Dil konusunda eleştirilerim, dil ile ilgili olduğu ve görüş yansıtmadığı için ele almayı gerekli görmüyorum. Yani kişilerle şahsi didişme, kişilere şu ya da bu görüşünü açıkladıkları için soytarı, şaklaban gibi ifadelerle hitap etme vs. politik, ideolojik keskinlikle kişilere yönelme, sanki mesele birinin davranışı ve ele alınan karakteriymiş gibi, hele sitemkarlık(acizyet) vb., ancak bir görüşün analizinden çıkan sonuç olmadıkça yanlış olduğunu ve bir çok başlıkta yeri geldikçe dile getiriyorum. Örneğin A kişisi şunu yaptıığğıığ, uııııııııııııııııııhhghhgg bunu yaptıııı üzerinden siyasi, politik, felsefik veya bilimsel analiz olmaz, bu duruma göre değişmekle birlikte meselenin özünü anlamamak, yanlış hedeflere saldırmaya, bir çeşit eziklik, zaten beklentileri yapmamış kişiden idealist ve kurguca beklentiye girme psikolojisinin dışa vurumuna, psikolojik hal yansımasına dönüşür, daha doğrusu en başından neyin davranışa dair, neyin de argüman, görüş ve ancak görüşe göre ele alınması gerektiğini ayırt etmek gerekir. Bir de insanlar felsefik ve analize dayalı tartışmalarda, kişiyi hedef alıp itibarısızlaştırıyorsa veya gereksiz yere kendilerine özel saygı bekliyorlarsa bu da aslında holiganik şartlanma veya narsizm ile ilgili zaafın açığa çıkma halini temsil ediyor. Ha analizlerin sonucunda tespitler bir yere varıyorsa elbette söylenebilir, söylenmelidir. Örneğin herhangi bir iş içerisinde şöyle yapalım, kendimize de (ki hakkımız değilken ise) buradan şu şekilde pay çıkar dersem, bu halde bunun analizi ve tespiti hırsızlık olur ve burada amaç kişiye hitap veya isnat değil, ilgili görüş, fikrin, argümanın nereye vardığıyla ilgilidir.
Yanlış hatılamıyorsam ZAMAN konusunda eleştirmiştim, şimdi tekrar girersem özel bir uğraşa dönüşür, ama paragraf alıp aktarılırsa yorumlayabilirim. Lenin Uzay ve Zaman başlığında, zamanın nesel gerçeklik olarak kabul edilmesi gerektiğini, evrenin uzay ve zaman içinde hareket ettiğini söylemekteydi... Bunun sebebi o dönemlerde uzay-zaman kavramının kullanımından kaynaklı. Şöyle örnek vereyim;
Yere sabitlenmiş bir yayı, üst ucundan çekerek gerdiğimizi düşünelim. Bu yay 100 halkalı olsun.
Halkalar: 100,99,98,97,96,95,94,93........................1( en alttaki yere sabitlenmiş halka)... 100 nolu halkayı çekersen ne olur? Zincirleme olarak sırayla ilk halkaya doğru bir etki-tepki aktarımı meydana gelir, yani bir nevi İLETİ-M(->)
Kuvvet->100->99->98->+........................->1->zemin;
O zamanın da, günümüz biliminin de kavramları yanlış kullanma sorunu var veya insanların bilim ile felsefe ve gündelik dilde kullanım maksatlarıyla, bilimde kullanım maksatlarını ayırt etmeme sorunu. Bu örnekte etki aktarımına daha doğrusu ilk çekilen yayın, sonrakine etkimesi ve sonrakinin de buna tepkilenmesine(bilinç faktörüymüş gibi) bilim BİLGİ demekte. Oysa burada bilgi yoktur. Böyle ifade etmesinin sebebi, çekilen halkarın çekildiklerinde TEPKİLENMESİ, sanki bir ALGI durumu varmış gibi, kendisi çekene direnç(tepki), sonraki halkayı da çekme EĞİLİMİNDE olmasıdır. Bu örnekte halkalar EĞİLİM koymuş gibidir, oysa burada bir kavrayış, algı(yorumlama maksatlı), bilinçli davranış söz konusu değildir. Ancak etkiye verilen tepki de bir ALGI durumudur, fakat buradaki algıya(almak kökünden) iradi vasıf(duyum) mahiyeti yüklemek gereksiz veya duyumsal algı anlamına geliyor olamasından sakınmak bu bahisle illa terim kullanılacaksa "fiziksel algı" demek gerekir. Aslında etkime-tepkime, etki-tepki, etki aktarımı vb. demek zaten yeterli iken bir de üzerine, zincirleme etki-tepki -algı- akışına, "bilgi akışı" böylece "akara" "bilgi" diyorlar... Bu tutum yanlıştır, gerçekte olan ise, etki-tepki dalgasıdır(bir nevi, dalga fonskiyonu açığa çıkıyor)... Daha doğrusu bilgi özünde yorumlanmış madde akışı(veri), dalgasıdır...
Kısaca insanlar da doğada hazır paket bilgi olduğu, akış halinde olduğu, yani gayr-ı resmi değil resmi, nesnel bir varlık biçimi olduğu yanılgısına düşüyorlar. Aynı mesele, uzay ve zaman ifadelerinde de yanlış anlaşılmaya yol açıyor. Bu bir çok ölçü birimlerinde de aynı hataya düşmeye varıyor, örneğin boyut gibi... Zaman, boyut bunlar içleri olan, yani bir hacim alanı oluşturan, hacmi olan FORMLAR değiller, iç ve dış meselesi ancak FORM açısından ifade edilebilir.
Kısaca zaman, boyut nesnel bir gerçeklik formu değil, değişimin kıyası, niceliğidirler ve evren bunların içinde hareket edemez çünkü bunların içinden söz edilemez, aksine bunlar; evrenin, daha doğrusu maddenin ve açığa çıkarttığı formların hareketi, değişimi, biçimine dayalı farkların kıyasıyladır. "O+O+O" 3 oksijen(renksiz ve kokusuz), bir araya geldi Ozon(renkli ve kokulu) oluştu. Burada renkler ışığın maddi ortamda uğradığı değişimle böylece farklı etki, akış sağlamakla, koku ise ilgili formun maddi akışla yayılımı esnasında çevre formlar üzerinde oluşturduğu etkiyle ilgilidir(o parçalar da insanın burnuna girdiğinde yapısı gereği ilgili formlara nüfuz, etki edecek, böylece form yapıca değişime uğrayacak, başkalaşacak, böylece etkisi de başkalaşacak, fark oluşturacak, algılanacak ve yorumlanacaktır). Bu oluşum ve değişimi sağlayan zaman veya boyut değil, parçaların şu ya da bu biçimde bir araya gelmesi, ayrışması, böylece açığa farklı nitelik, özellikler çıkarması sonucu oluşan FARKlar, değişimdir. Böylece farkların kıyası da değişimin ölçüsü olur... Kısaca nesnel gerçeklik, gözleme, işaret edilebilirlik vasfına sahip olan madde, form ve harekettir ve hareketin dışında ve ondan soyutlanmaksızın, ayrıca bir zaman gerçekliği söz konusu değildir, gerçek olan hareket, madde ve maddi akış, algılanabilir olarak açığa çıkarttığı fark, değişimdir. Uzayın, boyutların da içi, dışı bulunmaz, sadece formların böylece ancak nesnel gerçek olan şeylerin "gerçekte" içinden söz edebiliriz. Zaman da uydurma değildir, nesnel farklardan hareketle soyutlanır, kısaca niceldir, soyutlamadır, somut olan ise madde, maddi biçimler, hareket ve değişimdir. Örneğin ısı da özünde muhteva akışı, alış-verişidir, aslında bizim etki-tepki dediğimiz de hatta hareket de maddi akışla ilgilidir, etki "maddi akış, transfer" halidir. Yeri gelmişken anmak gerekir, Heraklitos ile dalga geçenler, "her şey akar, akış halinde" ifadesini anlamayanlardı, gerçekte ise her şey en temelde maddi akış halinde, hareket, değişim, zaman da buradan soyutlanabiliyor(bu kavramlar, sağlayan değil sağlanan ve bazıları da sağlananın da sağladığı, soyutlama olarak açığa çıkıyor)...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|