Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #25  
Alt 19-11-2025, 07:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.077
Standart

Ben konuya biraz daha genis bir acidan yaklasacagim; konudan kendi adima ne anladigimi hatta belki de kendi laboratuvarimizda neyi nasil yaptigimizi anlatmak istiyorum. Elbette asagida yanlislanabilirlik ilkesine de zaman zaman deginecegim. Ama once, bilimsel arastirmadan ve bilimsel yontemin ne oldugundan bahsetmemiz gerekiyor. Cunku bu temeli dogru kurmadan ilerlersek, kavramlar havada kalir. Bu temel bize daha net cerceve saglar.

Bilimde ilk kabul, ilk dayanak noktasi gozleme dayali bilgi, nesnel bilgi yani empirizmdir. Yani bilimsel yontem, dunyayi anlamak icin once gozlemeyi sart kosar.

Bunun arkasinda, tarih boyunca onemli isimler geldiler gectiler. Mesela Galileo… Ondan onceki donemlerde insanlar cogunlukla dunyanin nasil isledigini anlamak icin otoritelerin sozlerine kulak veriyorlardi. Yani kalkip Aristo dedi diye dogru kabul ediyorlardi; Platon'un soyledigi mesela sorgulanmazdi. Ama Galileo ve ayni donemin diger bilim insanlari, mesela Kopernik, Newton gibi sunu soyluyorlardi; Bir seyin nasil isledigini ogrenmek istiyorsan, gidip kendin bakacaksin. Gozleyeceksin. Kanit toplayacaksin. Oyle babam soyledi diye inanmayacaksin.

Galileo bunu sadece teoride soylemedi; ornegin gunes sisteminin isleyisini anlamak istediginde, otoritelere yaslanmak yerine aldi eline teleskopu, gokyuzune bakti. Gezegenlerin hareketlerini takip etti, defterlere kaydetti, tekrar tekrar kontrol etti. "Aristo dunya merkezdedir" demisti diye meseleyi kapatmadi; bizzat kalkti, gozlem yapti.

Kendi alanim oldugu icin psikoloji acisindan yaklasayim. Psikolojide bizim yaptigimiz sey aslinda bundan cok farkli degil. Diyelim ki gelisim psikologlari kalkiyor arastirma yapmak istiyor. ilkokul cagindaki cocuklarda zorbaligin nasil ortaya ciktigini merak ediyorlar diyelim. Bunun cevabi icin bir filozofun gorusunu okuyup "tamam anladim" demiyorlar. Gidip teneffuste cocuklarin birbirleriyle etkilesimlerini izliyorlar, hangi davranislarin zorbaliga isaret ettigini not ediyorlar. Yani tipki Galileo'nun yaptigi gibi, dunyayi oldugu gibi gozlemleyerek bilgi uretiyorlar.

Peki neden gozlem bu kadar onemli? Cunku davranisi anlamaya calisirken sadece bir otoritenin sozunu temel almak isleri berbat eder, bizi yaniltir. Yani sadece otoriteler degil, insanlar, herkes yanilabilir; herkes ayni derecede guvenilir degildir yani. Bir de tek bir kisinin deneyimi, genis bir grubun davranislarini temsil edemez. Ancak gozlem yaparak, davranisin neden ve nasil ortaya ciktigina dair daha saglam bir zemin elde ederiz. Bu gozlem isi de tek bir yontemle yapilmiyor. Bazen insanlarin dogal ortamindaki davranislarina bakiyoruz. Mesela parkta, okul bahcesinde, is yerinde vs.. Bazen insanlara anket verip ruh hallerini dusuncelerini ya da tutumlarini olcuyorlar. Bazen de laboratuvarda kontrollu bir gorev yaptiriyoruz; bellek, dikkat, karar verme gibi surecleri olcuyoruz. Benim alanim daha cok sinirbilim temelinde, mri, fmri ile beyin hasariyla iliskili psikikolojik durumlar. Konu ne olursa olsun, bu yontemlerin hepsi aslinda ayni kapiya cikiyor: Davranisi OLCEREK ANLAMAK.

Bir gozlem tek basina hicbir zaman bize yeterli bilgiyi vermez. Tek bir kisiye bakarak, ya da tek bir calisma yaparak gercek budur diyemeyiz. Cunku tesadufler, rastlantilar, olcum hatalari her zaman olur. O yuzden BILIMSEL BILGI TEKRARI gerektirir. Hem bir calismanin kendi icindeki bircok birey uzerinde tekrar edilmesi, hem de baska arastirmacilar tarafindan baska kosullarda yeniden yapilmasi lazim. Bu tekrarlar sayesinde elimizdeki bilginin rastlanti olmadigindan daha emin oluyoruz.

Bilimde BIR KEZ GORDUM degil, DEFALARCA GORDUM ve kosullar degisse bile sonuc benzer kaldi onemlidir. Iste bu noktada bilimsel yontemden bahsetmemiz mumkun oluyor.

Simdi bir baska noktaya gecelim. Bilimsel yontemin cok onemli bir ayagi var. O da determinist acidir. Bu terim kulaga biraz karmasik gelebilir cunku felsefede de bu kullanimdan bahsediyoruz. Ama burada sunu demeye getiriyorum. Dunyada olup biten HIC BIR SEY kendiliginden, tamamen tesadufen ortaya cikmaz; her olayin ve her davranisin arkasinda ONU ETKILEYEN belirli bir neden ya da nedenler var. Bilimde determinist yaklasim dedigimiz sey aslinda bu.. Bazi insanlar bu yaklasimi yanlis anliyor; sanki insanin hic bir ozgur yada kismi ozgur iradesi, yetisi yada yetenegi, kosulu yokmus gibi. Ama burada kullandigim anlam farkli. Yani soyle: Insan davranislarinin temel nedeni var ve biz bu nedenleri arastirarak anlayabiliriz.

Mesela insan neden depresyona giriyor? Sahte anilar nasil olusuyor? Uykusuzluk kaygiyi mi artiriyor, yoksa kaygi mi uykusuzluga yol aciyor? Bu sorularin hepsi aslinda DETERMINIST BIR VARSAYIMDAN GUC ALIR. Yani bu davranislarin belli sebepleri vardir ve biz bu sebepleri bulabiliriz dusuncesi olmadan hicbir arastirma yapilamaz. Tabii burada onemli bir nokta var: Insan davranislari cogu zaman tek bir nedene dayanmaz; TEK BIR DUGMEYE BASIP BUTUN DAVRANISI ACIKLAMAK mumkun degil. Isin icinde genetik egilimler var, cevresel faktorler var, ogrenilmis kaliplar var, stres duzeyi gib farkli seyler var. Bunlarin HEPSI bir araya geliyor ve belli bir davranisi sekillendiriyor. Dolayisiyla arastirmalar genellikle coklu nedenleri hesaba katmak zorunda, yoksa bilimsel bir arastirmsadan bahsedemeyiz. Bununla birlikte, her arastirma dogrudan bu buna neden olur sorusuna cevap vermek zorunda da degil. Bazen once davranisin KNDISINI de tanimlamak gerekir. Mesela bir davranis dusunelim, bu toplumda ne kadar yaygin? Hangi durumlarda daha cok ortaya cikiyor? Hangi degiskenlerle iliskili? Bu sorularin hepsi nedensellige dogrudan ulasmasa da, davranisin dogasini anlamak icin gerekli olan ilk bilgiyi saglar. Mesela adam universiteye basliyor, bu kisilerde kaygi ne kadar yaygin? Daha kucuk yasta universiteye baslayanlar daha mi fazla kaygi yasiyor? Bu sorularin her biri determinist yaklasimin bir parcasi. Cunku hepsi davranisin arkasinda BELIRLI NEDENLERIN BULUNDUGUNU kabul eder.

Sadece bu degil tabii, bilim dedigimiz sey en basit aciklamayi once degerlendirir. Ne demek istiyorum burada? Sadece olay psikolojiyle sinirli degil; aslinda hemen her bilim dalinda isler boyle yurur. Mesela diyelim ki jeoloji. Az cok lise universite bilgimizle biliyoruz. Bir dagin yamacinda buyuk bir catlak var diyelim. Bunu fark ediyorlar. Bazilari hemen diyor ki aaa buyuk bir yeralti canlanmasi var, dev bir magma patlamak uzere! Ama isler oyle yurumuyor. En basitinden bir jeolog bunu demez. Once en temel ihtimali dusunur: bu mesela yakin zamanda yasanan kucuk bir deprem olabilir, toprak suyla asiri doymus olabilir, bolgedeki kaya tabakasi dogal kayma yasamis olabilir, yani olabilir de olabilir. Cunku daha basit aciklamalar, daha az degisken icerdigi icin once sinanir. Ancak jeolog bu basit ihtimalleri GOZLEM VE OLCUMLERLE ELEDIGINDE iste o zaman daha karmasik jeolojik sureclere yonelmeye baslar. Yani karmasikligi eklemek, basit olan aciklamanin tasimadigi durumlarda devreye girer.

Bu sadeligin bir nedeni de cok pratik. O da su; basit bir aciklamayi YANLISLAMAK cok daha kolaydir. Eger bir iddia bin tane ek varsayim iceriyorsa, onu test etmek neredeyse imkansiz hale gelir. Oysa bilim, bir bakima YANLISLANMA ihtimali olan aciklamalarla ilerler. Bu yuzden jeolog once sunu dusunur: Ulan bu catlak yakin zamandaki kucuk depremler yuzunden olusmus olabilir mi? Bu iddiayi test etmek kolay; bolgede sismik kayitlar var mesela, yuzey hareketi olcumleri vardir, cikarsin sonuclarini karsilastirirsin. Eger veriler bunu DESTEKLEMIYORSA, o zaman siradaki daha karmasik aciklamayi dusunursun. Ayni ilke astrofizikte de karsimiza var. Gokyuzunde bir yildizin parlakligi aniden azaliyor diyelim. Once basit aciklamayi dusunuruz: mesela basit bir sey soyleyeyim, dedik ki, yildizin onunden toz bulutu gecmis olabilir. Yada yildizin kendi parlaklik dongusunde dogal bir dalgalanma vardir. Ama bu ihtimaller CURUTULURSE, BU IHTIMALLERIN YANLIS OLDUGU GORULURSE, YANLISLANIRSA, iste o zaman adamlar daha karmasik modellere gecer. Ornegin ne diyebilirler? ne desinler, mesela yildizi cevreleyen gezegen halkasi olabilir ya da yildiz ici fuzyon sureclerinde bir sey oldu diyelim; degisiklik yasandi mesela. Ama bunlar hep ikinci asamadaki ihtimaller.

Sade aciklamalarin tercih edilmesinin tek nedebi o degil; bunlar cok daha kolay test edilirler. BIR TEORIYI TEST EDEBILIYORSAN, ONU YANLISLAYABILIRSIN. Tekrar soyluyorum, burasi onemli: bir teoriyi test edebiliyorsan onu yanlislayabilirsin; yanlislayabiliyorsan eger bilimin ilerleme sansi olur. Eger aciklama HER KOSULDA KENDISINI KURTARACAK SEKILDE TASARLANMISSA, oaradan bir halt olmaz, bilim de olmaz. O noktada, artik, bilim, bilim olmaktan cikar. Bu yuzden jeoloji, astrofizik, biyoloji, fizik ne dersek diyelim...Hepsi once en yalin ihtimalleri sinar, ancak veriler bu kadar basit degil dediginde karmasik aciklamalara basvurur.

Bilimde test edilebilirlik ilkesinin neden bu kadar kritik olduguna biraz daha yakindan bakmak istiyorum. Konunun onemi acisindan soyle bir ornek vereyim: Diyelim ki elimizde belirli bir psikolojik ya da norolojik durumu aciklamaya calisan bir teori olsun. Teori, beynin belirli bir bolgesinin bu duruma yol actigini iddia ediyor olsun. Simdi, bu iddiayi bilimsel yapan sey, NESNEL OLAN BU ACIKLAMA, HEM DOGRU CIKABILIR HEM DE YANLIS CIKABILIR IHTIMALINI BARINDIRMASIDIR. Eger teori oyle bir sekilde kurulmussa ki hangi veri gelirse gelsin kendini kurtarabiliyorsa, o teori bilimsel degildir. Mesela evin icinde gorunmez bir ruh var cumlesi boyle bir sey; cunku NEYIN GOZLEMI ONU YANLISLAYACAK? Neyin gozlemi, boyle bir seyin YANLIS OLDUGUNU, HATALI OLDUGUNU GOSTERECEK? Hicbir sey. Dolayisiyla bu tur ddia bilimsel yontemle SINANAMAZ.

Ama bilimsel hipotez boyle degil. Bilimsel aciklamanin yapisinda yanlis cikabilme ihtimali HER ZAMAN olmalidir. Bir teori hem CURUYEBILIR hem de DOGRULANABILIR olmalidir. TAM DA BU, CIFT YONLU OLASILIK, TEST EDILEBILIRLIGIN EN TEMEL SEYI. Bilimde asil mesele TEST ETTIK, DEFALARCA TEST ETTIK, YA DOGRULANIR BIR SEY, YADA YANLISLANIR. Bilim bir seyi sirf dogrulamak yada yanlislamak icin yapmaz. Fakat bir seyi yanlislarsak, onu bir tur sinava sokmus oluruz. Simdi bunu daha somutlastirmak icin norobilimle ilgili bir ornek dusunelim. Diyelim ki elimizde bir grup hasta var ve bu hastalarin yasadigi bir algi bozuklugunu aciklamaya calisan bir hipotez gelistirelim. Hipotez sunu soyluyor olsun: "Bu belirtiler beynin sadece tek bir bolgesindeki hasardan kaynaklanir." Bu iddia test edilebilir. Ne yaparsin? Farkli hastalarin beyin goruntulerine bakarsin, lezyonlarin konumlarini karsilastirirsin. Eger gercekten butun hastalarda tek bir bolge hasarliysa, HIPOTEZIN AYAKTA KALIR. Ama diyelim ki veriye baktik ve sunu gorduk: Belirtiler bircok farkli bolgedeki lezyonlardan sonra da ortaya cikiyor. Bu durumda ilk aciklamamizin YANLIS OLDUGU ortaya cikar. Yani hipotezi test ettik ve yanlis oldugunu gorduk.

Bu noktada bilim durmaz iste; aksine yanlislamayi bir baslangic sayar. "Tamam, bu aciklama olmadi" der , gider yeni bir ihtimal kurar. Mesela elimizdeki veriler sunu gosteriyor olsun: Her ne kadar lezyonlar farkli bolgelerde olsa da hepsi beynin ortak bir iletisim hattina baglaniyor. Yani hasar tek bir anatomik noktada olmayabilir ama ayni fonksiyonel ag uzerinde olabilir. (ki benim suan lab'de arastirdigim birincil arastirma konum bu) O zaman yeni bir hipotez ortaya cikar: "Belirtiler, ortak bir beyin agindaki bozulmadan kaynaklaniyor olabilir." Bu hipotez HEM TEST EDILEBILIR HEM DE YANIT DOGRU YADA YANLIS CIKABILIR. Test edersek sunu goruruz mesela: Gercekten de farkli lezyonlarin hepsi ayni iletisim agina dusuyor. Daha da ilginci, bu ag icindeki farkli baglantilar belirtilerin duyusal turunu belirliyor; gorsel bozukluk yasayanlarin lezyonlari bir yol uzerinden baglaniyor, isitsel yasayanlarinki baska bir yol uzerinden. Bu yukarida bahsettigim olay benim arastirdigim bir olay. Bu baslangicta basit aciklamanincokmesiyle basladi, surec simdi daha iyi ve bilimsel acidan cok daha guclu bir modele donustu.

Neyse, fazla uzatmayayim, baska islerim de var bu gece, bitirmeden once sunu soyleyelim, ki bu onemli-- Bilim bir aciklama yanlislandiginda coken bir sistem degil, bunu soylemiyorum. Tam aksine sunu soyluyoruz: burada yanlislamayla guclenen bir surecten bahsettik. Test edilebilirlik olmazsa, bilime yon veren hic bir sey olmaz, o bilim olmaz. Cunku hangi aciklamanin ayakta kalip hangisinin cokecegini test etmemiz lazim. Bu sekilde bunu gorebiliriz. Eger bir teori yanlislanabilir degilse, yani test edilemiyorsa, onu bilimsel bir cercevede degil, baska bir yerde, baska bir kapsamda tartismamiz lazim.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:35 .