
24-02-2008, 18:01
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jun 2007
Mesajlar: 2.723
|
|
Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
2000 lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir.
Savaş sorununu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) politikasıyla sınırlı tartışmak, dünyanın herhangi bir yerinde değil ama Türkiye'de olabildiğine saptırıcı olacaktır.
Çünkü Türkiye, bu savaş olasılığına sadece ABD bağımlılığıyla değil, aynı zamanda kendi konum ve talepleriyle müdahildir. Nitekim komşu Kürtlerin devletleşmesini savaş nedeni ilan eden ve oradaki siyasal gelişmeleri askeri yollarla kontrol etmeye çalışan politikası, onun ABD ile yaşadığı anlaşmazlıkta da belirleyici bir rol oynamaktadır.
Halen kendiyle yetinmesini engelleyen Osmanlıcı ve Türkçü hayalleri yanı sıra kendi çok kimlikli gerçekliğiyle barışık yaşamaması, Türkiye'nin Irak konusunda temel handikaplarını oluşturmaktadır.
YAYILMACILIK VE MİLİTARİZM
Bunları aşamaması halinde demokratikleşmesinin imkansızlığı bir yana yayılmacı ve militarist savrulmalardan kendini koruması da olanaksızdır. Nitekim savaş tartışmalarında bunun somut yansımaları ile karşı karşıyayız.
Kendi Kürt sorununu ezmekte ısrar eden bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesini kendi geleceğine bir tehdit olarak algılaması, dolayısıyla bir savaş sorunu olarak yaşaması kaçınılmazlaşıyor.
Bu da tıpkı ABD'nin Irak özgülünde gerçekleştirdiği "önleyici vuruşun" bir prototipini kendi "arka bahçesinde" denemeye yönelmesi demektir.
12 EYLÜL ANAYASASI'NIN DA GERİSİNE
Oysa böylesi bir yönelim, sadece uluslar arası hukuk açısından değil kendi hukukumuz açısından da gayrı meşru. Nitekim 92. madde bunu açıkça yasaklıyor. Ama ne yazık ki sorunlarımızı çözme iradesinden yoksunluk, bizi 12 Eylül Anayasasının bile gerisine sürüklüyor. .
Bu noktada sorun sadece basit bir hukuk ihlali olmayıp ciddi bir Kürt-Türk savaşı riskini barındırmaktadır. Bunun sorumlusu ise, her halükarda dış müdahaleyi yapan olacaktır.
Risk almak ancak kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumunda kabul edilebilir.Oysa halen ne topraklarımıza ne vatandaşlarımıza bir saldırı söz konusu değildir.
MEŞRU ZEMİN!
Dolayısıyla Irak'a müdahale için meşru bir zemin yoktur. Meşruiyet dayanağı olarak geriye ABD'nin kullandığı "önleyici vuruş" stratejisi kalıyor, ki bizim olası bir Irak harekatımızın meşruiyeti, ABD'nin Irak saldırısının meşruiyeti kadardır. Böylesi bir olasılıkta bizim dünya çapında ödeyeceğimiz faturanın çok daha ağır olacağı da cabası.
Bu noktada ABD müdahalesine karşı çıkarken Türkiye'nin Irak'a müdahalesini savunanların içsel tutarsızlıklarına da işaret edilmelidir. Her şey bir yana, olası bir Kürt devletleşmesini, askeri yolla engellemenin, BM hukukunu alenen ihlal etmek olacağı açıktır.
Bunun diyelim ki, "Bağdat'ın zımni muvafakati alınarak yapılması" (Mümtaz Soysal) halinde bile en küçük bir meşruiyeti olmayacaktır.
Bu durumu ne solcu bir geçmiş ne anti Amerikan duruş ne de anayasa profesörlüğü değiştiremez; izan yeterlidir. Esasen bu "önleyici müdahale" anlayışının, "suçu" ortadan kaldırmak gerekçesiyle işkenceyi savunmak gibi bir şey olduğu, dahası muhatabının kitleselliği oranında ondan çok daha büyük bir insanlık suçu olacağı da açıktır.
IRAK'TA NE YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ?
Halen Irak özgülünde izlenen siyasetin tutarlı bir açıklamasını yapabilmek olanaksızdır. Bir yandan Irak'ı parçalamaya çalışan ABD ile işbirliği yapıp diğer yandan Irak'ın bütünlüğünü korumak için askeri müdahaleyi savunuyoruz.
Bir avuç Türkmeni güçlendirmeye ve kurucu unsur yapmaya çalışırken, Irak'ın asli unsuru olan Kürtleri bu konumdan çıkarmaya ve anti demokratik Irak'taki konumundan bile geriye itelemeye çalışıyoruz.
Bu arada Türkmenlerin haklarını savunuyormuş görünürken, hak ve özgürlüklerinin gereği olarak Kürt Parlamentosunda yer alışlarını, Onu meşrulaştırmasınlar diye engelleyip, kendi devlet çıkarlarımız için can güvenliklerini riske atıyoruz. Ve bunların üzerine Kürtleri iktidarsızlaştıracağımız bir Irak'a garantör olmaya çalışıyoruz.
TÜRKİYE ÇIKAMAYACAK
Tüm bu politikalarıyla Türkiye, Irak'ın demokratikleşmesini engellemek bir yana kendi demokratikleşebilmesinin önünü daha da kapatmış olacaktır. Dahası, bir kere Irak'a girdikten sonra geri çekilmek de, söz konusu çözümsüzlük politikasıyla olanaksız olacaktır. ABD vurup düzenledikten sonra çıkacaktır, ama Türkiye çıkamayacaktır.
Nitekim halen mevcut 20 bin askerini bile geri çekememektedir. Hele ki orada bir askerimizin ölmesi halinde bu iş daha da olanaksızlaşacak, Iraktaki Kürt toprakları, Türkiye'nin demokratikleşme olasılıklarını da boğan tam bir bataklığa dönüşecektir.
Türkiye'nin savaş politikası halen ne yapıp edip Kürtlerin devletleşmesinin engellenmesi gibi negatif bir temelde biçimleniyor. Şimdilik güç dengeleri sayesinde bunu sağlıyor; ancak bu politikanın ufku, çözüm üretme yeteneği ve dünyanın gelişme eğilimleriyle bağı bulunmamaktadır.
"KÜRT DEVLETİ" VE SAVAŞ GEREKÇESİ
Savunulan statükonun bütünüyle anti demokratik olduğu, aşiret diye küçümsediğimiz Kürtlerin, Türkmen ve Süryanilerin haklarını içeren demokrasisinin bile gerisine düşen bir konum sergilediği açık. Kaldı ki kuzey Irak'ta bir "Kürt Devleti" kurulması olasılığının, devletler hukuku açısından Türkiye'nin bu savaşa katılmasına gerekçe olamayacağı da açık.
Çünkü Kürtlerin Kuzey Irak'ta bir devlet kurup kurmayacakları sorunu Türkiye'nin değil Irak'ta yaşayan Kürtler'in ve Irak halklarının kendi kaderleriyle ilgilidir. Bu olasılık karşısında TC'nin alabileceği biricik meşru tutum, Türkiye'de yaşayan Kürtler'in hak ve özgürlüklerine yönelik bir dizi demokratik düzenleme olabilir.
Aziz Nesin'in, "Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler" şeklindeki analojisinde de özlü olarak ifade ettiği gibi artık Türkiye, hiç olmazsa Irak ve Bulgar Türklerinin haklarını kendi Kürtlerine çok gören ve bunu sonucu komşulardaki gelişmeleri savaş önlemleriyle karşılayan konumdan vazgeçmelidir.
MAZERETLER VE TUTARSIZLIKLAR
Bu noktada BM'in, sınırların değiştirilmezliğini öngören 2(4). Maddesi gerekçe gösterilerek ulusların kaderlerini tayin hakkına karşı duruş gerekçelendirilemez.
Bunu özellikle bizim yapmamız daha da komik; çünkü resmi bilincimiz, Irak sınırlarının İngilizlerce suni olarak çizildiği şeklinde biçimlenmektedir. Dolayısıyla gelinen noktada düşülen pozisyon, kendi çözümsüzlüğünün diyeti olarak bu suni sınırların savaş pahasına koruyuculuğu olmaktadır.
Kürtlerin " feodal önderlikler " peşinde gittiği gerekçesiyle ulusal realiteleri ve haklarını tanımamanın gerekçelendirilmesi de aynı şekilde, kendimizden ve Saddam'dan başkasını ikna etmeyecek bir yaklaşım. Irak'ın parçalanması halinde, Musul'un Irak'a bırakıldığı Haziran 1926 Ankara Antlaşması'nın feshi, dolayısıyla oradaki "haklarımızın" meşru hale geleceği iddiası da aynı oranda mesnetsiz.
KORKU YERİNE SEVİNÇ
Herşeyden önce oranın bize at olduğu iddiasının, TC Osmanlı ile özdeşleştirilmeyecekse, cumhuriyet ve ulusal devlet mantığı içinde gerekçelendirilmesi olanaksızdır.
Komşunun, bizimkilerin yarısından az Kürtleri devletleşince bizdekilerin de bu doğal hayale sürüklenebileceği korkusu, halen devletin Kürt politikasını belirleyen başlıca faktör olmaktadır.
Oysa bu korkunun sorunlu karakteri bir yana, aşılması da sanılandan kolaydır: Kendi Kürtlerini tanıyan, onların kimliklerinden kaynaklı haklarını kabullenen, onları kurucu ve eşit haklı yurttaşları olarak gören, anayasal konseptini bu evrensel ve demokratik kurala göre değiştiren bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesinden korkmak yerine, bu gelişmeden sevinç üretebileceği açıktır.
Çünkü kendinin en büyük ikinci parçasının, geçmişte suni olarak ve zoraki kendinden koparılmış parçasının haklarına kavuşmasıdır söz konusu olan.
AMASYA TAMİMİ
Üstelik böyle bir çözüm için tarihsel dayanaklarımız olduğu da anımsanmalıdır. Nitekim İ. İnönü'nün, Lozan görüşmelerinde Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak bulunduğunu belirtmesi, Amasya Tamiminin, kendi meşruiyetini, "Biz Türkler ve Kürtler olarak" kurduğu anımsansın. Bunun gerektirdiği yükümlülük ise açıktır; Türklerin, Kürtlerin ve herkesin cumhuriyeti olmak, birlikteliği inkar politikalarından arındırmak...
Dolayısıyla 2000'lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek
için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir. Bu politika, Türkiye'nin hem bölgede hem de dünyada elini güçlendirecek, Kürt Türk kardeşliğini gerçekleştirecek, belki de gönüllü birlikteliği getirecek biricik demokratik tavırdır.
Oysa bunu yapmayan Türkiye kendi demokratikleşmesini de engellemektedir. Demokratikleşememenin sonuçlarını ise, halen dünya insani gelişme sıralamasında 85. sıraya düşerek, ekonomik kalkınmamızı bir türlü sağlayamayarak ödüyoruz.
Erdoğan AYDIN
08.03.2003
|

24-02-2008, 18:54
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 31 Oct 2000
Mesajlar: 834
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
Barzani ve Talabani Türkiye'deki kürtleri de kapsayan bir kürt devletinden yana değildir. Buna sebep onların iktidarı Türkiye'de yaşayan Kürtlere kaptırmaktan korkmalarıdır. Velhasıl kelam PKK'nın bertaraf edilmesinden yanadırlar, tamamen yok edilmesinide istememektedirler. Bu da birkaç cılız itiraz dışında Türkiye'ye karşı çıkmamaktadırlar. Sanırım Amerika, Barzani ve Talabani'ye güvenen PKK ciddi bir hayal kırıklığı yaşamaktadır, bu ne ilk ne de son olacağa benziyor.
* *Kürt halkı zaten Türklerle birlikte yaşama arzusundadırlar. Son seçimlerde de bunu çok açık bir şekilde göstermişlerdir. Ama DTP ye de teveccüh göstermişlerdir. Fakat DTP her zaman olduğu gibi bu avantajı değerlendirememiş sloganların peşinde ve PKK nın güdümünde sürüklenmiştir. Sürekli gerginlik politika izlemiş ve semeresinide görecektir. Önümüzdeki yerel seçimlerde de kalelerini kaybedecektir.
* *Sanki ortada Turan varmış gibi buna karşı tezler ileri sürme komedisi her yerde devam ediyor. Türkiye'de Turancı mutlaka vardır, ama etkileri okyanusta su damlacığı kadardır. Kürt sorununun çıkışını Turancılıkta görmek bana aşırı naif bir yaklaşım olarak gelmektedir.
* *Ben çözümü *Kürtlerin üretime katılmasında, doğuda eğitim seferberliği ilan edilmesinde, sağlık hizmetlerinin götürülmesinde görüyorum. DTP böylesi somut hedefler üzerine yoğunlaşmalıdır.
Bu lafazanlıklardan herkes bıkmıştır.
* *Ajitatif söylemler kimseyi etkilememektedir. Artık bölücü tavırların ve eylemlerin yerini birleştirici söylem ve eylemler almalıdır.
* *Selamlar.
|

25-02-2008, 04:56
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
Kendi kürdünü inkar, komşunun kürdüne savaş...
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * Ve hala kürt-türk kardeştir diyen iki yüzlü devlet politikaları...
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Nihai çözüm; herkes Türkleşti (rildik) k diyecek!!!
|

25-02-2008, 09:43
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
Kendi temellerini demokrasi ile sağlam tutamayan devlet bu konuda da tökezlemeye mahkumdur.
Sınır dışı operasyon, iç siyasi düzenlemelere perde olarak kullanılmış, faydacılığı tartışmalı, anlamsız bir harekettir.
İşin çok çok içinde ırkçı bir temelin olduğunu bile zannetmiyorum.
Türk ya da Kürt fark etmez bir yerde.
Kontrol ve gücün bulunduğu ellerdir önemli olan. Ve bu güç ile hükmetme işlevi.
Buna şaşırmamak lazım. İşin içinde sadece ırk olsa idi şimdiki iktidar, göbeğini kaşıyan adamlarla eşitlenmezdi.
|

25-02-2008, 11:37
|
|
Üyelikten Ayrılanlar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Oct 2007
Mesajlar: 479
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
pervane";p="´isimli üyeden Alıntı
2000 lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir.
Savaş sorununu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) politikasıyla sınırlı tartışmak, dünyanın herhangi bir yerinde değil ama Türkiye'de olabildiğine saptırıcı olacaktır.
Çünkü Türkiye, bu savaş olasılığına sadece ABD bağımlılığıyla değil, aynı zamanda kendi konum ve talepleriyle müdahildir. Nitekim komşu Kürtlerin devletleşmesini savaş nedeni ilan eden ve oradaki siyasal gelişmeleri askeri yollarla kontrol etmeye çalışan politikası, onun ABD ile yaşadığı anlaşmazlıkta da belirleyici bir rol oynamaktadır.
Halen kendiyle yetinmesini engelleyen Osmanlıcı ve Türkçü hayalleri yanı sıra kendi çok kimlikli gerçekliğiyle barışık yaşamaması, Türkiye'nin Irak konusunda temel handikaplarını oluşturmaktadır.
YAYILMACILIK VE MİLİTARİZM
Bunları aşamaması halinde demokratikleşmesinin imkansızlığı bir yana yayılmacı ve militarist savrulmalardan kendini koruması da olanaksızdır. Nitekim savaş tartışmalarında bunun somut yansımaları ile karşı karşıyayız.
Kendi Kürt sorununu ezmekte ısrar eden bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesini kendi geleceğine bir tehdit olarak algılaması, dolayısıyla bir savaş sorunu olarak yaşaması kaçınılmazlaşıyor.
Bu da tıpkı ABD'nin Irak özgülünde gerçekleştirdiği "önleyici vuruşun" bir prototipini kendi "arka bahçesinde" denemeye yönelmesi demektir.
12 EYLÜL ANAYASASI'NIN DA GERİSİNE
Oysa böylesi bir yönelim, sadece uluslar arası hukuk açısından değil kendi hukukumuz açısından da gayrı meşru. Nitekim 92. madde bunu açıkça yasaklıyor. Ama ne yazık ki sorunlarımızı çözme iradesinden yoksunluk, bizi 12 Eylül Anayasasının bile gerisine sürüklüyor. .
Bu noktada sorun sadece basit bir hukuk ihlali olmayıp ciddi bir Kürt-Türk savaşı riskini barındırmaktadır. Bunun sorumlusu ise, her halükarda dış müdahaleyi yapan olacaktır.
Risk almak ancak kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumunda kabul edilebilir.Oysa halen ne topraklarımıza ne vatandaşlarımıza bir saldırı söz konusu değildir.
MEŞRU ZEMİN!
Dolayısıyla Irak'a müdahale için meşru bir zemin yoktur. Meşruiyet dayanağı olarak geriye ABD'nin kullandığı "önleyici vuruş" stratejisi kalıyor, ki bizim olası bir Irak harekatımızın meşruiyeti, ABD'nin Irak saldırısının meşruiyeti kadardır. Böylesi bir olasılıkta bizim dünya çapında ödeyeceğimiz faturanın çok daha ağır olacağı da cabası.
Bu noktada ABD müdahalesine karşı çıkarken Türkiye'nin Irak'a müdahalesini savunanların içsel tutarsızlıklarına da işaret edilmelidir. Her şey bir yana, olası bir Kürt devletleşmesini, askeri yolla engellemenin, BM hukukunu alenen ihlal etmek olacağı açıktır.
Bunun diyelim ki, "Bağdat'ın zımni muvafakati alınarak yapılması" (Mümtaz Soysal) halinde bile en küçük bir meşruiyeti olmayacaktır.
Bu durumu ne solcu bir geçmiş ne anti Amerikan duruş ne de anayasa profesörlüğü değiştiremez; izan yeterlidir. Esasen bu "önleyici müdahale" anlayışının, "suçu" ortadan kaldırmak gerekçesiyle işkenceyi savunmak gibi bir şey olduğu, dahası muhatabının kitleselliği oranında ondan çok daha büyük bir insanlık suçu olacağı da açıktır.
IRAK'TA NE YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ?
Halen Irak özgülünde izlenen siyasetin tutarlı bir açıklamasını yapabilmek olanaksızdır. Bir yandan Irak'ı parçalamaya çalışan ABD ile işbirliği yapıp diğer yandan Irak'ın bütünlüğünü korumak için askeri müdahaleyi savunuyoruz.
Bir avuç Türkmeni güçlendirmeye ve kurucu unsur yapmaya çalışırken, Irak'ın asli unsuru olan Kürtleri bu konumdan çıkarmaya ve anti demokratik Irak'taki konumundan bile geriye itelemeye çalışıyoruz.
Bu arada Türkmenlerin haklarını savunuyormuş görünürken, hak ve özgürlüklerinin gereği olarak Kürt Parlamentosunda yer alışlarını, Onu meşrulaştırmasınlar diye engelleyip, kendi devlet çıkarlarımız için can güvenliklerini riske atıyoruz. Ve bunların üzerine Kürtleri iktidarsızlaştıracağımız bir Irak'a garantör olmaya çalışıyoruz.
TÜRKİYE ÇIKAMAYACAK
Tüm bu politikalarıyla Türkiye, Irak'ın demokratikleşmesini engellemek bir yana kendi demokratikleşebilmesinin önünü daha da kapatmış olacaktır. Dahası, bir kere Irak'a girdikten sonra geri çekilmek de, söz konusu çözümsüzlük politikasıyla olanaksız olacaktır. ABD vurup düzenledikten sonra çıkacaktır, ama Türkiye çıkamayacaktır.
Nitekim halen mevcut 20 bin askerini bile geri çekememektedir. Hele ki orada bir askerimizin ölmesi halinde bu iş daha da olanaksızlaşacak, Iraktaki Kürt toprakları, Türkiye'nin demokratikleşme olasılıklarını da boğan tam bir bataklığa dönüşecektir.
Türkiye'nin savaş politikası halen ne yapıp edip Kürtlerin devletleşmesinin engellenmesi gibi negatif bir temelde biçimleniyor. Şimdilik güç dengeleri sayesinde bunu sağlıyor; ancak bu politikanın ufku, çözüm üretme yeteneği ve dünyanın gelişme eğilimleriyle bağı bulunmamaktadır.
"KÜRT DEVLETİ" VE SAVAŞ GEREKÇESİ
Savunulan statükonun bütünüyle anti demokratik olduğu, aşiret diye küçümsediğimiz Kürtlerin, Türkmen ve Süryanilerin haklarını içeren demokrasisinin bile gerisine düşen bir konum sergilediği açık. Kaldı ki kuzey Irak'ta bir "Kürt Devleti" kurulması olasılığının, devletler hukuku açısından Türkiye'nin bu savaşa katılmasına gerekçe olamayacağı da açık.
Çünkü Kürtlerin Kuzey Irak'ta bir devlet kurup kurmayacakları sorunu Türkiye'nin değil Irak'ta yaşayan Kürtler'in ve Irak halklarının kendi kaderleriyle ilgilidir. Bu olasılık karşısında TC'nin alabileceği biricik meşru tutum, Türkiye'de yaşayan Kürtler'in hak ve özgürlüklerine yönelik bir dizi demokratik düzenleme olabilir.
Aziz Nesin'in, "Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler" şeklindeki analojisinde de özlü olarak ifade ettiği gibi artık Türkiye, hiç olmazsa Irak ve Bulgar Türklerinin haklarını kendi Kürtlerine çok gören ve bunu sonucu komşulardaki gelişmeleri savaş önlemleriyle karşılayan konumdan vazgeçmelidir.
MAZERETLER VE TUTARSIZLIKLAR
Bu noktada BM'in, sınırların değiştirilmezliğini öngören 2(4). Maddesi gerekçe gösterilerek ulusların kaderlerini tayin hakkına karşı duruş gerekçelendirilemez.
Bunu özellikle bizim yapmamız daha da komik; çünkü resmi bilincimiz, Irak sınırlarının İngilizlerce suni olarak çizildiği şeklinde biçimlenmektedir. Dolayısıyla gelinen noktada düşülen pozisyon, kendi çözümsüzlüğünün diyeti olarak bu suni sınırların savaş pahasına koruyuculuğu olmaktadır.
Kürtlerin " feodal önderlikler " peşinde gittiği gerekçesiyle ulusal realiteleri ve haklarını tanımamanın gerekçelendirilmesi de aynı şekilde, kendimizden ve Saddam'dan başkasını ikna etmeyecek bir yaklaşım. Irak'ın parçalanması halinde, Musul'un Irak'a bırakıldığı Haziran 1926 Ankara Antlaşması'nın feshi, dolayısıyla oradaki "haklarımızın" meşru hale geleceği iddiası da aynı oranda mesnetsiz.
KORKU YERİNE SEVİNÇ
Herşeyden önce oranın bize at olduğu iddiasının, TC Osmanlı ile özdeşleştirilmeyecekse, cumhuriyet ve ulusal devlet mantığı içinde gerekçelendirilmesi olanaksızdır.
Komşunun, bizimkilerin yarısından az Kürtleri devletleşince bizdekilerin de bu doğal hayale sürüklenebileceği korkusu, halen devletin Kürt politikasını belirleyen başlıca faktör olmaktadır.
Oysa bu korkunun sorunlu karakteri bir yana, aşılması da sanılandan kolaydır: Kendi Kürtlerini tanıyan, onların kimliklerinden kaynaklı haklarını kabullenen, onları kurucu ve eşit haklı yurttaşları olarak gören, anayasal konseptini bu evrensel ve demokratik kurala göre değiştiren bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesinden korkmak yerine, bu gelişmeden sevinç üretebileceği açıktır.
Çünkü kendinin en büyük ikinci parçasının, geçmişte suni olarak ve zoraki kendinden koparılmış parçasının haklarına kavuşmasıdır söz konusu olan.
AMASYA TAMİMİ
Üstelik böyle bir çözüm için tarihsel dayanaklarımız olduğu da anımsanmalıdır. Nitekim İ. İnönü'nün, Lozan görüşmelerinde Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak bulunduğunu belirtmesi, Amasya Tamiminin, kendi meşruiyetini, "Biz Türkler ve Kürtler olarak" kurduğu anımsansın. Bunun gerektirdiği yükümlülük ise açıktır; Türklerin, Kürtlerin ve herkesin cumhuriyeti olmak, birlikteliği inkar politikalarından arındırmak...
Dolayısıyla 2000'lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek
için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir. Bu politika, Türkiye'nin hem bölgede hem de dünyada elini güçlendirecek, Kürt Türk kardeşliğini gerçekleştirecek, belki de gönüllü birlikteliği getirecek biricik demokratik tavırdır.
Oysa bunu yapmayan Türkiye kendi demokratikleşmesini de engellemektedir. Demokratikleşememenin sonuçlarını ise, halen dünya insani gelişme sıralamasında 85. sıraya düşerek, ekonomik kalkınmamızı bir türlü sağlayamayarak ödüyoruz.
Erdoğan AYDIN
08.03.2003
|
Risk almak ancak kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumunda kabul edilebilir.Oysa halen ne topraklarımıza ne vatandaşlarımıza bir saldırı söz konusu değildir.
Kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumu olmadığını mı sanıyor acaba Erdoğan Aydın? Peki o zaman hergün meydana gelen saldırılar nerden geliyor,uzaydan mı?
Dolayısıyla Irak'a müdahale için meşru bir zemin yoktur
Daha nasıl bir meşru zamin arıyor bu yazar? Bu memleketin insanlarına,topraklarına saldıran o..çocukları Irak'ın kuzayinden gelmiyor mu? yoksa onlar da uzaydan mı geliyor?
ki bizim olası bir Irak harekatımızın meşruiyeti, ABD'nin Irak saldırısının meşruiyeti kadardır
öYLE DEĞİL! Erdoğan Aydın...öyle değil! Amerikan vatandaşlarına Irak'tan sınırı geçerek gelip,saldırı düzenleyen,çoluk çocuk,asker sivil demeden öldüren kimse yoktu! ama Türkiye'ye gelip söylenen eylemleri yapanlar var! Sen nerde yaşıyorsun?!
Bir avuç Türkmeni güçlendirmeye ve kurucu unsur yapmaya çalışırken, Irak'ın asli unsuru olan Kürtleri bu konumdan çıkarmaya ve anti demokratik Irak'taki konumundan bile geriye itelemeye çalışıyoruz.
Bu arada Türkmenlerin haklarını savunuyormuş görünürken, hak ve özgürlüklerinin gereği olarak Kürt Parlamentosunda yer alışlarını, Onu meşrulaştırmasınlar diye engelleyip, kendi devlet çıkarlarımız için can güvenliklerini riske atıyoruz. Ve bunların üzerine Kürtleri iktidarsızlaştıracağımız bir Irak'a garantör olmaya çalışıyoruz.
Senin bira avuç Türkmen diyerek insan yerine koymadığın ve oradaki Kürtler tarafından ezilip,katledilen kişilerin insan olduğunu düşünemiyor musun? Kürtleri de hemen Irak'ın asli unsuru yapıverdin bakıyorum da...  peki araplar ve Türkler yabancı unsur mu? bu kadar yanlışlarla dolu bir yazıyı böyle birisinden beklemezdim...
Evet kendisini ezenlerin oluşturduğu ve katılmanız halinde size kendi kendinizi ezdirecek,kendinizi hançerlemenize sebep olacak,intihar etmenizi sağlayacak bir oluşumu meşru görmek manasızdır! can güvenliğ zaten bu güçler tarafından tehdit edilenlerin bu şekilde davranarak can güvenliklerine karşı yeni bir tehdit oluşturmayacağı,hatta kendisini savunmaya geçmiş olacağı ortada!
Aziz Nesin'in, "Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler" şeklindeki analojisinde de özlü olarak ifade ettiği gibi artık Türkiye, hiç olmazsa Irak ve Bulgar Türklerinin haklarını kendi Kürtlerine çok gören ve bunu sonucu komşulardaki gelişmeleri savaş önlemleriyle karşılayan konumdan vazgeçmelidir.
Bulgaristandaki Türkler'in orada bir Türk devleti kurmak gayesinde olmadıklarını ama Türkiye'deki pek çok kürtün Türkiye'den bölünerek ırakın kuzayinde kurulacak bir kürt devletine katılmak için gün saydıkları aşikardır...Bulgaristan'daki Türkler ile hiç bir benzerliği yok!
Komşunun, bizimkilerin yarısından az Kürtleri devletleşince bizdekilerin de bu doğal hayale sürüklenebileceği korkusu, halen devletin Kürt politikasını belirleyen başlıca faktör olmaktadır.
Oysa bu korkunun sorunlu karakteri bir yana, aşılması da sanılandan kolaydır: Kendi Kürtlerini tanıyan, onların kimliklerinden kaynaklı haklarını kabullenen, onları kurucu ve eşit haklı yurttaşları olarak gören, anayasal konseptini bu evrensel ve demokratik kurala göre değiştiren bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesinden korkmak yerine, bu gelişmeden sevinç üretebileceği açıktır
Hayale sürüklenmiyorlarsa,hergün haber bültenlerindeki isyan haberleri neden ? çocuk mu kandırıyorsunuz?Ama hakkınızı yemeyelim bu bir HAYALDEN öteye geçemez!
Türkiye'de kürt olduğu için öldürülen değil,Türk olduğu için öldürülen insanlar var! sen daha kürtlere hak verilmesinden bahsediyorsun! verilmeyen hak yok zaten hatta Türklere tanınandan daha fazlası kürtlere veriliyor ama gözler doymak bilmiyor..hak verilsin diye ağlaşmanızın dayanağı nedir? hangi haktan bahsediyorsunuz halen?! hergün pkkyı savunan ve şu anda mecliste bulunan partileri bile var! hak verilmiyor diye yalan söylemeyin!Böyle birşeyin başka bir ülkede örneği yok!
tamamen yanlışilarla dolu ve pkklıların söylemleriyle örtüşen bu tip yazıların dinlerin tartışıldığı böyle bir forumda ön planda yer almasını ve provokasyona neden olması hiç hoş değil! üstelik konuyu başlatan da forum yöneticisi...hak özgürlük derken,kimin haklı olduğunu kimin haksız olduğunu da görün! sonra konuşalım.
|

25-02-2008, 15:10
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 31 Oct 2000
Mesajlar: 834
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
İki yazıda Erdoğan Aydın'a ait neden birleştirmediniz, aşağı yukarı aynı konu da ve aynı yazar.
Bakın ırk endeksli sol olmaz, önce bir ona karar verin isterseniz. Gerçekismin belirttiği gibi yalnızca Türk olduğu için öldürülen insanlar varken, ezilmişlik polemiklerinin arkasına saklanarak milliyetçilik ve şovenistlik yapmak ne solla bağdaşır, ne de etikle.
Selamlar.
|

25-02-2008, 15:18
|
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
asılan yazı 08.03.2003 tarihli
acaba asan arkadaş mı bu yazıyı hala savunuyor,e.aydın mı? yoksa her ikisi demi ??
|

25-02-2008, 17:29
|
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
Erdoğan Aydın Cumhuriyet gazetesi'nde tarih köşesini yazar iken bu forumda makalelerinin yayınlanması uygun görülmüş idi. O dönemde Erdoğan Aydın genellikle Osmanlıcılığın eleştirisi üzerine yazıyordu. Cumhuriyet gazetesi ulusalcı olduğu için Kürt sorunu konusundaki düşüncelerini yazmıyordu Erdoğan Aydın.
Cumhuriyet'den ayrılınca Kürt sorunu üzerine yazmaya başladığı anlaşılıyor.
Şahsen yukarıdaki makalesinde yazdıklarının çoğuna katılıyorum ancak belki de sadece din ve tarih gibi konulardaki makalelerinin yayınlanması daha iyi olabilir. E.A nın güncel konularla ilgili makalelerini Güncel Politika forumunda isteyen kişinin yayınlaması daha uygun gibi görünüyor.
|

25-02-2008, 18:18
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
Savaşta kazanan olmaz ,ateş düştüğü yeri yakar.
İstanbul'da 3 milyon kürt yaşıyor.
Akp içinde Tayyip'in açıklamasına göre 75 kürt milletvekili var.
Dtp mecliste grup kurmuş 25 milletvekili var ne yazık ki ,pkk borazancılığı yapıyor. Apo'dan korkusundan pkk dışında çözüm önerileri geliştiremiyor.
Diğer partilerde de kürt milletvekilleri var.
Balkanlar da bölünme parçalanma yaşanıyor.Bosna bağımsızlığını Abd destekli ilan etti.
Rusya sırpları destekliyor.
Irak işgal altında bölünmüş ,hem işgal güçleriyle hemde iç savaş yaşıyor.
Pkk dış destek görmese varlığını sürdüremezdi.
Kürtler çirkin bir oyunun parçası ve kullanılmaktalar.
Türkiye işgal altında,zor bir dönemden geçiyor ve kürtlerden bir kısmı vatan hainliğine devam ediyor.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-02-2008, 20:38
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Jun 2007
Mesajlar: 227
|
|
Re: Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
" 2000 *lerin *dünyasında *Musul *üzerinde *hakkı *olduğunu *düşünebilmek *için *Cumhuriyetin *Türkçü *konseptini *değiştirmesi *ve *kendi *Kürtlerinin *anayasal *vatandaşlık *bağlamında *eşit *haklarını *tanımakla işe *başlamak *gerekmektedir. "
Bu lafları yazmak için ya sersem olmak lazım; ya da fazla lux demokrat(Özentisi)
Bu memlekette Kürt kardeşlerimize tanınmayan tek hak kalmıştır:
TÜRKÜN KAFASINA ........ ÖZGÜRLÜĞÜ....
Yakında bu özgürlük de tanınır... :wink:
Eee zamanında epey hakları yenmişti; bu bir gerçek; şimdi de onlar bizim hakkımızı yesin; ödeşiriz..
Allahtan memlekette lux demokratların yanında; realist insanlar da var.Lux'ler biraz dış dünyaya akıllı baksınlar..
Sn. Gerçekisim; tesbitlerinize aynen katılıyorum ve güzel yargılarınız için teşekkür ediyorum..
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:11 .
|