Khazar .
"Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir" derken aslında ne demek istediğinin tam olarak farkındasındır umarım. Çünkü bu sözün altında yatan kabulü ben şöyle anlıyorum: "Birşeyin gerçekliği, o şey hakkında bilimsel verilerin olup olmamasına bağlıdır. Birşey hakkında elde bilimsel bir veri varsa o şey doğrudur, bilimsel veri yoksa yanlıştır, yalandır." Yanlışım varsa düzeltirsin ancak senin İslamî inançlar hakkındaki düşüncelerini oluşturan fikirlerin temelinde bu KABUL'ün yattığını düşünüyorum.
KABUL diyorum. Birşey hakkındaki gerçekliğin tek ölçütü olarak bilimsel verileri ölçüt KABUL etmektir mesele. Yani sen, inançsızları sorgulamamakla itham ederken, kendin de bilimin sorgulama yöntemlerine olan İNANCIN sebebiyle, İslami esaslar hakkındaki düşüncelerini Bilimsel verilerin gerçekliğine indirgiyorsun. Kendi içindeki çelişkiyi umarım kavramışsındır. Bu yüzden senin karşılaştırmalı olarak Bilim ve Din felsefelerine hakim bir arkadaş olduğunu zannediyordum ancak bu zannımda ısrar etmeye devam edeceğim. Çünkü eğer Bilimi Dinden üstün tutuyor ve bunu da gerçeklikleri ve güvenilirlikleri hala tartışılan Bilimsel Verilerin varlığına indirgiyorsan ve bu kabul sen de tartışmasız bir şekilde yerleşmiş ve kemikleşmişse bizim sizinle konuşabileceğimiz hiçbir şey kalmaz ortada. Halbuki konuşmak, birşeyleri açığa çıkarmak istiyoruz değil mi?
Bilimsel veriler bize birşeyin gerçekliğini tartışmasız olarak verebilir mi? Yani birşey hakkında (Örneğin yazıyı sümerlerin bulması) elde bir bilimsel veri olması, o şey hakkında tamamlanmış, kesin bir bilgiyi mi getirir bize?
Cevap; Hayır! Bunu bilimin kendi yöntemi de sık sık ifade eder zaten.
Yazıyı sümerlerin bulması hakkındaki bilimsel kanaat, yazıyı Sümerlerin bulduğuna inanmaktan başka birşey değildir. Çünkü her an daha eski tarihlerden kalma bir uygarlığın yazıtlarına ulaşabiliriz. O halde yazıyı sümerler bulmuştur denilemez. Eldeki son bilimsel verilere göre insanlık tarihinde yazıyı ilk kullananlar Sümerlerdir, yazının ilk kullanımı hakkındaki bilimsel veriler ŞİMDİLİK budur denilebilir ancak. Bu bile tek başına bilimsel verilerin birşeyin gerçekliğini tek başına tartışmasız bir biçimde bize sunmadığının ve doğası itibariyle de SUNAMAYACAĞININ göstergesidir.
Bu ve bunlar gibi meselelerin baştan halledilmesi ve konuşulması zaruri.
Çünkü Khazar arkadaşımız, ısrarlar; "Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir", "İnançsız insan herşeyi sorgulama özgürlüğüne sahipken inançlı insan için sorgulanamaz bazı “gerçekler” vardır." gibi önermeler ileri sürmekte ve işin kötüsü bu önermeleri tartışmasız bir şekilde ÖNKABUL olarak kullanmaktadır. Bir müslümanın herhangi bir İslami esası sorgusuz sualsiz kabullen diye birşeyin aksinin mümkün olmadığına İNANMAKTADIR bu arkadaşımız. İnanmaktadır, bunun böyle olduğunu bilmemektedir. Çünkü bunun böyle olduğunu BİLMESİ için bilimsel bir yöntem uyuglaması, yani dünyadaki bütün Müslümanları tek tek incelemesi, onların hayatlarını oluşturan iman esaslarının o kişiler üzerindeki temel tesirlerini gözlemlemelidir. Böyle yapmadıysa, Bütün Müslümanların sorgulama yetisinden mahrum insanlar olduğunu bilemez, olsa olsa böyle birşeye inanır. İnanmakla bilmek arasındaki fark burada tekrar ortaya çıkar yani.
İnançsız birisi bir inançlıya; "Geç bunları kardeşim, bana rivayetlerden, hikayelerden bahsetme, bana bilimsel veriler göster, tarihi bulgu var mı bunlar hakkında, yoksa fasa fiso geç bu ayakları" tavrıyla hareket ederken, inançlı birisi de bu düşüncedeki bir inançsıza karşı "Arkadaş, birşey hakkında bilimsel bir veri olmaması o şeyin yalan olduğunu mu gösterir ki? Ne biliyorsun?Hadi varsa da biz bilmiyorsak?" gibi bir tavır sergiler. Yüzyıllarca avam arasında genel itibariyle böyle olmuştur bu. İkisi de eksik tavırdır.
Temelde yatan Allah ve Resule ve Kitaba olan imandır.
Ben Allah'a inanıyorum, Allah'ın varlığı ve birliği hakkında sayısız delillerle dolu bir kainatta yaşıyoruz. Hz. Muhammed de Allah'ın kulu ve son Rasulüdür. Kuran-ı Kerim de hak kitaotır dediğim zaman, diğer bütün esaslar bu 3 temele göre şekillenecektir. Bu 3 temele inanıyorsam şayet, İslamın dilinin Arapça olması, Hac farizasının kavmî bir temayül olup olmaması vs. gibi mevzular da bu 3 temele göre şekillenecektir.
Ben Kuran'ın ırkçılığı yasakladığını biliyorum. O halde İslam'ın temel esaslarının Arapça olarak indirilmesi Arap kavmine üstünlük sağlayan bir meziyet değildir.
Ben hac farizasının Kabenin taşlarına değil, kabenin sahibi olan Allah için yapıldığına da inanıyorum Dolayısıyla "Taş bir bina etrafında 7 kere dönmek ve o taş binaya karşı yerlere kapanmak putçuluğun modern versiyonudur" gibi iddialar bana komik gelecektir.
""Rivayete göre" diye başlayan bir cümlenin bu tartışmada yeri yoktur." diyerek, Hz. İbrahim diye birisinin tarihte yaşayıp yaşamadığının bilinemeyeceğini söyleyen arkadaş haklı. Evet haklısın Khazar. Ben henüz Hz. İbrahim diye birisinin tarihte yaşayıp yaşamadığını BİLMİYORUM. Ama yaşadığına, ve Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna, kabeyi onardığına, Halilullah sıfatını haiz olduğuna vs. İNANIYORUM. Neden? Çünkü temelde iman ettiğim Kuran ve Peygamberin hadisleri benim Hz. İbrahim'e de inanmamı gerektirir. Elde bilimsel bir veri yoktur diye inanmazsam Müslüman olmuş olamam. Elde bilimsel bir veri yoktur diye inanmazsam, bilime aykırı düşmem de gerekmez. Çünkü bilim, elde bilimsel veri olmayan şeylere inanıp inanmamamın BANA AİT birşey olduğunu söyler. (Psikolojideki İnanmak Güçtür, enerji sağlar gibi düsturları hatırlayın). Benim o şeye inanıp inanmamam beni yalancı çıkarmaz. Çünkü Hz. İbrahim diye birisinin yaşayıp yaşamadığını bilim henüz bilememektedir.
Eğer birgün, Hz. İbrahim diye birisinin yaşadığına dair bilimsel veriler ortaya çıkarsa, ben artık Hz. İbrahim diye birisinin yaşadığına İMAN ETMEM. Onun yaşadığını BİLİRİM. (Üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğuna inanırmısın yoksa bunu bilir misin? Elbetteki bilirsin, inanmazsın. Bildiği birşeye inanmaz insan, inandığı şeyi ise bilmek zorunda değildir".
İslam dilinin arapça olması neyi ifade eder? Bu konuda hemfikiriz ama maalesef hemhal değiliz.
"İslam'ın dili Arapçadır" lafından sen, "İslam Arabın dinidir." diye alakasız bir sonuç çıkartırsın. Bu aslında bilimsel bir tavır da değil. Ben ise "İslam'ın dili Arapçadır" derken, "İslam'ın kitabı Arapçadır(salt günlük konuşulan arapça değil, Kuran Arapçası tabiri buradan çıkar, çünkü dönemin arapları bile bazen Kuran ayetlerindeki bazı şeyleri anlayamıyorlar ve arapça karşılıkları için peygambere danışıyorlardı), İslamın Peygamberi Arap kavmindendir, sözlerini Arapça söylemiştir doğal olarak, ilk dönem İslami eserler arapça olarak telif edilmiştir, İslam ilk önce Arabistan yarımadasında ortaya çıkmıştır." şeklinde şeyler anlarım. Ancak bunlar hiçbir zaman "İslam Arabın dinidir" demek değildir ki? Bu bakımdan Müslümanlarla bir fikir ayrılığım yok. Onlarla tartışma ihtiyacım da yok. Biz aynı İman atmosferini soluduğumuz insanlarla rahat anlaşırız merak etme.
Çocuğuma "Ahmet" diye bir isim koyarsam, bu benim, Arap kavminin üstünlüğüne inandığımı göstermez. Benim araplaştığımı da göstermez. Arap milliyetçisi olduğumu hiç göstermez. Ben Türküm, oğlum da ırk olarak Türk olacaktır, ona "Ahmet" diye bir isim vermem ne beni ne de oğlumu Araplaştırır. Çünkü Ahmet ismini Arap ismi olduğu için değil, Peygamber'in isimlerinden bir isim olduğu için vermekteyim. Oğlumun adını Hakan da koyabilirim, Oğuz da hatta Rüstem (Farsça) de koyabilirim. Oğlumun adını Rüstem koymam oğlumu farslılaştırmadığı gibi Ahmet koymam da araplaştırmaz. Her kavim için geçerli bu. Kaldı ki ırkçılığa karşı en büyük savaşı tarih boyunca açan en dinamik ciddi sistem İslam dini olmuştur.
Türklerde kadınların yönetici konumuna kadar yükselebilmesi kadına verilen değerden kaynaklanmaz. O kişinin şahsına verilen değerden kaynaklanır. İkisi aynı şey değil. Hiçbir medeniyette "Gel sen kadınsın, bugüne kadar erkekler yönetti bu ülkeyi, biz eşitiz ya al biraz da sen yönet" denmez. Kadınların yönetim kademelerinde yer almasının kadının yüceltilmesiyle alakası sadece sınırlıdır. İslam kadına yönetici konumunda yer vermiyorsa bu kadını alçalttığı anlamına da gelmez.
“İslam, kendinden önce "gelen" peygamberleri de kabul ediyorsa, neden bütün dini bayramlar sadece Muhammed ve yakınlarının başlarından geçenleri konu alır?"
Bu konuyu tekrar konuşmak zorunda kalmamalıydık aslında ama ısrar ediyorsun gene konuşak.
Öncüller ve sonuçların farkındasındır herhalde bu lafları yazarken.
ÖNCÜLLER:
1) İslam kendinden önceki Peygamberleri kabul eder.
2) İslamda Dini bayramlar vardır.
3) Bir dinin dini bayramları kendinden önce gelen peygamberlerin başlarından geçenleri de konu almalıdır.
SONUÇ:
1) İslam kendinden önce gelen Peygamberlerin başlarından geçenleri konu alan bir bayram icat etmemiştir, bu yüzden çelişkilidir.
İkinci bir sonuç çıkaramıyorum. Varsa lütfen açık açık yaz. Bir defa 3. öncülün münasebetsizliği apaçık ortadayken soru ve cevabı hakkında nasıl bir zihin esenliğinden bahsedebiliriz ki?
Ayrıca Ramazan ve Kurban bayramlarının Peygamberin başından geçen olaylar olarak değerlendirilmesi ise apayrı bir komedi. Peygamber başından geçen olaylar da neyin nesi? Allah emretmiştir ve kurban kesilecektir. Allah ferman buyurmuştur ve 30 günlük oruç günlerinin ardından bayram yapılacaktır.
Diğer peygamberlerin başından geçenlere yer vermemek diye birşey yok ki. Bunu nerden çıkardın? Kuran, geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla dolu. Yani o peygamberlerin yaşadıklarıyla ilgili özel bir anma,tören,şölen, bayram filan ilan edilmesini niye şart koşuyorsun ki?
Evrensellik ve Hac farizası arasındaki bağlantının gerçekliği konusunda ısrarcıyız. Çinden Maçine, kuzeyden güneye bütün dünya müslümanlarının toplanıp aynı ruh ikliminde aynı Allah'a ibadet ettikleri, aynı çağrıya koştukları bir ortamdan bahsediyoruz. "Evrensellik bunun neresinde?" denilebilir mi? Hac farizasının Arabistan topraklarında ifa edilmesi onun evrenselliğine ket vurmaz.
|