diye bir şey yoktur, her şey bir "ben" de şeydir-keyfiyet- olarak yansıtılıyordu. Oysa suyun akışı, yerçekimi bile nesnel alan gözlemleri açısından bir yöntem olarak metafiziği dışlıyordu. Suyun neden aktığını bilmemiz için su ve ilişkide olduğu maddelerin özelliklerini bilmemezi dolayısıyla maddelerin özellikleri olduğunu kabul etmemiz gerekiyordu. (Oysa metafizik madde yoktur dolayısıyla özellikleride yoktur der, materyalist görüş ise bir şeyi bilmek o şeyin özellliklerini bilmek ile mümkündür noktasından yaklaşıyordu)...

Çıkış olarak içinde bulunduğumuz dünyanın, yani dualist görüşteki 1 nolu dünyanın(siz alemin, evrenin diye genişletebilirsiniz çünkü dualizm evren olarak genişletmiştir), aslında bir algılar dünyası olduğu, dolayısıyla her şeyin bir şey(somut varlık) değil, öznel(zihinsel) olarak bizlerin algılarında bir şey olduğunu, dolayısıyla maddenin değil algının olduğunu, algı ise zihinsel bir başlangıçtan madde olana doğru yol aldığı için, özünde madde diye bir şeyin olmadığı noktasına gelmiştir. -Aslında burada Klasik Alman idealizmide "kendindeşey" dışlanmıştır- Bu halde nesnel hiç bir şey yoktur, her şey özneldir, zihinseldir ve zihinlerde varolur. Artık 1 nolu dünyada nesnel değildir ve dolayısıyla biz nensel, somut şeylerin içinde değil, algısal olarak farkedilen, zihinsel bir dünyanın içindeyizdir. Bu halde somut üzerinde yapılan çalışmalar anlamsızdır, çünkü madde olmadığı için maddeninde özellikleri yoktur dolayısıyla bilgi maddenin özelliklerinde değil, onu belirleyen zihnimizin kendisidir sonucuna varmıştır. Kısaca maddeler zihnimizdeki simgelerden, başka bir şey değildir, o halde maddeler zihnimizdeki simgeler ise algıda nesnellik yoktur!(devam edeceğim ama kısaca varılan sonuç Dünyanın aslında var olmadığı sonucudur, böylelikle insanın doğa bilimlerinde, fizikte nesnel alanda katettiği ilerlemeler de nesnel değillerdir, nesnel açıdan anlamsızdır, çünkü dünya zihinlerimizde bir simgeden ibarettir. Böylelikle "bilinemezliği yasa yapmış idealizm" kaçışı olmayan ve ikili dünya görüşlerinde ki bilinebilir(maddi) dünya'dan da sıyrılmış, karizma kurtarılmıştır)

Buradan çıkan sonuçda, bilgi şeylerin özelliklerinin kavranması mıdır yoksa zihindeki simgelerin algılanması mıdır? Örnek, havanın soğuk olması, o anki nesnel alanın bir özelliği olduğu içinmi algılanır, sarfedilir, yoksa hava yoktur dolayısıyla soğukda yoktur, soğuk zihnimizdeki algıdan ibarettir mi demek gerekir? İdealist felsefe her zorda kaldığında bilinemezliğe sarılır, çünkü der bilinebilirlik zihinsel bir şeydir, oysa materyalist görüş ise, her şey bilinebilirdir, bilinebilirlik şeyin bir özelliğidir, dolayısıyla bizlerin bilmesi ile bir şeyin bilinebilir özelliği iki farklı şeydir diye yaklaşır. Bir şeyin özelliklerine eriştiğimiz ölçüde bilinebilirdir, erişemediklerimiz ise bilinebilir özelliklerini kaybetmezler... Kant'ın "kendindeşey" bilinemez ilkesiyle, bir şeyin özelliklerinin bilinmesi ile kendinde-şey'i ayrı tutmak saçmadır, çünkü bir şeyin özelliği kendinde olan şeylerdir ve özellikler ise algılanabilir şeylerin tümüdür. Burada öncelik algılayan zihin değil, öncelikle algılanan nesnedir ve özellikler nesnelere aittir-bilinebilirdir-. O halde demek ki özellik zihne değil, şeyin zihnimizden bağımsız maddiliğine aittir ve evrende algılanabilir, maddi bir evrendir.

Devam edecek...

ikixiki 10-01-2008 14:24

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili Brutus,

Alıntılarımın senin için daha kolay anlaşılır olması için dikkat ederim,uyarını dikkate alacağım.Fakat benden istediğin ‘’mutlak’’ tanımı için açtığım başlığa en önce sen teşekkür etmeliydin diye düşünüyorum.

Madem birbirimize ödev veriyoruz,senden de ‘’madde’’ için kavramsal bir *tanım rica ediyorum,neymiş şu ‘’madde’’denilen şey,o herneyse,sendeki yansımasını öğrenmek istiyorum.

Selamlar

ikixiki 10-01-2008 14:25

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus,

Evet şimdi gelelim senin dükkandan yolu seyretme kurguna.Kurguyu biraz daha rahatlatalım sen dükkanda ayakta durup yorulma,bir kafenin tül perdesinin ardında kahveni yudumlarken *yola bakıyor ol.Ben de,tam sokağın karşısında kaldırımın arkasındaki bankta oturmuş uyumaktayım.

Gözün bana takıldı,senin için varoldum.Sen benim için hala var değilsin,çünkü senin farkında değilim.Aslında sen beni görmeden önce de vardım ama şimdi benim varlığımın farkındasın.Kuşkusuz sen de varsın ama ben senin farkında değilim,üstelik beni kendi gördüğü biçimde duyumsayan biri olduğunun ayırdında da değilim.

Bendeki ‘’ben’’ senin tüm değerlendirme yargılarından bağımsız olarak ‘’ben’’de ama sen onu kendi algılarının ve önyargılarının etkisiyle yorumlamaktasın,beni deneyimleyerek kendince yeniden kendin için var etmektesin.Sendeki ‘’ben’’ kuşkusuz bendeki ‘’ben’’den bağımsız değil,fakat aynı da değil çünkü beni bende algıların ve yargılarınla görebildiğin kadarıyla *kendince yeniden var etmektesin,gördüğün ve deneyimlediğin ’’ben’’ benim sendeki yansımam ve ‘’ben’’deki ‘’ben’’e asla ulaşmayacaksın.

‘’Ben’’ bankta oturuyorum,üzerimde yeşil bir kaban var,Elimde tuttuğum katlanmış gazete ‘’Zaman’’ gazetesi.Sen karşıdaki kafede pencerenin kenarında otururken gözün bana takıldı.Farkına bile varmadan zihnin beni değerlendirme işlemine başladı.

‘’Bu kahverengi kaban bu hanıma hiç yakışmamış’’ diye düşündün.

Benim kabanım yeşil,sen renk körüsün ve bunun farkında değilsin,ömrün boyunca tüm yeşil ve kırmızıları kaçırdın.Yada senin kahverengileri biz kırmızı ve yeşil olarak algıladık.Biri yanlış ya da öbürü doğru değil,ikisi de doğru.Kırmızı kimileri için kahverengi,kimileri için kırmızı,belki bilmediğimiz başka bir sitemde kırmızı,kırmızı bile değil.Sonuç algılama sistemin farklı çalışmakta,ve senin için doğru olan bir diğeri için öyle olmamakta.

‘’Bu hanım parkta gazete okumakta gazete bile olsa okuyan birine rastlamak artık ne kadar da zor,hoşuma gitti.’’

Elimde tuttuğum gazete ‘’Zaman’’ gazetesi senin gözlerin miyop ve sen başlığı uzaktan okuyamamaktasın,okusan gazete okuduğuma sevinmez,bana içerlerdin.Ayrıca o gazeteyi okumak için almamış,kuşlar için aldığım yemleri içine sarmak için satıcıdan istemiştim.Ben gazete dahil hiçbir şey okumayı sevmem.Sonuç: gözlerindeki miyoptan dolayı algıda kısıtlaman var bunun farkında olmaman seni eksik bırakıyor.Eğer gözlük takıp elimdeki gazeteyi görmüş olsa idin beni ait olmadığım bir düşünce sistemi içinde önyargınla değerlendirecektin.O gazeteyi elimde tutma sebebim senin varacağın önyargılı değerlendirmeden çok uzakta bir sebep yüzünden.

‘’Başı uyurken yana düşmüş ama yaşına rağmen ne kadar da canlı ve enerjik görünüyor.’’

Evden parktaki kuşlara yem vermek niyetiyle çıkmış ama yolda yürürken kalbim sıkıştığı için ilk önüme gelen banka oturuvermiştim.Beni orada gördüğünde yarım saat önce *ölmüştüm.Sonuç:Sen beni orada var görürken ‘ben’’ aslında orada yokum.Beni sende var eden beni sadece orada görmüş olman.Ben ‘’ben’’ olarak orada bile değilim ki.

Sevgili spartacus,beni gerçekten görebildin mi?Gördüğün ‘’ben’’den var ettiğin ‘’ben’’ in benimle ilgisi var mı?

vgm.1 10-01-2008 14:30

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus;
İkixiki ve siz, bana yaptığınız kabir azabı, Münkür le Nekir :) , yazınızı okuyamadım, allahaşkına kısa tutun.

"Pek çok kişi, kafalarındaki önyargıları başka bir şekilde düzenlerken düşündüklerini zannetmektedir."
William James


"Kötü bir argümanı cevaplamanın en iyi yolu, devam ettirmektir."
Sydney Smith

Saygılarımla;

ikixiki 10-01-2008 14:30

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili peker ,

Bana minnettar kalmasan da olur,yazılarımı bildiğim gibi yazabilir miyim?

Bu tarz yanıtları sıklıkla tekrarlamak zorunda kaldığım bir ortam benim tartışma ortamım değildir.Hep birlikte keyifle yazmakta ve paylaşmaktayız en azından benim için öyle isterseniz öyle de devam edelim.

Saygılar

dilaver 10-01-2008 14:32

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
buradan çıkan sonuç salt düşünsel yetiler ve eylemlerle aqsla gerçege varılamayacagı olmalı herhalde. Demek ki elle tutup gözle görmeden ya da daha dogrusu deney ve gözlemlerle gerçeklenmeden salt düşünde ya da titreşimlerde ortaya çıkabilecek bir tablo yanlış oluyor.

* *O halde düşünerek ya da hissederek varılabilecek bir mutlak ya da tanrı fikri sadece bir yanılsamadan ibarettir.

* * saygılarımla

ikixiki 10-01-2008 14:38

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili dilaver,

Elle tutup gözle gördüğün pek çok şeyin gerçekte öyle olmama ihitimali devar.Rüyalarında da elle tutup gözle görebildiğin bir maddesel dünya yaratabiliyorsun.Rüyalarının ''rüya''nın içinde bir rüya olmadığını uyanmadan bilemezsin.

ikixiki 10-01-2008 14:42

Re: ''Mutlak'' nedir?
 
Sevgili spartacus,

piskopos George Berkeley'e hızlıca bir göz attım beni onaylayan biriyle daha tanıştım.Teşekkürler.Yanılmıyor olma ihtimali çok yüksek.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:12 .