![]() |
Kemalizm, Köycülük vs. ve Orta’nın Solu Serüveni
1- Kemalizm:
Kemalizm kavramı esas itibari ile ''kemalist'' adlandırmasından çok sonra doğmuştur. “Kemalist, ilk defa Anadolu’da örgütlenmeye başlayan Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin vatanın bağımsızlığı için savaşan örgütlü bireylerine verilen bir adlamadır.” (1) ''Damat Ferit Paşa’nın İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiseri J. de Robeck’ e “Kemalistlerin Yunan ilerlemesine dayanmasına imkân yoktur.” der'' (2) diye tanımlansada Kemalist söylemlerde, Osmanlı’da 1923 öncesinde askeri ve bürokrasi sınıflarınca ''sarı paşa'' olarak adlandırılan Mustafa Kemal'in, Kemalist olarak adlandırılma olayı ilk olarak dönemin işgal kuvvetlerince olmuş ve ilerleyen süreçte genel kabul görmüştür. 1923 ile 1927 arasındaki süreçte yapılan siyasi uygulamalar ve kurulan sistemin büyük ölçüde oturmuş olmasından hareketle, CHP'nin 1927 yılındaki ilk parti programına göre (3) doktirine edilen Kemalizm kitlelere resmi duyurusunu yapmıştır. 1931 yılındaki CHP parti programın da (4) deklere edilen 6 ok şiarı ile ilk bütünsel siyasi bakış açısını kitlerere duyurmuş ve ideolojik terminolojisini genel anlamda kesin olarak uygulamaya başlamıştır. Bahsi geçen programda Kemalizm'in ana hattını ortaya koyan ''A- Cumhuriyetçi, B- Milliyetçi, C- Halkçı, Ç- Devletçi, D- Layık, E- İnkılapçıdır'' ilkeleri kadar dikkati çeken bir başka cümle’de ise ''Yalnız bir kaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarılarımızın ana hatları burada toplu olarak yazılmıştır.'' (5) denilerek parti ve Kemalizm'in bir bütün olduğu, o dönemde iddia edildiği gibi bir grup çetecinin yaptığı bir eylem olmadığı, aksine kalıcı bir devrim olduğu tezi ile tarihe kayıt düşülüyordu. Mustafa Kemal'in yaşadığı dönemde kendisi ile bütünleşen Kemalizm, 1945 yılından sonra başlıbaşına ve ‘’Atatürkçü’’ olmayan bir siyasi sistem olarak yoluna devam etmiştir. ''İttihat ve Terakki'nin sınıfsal ve program olarak devamı olan Kemalizm'',(6) genel söylem olarak belli başlı bir takım izm'lerle birlikte anılmaya çalışılması ve ayrı bir kulvara konulmak istenmesi, yaratılmak istenen mitsel söylemden öteye gidemez malesef. Kemalist söylemin ana omurgasını şekillendiren 6 ok şiarını açacak olursak da altından burjuva demokrat özellikler çıkar. 1) Cumhuriyetçilik: Fransız burjuva devirimi ile kurulan cumhuriyetten alınan ilhamla söylenmiştir, geçmiş tarihinde ışığında burjuva demokrat bir cumhuriyet tanımlanır, monarşi red edilir. 2) Milliyetçilik: Gene Fransız burjuva devrimi ile tarih sahnesine çıkan ve belli bir toplum yada ırkın kendi burjuva devrimini yaparak kurduğu devlette yer alan insanların niteliğine ilişkin getirdiği kıstasdır. En güzel ifadesini bizzat Mustafa Kemal’in ‘’ne mutlu Türk’üm diyene’’ sözünde bulur. İlerleyen dönemde Yaratılmak istenen Türk kavramına zemin olmuştur. 3) Halkçılık: Burjuva demokrat devrimini oluşturan kitleye halk denilir. Özellikle 60’lardan itibaren halkçılık kavramı ile sol özdeşleştirilmek istenmiştir. Halk kavramı kapitalizme özgü bir tanımlamadır. 4) Devletçilik: Bahsi geçen sosyalist ve tüm üretim araçlarına sahip olan devletin tanımlandığı bir devletçilik değildir elbette, dönemin Wilson prensipleri üzerine oturtulan ve tekelci burjuva devleti tarif eden tanımıdır. 5) Layiklik: Sözlüklerde din ile devlet işlerinin ayrılması olarak tanımlansada, Kemalist sistemde devletin din işlerine karıştığı bir uygulama olarak karşımıza çıkar. Kapitalizm’in batıda dinde reform hareketleri ile yaptığını, Kemalist sistem devleti dine karıştırıp Sünni İslam’ı taraf tutarak yapmıştır. 6) İnkilapçılık: Devrim doğal olarak burjuva sınıfına yabancı bir terim değildir, geçmişte kendiside ilerici bir unsur olarak özellikle batı tarihinde devrimlerle yer almıştır. Burjuva demokrat devrimleri kast edilir. Kemalizm, bir ideoloji değildir. Kemalizm, tekelci kapitalist devlet sistemidir (kapitalizm içinde bir akımdır). Temel olarak da sınıfsal bir rejimdir kapitalizmin içinde yer aldığı için. Kemalist devrim olarak adlandırılan 1923 anayasasına (Mussolini İtalyasından alınma) bakmak bile yeterli olabilecekken biz ulaşabileceğimiz her türlü bilgiye yer açalım konumuzda. Yapılan bu ilk anayasa'daki tanımlanan sınıf bile başlıbaşına bir ırk kavramı olarak karşımıza çıkarken, medeni (İsviçre'den alınma) ve ceza kanunları (Mussolini İtalya'sından alınma) gibi kitleleri bir arada tutan toplumsal anlaşmalar bile yukardan dayatılan bir burjuva söylemleri olarak güncel hayatta yerini aldı. Kemalizm, kurulduğu andan günümüze kadar feodal düzen ve mülkiyet'e dokunmadığı gibi, anti-emperyalist yönü olduğu iddiasına aykırı olarak, yapılan devrimlerinde asla feodaliteyi kaldırmak gayretine düşmeyerek (geçmiş burjuva kapitalist devrimlerde olanlardan ayrılarak), kurucu sınıfına uygun bir davranış sergilemiştir. Müslüman olmayan, göçen kitlelerden kalan toprakları bizzat kura ile yine feodal ağalara dağıtması'da buna örnektir. Çok uzun yıllar kitlesel bir hareket olamaz Kemalizm. Kurucu kadrosuna ve sınıfına kapalı bir halde yaşamak zorunda kalır. ''Atatürk, burada ver her yerde eşraf ve ulema ile toplantılar yapmıştır. Muhatap eşraftır. Halk ortada yoktur''(7)der, asker kaçakları ve istiklal mahkemelerini anlattığı bölümde, ''Kurutuluş savaşı'nın başladığı günlerde idare ve Ordu, İttihatçı memur ve komutanlardan pek fazla temizlenebilmiş değildi'' der ve ekler; ''Milli mücadele amaçlarına eğilimlidir. Hele genç İttihatçı subay ve memurlar, uzun yıllardır burjuva demokratik devrimin mücadelesi içindedirler''(8) diye pekiştirir Doğan Avcıoğlu, Milli kurutuluş tarihi adlı kitabında Kemalizm’i tarihsel yerine oturturken. Kemalizm yabancı sermayeyi tasfiye etmemiş, dönemin Keynes'çi tekelci kapitalist devlet düzenine uygun olarak, stratejik fabrikaları ve hammaddeleri devletleştirerek kendini koruma altına almıştır. 1923 İzmir İktisat kongresinde ‘’Türk, dinine, ulusuna, toprağına, hayatına ve varlığına düşman olmayan uluslara hep dosttur; yabancı sermayesine karşı değildir.’’ madde örneğinde olduğu gibi, alınan kararlarla da bu uygulamalarının ekonomik yönünün önünü açmıştır. Tüm bunları CHP'nin içindeki başını Celal Bayar'ın çektiği liberal kanata rağmen yapmıştır. Keza siyasi özgürlük ve örgütlenme hakkını kitlelere vermeyerek, tekelci devlet kapitalizmi üzerinden Kemalizm'i güçlendirmek kaygısı ile değil, bizzat zayıf olan ulusal burjuvaziyi güçlendirmek kaygısı ile davranmış ve her fırsatta kamudan aktarılan sermaye ile ulusal burjuvazi uzun uğraşlar sonucunda da olsa yaratılmıştır. Kemalizm'in ana omurgasını oluşturan siyasi ve ekonomik yasalar bu minvalde iken, burjuva söylemlerinin 18 yy. sonu itibariyle ilerici olmaktan çıkıp, gerici unsurlarla işbirliği etmesi ve zamanla tekelci hale bürünmesi tarihsel gerçeğinin yansıması olan, Kemalizmi kapitalist süreçten ayrı tutmaya çalışmak, ülke özelinde sola çekilmek istenen duvarın gizlenmesi çabasıdır. Özetleyecek ve tekrarlıyacak olursam; Kemalizm, 1927 yılına kadar bir siyasi yöntem olmamıştır. 1923-1927 yılları arasında iktidarını sağlamlaştıran ve tek parti, tek adam yönetimini kitlelere kabul ettiren Mustafa kemal, 1927-1931 yılları arasında kadrolaştırdığı kişilerle Kemalizm’i oluşturmuştur. 1931-1945 yılları arasında klasik Kemalizm hegomanyasını sürmüştür. 1945-1951 yılları arasında revizyonist yaptırımlarla klasik yapısından uzaklaşan Kemalizm, uzun bir süre içine yerleşen oportunist ve revizyonist kadrolarca yönetilmiştir. 1980 sonrasında liberallerin ve feodallerin devlet yönetiminde etkin olmaya başlaması ile birlikte kadro daralması yaşamış ve gene eski söylemi olan tekelci burjuva devlet şiarına yakın bir duruş sergiler hale gelmiştir. |
2- Köycülük:
Köycülük kavramı dönemin şartlarında bir çaresizlik olarak ortaya çıkıyor. Halk’çılık şiar’ının kitlelere ulaştırılması için gerekli ivmeyi veriyor Kemalizm’e, bir çok kaynakta belirtildiği gibi bu fikrin Anadolu’ya gelişi Meşrutiyet’ten öncesine dayanıyor, Rusya ve Bulgaristan’dan kopan kitlelerle birlikte geliyor. ‘’Sofya’da görevli olarak bulunduğu dönemde Mustafa Kemal, sık sık Bulgar parlementosuna gidiyor, orada Çiftçi partisi ve söylemelerini yakınen takip ediyor. O dönemde Bulgaristan’da idealist aydın’ın üniversiteyi bitirdikten sonra köye gidip, köyü kalkındırıp uyandırması fikri çok yaygındır.’’ (9) Esas Halk’çılık/Köycülük hareketinin taşıyıcıları oralardan göçen yada etkilenen dönemin aydınları oluyor. Tıpkı Türk’çülük hareketinde olduğu gibi misyonu Rusya’dan ve Balkan’lardan göçen aydın kitle üstleniyor. Böylece dil devrimi ve dilde sadecilik hareketide köycülük ile oturacak bir zemin buluyor bu sayede. Köycülük hareketinin başlarında en az etkilendiği varsayılan dağ köylerine gidiyor Kemalist dilciler, saf Türk’çeyi Anadolu dağ köylerindeki konuşma dilinde arıyorlar. Kent kültürünü, böylece Arap-Acem etkisini ve ötesinde ise Osmanlı’yı red edebiliyorlar. Kemalist köycülüğün düzeni yerleştirmek, kitleyi sosyal yaşama ve ekonomiye katmak yani bir sınıf yaratmak gibi siyasal amacı var. Aynı zamanda sığ enteljiye sahip bir aydın kitlesi yaratma idealide var köycülüğün. Anadolu’da köycülüğü ilk defa tatbik etmek isteyen siyasi hareket ise 1908’den sonra Dr. Hasan Ferit ile Dr. Reşit Galip (Genç TC’nin maarif bakanı) ve iki arkadaşları ile Kütahya’nın Tavşanlı kazasında açtıkları sağlık ocağı ile başlamıştır. Benzer romanesk faaliyetler ABD dahil bir çok yerde görülüyor o dönemde. ‘’Köycü’’ Reşit Galip mütareke döneminde bir Cemiyet kuruyor bu konuda, 1919 Nisan’ında (10) köylerde idealist bir yaşama başlıyor, bu arada Anadolu’da direniş ve savaş hızla devam ediyor. Yıllar sonra 30’ların başında köycülük hareketi ile birlikte hatırlanıyor ve köycü doktor maarif bakanı yapılıyor birden. 1936 yılında teknik bir nedenle Eğitmen Kursları olarak başlayan Köy enstitülerinin uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç tüm parsayı solcu sıfatıyla ilerleyen dönemlerde toplarken, aynı tarihte iş yasası çıkarılıyor ve grev ile sendikal haklar askıya alınıyor, akabinde 141-142. maddeler ceza kanununa alınıyor Mussolini İtalya’sından. Amaç üretimi artırmak, köylüyü işleyeceği toprağında bilinçlendirerek ekonomik kaybı en aza indirmektir köy enstitülerinin kurulmasında. Serbest Fırka’nın kapatılması ve ardından CHP’nin tek parti olarak yeniden örgütlenmesi sırasında başlayan köycülük hareketine bir nefer ekleniyor bizzat Mustafa Kemal tarafından, çıktığı yurt gezisinde şekillendirdiği harekete kattığı yeni nefer ise ilerleyen dönemin Demokrat parti başkanı ve Başbakanı Adnan Menderes’tir. Bir toprak ağası olarak yeni dönemin aydınları arasına katılıyor bizzat Mustafa kemal tarafından gelen emirle Adnan Menderes. Köy enstitüleri aydının bilgisini sığlaştırıyor, kitleleri köyün sığ ve kaypak bilgisizliğine hapsediyor bir süre sonra. Köylerde köycü bir hareket yokken köylü hareketi yaratılıyor, ‘’Orda bir köy var uzakta’’ minvalinden tekerlemeler yeni aydın’ın düşünsel ürünü olarak dayatılıyor. Aynı dönemde Darülfünun kapatılıyor ve Almanya’dan kaçan profesörler ile birlikte yeni ideolojiyi benimseyen genç kişilerce Üniversite kuruluyor. Kemalist sistemi kitlelere ulaştırma misyonu üstlenen Nurullah Ataç, Ahmed Hamdi Tanpınar vb. dönemin aydınları bu köy muallimliğinden sanatçılığa terfi eden kitle ile dalga geçiyor. Nazım Hikmet hapse atılıyor. Kitleler halinde aydınlar ya mahkemelere yada yurt dışına göçe gönderiliyor, kurtulan azınlık ise bir yerlerde sürgün hayatı yaşıyor siyasete bulaşmadan. Köyün foklorik tek sesli kültürü birden Cumhuriyet Türkiye’sinin has kültürü oluyor. Rejimi sağlam bir zemine dayamak isteyen Kemalist yapılanma kendini köyün sığlığına gömüyor. Yaban romanı aydın’ın red’dini ve köyün erdemini anlatıyor Kemalizm’in başyapıtı olarak o dönemde. Büyük bir kampanya eşliğinde köycülük kitlelere servis ediliyor, hatta yapılan propaganda bombardımanı had safhaya varıyor ve dönemin bir çok aydını evrensel sanat eserlerini red edip ibrik resmi, ibrik şiiri vb. gibi sığ düzlemde bir üretime yöneliyorlar. 1933 yılında Kadro dergisi ile hareketin teorik kısmını aydınalara ve kitlelere duyurma işlevi yapılıyor. Bu arada köylü hala ortalarda yok, köylü tüm bu olanlara şüphe ile yaklaşıyor ve eyleme zorunlu işbiliği çerçevesinden öte katılmıyor asla. Tüm bunları hep köylü kalmış bir aydın kadrosu yapıyor Kemalizm adına. İşte tam bu sırada ‘’Köylü Milletin efendisi’’ oluyor. Bunu söylemek için 10 yıl bekleniyor, köylü gene tepki vermiyor. O dönemde ve sonrasında köycülük hareketinde hiçbir zaman, topraksız köylüye toprak reformu konuşulmuyor ve yapılmıyor, bu eyleme en başta İnönü karşı çıkıyor. Dönemin toprak ağaları büyük bir baskı unsuru olarak siyasetteki yerlerini koruyorlar. Köycülük hareketi ve yetiştirilmek istenen köylü öğretmenler, köylerinde kalıp kalkınmaya ön ayak olmak misyonu ile yönlendiriliyorlar ama hiç biri köyde kalmıyor maalesef, ilk önce şehirlere ardından 70’li yılların başından itibaren Almanya’ya göçüyorlar. Köy kendi hareketsizliğinin içinde kalıyor hep. 1930’lu yıllardan önce İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun bir rapor kapsamında önerdiği hareket, 30’ların başlarında yeni bir kadro ile kendi aydınını oluşturararak ve dar pratikçi, aşırı realist, entelektüalizmden uzak, sığ beğeni kalıplarını topluma dayatan bir retotik eylem olarak büyüyor. TKP davasından dönen bir çok aydın köycülüğün misyoneri oluyor o dönemde, Şevket Süreyya, İsmail Hüsrev vb. gibi bir çok yeni Kemalist, eskiye dair olanları yıkma görevini üstleniyor ve hapisten Nazım ‘’Memleketimden İnsan Manzaraları’’ eserini bir manifesto olarak karşı çıkışta kullanıyor, gene o dönemde ‘’Benerci’’ kendini öldürüyor. Sınıfsal ve entelektüel kaygısı olmayan ‘’Garip’’ akımı ile birlikte aydının ve kitlelerin bakış açısı köylü sığlığına çekiliyor. Ümmi İnsan yaratılmak isteniyor ve Orhan Veli’ye eküri olarak 20. Yy başına kadar aydın’lar arasında rağbet görmeyen ve anılmayan Yunus Emre sahneye çıkarılıyor. Osmanlı’nın Aydın ve kentli Mevlana’sına karşılık olarak köylü pragmatist bakış açısına sahip Yunus kitlelere yeni mistik bakış açısından uyuşturucu kıvamında empoze ediliyor. Mahmut Makal türünden sığ söylemleri olan köy enstitüsü ürünleri sanatçı olarak propaganda bombardımanlarında kullanılıyor. Nadir Nadi bu kampanya balamında Makal’ı Cumhuriyet Gazetesi adına bir röportajla İstanbula’a davet ediyor ve günlerce süren yazı dizisinde köycülük propagandası yapılıyor, kitabının içinde hiçbir ışık yada işaret görememekle birlikte Mamıd efendiye büyük davaya katkısından dolayı teşekkür ediyor Nadir Nadi. İçi boşatılan aydın kitlesi ve yaratılan sığ düşün yaşamında Kemalizm kendini 50’lerin başında ve yeni bir Dünya düzeni ile karşı karşıya buluncaya kadar köycülüğün dar sınırlarında uyutuyor. Her şey bir bütünsellik içinde oluyor, ilk önce muhalefet tasviye ediliyor 1926’da ardından aydınlar biata zorlanıyor ve rejimi dayandıracak kitle olarak güvenilmeyen ve emperyalist camia ile organik bağları olan korkak burjuva yerine köylü sınıfı hedef alınarak, kitleler bir sığlığın içine çekiliyor. |
3- Ortanın solu nedir, ne değildir?
Günümüzde kitleleri yönlendirmek adına söylenen en büyük yalanlandan birisi olan ''ortanın solu'' kavramı, aslında 60'lı yıllarda yükselen gerçek sosyalist düşünceye karşı oluşturulan bir duvardan ibarettir. Üzerinden geçen uzun süre neticesinde bu kavramın içinin boşluğu ve emekçi kitlelerine yaptığı tahrifat ortadadır. Bir dönem uyanışa yeni geçmiş işçi kitlelerinin umudu olup dağa taşa yazılan, alanlarda ki gerçek kitle örgütlerinin partileşmesini önleyerek emeğe en büyük saldırıyı gerçekleştiren bu kavram ve devamındaki ideolojik hareket, günümüde de hala büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçek sol partiler dururken, sosyalizm öldü onun yerine can çekişen ''ortanın solu'' veya ''sosyal demokrat’lar'' dışında bir alternatif yok denilerek ve kitlelerin geçmişteki hayal kırıklıkları üzerinden gerçek solun önüne farklı bir açıdan engel çıkarmaya çalışan neo-liberal söylemler ve yaptırımlar neticesinde, günümüz gerçekleri tarihin tekerrür ettiği bir zaman dilimi haline gelmiştir. Dönemin tanığı TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın anı-belge kitabı TİP'li yıllar'da durumu çok iyi gözlemlemiş ve özetlemiştir. ''... Partinin (CHP'nin) ortasına gülle gibi düşen ''ortanın solu'' hikayesinden sonra, bütün bir yılı, güya ortanın solu'na yakınlık ölüçütüyle birbirleri hakkında falan filancadan daha kırmızı, filan falancadan daha pembe, o mu, o toz pembe nitelemeriyle''ideolojik'' tartışmalar içinde geçiren CHP'nin, bizim ikinci B.Kongremizden bir ay kadar önce yapılan Kurultay'ında nihayet ''ortanın solu'' resmen benimsendi. İnönü yeniden Başkan seçilirken Bülent Ecevit de Genel Sekreter oldu. CHP'de ortanın solu hareketi Kurultay'da zafere ulaşmış ve hareketin sürükleyicisi Ecevit, CHP'nin İnönüden sonra ikinci adamı olmuştu. Ama bütün bu gelişmeler yanlış anlaşılmamalı, yanlış değerlendirilmemeliydi. Ecevit'in Genel Sekreter sıfatıyla yaptığı ilk basın toplantısında söyledikleri, gerçek durum hakkında hiç bir kuşkuya yer bırakmıyacak açıklık ve kesinliktedir: ''CHP'nin ortanın soluna gelerek aşırı sola çektiği duvar gibi AP de ortanın sağında, aşırı sağa bir duvar çekerse demokrasi sürekli yaşama imkanı bulur.'' Tahterevallinin iki tarafında AP ile CHP. Ötesi... ötesi düpedüz duvar. Al gülüm ver gülüm; ne iyi, ne güzel güzel değilmi? Yaşasın demokrasi. (11) Gene dönemin bir başka aktif siyasetçisi olan Behice Boran ise ''Gerçekte CHP'de ne yeni bir hamle, ne de sola açılış vardır, aksine solu önleme çabası vardır.!!'' (12) sözleri ile yaptığı beyanatta o günlerden duruma netlik kazandırmıştır. Günümüz Kemalist siyasetin sol ile yakından yada uzaktan hiç bir ilgisi yoktur. Günümüz lider kadrosu'nun neo-liberalizme olan açık ve net tavrıda ortadadır. Mevcut Türk'çü milli sermayeyi temsil eden siyasi çıkışları ve davranışları da bu gerçeği destekler. Ortanın sağında duran bir siyaset izleyen Kemalizm, kitleler tarafından geçmişindeki kurutuluş reçetesi olmaktan uzak bir hizip cepheleşmesi olarak algılanmaktadır. Emekçilere ait tek bir bakış aşısı taşımayan siyasi bakış açısına, geçmişte gizlice yaptığı şimdilerde ise açık ve alanen ortaya koyduğu, Kürt gerçeğinden kaçmak ve dinsel taraf tutmak siyasetini kaçınılmaz olarak ortaya koymaktadır. Günümüzde sosyalist ve komünist partilerden ayrı durarak ve emekçilerle olan bağlantısını sarı sendika ağalarını meclise taşıyarak yapan Kemalist partiler, hala sosyalizmi önleme misyonunu sürdürmektedir. ''Ortanın solu'' kavramı tarihin çöplüğüne geldiği hızla geri dönerken, emekçilerin yapması gereken bu ucube kavramdan uzak durmaktır... |
Bütün bu gerçeklikler üstüne neden Kemalizm, günümüzde sol ile anılmak istenmektedir? Yanıtı 60’lı yıllarda Jakoben siyasetçi İnönü’nün solu engellemek adına yaptığı ‘’ortanın solu’’ siyasi manevrasında gizlidir. Kendini ifade etmeyi, liberallerden ve onları destekleyen feodallerden ayırmak için sol ve halkçı kavramı ardına saklanarak yapmaktadır. Özellikle Deniz ve arkadaşlarını Kemalist mücadele içinde gösterme çabaları, muhafezekar liberal sisteme tek alternatif olma iddiaları, 60’lı yıllarda yukarda tanımlamasını yaptığım köycülük ve tekelci devlet yapısının Kemalizm’i sol olarak adlandırılmasında kullanılmasına paralel olarak köylü olmayı sol olmak sana bir kitlenin oluşması, dahada kötüsü bunun sol olarak kitleler tarafından algılanması gerçeğinden hareketle, yeni-liberal sisteme alternatif olarak tekelci devlet sisteminin (ulusalcı) çare gibi sunulması vb. eylemler toplumda sol anlayışının çekilmek istediği zemini gösterir bizlere.
Kaynaklar: 1- Cenk Yaltırak, Aydınlanma 1923 Devrimi ve 21. yy da Kemalizm 2- a.g.e 3- a.g.e 4- a.g.e 5- a.g.e 6- Yalçın Küçük, Aydın üzerine tezler, 3. cilt 7- Doğan Avcıoğlu, Milli kurtuluş tarihi, 3. cilt 8- a.g.e 9- Yalçın Küçük, Aydın üzerine tezler, 3. cilt s; 10- Yalçın Küçük, Aydın üzerine tezler, 3. cilt s; 11- TİP'li yıllar / Nihat Sargın 12- a.g.e |
Küçük burjuva ideolojisi kemalizm ülkeyi çıkmaza sürüklemiştir.
|
Uluslararası literatürde (erken dönem) Kemalizm, devlet sosyalizmi olarak geçiyor. Onların yalancısıyım.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Saygideger arkadaslar;
Turkiye; Milli Demokratik Devrimini/Degisimini yasamadan, yani osmanli tek din dayatmasi ve TC tek milli koken dayatmasinin sorunu cozulmeden; Anadolunun herturlu tarihsel mozaik zenginliginin farklari farklarin esitligi ve antiayrimci temelde butunlesemez, diyecegim ama; MDD'nin yuzyili da taa 19. yuzyilda kaldi. Ulusal devlet mi? Kaldimi ki! Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger Molloch;
zaten hala "gerçek sosyalizm" nedir kimse keşfedemedi. Herkesin peşinden koşturduğu bir Kutsal Kase gibi. Adı var, kendi yok.-Molloch- Iste ideolojik inancsal dogrusallar, boyle birseydir. Ancak; inancsal olarak dogruluyanlar icin vardir. Oda sadece o ideolojik dogrusalla dogrulanir. Sen demekki hala sosyalizmi dogrulayacak ideolojik/inancsal bir icerik bulamamisin. Belki de artik toplumsal kisilikten; bireysel kisilige terfi etmissindir. Oyuzden de; seni hic bir ideolojik/inancsal dogrular "tatmin etmez. Kimbilir?:pop2::high5: Yoksa bu is "Tanri varmi-yokmu" diyalektik mantiginin tekleme sendromuna ve cikmazina doner. Saygilarimla; evrensel-insan |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:20 . |