![]() |
Gel-Git Zamanlarda Tanıdık-Tanımadık ve Psikoz
Can sıkıntısını yoğun hissediyordum. Birilerini aradım, önceliği aileme
vererek. Neredeyse kimse iyi değildi. Birisinin kollarında uyuşma başlamış, bir yandan da lekeler çıkıyormuş vücudunda, doktorlar modern çağın klişe kelamını az pilavüstü teşhisle karışık bildirmiş: "Stres nedeniyle......" "Geçer üzülme" diye başlayan moral cümlelerine "Amaaan ne geçer ne de bir şey şansım yok! Her dert gelip beni buluyor, ölsem de kurtulsam ya..! Öldürecem kendimi öldürmesine de birilerini üzmiyim diyorum yoksa zerre korkmuyorum.." Moral verici motivasyon cümlelerinden uzun bir katarı yolcu ederken ulaşacağı kişi açısından aslında hiç bir anlam taşımayacağını bilerek ümitle yapıcı olmaya çalışıyorum.. Can sıkıntımda bir değişikli yok hatta grafik yükseldi bir kaç derece daha.. Bir diğer aramaya yöneliyorum..Terk eden sevgilisine adadığı kendini, terk edilişten sonra anlamsız hissedip bunalıma girmiş intihara meyilli olduğundan dem vuruyor. "Sevgi yok aşk yalan...ama ben..benn..O'nsuz yapamaaaamm böeee.." Boğuk hıçkırıklarla konuşmaya devam ediyor. "İyi ki aradın hani belki ölürüm mölürüm sesini de duymuş oldum böylece ha olur da ölürsem oralardan kalkıp cenazeme bile gelme üzülme de..." Bu ruh haline ve "batsın bu dünya" silsilesine müsaade etmemem, telefonun diğer ucundaki hamil-i yakınımı bir önceki telefon görüşmemdeki yakınıma uyguladığım; moral- destek birliği tek kişilik komando çözümlemeleri düsturumla iyileştirmem lazım. Ben bunları düşünürken O, benden hızlı davranıp "Ölmek istiyorum.. Sevgilim olmadan yaşayamam yaşasam da n'apıcam ki zaten anlamsız her şey...İntihar edeceğim.." "....??" "Saçamalama! bu kadar acz içinde olmak sana yakışmıyor. toparlanırsın merak etme sadece zaman alır. Acı da çekeceksin elbette ama zamanla azalır.. bak şim..." "Hayır!! Hiç bir şey azalmaz! O o..pu çocuğu olmadan hiçim ben anlıyor musun? beni var eden O'ydu.. yok eden de O oldu.. ölmek istiyoruuuuuummm..!" "Git bir elini yüzünü yıka iki satır sakinleş daha sonra yine konuşuruz ok mi? arayacağım seni. Hadi biraz kendine gel.. Görüşürüz öpüyorum...?" .............. Klik..dit.diit.... Can sıkıntısı yoğunluğum boğucu seviyelere yükseldi.. Beş- on dk. sonra telefonuma bir çağrı geliyor. Dönüp arıyorum çağrı yollayan bir diğer hamil-i yakınımı.. İç sesim "normal seyirde gitsin bu defa lütfen lütfen" yakarışı eşliğinde.. Sesi son derece kısık ve üzgün geliyor. "Merhaba iyi misin?" "Hayır hiç iyi değilim.. Kavga ettik seninkiyle..! "Benim ki derken???" "Senin eskiden tanıdığın arkadaşınla çıkıyordum ya ben hani aşkolsun unuttun mu? Evet sen de unuttun tabi benim sorunlarımla kimse ilgilenmiyor zaten lanet olsuuunn!" "Dur..Dur bir saniye ya.. Mehmet? Mehmet' den sözediyorsun sanırım, "Seninkiyle" deyince bir an afalladım çok pardon. Üzüldüm (bir cumartesi günümün yarısından fazlası bu hisle geçmemiş te ilk kez şu an üzülmüşüm gibi) ama olur ikili ilişkide kavga da tuzu biberi be kuzum. Yakında barışırsınız çok takma bence..? ha? ........... "Yok yok sen bizlerden ayrılalı beri taş kalpli oldun çıktın kızım yeaa!" "Taş kalpli mi? Yahu ne alaka? Kavga da olur kızgınlık da diyorum. İnsan ilişkisi yaşıyorsun ne var bunda bu kadar alınacak???" "Hissediyorum ve aha şuraya yazıyorum ki (göremiyorum işaret ettiği yeri doğal olarak..) bu herif beni terkedecek, başka biri var! Sen biliyorsundur, eski arkadaşın, mutlaka sana bir şeyler çıtlatmıştır... "Ben hiç bir şey bilmiyorum, Mehmet' le görüşmeyeli- konuşmayalı üç yıldan fazla oldu, mail bile yollamıyoruz artık birbirimize inan. Tek bildiğim tanıdığım dönemde iş arkadaşlarımdan biriydi ve iyi bir kişilik olduğunu düşünürdük hepimiz..Ne bileyim adamın ikili ilişkilerdeki seyrini osunu busunu ya.. Hem de taa cehennemin dibinden nasıl bir fikrim olabilir kuzum deli misin yahu?" "Offff ne şanssız bir kadınım ben yeaa.. Kimse beni sevmiyor. Kıskandım bu eşşolusunu tamam mı... -Bana haksızlık ediyorsun çok bağırıp çağırıp üstüme geliyorsun- dedi ve çıktı gitti.. Dönmeyecek işte biliyorum!" " Keşke o kadar abartmasaydın, ok seviyorsun kıskanıyorsun belki de hani çok üstüne gittiy....." "Bak hala onun tarafını tututyorsun! Kızım bırak bu doğrucu davut ayaklarını, gözün vardı Mehmet'te.. İtiraf et!! Zaten O' da senin hakkında bir kez olumsuz konuşmadı aranızda ne vaaaarr?! İç sesim: " E çüşşş, e ohaaa ve de hobaa!!" "Ya bak sakin ol! Sevgiline kızgınsın kırgınsın ama bana bunu yapma! Bana nasıl böyle şey......" "Ya bırak tamam yeaa.. Ölmek istiyoruuum kahretsinnn!!!!" ............ Klik.. diit.. dit...ditt.... Canımın sıkıntı sınırı diye de bir şey yok artık. Telefonu eve bırakıp dışarı çıktım. Şaka gibi geçen saatlerde bir kaç insanın can sıkıntısının yanında benimkinin önemsizliğini kavramak için biraz da... Güneşli bir gündü. Caddelerde insan kalabalığı epeyce fazlaydı hafta sonu ve güneş bu kalabalığın ortak noktasıydı sanırım. Nereye gideceğimi kestiremedim önce. Bisikletin yönünü şehrin yegane nehrine doğru çevirdim. Sigara içmek geldi aklıma ve apar topar evden çıktığımdan yanımda sigara olmadığını anımsadım. Markete girmek için bisikletimi park benzeri yeşil bir alanın kenarına park ettim. Kısa bir süre sonra elimde sigara paketiyle marketten çıktım. Parksal yeşil alana doğru ilerlerken his olarak kendimi son derece yalnız ve saçma sapan hissettiren bir moddaydım öte yandan da sakin ve soğukkanlı olmaya çalışarak.. " Ulan bir anacığım olsaydı da bir koklasam bir yüzüne baksam toparlardım kendimi gel gör ki o da yok.." iç sesleri eşliğinde yavaş adımlarla ilerliyordum. Parksal alanın kenarında bir kaç tane bank vardı. O'nu ortadaki bankta oturmuş halde gördrüm. Tam da içses cümlemin "es" verdiği an.. Atmış beş- yetmiş yaşlarındaydı. Ak saçlarının bir kısmını örten folklorik desenli, oyalı bir yazmanın kenarlarından iple karışık örülüp iki tarafa ayrıştırılmış hafif dağınık saşları güneşin de ışıklarıyla daha bir parlıyordu. Gözlerindeki kedere inat dudaklarının kenarlarında tebessüme yakın bir gülümseme ifade vardı. İçimden "Acaba? En azından insan işte, önce Türkçe selamlayacağım cevaba göre. .." diye geçirerek yanına yaklaştım. "Merhaba.." ........? "Merhaba Yavrum! Hoş geldin." ............! "Hoş buldum teyze. Hava güzel olnuca böyle işte...... "He kızım güneş bugün başka bir güzel sanki. Evde içim darlandı da ben de çıkıverdim..." ............. "Benim de.." "Bazen güzel havalarda gelip oturuyorum buraya gelip geçenlere bakıyom öylesine işte. Dillerinden anlamıyorum. Ama insanız hepimiz öyle ya. Dert herkeste, koşturma hepimizde, ağlasak- gülsek insanız işte değil mi ya kızım..? .............. "Ya.. ya..aynen öyle teyzecim.. aynen öyle.. "Çok oldu mu bu yana geleli yavrum?" " Yok çok olmadı sayılır..." Alışmak zor oluyor. İnsan özlüyor memleketini öyle ya. Ama karnın nerde doyarsa vatan da orası oluveriyo da yine de zor kızım zor gurbetlik..Benim bütün evlatlarım bu yanda gerçi memlekette hısım akrabadan kelli hasretliğimiz yok. Anam vardı on yıl oldu rahmetli geldi geçtiii... eygidi..." "Benim ki ben iki yaşındayken ölmüş..." "Oyyy.. mala mıni mala mi şeviti, keçamın*.. toprağı bol olsun yavrum..Olur da burlara yolun düşerse ben de bir anan sayılırım kızım. Darlanma konuşuruz. Her şey insan için her şey bizim için ömür işte gelir geçer. "Ya aynen öyle teyzecim çok sağol seni görmek iyi geldi..... "İnsan insanla vardır yavrum... geçenlerde benim torunun iş yerinden bir............................................... .......................... .................................................. .......................... .................................................. ...................... .................................................. ..................................... Canımın sıkıntısını az önce hiç tanımadığım bir kadınla öldürdüm.. Sokaklara çıktığımda cinayet işliyorum artık... Matillda *evim ocağım yansın.. (çok emin değilim ama sanırım böyle bir cümleye karşılık geliyor.) |
Sevgili matillda,
Ben sikintili gunlerimde, Dunyanin diger ulkelerindeki insanlarin ne halde olduklarini dusunurum; En cok da afrika gelir aklima, Acliktan kemikleri sayilan insanlarin, kemirecek bir kok bile bulduklarinda, yuzlerinde olusabiliecek tebessumu hayal ederim. Karim, disari ciktigimzda, hangi ayakkabim daha yakisti diye giyip cikardiklari, gozumun onune, yalin ayak, camura batmis siyah ayaklar getirir gozumun onune. Belki de kotumser olmam, bana hayattan cok sey beklememeyi, gelenleri de kabul etmeyi ogretti. |
Alıntı:
Değerli "vartor" Bu cümleleri mail yoluyla hamil-i yakınlarıma yollayabilirim "vartor arkadaştan alıntıdır" diye :) Son derece haklısın. Kendi cephemde çok büyük sorunlar yok içsel sıkıntıya dair ya da; Kişisel hiç bir aksiliği veya olumsuzluğu aşılmaz olarak görmüyorum da diyebilirim.. Ufak tefek şeylerden çığ yapılıp üzerime (isteyerek ya da istemeyerek) gönderilmediği sürece biraz da.. Hani derler ya: "En kötü çözüm çözümsüzlükten iyidir" bu da kendimize tutacağımız aynanın üstünde yazması gereken cümlelerden biri sanırım. :) |
Her ağacın kurdu özünde oluyor, tüm kavga aslında kendi içselliğimizde yaşanıyor, dış Dünya figüran bu yaşananlarda, elbette farkındalıkla oluyor bunlar, yoksa bu kadar izahata ne gerek var?
Küçük şeyler güzel kılıyor yaşamı, bunun için bir şiir yazmıştım ergenliğimde sanırım... Küçük şeyler büyük mutluluklar oluyor yaşanınca... Yaşamın ve yaşamımızdakilerin kıymetini bilelim, tekrarı yok bu anın unutmayalım... |
Anladığım kadarı ile bu psikozları, iç uyarıcılar (bilindik sorunlar)çok rahatsız etmeye başlayınca dış uyarıcılara(yaş kuru) yöneliyorlar ve tabiki daha beter oluyorlar.
Beyin bu kadar iç ve dış uyarıya karşı ya şalteri kapatacak yada kayışı koparacak . |
hehehe
al işte nevrozu depreşen psikoz üstüne ahkam kesmiş psikoz semptomdur, hastalık değildir birden fazla hastalıkla ilişki olarak ortaya çıkar örnekleyeyim ki anlayabilesin anladığın kadarı anlamadığını gösteriyor ateşli hastalıklar vardır ya hani ordaki ateş gibi yani ateş hastalık değil semptomdur ama kızamık su çiçeği falan ise hastalıktır demişsin ya iç uyarıcılar bi de parantez içinde bilindik sorunlar diye de ekleyivermişsin kendi kaşıntınla mı karıştırdın bu başlıkta kaşınan yerini oraya buraya sürtüp illa gel beni kaşı deme gereği hissetmen ile psikoz, psikotik, psikopatoloji sanıldığı kadar yakın anlamlı değildir psikotik, psikoz semptomu gösterecek hastalığı olandır ancak psikotiğin psikoz yaşaması hayatı boyunca hiç mümkün olmayabilir hiç psikoza girmeden mani ya da depresyon yaşanabilir eskiden sosyopat ve psikopat farklı olarak birincisi nevrozla ikincisi psikozla ilişkilendirilirken şimdilerde pskopat ağır nevrozla daha ilişkili kabul ediliyor hangi konuya el atsan temel motivasyonun hep nevrotik derin nefes al vazgeç şu nevrozlardan boş iş nevroz delikanlıyı bozar bilmediğin konularda da kakafoni yapma kaç kez denedin hala akıllanmadın kendine doğru hedefler seç inşaat-top durumunda yok gibi görünüyor nedir bu kadar kaşıntı anlam vermek zor |
Bu tipleri iç uyarıcılar tetikledikden sonra dış uyarıcılarda kesmeyince Homurdanmak gibi garip davranışlar sergiliyor diyebiliriz .
Homur homur homur . :) |
diyemezsin
senin gibiler eskiyurt gibilerin karşısında o da arada bir belki bişeyler diyebilir zaten onlarda olmasa ne olurdu sizin haliniz türkübar ortamcılığı yapıp gelip bizim şarabımıza cigaramıza laf edenin söylebilecekleri zaten ne olabilir |
Damara basmayı hic sevmem ya ! ( bu beni ne yapar?) Kendime tanı koyamıyorum ama MİSYONUM olmadıgını bilmek herseyin dışında bana haz veriyor.
Kendisine misyon yüklenenlerin bahsettigim ic ve dış etkilerden kurtulamayıp VERILEN misyonun etkisinden kurtulamayıp sürekli homurdanmaları damara basınca verilen misyonun etkisi ile kendine degerli bir kişi etkisi yaratıp sürekli BEN kimliği ile ancak bu kadar cevaplar üretebilir. Misyonsuz yaşamak misyon VERILIP yaşamaktan daha iyi bir haldir diye düşünüyorum. Misyon VERILENLER birtek Psikolar değil elbet . Psikolar misyon VERILMEDEN de yaşayabilirler mi ? Buna ben degil psiko oldugunu ve verilen misyonu tamamladıgını düşünenler cevap verebilir. |
ne yaptın
yine gugıl amcan seni yarı yolda bırakmış misyon kelimesine amma yüklenmişsin misyonu olduğuna inanmak birçok semptomdan sadece biridir üstelik de en az rastlananı-nerdeyse şizofreninin bi türüne özgü olanı- bütün teorini bir tek şey üzerine kurdun üstelik de en zayıf olanı üzerine misyonu olan birine benziyormuyum öğren artık şu işleri ama arada bozuk saat gibi bişeyler yakaladığın oluyo haz işte hepimizin ortak noktası o ama farklı şeylerden mutlu oluyoruz bazılarımız türkübarlarda sahte karakterlerin, goygoyların ortasında ortamcılık yapar içtiği rakıyı da ziyan eder bazıları da gider deniz kenarına yapar bi cigara kafasına göre demlenir iyi de bu tarz meselesi ne alakası var psikozla-nevrozla diyebilirsin çok alakası var çekirge |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:14 . |