Alıntı:
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
(Mesaj 542795)
Hahaha, bir paslı çivi zamanı ortaya çıkartıyor, oysa zaman herşeye hükmediyordu hani, öyle diyorlarya, ZAMAN TANRISI (ben zamana böyle demeyi seviyorum, tanrı gibi adeta, her yerde her filmde illa ona bağlıyorlar) bu açıklamalara çok kızacak söyleyeyim. :D
|
İşlerine öyle geliyordu :) Yani bir zaman yolu çiziyorlar, sonrada nesnelliği, bu zaman yolunda hareket eden trene çeviriyorlardı(günümüzde hala böyle düşünülüyor). Halbuki zaman o trenin üzerinde gerçekleşiyor, yani ne ardında, ne de önde bir yol yok, her şey üzerinde değişip, gerçekleşiyor. Dinlerin de işine gelmişti, çünkü ölünce gidilecek,
vaad vererek böylelikle kitleleri kandırıp/uyuşturacak masal dünyaları vardı, haliyle varlığın dışında bir gidilecek yer/zamana bir de tanrıya ihtiyaçları vardı. haliyle bir yerden, bir noktadan başlatmaları gerekirdi, ama sorun şu ki tanrılarına başlangıç koyamadıkları için bu eylem hiç bir zaman gerçekleşmeyecekti. Ama kötü olan şu ki, verdikleri vaadi tutmakla mükellef değillerdi, nasılsa ölünce denmişti, kimse bunlardan hesap soramazdı!. Neden yaşarken değil?, Olur mu yaşarken de cenneti alaları vardı, bunlar cennet bahçelerinde, haremleriyle Süleyman gibi yaşardı, diğerleri bu cenneti nasıl yaşayabilir? Bir kol işareti düşünün, hani müstehcen cinsinden o hareketle, siz mi?
nahhh ölünce dendiğini düşünün.
Hayli eski dönemlerde zamana bu tarz rollerde verilmezdi,
yaratmak fiili dahi yoktu,
dönüşmek vardı. Eski Mısır, bir lanetten bahsederdi, nereye giderseniz gidin, hangi yöne olursa olsun, içinden çıkamayacağınız, yaşadığınız her gün bugündür. Bu da sizin lanetiniz :)
Dipsiz bir kuyuya taş attığınızı düşünün, hiç bir zaman düşmeyecek ve dönüp taş ne zaman düşer diye sormanın da ne kadar saçma olduğunu düşünün... Varlığın başlangıcı deyimide böyle bir hata taşıyor.
Hayır diyebiliriz, itiraz ederiz, bilimde zaman 4. Boyuttur diyebilriz! Evet diyebiliriz, çünkü boyut demek, öznenin, nesneye yöneliminde belirli noktaları, farkları referans alarak yaptığı bir koordinatlama, belirleme, referanslama işidir. Yani konuyla ilgili, hareket/değişim bize ölçme, kıyaslama, referanslama, kordinatlama olanağını verir, işte bir boyutumuz oldu -> zaman. Yok o değil, zaman da yavaş/hızlı olabiliyor denecektir, evet olabilir, bu halde biz zamanı boyut olarak belirlediğimiz asıl satıha bakmalıyız, hareket ve değişim. hareket ve değişim etki altında nasıl ki farklılık gösterirse, bundan soyutlayacağımız kıyas, koordinatlama, ölçümlerde haliyle değişir...
Neyse işin felsefik yanlarına da değindik :) Ama durun oradan birisi bir paradoks üretiyor, peki kabul, başlangıcı olmayan A tanrısı, bu güne gelemez hadi kabul, o halde varlık, madde nasıl bu güne geldi? İşte paradoks. "Şimdi" zaman kavramına sadık kalarak ifade edebileceğimiz en anlamlı tabirdir, şimdi sayılamaz, yani şimdi 2,3,4,5 şimdi olamaz... Efendim dinazorlar nerede? Burada, bizimle, şimdide(!), kemikleriyle, organik yakıtlarıyla, bir yere gitmediler, bir yerden de gelmiyorlardı, sadece dönüşüm/değişim oldu ve bu üzerlerinde gerçekleşti, canlılıklarını koruyabilselerdi, ne farkederdi ki yine şimdide olurlardı, değişen sadece hal/durum/yapı... Kestirme cevap,
Yılmaz Öner derdi ki;
Her an şimdiki andayız.
Kısaca değinelim, bu Allah ve zaman paradoksunun ilkelliğini tasavvufçular farketmişti, ama sorunu tam çözemediler. Allah an itibariyledir dedilerse de, efsanenin yapısı gereği sorun devam etti(önce, sonra, zamanın bir yerinde yaratmak), sonra yaratım "an" itibariyledir dedilerse de çözemediler, zira gerçek şimdi ise, şimdi
her ne ise o ise, başlangıçsız(an'ın dışında!!!) nasıl yartılsındı ki? Bu hem saçma olurdu hem de Alah'ın an itibarı çökerdi.... Neyse, Nesneli/ortadalığı/ortada olanı, salt(!) özne/iradeye bağlı hale getirirsek, elimizdeki tüm kavramlar aslında buhar olup uçar, sonra ne dersek diyelim
saçmaladığımızı farkederiz, ya da farkedemeyenlerde çıkar. İşte zaman kavramında da temel sorun bu, neyden soyutladığına bakmaz(!),
haliyle zamanı da böyle lineer mantığına endeksli bir cetvel ölçeği gibi çizgilere filan ayırır, kendi şahsına münhasırmış gibi bir tanrı daha yaratır!. Yine de bir çözüm yolu vardı, tasavvufçular bu sorunu çözebilirdi, lakin bir farkla, Allah faktörünü de ortadan kaldırmaları gerekiyordu, zira kendi ifadelerinden çıkan sonuç,
gereği kalmamıştı... Belkide çözmüşlerdi :)