Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 10-03-2008, 04:35
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Küreselleşme..

Saygideger arkadaslar;


Kuresellesme ilk basta kulaga hos gelen bir terim,yalniz onemli bir nokta var:Bu kuresellesme bir tarafin yararina ve bir tarafin zararina mi yani insanligin bir kesimi icin yapim bir kesimi icin yikim mi,yoksa tum insanligi kucaklayan bir cozummu?

Bence kuresellesmeye karsi cikmak degil,onerilen kuresellesmeyi curutecek karsi-kuresellesme dusuncesini ve davranisini uretmek gerekir ki tum insanligi ve onun dunyasini kuresel bir temelde huzur,refah,rahatliga erdirsin ve insanin insani bolmesini-kutuplastirmasini bir daha basiralamiyacak temelde ortadan kaldirsin.Kuresellesmeye karsi degilim ama dunyayi birbirine daha cok dusman kilan,acliga,yoksulluga,sefillige,huzursuzluga,sav asa ve kavgaya yonlendiren kuresellesmeye karsiyim yasamda da huzur dunyada baris

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-03-2008, 09:42
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart Re: Kuresellesme

Küreselleşme nedir?
Küresleleşme bize ne getirir,ne götürür?
Küreselleşen nedir?
Küreselleşmeyle dayatılan dünyanın uluslararası sermaye tarafından kayıtsız şartsız teslim alınmasıdır.
Küreselleşmenin merkezinde bulunan Abd,Ab gibi emperyalist ülkelerin koyduğu sermayenin uluslararası serbest dolaşımı ve sınırsız ticaretin onların kurallarına göre yapılmasıdır.
Küreselleşmenin dışında kalan ve onların kurallarına uymayan devletler ise düşman ilan edilmektedir.
Tam bir teslimiyetdir küreselleşme.Onların kurallarını ve sonucunu belirlediği bir oyuna dahil olmaktır.
Ülkemizin uluslarası sermaye tarafından teslim alıması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tasfiyesi dayatılmaktadır.
Balkanlarda yaşandığı gibi,etnik ve dini ayrımlar çerçevesinde ulus devletlerin parçalanmasıdır.
Küreselleşmenin merkezinde oluşturulan büyük gücün dışında güç bırakmamaktır.
Dünya kaynaklarını bu güç merkezine daha kolay aktarabilmektir.Dünyayı teslim almaktır.
Saygılar

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10-03-2008, 11:54
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Kuresellesme

küreselleşmeden kastımız nedir? aydoe sermayenin küreselleşmesi ve etkilerini biraz açıklamış. küreselleşmenin de kendine göre kuralları var. abd diğer ülkelere ticari küreselleşmeyi dayatırken - dünya ticaret örgütü (gatt) çerçevesinde - kendisi kota sınırlamalarıbelirlemektedir. ancak burada abd paranın elektronik akışını engelleyememektedir. ulusal birülke olarak kalmak isteyen ülkeler de ulusal kalamamaktadır. çünkü paranın önüne geçilememektedir. paranın önüne geçilebilir mi? elbette.
bunun yanı sıra küresel kültür oluşumunu da atlayamayız. abd veya batı kültürü dediğimiz kültür de tüm dünyaya tamamiyle empoze edilmeye çalışılmaktadır. şu birkaç ay içerisinde yapılanlar - altyapı hazırlıkları daha öncesinden başlamıştır - bunun açık göstergesidir.
küreselleşme olgusu olumsuzlanması gereken bir uygulamadır. önce yeni insanın ortaya çıkması lazımdır.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 13-03-2008, 03:52
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Küreselleşme..

Saygideger bilge_mi;

Bu yeni insan nedir ve nasil ortaya cikacak?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 14-03-2008, 17:20
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Küreselleşme..

yeni insan asıl itibariyle eskide de var olmuş bilinçli insandır. ama eskide kalan insan değildir. yani gelişmiş bir yapıya sahiptir.
nasıl ortaya çıkacağına gelince kendiliğinden sürecin geliştirilmesi sonucu çıkacaktır. umarım!!!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 14-03-2008, 18:04
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Küreselleşme..

Saygideger bilge_mi;

Umarim siz,umudunuzu yitirmeden bu yeni insaniniz-kendiliginden cikacak olan-ortaya cikar.

Aslinda ne acidir ki benim bu konudaki- evrimci degil-devrimci onerilerimi iceren yazilari okuyup ta algilayamadiginiz ortaya ciktigi gibi,bir de bu algilayamadiginiz yazilari bildiginizi soyluyorsunuz.

Belkide,yeni insanin ortaya cikmasi sizi bu kadar ilgilendirmiyor,ilgilendirseydi,bu degisime once kendinizden baslamayi dusunebilirdiniz,pardon aslinda siz dusuncesel gelisiminizi tamamlamistiniz galiba,yaniliyormuyum,yoksa!

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 17-03-2008, 19:53
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Küreselleşme

küreselleşme kavramının kimlerin yararına olduğunu algılayacağımız bir yazı. okunmaya değer. 2001 yılında okumuştum.

Küreselleşme-Yeni Dünya Düzeni
Feza ÖZTÜRK (1)

Berlin Duvarı’nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990’lı yıllardan itibaren hemen her alanda sıkça karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.
Gerçek anlamı tamamıyla anlaşılmadan ve tartışılmadan, bütün dünyada olumlu veya olumsuz tepkilere yol açan bir sözcük olan küreselleşmenin bir şanssızlığı da, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından, dünyada bu kelimeyi sıkça kullanmaya başlayan siyasetçilerin izledikleri politikalarla özdeşleştirilmiş olmasıdır. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, küreselleşmenin ne anlam ifade ettiği tam anlaşılmadan, hakkında olumlu veya olumsuz değer yargıları oluşmuştur.
Hangi Küreselleşme?
Küreselleşmeyi savunanlar da, eleştirenler de kendi görüşlerinin haklılığını ortaya koyacak gelişmeleri ve istatistik bilgileri sıkça kullanmaktalar. Küreselleşmenin faydaları konusunda bir görüş birliği olduğunu söylemek mümkündür. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma, yükselen yaşam standartları, teknolojik ilerleme ve bilginin daha hızlı yayılması, küreselleşmenin en belirgin faydaları arasında sayılmaktadır.
Öte yandan, küreselleşmeyi sadece ekonomik alandaki faaliyetleri etkileyen bir unsur olarak görmek de sınırlı bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bu çerçevede, malların ve sermayenin serbestçe dolaşımının yanısıra, insanların daha sık seyahat etmeleri, bilgi-iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler ve internet kullanımının giderek yaygınlaşması, küreselleşmenin önde gelen itici güçleri arasında bulunmaktadır. Saydamlık da, küreselleşmenin ön plana çıkardığı kavramlar arasında yer almaktadır. Gelir dağılımının daha hakça olması, yolsuzlukların azalması, hatta siyasi özgürlüklerin ve insan haklarına saygının artması, küreselleşmeyle doğru orantılı gelişen unsurlar arasında sayılmaktadır.
Diğer taraftan, günümüzde küreselleşme içinde daha fazla yer alan ülkelerin hemen tamamı gelişmiş ülkelerdir. Bu unsur, esasen küreselleşmeye karşı yöneltilen eleştirilerin de odak noktasını oluşturmaktadır. Nitekim, küreselleşmeye karşı yöneltilen eleştirilerin başında, bu ilişkiler sisteminin, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kıldığı gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin marjinalizasyonuna (dışlanmasına) yol açtığı, faydalarının hem ülkeler hem de bölgeler arasında eşit olarak dağılmadığı, eşitsizlikleri giderici değil artırıcı bir rol oynadığı, küreselleşmeye yöneltilen diğer bellibaşlı eleştirilerdir.
Küreselleşmenin, sermayenin serbestçe dolaşımını kolaylaştırma ve yabancı yatırımları artırma yoluyla ekonomik gelişmeye olumlu katkıda bulunduğu herkesçe teslim edilmektedir. Ancak, küreselleşmenin kriz zamanlarında sermayenin daha çabuk yurtdışına kaçmasına ve krizlerin diğer ülkelere daha hızla yayılmasına neden olduğu da bilinen bir gerçektir. Tayland’da 1997 yılı Aralık ayında başlayan Asya krizi ve Rusya’da 1998 yılı Ağustos ayında meydana gelen mali kriz, kısa süre içerisinde ekonomisi çok güçlü olan ABD’de bile etkisini hissettirmiştir. Türkiye’de 2001 yılı Şubat ayında yaşanan mali krizin etkisinin Rusya’dan Brezilya’ya kadar birçok ülkede hissedilmesinde kuşkusuz yeni küresel dinamiklerin de rolü bulunmaktadır.
Küreselleşme ve "Dijital Bölünme"
Günümüzde küreselleşmenin ivme kazandırdığı bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, uluslararası ticaret ve kalkınmanın canlanması konusunda çok önemli bir rol oynamaktadır. Yine de, bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklardan yeterince faydalanıldığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bilgi ve teknolojiye ulaşım konusunda hem ülkeler hem de bölgeler arasında belirgin bir eşitsizlik bulunmaktadır. Bilgi iletişim teknolojileri ve internet kullanımında gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olanlar arasındaki mevcut farklılığı vurgulamak üzere kullanılan "dijital bölünme" (digital divide) kavramının, küreselleşmeyle birlikte giderek "dijital uçurum" (digital abyss) haline dönüştüğü eleştirileri son yıllarda sıkça yankı bulmaktadır. Gerçekten, günümüzde dünya nüfusunun yüzde 80’inin en temel haberleşme olanaklarından yoksun olduğu ve Afrika kıtasında yaşayanların sadece yüzde ikisinin telefon hattına sahip bulundukları unutulmamalı. Başta Afrika ülkeleri olmak üzere, az gelişmiş ülkelerde internet kullanımı henüz marjinal bir konumdadır.
Yeni Düzen-Yeni Aktörler
Her ne olursa olsun, günümüzde küreselleşme, ekonomiden uluslararası ilişkilere kadar çeşitli alanlarda dünyayı etkileyen, uluslararası toplumun dokusunu ve yapısını eskiye oranla tanınmayacak ölçüde değiştiren bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler 1945 yılında kurulduğunda, uluslararası ilişkileri belirleyen temel aktörlerin devletler olduğu konusunda herhangi bir kuşku yoktu. Sadece devletler, uluslararası ilişkileri etkileyebilecek kaynaklara sahipti. Oysa günümüzde, uluslararası ilişkileri ve dünya ekonomisini zaman zaman devletlerden çok daha fazla etkileyen yeni aktörler ortaya çıkmıştır. Çokuluslu şirketler, hükümetdışı örgütler, medya kartelleri, araştırma ve düşünce (think-tank) kuruluşları, hatta bazı devletlerin yıllık GSMH’sından daha fazla şahsi serveti bulunan bireyler ve yatırımcı konsorsiyumlar son 10 yıl içerisinde oluşan uluslararası sistemin yeni aktörleri olarak ön plana çıkmışlardır.
Çokuluslu şirketler, dünya sahnesinde ulus devletlerden çok daha sonra görünmekle birlikte, günümüz uluslararası sistemini etkileyen ve yönlendiren aktörlerin başında gelmektedir. Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre, dünyanın en büyük 200 çokuluslu şirketinin toplam kaynakları 7.1 trilyon ABD Doları tutarındadır. Dünyadaki ekonomik faaliyetlerin yaklaşık dörtte biri dolayında olan bu rakam, Birleşmiş Milletler üyesi 189 ülkeden 182’sinin toplam ekonomik büyüklüklerinden fazladır. Çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve hedeflerini gözetmeyen bir uluslararası ekonomik sistemden söz etmek mümkün değildir. Çokuluslu şirketler, olağanüstü ekonomik güçlerinin bir yansıması olarak, uluslararası ilişkilerde de etkili olabilmektedir.
Küreselleşen dünyanın yeni ekonomik sorunlarıyla başedebilmek ve kaynaklarını artırabilmek amacıyla ürün pazarlarını dünya geneline yaymak isteyen çokuluslu şirketler, şirket birleşmeleri ve satın almalar yoluyla dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırarak sürdürmektedir. BM tarafından yayınlanan 2001 yılı Dünya Ekonomik Durum Raporu’na göre, şirket birleşmeleri ve satın almaları ile özelleştirmenin önemli bir bölümünü oluşturduğu Doğrudan Yabancı Yatırımlar (Foreign Direct Investments), 2000 yılında 1.1 trilyon ABD Doları’na ulaşmış bulunmaktadır. Doğrudan Yabancı Yatırımların 10 yıl önce 200 milyar ABD Doları olduğu gözönüne alındığında, sözkonusu yatırımların küreselleşme süreciyle birlikte ne büyük bir artış gösterdiği de ortaya çıkmaktadır. Yine Dünya Ekonomik Durum Raporu rakamlarına göre, 2000 yılında 600 milyar ABD Doları tutarında doğrudan yabancı yatırım yapılırken, bu rakam bütün gelişmekte olan ülkeler için sadece 190 milyar ABD Doları’nda kalmıştır. Esasen bu farklılık da, küreselleşme sürecinin zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yaptığını savunanların tezlerini güçlendirmek amacıyla sıkça vurguladıkları unsurlardan birisini teşkil etmektedir.
Hükümetdışı örgütler de günümüz uluslararası sisteminin önemli aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimi büyük hükümetdışı örgütlerin bütçelerinin ve kaynaklarının da çok sayıda gelişmekte olan ülkenin bütçesinden daha fazla olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Uluslararası Af Örgütü, Yeşilbarış, Sınır Tanımayan Doktorlar gibi alanlarında önde gelen hükümetdışı örgütlerin, çok sayıda ülkenin bütçesini aşan maddi kaynaklarının yanısıra, uluslararası kuruluşların ve ülkelerin karar alma mekanizmalarını doğrudan etkileyecek güçleri de bulunmaktadır.
Araştırma ve düşünce kuruluşları ve medya kartelleri de, küreselleşmeyle birlikte rolleri artan ve uluslararası ilişkilere yön veren aktörler olarak dünya sahnesindeki yerlerini almışlardır. Önde gelen araştırma ve düşünce kuruluşlarından biri olan Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun veya büyük bir "medya imparatorluğu" olan CNN-Time Warner’ın uluslararası sistem üzerindeki etkilerini yadsımak mümkün değildir.
Küreselleşmenin, ulus devletin uluslararası alandaki gücünü sınırlayan ve çokuluslu şirketlerin, hükümetdışı örgütlerin, araştırma ve düşünce kuruluşlarının ve medya kartellerinin uluslararası alandaki güçlerini artıran etkisi sonucunda, sivil toplum kuruluşlarının, bilim adamlarının, yazarların, akademisyenlerin, başka bir deyişle "bireylerin" uluslararası ilişkileri etkileme ve yönlendirme olanağı da eskiye oranla artmıştır.
Elde ettikleri büyük servetin bir bölümünü, geçmişte ülkelerindeki eğitim, sağlık gibi alanlara harcayan, "klasik" olarak adlandırabileceğimiz yardımseverlerin yanı sıra, küreselleşmenin etkisini iyice hissettirdiği son yıllarda, çevrenin korunması, yoksulluk ve hastalıklarla uluslararası alanda mücadele gibi küresel planda faaliyet gösteren yeni kuruluşlar da ortaya çıkmıştır. Dünyanın piyasa değeri açısından en büyük şirketlerinden biri olan Microsoft’un hisselerinin büyük bölümünü elinde bulunduran Bill Gates’in kurduğu "Bill ve Melinda Gates Vakfı"nın mal varlığı 21 milyar ABD Doları’nı aşmış bulunmaktadır. Vakıf, yoksullukla mücadele, sağlık ve eğitim alanlarında kullanılmak üzere Birleşmiş Milletler’e 1 milyar ABD Doları’ndan fazla yardımda bulunacağını açıklayarak küreselleşme çağında yardımseverliğin de sınır tanımadığını gösteren bir yaklaşımın öncüsü olmuştur.
Aynı şekilde, CNN-Time Warner medya devinin kurucusu ve en büyük ortağı Ted Turner de uluslararası alandaki bağışları nedeniyle küresel "philantropistler" arasındaki yerini almıştır. ABD’nin Birleşmiş Milletler’e olan zorunlu katkı payı ödemesinin yüzde 25’ten yüzde 22’ye indirilmesini öngören ve bu yapılmadıkça ABD katkı payının bütünüyle ödenmesini engelleyen Senato kararı nedeniyle bu ülkenin katkı payının büyük bölümünü ödememesi, Birleşmiş Milletler’i ciddi bir mali krizin eşiğine getirmişti. ABD Yönetiminin dış politika öncelikleri arasında belirlediği bu konu üzerinde BM üyesi 189 ülke arasında yapılan görüşmelerin tıkandığı bir noktada, ABD Dışişleri Bakanlığının isteği üzerine devreye giren Ted Turner’ın yaptığı, 34 milyon ABD Doları tutarındaki bağış BM üyesi ülkelerin 2000 yılı Aralık ayında katkı payları konusunda görüş birliğine varmalarını sağlayan unsurlardan biri oldu.
Bill Gates ve Ted Turner’ın büyük servetlerinin sadece küçük bir bölümünü oluşturan bu bağışlar, gelişmekte olan birçok ülkenin eğitim, sağlık ve çevrenin korunması alanlarında ayırdıkları bütçelerin çok üstünde bulunmaktadır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, BM sisteminin, uluslararası kuruluşların, hatta ülkelerin, uluslararası yardım faaliyetleri için küresel yardımseverlerin vicdanlarına sıklıkla seslenir hale gelmiş olmalarıdır. Küresel ekonominin doğal sonucu olarak, Microsof ve CNN-Time Warner’ın servetlerine servet kattıkları ve karlarının kayda değer bölümünü ABD dışındaki pazarlardan elde ettikleri ve bu nedenle yardımseverliklerinin de ABD’yle sınırlı kalmaması gerektiği görüşü öne sürülebilecek olsa da, bu husus küresel "philantropistlerin" uluslararası alandaki rollerini kuşkusuz azaltmamaktadır.
Yeni Bir Yönetici Sınıf-Kozmokratlar
Küreselleşme son yıllarda üzerinde en fazla tartışılan ve hakkında en çok kitap yayınlanan konuların başında geliyor. Küreselleşmenin zararlarına dikkat çeken ve gerek ülkeler gerek bölgeler arasındaki esasen mevcut olan dengesizlikleri daha da artıran etkilerini vurgulayan yayınların yanısıra, özellikle son yıllarda, küreselleşmenin olumlu yönlerine dikkat çekilen eserler de yayınlanmış bulunuyor. Thomas Friedman’ın "The Lexus and the Olive Tree", John Micklethwait ve Adrian Wooldridge’in "A Future Perfect" ve Pascal Zachary’nin "The Global Me" adlı kitapları, artık herkes tarafından teslim edilen olumsuz yönlerine değinmekle birlikte, esas itibariyle küreselleşmenin savunmasını yapan ve olumlu yönlerini vurgulayan eserler olarak dikkat çekiyor. Bütün bu eserlerdeki ortak nokta, küreselleşmenin sanayi devriminden bu yana dünyayı değiştiren en büyük güç olduğu ve yeni bir uluslararası sistem olarak kendisini kabul ettirdiğidir.
John Micklethwaitt ve Adrian Wooldridge "A Future Perfect" adlı kitaplarında, küreselleşmenin yeni bir uluslararası sistem olduğuna işaret ederek, bu yeni dünya düzeninin yeni yönetici sınıfı için de bir terim ortaya attılar: "Kozmokratlar". Küresel ekonomiye siyasetçiler, iş adamları, akademisyenler ve diplomatlardan oluşan yeni bir elit sınıfın yön verdiğini savunan Micklethwait ve Wooldridge, çok seyahat eden ve başta internet olmak üzere bilgi iletişim teknolojilerini sıkça kullanan kozmokratların sayısının bütün dünyada 20 milyon civarında olduğunu öne sürüyorlar. Bu iki yazarın, bilgi iletişim teknolojilerindeki başdöndürücü ilerlemelerin, serbest ticaretin, verimliliğin ve saydamlığın belirleyici özellikler olarak ortaya çıktığı, küreselleşme olarak adlandırılan yeni uluslararası ilişkiler düzeninin yaratacıları ve yönlendiricileri olarak tanımladığı kozmotratların, küreselleşmenin olumsuz etkilerini giderme ve olumlu etkilerini artırma yönünde ne ölçüde başarılı olacaklarını kuşkusuz zaman gösterecek.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 25-03-2008, 14:35
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart Re: Küreselleşme..

Strateji 24.03.2008
Ekonomik ve siyasi araçlarıyla...

AB'nin yayılma stratejisi

Ulus-devletler, günümüzde yalnızca ABD'nin değil AB'nin de hedefinde bulunuyor. AB de, kendi çıkarlarını korumak amacıyla devletleri sınıflandırıyor ve çeşitli araçlarla etkinliğini artırmaya çalışıyor.

ABD stratejilerinden alışkın olunan 'kırılgan devlet' kategorisine son olarak Türkiye de alındı. Bu kapsamda medya, sivil toplum örgütleri için AB kaynak ve personel ayırıyor. AB'nin 'havuç-sopa' yaklaşımı sürekli bağımlılığı öngörüyor.

Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ


Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi



saityilmaz@beykent.edu.tr


21. Yüzyıl, müdahalelerin kapsam ve yöntem değiştirdiği bir hegemonya düzeni içinde evrilmektedir. Dünya, ulus-devletler topluluğundan ağlar topluluğuna doğru gitmektedir(1). Bu sadece küresel ekonominin getirdiği bilgisayarlar, yatırımcılar ve şirketler ağı değil; ulus-devlet ile halk arasına gizlice örülen vakıf-araştırma merkezi-sivil toplum örgütü vb. yapılanmaların sözde demokrasi adına ancak, ulus-devlet egemenliği aleyhine ittifakları ile ilgilidir. Artık iç ve dış müdahaleler ağ stratejisi ile ulus-devlet yapılarının etki ve kontrol altına alınmasını hedeflemektedir. Bu ağ, hegemon güçlerin diğer ülkelerde ulus-devlet egemenliğini istismar etmek, etkilemek, yıkmak, sınırlamak için kendilerine hizmet edecek maniple sivil toplum örgütleri, vakıflar vb. kurumlar ve etki ajanlarını ihtiva eden bir yapılanmadır.

MODERNVEPOSTMODERNJEOPOLİTİK

ABD bir yandan modern jeopolitika kapsamında devlet aktörlü dünya düzeninde askeri üstünlüğü ile hegemonya kurgusunu sürdürürken diğer yandan AB ile Post-modern jeopolitika kapsamında işbirliği yapmaktadır (Şekil 1). Postmodern jeopolitika, ulusötesi dinamikleri de içerecek şekilde devletten sivil topluma kayarak ve ekonomik küreselleşmeyi kullanarak insan hakları ve küresel demokrasi dayanakları üzerine bir post modern dünya düzeni inşa etmeyi hedeflemektedir(2). Post-modern anlayışın ekonomik güvenlik fonksiyonu; küreselleşme ile birlikte, ulus-devletlerin güçlü merkez sermayeler yörüngesinde ve denetiminde ufak adacıklar halinde sömürü merkezleri haline getirilmesi, dünya kaynaklarının paylaşılmasında, merkezin beslenmesine yönelik olarak ve merkezin hakimiyetine uygun bir dünya sistemi ortaya çıkarma riski taşımaktadır(3).

Yeni hegemonyayı temsil eden uluslararası sermaye sadece liberalizm karşıtlarına değil, ulusalcılara da karşıdır. Yapısı gereği uluslararasıcı olan yeni hegemonya düzeni hem ekonomik hem de siyasal ve toplumsal uluslararası "düzenleyici" kurumlardan yanadır. Sistemin temeli; küçük devletlerin bir arada tutulması ve yönlendirilmesi için sözde post-modern birer kavram gibi sunulan karşılıklı bağımlılık ve paylaşım anlayışı içerisinde ülkelerin iç yapılarının geçirgen hale getirilmesi, diğer yandan bu ülkelerin dış politikaları ulusaşan organizasyonlar aracılığıyla ipoteğe alınarak ağın tamamlanmasıdır. Hegemonyanın ekonomik modeli olan 'serbest piyasa ekonomisi' kendi siyasal düzenlemelerini de beraberinde getirmektedir. Bu değişimin merkezinde 'devlet' olma anlayışında yaşanacak değişimler yer almaktadır.

Barış ortamı savunma harcamalarını asgariye indirecek, uluslararası barış 'kontrol altında tutmak' (containment) ve 'caydırıcılık' gibi saldırgan olmayan daha ucuz yumuşak güç yöntemleri ile korunacaktır. Bütün bu gelişmeler, yavaş yavaş devletlerin içinde merkezi yer tutan askeri bürokrasinin önemini azaltacaktır. Piyasa ekonomisi kendi kendini düzenleyeceği için devletin ekonomideki rolü asgariye inecek; bu da sivil bürokrasinin merkezi önemini azaltacaktır. Ayrıca yeni hegemonyanın önerdiği toplumsal model 'orta sınıfın' var olması ve mümkünse genişlemesi üzerine kurulu olduğundan, 'demokrasi' yaygınlaştırılacak ve böylece devlete hakim (bürokrasi gibi) odakların gücü erozyona uğrayacaktır.

ABVEDEMOKRASİYİYAYMA

Demokrasi geliştirme tüm AB politikalarının en geniş konsepti ve temelidir. AB doğrudan demokrasi inşası faaliyetlerine girişmektedir(4). Bunun en görünen yüzü ise çeşitli ülkelerdeki seçimlere destek olunması ve izlenmesidir. Ancak 1990'ların sonuna doğru AB'nin diğer ülkelerde demokrasi geliştirme vasıtaları geliştirilmiştir. AB, seçilen ülkelerin demokratik reformlar yapması için ortaklık, ikna ve yerel sahiplenme yöntemlerinden birini kullanmaktadır. Demokrasi projeleri için EIDHR(5) inisiyatifi kapsamında özel bir bütçe bulunmaktadır(6). Sivil toplum örgütleri ve bağımsız medyanın desteklenmesi için hemen her mali kaynak kullanılmaktadır.

Demokrasi geliştirme projeleri strateji ve kurumsal araçlar bakımından ABD'ninkilerden farklılıklar taşımaktadır. Projelerin bir kısmı AB'nin genişleme stratejisi içerisinde, bir kısmı ise daha çok lider konumdaki ülkelerin kendine vazife edindiği bir dış politika stratejisi olarak ele alınmaktadır. Demokratikleşmeyi birinci öncelik olarak belirleyen AB'nin resmi komşuluk politikası (ENP) (7), bunu bir dış politika olarak gören veya giriş süreci stratejisi olarak kabul eden çeşitli (daha çok Eski Sovyetler Birliği'ne komşu) ülkelere AB yumuşak gücü (sopa ve havuç) yöntemiyle istenen baskıların yapılabilmesi için çerçeve oluşturmaktadır. Söz konusu baskılar uzun dönemdeki hedefi AB'ye üyelik olan Batı Balkan ülkelerine İstikrar ve İşbirliği Anlaşması Süreci (SAP) (8), Akdeniz ülkelerine ise Akdeniz Diyalogu (EMP) ya da diğer adı ile Barselona Süreci yolu ile uygulanmaktadır.

ABMÜDAHALEMEKANİZMASI

Ülkelerle siyasi diyalogun sürdürülerek krizlerin kontrol altında tutulması öncelikli stratejidir. AB'nin siyasi nüfuz araçlarının başında AB Özel Temsilcileri (EUSRs), özel haberciler, üçlü misyonlar, bakanlık toplantıları gelmektedir. Siyasi mesajlar gayri resmi olarak veya deklarasyonlar, müşterek faaliyet ve ortak pozisyon başlığı ile yayınlanmaktadır. Yöntem; hedef ülkenin durumuna, AB'nin 120 ülkede bulunan delegasyonu metot seçimlerini kolaylaştırır. Kurulan istişare sistemi sürecinde özel temsilciler ve raporların neden olabileceği AB ile ilişkilerde her an bir donma veya duraklama söz konusudur.

AB Konseyi için erken ikaz amaçlı bir izleme listesi de hazırlanmıştır. Her altı ayda bir sadece Konsey'e sunulan 'Özel' gizlilik dereceli dokümanlar ile durum gözden geçirilir. AB Komisyonu Ülke Çatışma Değerlendirmeleri (CCAs) (9) ise açık ve detaylı dokümanlar olarak AB ortak üyelerinin çoğunu ve delegasyonlarını bilgilendirir. CCA, Konsey'in yıllık ülke izleme listesi ile ilişkilendirilir ve gerek AB Görev Başkanları gerek ülkelerdeki görevli saha aktörleri ve gerekse diğer uluslararası kuruluşlar için ilgili ülke hakkında bir izleme ve haber toplama planı oluşturur.

Konsey Bölgesel Çalışma Grupları, Komisyon'dan aldığı bilgiler ile AB politika vasıtalarının (diplomatik, ekonomik, ticaret) en iyi nasıl kullanılacağını değerlendirir. AB, bölgesel özel temsilciler atayarak siyasi diyalog için zemin oluşturulması yanında bölgesel çerçeve anlaşmalarının diğer aktörlerle birlikte uygulanmasını kolaylaştırmaktadır. Bu kapsamda devlet dışı aktörlerin bölgeye ve kırılgan ülkelere nüfuz etmesi için alternatif giriş noktaları seçilmektedir. EIHDR ve Hızlı Reaksiyon Mekanizması (RRM) (10) yeni sivil toplum, demokrasi, insan hakları ve çatışmayı önleme projelerine fon sağlamaktadır (Şekil 2). AB Delegasyonları içindeki Sivil Toplum Koordinatörleri (SCOs) (11); atölye çalışmaları, STK ve iş dünyasına kaynak sağlayarak yerel sivil toplum ve iş dünyası arasında kurulan ağları geliştirir. AB ile ilgili ülke arasındaki tüm bilgiler SCO ile paylaşılır ve bilgi akışına göre stratejiler gözden geçirilir.

Bir ülkeye askeri müdahale zamanının gelmesi demek AB stratejisinin kırılgan ülkeye uygulanması için AB kriz yönetim sisteminin devreye girmesi demektir. İşin kitabına uydurulması için önce 'gerçeği tespit ve izleme görevleri (fact-finding and monitoring missions)' düzenlenir. Kriz gene ülkenin kendi halkı aracılığıyla çözüleceğinden irtibat ofisleri oluşturulur. CIVCOM(12), STK uzmanları ile toplanırken sivil toplum örgütlerinin katkısı ile senaryolar görüşülür. Askeri ve sivil aktörlerin koordineli ve çok fonksiyonlu paketler dahilinde kullanılması için müşterek stratejik planlama ve görevlerin tespiti Sivil-Askeri Planlama Hücresi (CMPC) (13) tarafından disiplinler arası uzmanlar bir araya getirilerek yerine getirilir.

ABVEKIRILGANDEVLETLER

Avrupa Güvenlik Stratejisi (ESS) (14) 'devlet başarısızlığı'nı beş temel tehditten biri saymakta ve bu tür potansiyele sahip devletlere 'kırılgan devlet' adı vermektedir. Bu tehditlere karşılık olarak ESS şu şekilde ifade edilmektedir; "diplomatik, politik ve askeri vasıtaların tamamının uyumlu ve etkili bir şekilde kullanılması". Kırılgan devlet; halkının çoğunluğu için güvenlik, yönetim ve kamu hizmetleri gibi temel fonksiyonlarını yerine getiremeyen devlet olarak, tanımlanmaktadır. AB'ye göre kırılgan devletler 'iyi yönetilen devletler'e dönüştürülecektir(15). AB, kırılgan devletlerde demokratikleştirme ve stratejik barış yapma görevleri arasında tercih yapacaktır.

AB'nin kırılgan ülkelerde demokrasi inşası Bosna, Kosova, Cezayir ve Gazze, Nijerya, Uganda, Sierra Leone, Nepal, Afganistan ve Gürcistan gibi ülkelerde test edilmiştir. 2004 yılında EIHDR sadece kırılgan devletler için 124 milyon Avro bütçe almıştır. EIHDR programı 2002-2004 döneminde 29 olan kırılgan ülke miktarını daha sonra 32'ye çıkarmıştır. Bu ülkeler arasında Endonezya, Kamboçya, Meksika, Bosna, Türkiye, Rusya, Cezayir, Sudan, Kongo, Kolombiya gibi ülkeler bulunmaktadır(16). 2005-2006'da ise listedeki dönüştürülecek, kırılgan ülke sayısı 68'e ulaşmış olup, çoğu Ortadoğu ve Orta Asya ülkesidir.

EKONOMİKMÜDAHALE

Kırılgan ülkelere müdahalenin ekonomik boyutu kalkınma konseptinin uygulanmasıdır. ECHO(17), insani yardım ve fon desteği kapsamlı politikaların uygulanmasında önemli bir organdır. Kırılgan bir ülkenin ortalama ekonomik maliyeti 100 milyar dolardır. Kalkınma projelerinin AB içindeki adresleri kalkınma, dış ilişkiler ve ticaret (DG Dev, DG Relex, DG Trade) direktör yardımcılarıdır. Kalkınma projelerinin geliştirilmesinde ODA(18) gibi NGO'lar da kullanılmaktadır. Ekonomi stratejisinin temelini de iyi performans karşılığı kalkınma yardımı oluşturmaktadır. Bunun için ülke strateji kağıdındaki kontrol listelerinden ve analizlerden istifade edilmektedir. Dünya Bankası yardım edecek ülkeler ile ilgili düzenlemeleri yerine getirmekte ise de verici ülke olmadığında EDF(19) fonundan istifade edilmektedir.

AB'nin müdahaleleri genellikle 'havuç ve sopa' stratejisini öngördüğünden siyasi ve ekonomik vasıtaların karışımı ile uygulanır. Eğer havuçlar işe yaramaz ise AB'nin demokratik ve insani yüzü bir anda değişerek ekonomik yardımların iptali, siyasi izolasyon gibi yumuşak yaptırımlardan askeri müdahaleye kadar varan zorlayıcı yöntemler devreye girer. Havuçlar ise Avrupa Ortaklığı veya Cotonou gibi anlaşmalar kullanılarak ülkelerin iyi yönetişim ve insan hakları adı altındaki AB isteklerini kabul etmesi ve bunun karşılığında AB'nin yardım ve ticaretinin artmasıdır. Ancak AB istekleri yap-kurtul cinsinden olmayıp sürekli iyileştirmeyi gerektirdiğinden ve üye ülkelerin müştereken anlaştığı ekonomik, sosyal ve siyasi performans kriterlerine dayandığından AB ortağı olarak kabul edilmek zor iştir.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 25-03-2008, 15:24
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Küreselleşme..

Saygideger aydoe;

Konuya getirmis oldugun aciklayici yazin ve destegin icin tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 25-03-2008, 17:50
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Küreselleşme..

evrensel-insan";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger bilge_mi;

Umarim siz,umudunuzu yitirmeden bu yeni insaniniz-kendiliginden cikacak olan-ortaya cikar.

Aslinda ne acidir ki benim bu konudaki- evrimci degil-devrimci onerilerimi iceren yazilari okuyup ta algilayamadiginiz ortaya ciktigi gibi,bir de bu algilayamadiginiz yazilari bildiginizi soyluyorsunuz.

Belkide,yeni insanin ortaya cikmasi sizi bu kadar ilgilendirmiyor,ilgilendirseydi,bu degisime once kendinizden baslamayi dusunebilirdiniz,pardon aslinda siz dusuncesel gelisiminizi tamamlamistiniz galiba,yaniliyormuyum,yoksa!

Saygilarimla;
evrensel-insan
şimdi şu yazınızı bir irdeleyeyim. bakalım altından ne çapanoğlu çıkacak. ben ne demişin kendiliğinden sürecşn geliş(tiril)mesi sonucu demişim. siz artık neresinden nerenizden anladıysanız bilemeyeceğim. algılama tarzınızın ne olduğunu da bilemeyeceğim. sürecin geliştirilmesi nasıl olur ve kim yapar? bunu algılayamayacak kadar dikkatsiz misiniz?

senin ne evrimci ne de devrimci fikirleriniz olduğunu sanmıyorum. insanların bakışını bulanıklaştırıp evrime ve devrime aykırı davrandığınız ortada. ayrıca şunu da belirtmeliyim; devrim ve evrim içiçe giden iki kavramdır. sizin algı yetenğiniz ancak bu kadarını algılamaya yetiyor demek. ne üzücü!

siz beni tanımadığınız için benim yeni insanın ortaya çıkışının beni ilgilendirip ilgilendirmediğini bilemezsiniz. siz önce kendi düşüncelerinize ve eylemlerinize bakın. önce bana kişisel sataşmalara ve atışmalara girmem deyip bana sataşmanız ne ilginçtir. önce kendiniz olmayı başarın aşamaları tek tek kaydedin sonra bana aşamaları gösterin ki bakayım gerçekten insan olabilmiş misiniz?
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:39 .