5-ZOR DOSTUM ZOR
(bir dosta mektup)
Binlerce yıllık bir geleneksel düşünce.Binlerce yıldan beri insanlar bu düşünceye alet edilerek yönetilmiş.Binlerce yıldan beri bu düşüncenin haklılığı ve doğruluğu kuşaktan kuşağa aktarılmış.Ve Sevgili Dostum da bu düşünce içinde doğmuş,büyümüş ergenleşmiş ve yıllarca yaşamış.Belirlenmiş değer yargıları var.Kemikleşmiş ve değiştirilmek istenirse kırılabilen kesin doğruları var.
Dostum gibi düşünenlerin düşünce sistemi çok parçalı.Bu parçalar birbirine payanda oluyor.Birbirine yaslanarak sistem ayakta duruyor.Bu parçalardan her hangi birinin yanlışlığı ortaya çıkıp da parça yerinden oynatılınca sistem gürültüyle çöküyor.Çünkü sistem mutlak doğru ve inanç üzerine kurulu.Parçalardan birine karşı insanların içinde kuşku varsa savunmaları hazır;”İnanacaksın!Sorgulamayacaksın!” Oysa sorgulamadan,yaşamla test etmeden inanmak mümkün mü?
Oysa ben kimseye “inanacaksın!”demiyorum.”Hayır!İnanma!hatta düşünce sistemini önyargısız ölç biç!.Olaylara ve şeylere önyargısız yaklaş. Sorgula!Neden?Niçin?diye sor.Muhakeme yap.Doğrulara kendin ulaş.”
Ben insanlara zoru öneriyorum.Oysa Sevgili Dostumun düşüncesinde olanlar insanlara kolayı öneriyor.Yaşarken cenneti öneriyor.
Oh ne ala.Bazı değer yargılarını dokunulmaz olarak varsay.Bazı değer yargılarını annenin,babanın söyledikleri gibi aynen, tartışma yapmadan akıl süzgecinden geçirmeden doğru olarak varsay.Sen de çocuklarına aynen aktar.Onları “aman ha!Şunlara dokunmayın!Yoksa çarpılırsınız!”diye korkut.Senin gibi düşünen toplumun içinde huzurlu ve mutlu ol.
Bu insan olmanın gerekleri değildir.Bu sanki ademin cennetteki durumuna benziyor.Adem de cennette Sevgili Dostum gibiydi.Beslenme problemi yok.Barınma problemi yok.Cinsellik problemi yok.Havva yanındaydı.Ekmek elden su gölden yiyip içip ot gibi yaşıyordu. Kendisine bu cennet yaşamın sürmesi için “şu yasak ağaca dokunma” dediler.Neydi o yasak ağaç?.Bu günkü topluma uyarlarsak “değer yargıları.”Bu günde *denilen aynıdır.”Şu yasak ağaca dokunma!Bu ağacın dokunulmazlığı var!Bu değer yargılarının dokunulmazlığı var!”
Adem merak etti sorguladı.”Acaba dokunsam ne olur ?”dedi ve dokundu.Ben de merak ettim ve sorguladım.Binlerce yıllık geleneksel düşüncenin dokunulmazlarına dokundum.
Adem cennetten kovuldu.İnsan gibi zorluklarla yaşamaya başladı.Eski rüyalarından uyandı.Sanal yaşamına veda etti.Gözlerindeki perdeler kalktı.Kulaklarındaki ağırlıklar yok oldu.Ben de sanal cennetten kovuldum.Gözlerimdeki perdeler kalktı.Artık her şeyi daha iyi görüyorum.Ama artık sanal cennette değilim.Yaşamın içindeyim.Yaşamı elimle avucumla tutuyorum.Her şeyi sorguluyorum.En dokunulmazlara dahi dokunuyorum.
İbrahim de aynı şeyi yapmıştı.Muhammed de Musa da.İbrahim tapınma evindeki putları kırdıktan sonra baltayı en baba putun eline verince toplumuna gevrek gevrek gülerek “Putlarınızı ben kırmadım.Aha şu baba put kırdı.İsterseniz ona sorun “derken ne eylenmişti ama?. Şimdi ben de Sevgili Dostum gibi düşünenlerin algıladıkları düşünce sistemlerine dokunuyorum.Esasında ben dokunmuyorum.Bu sistemin Tanrısı bana bu işi yaptırıyor.Yada bu sistemin şeytanı yada meleği. Suçlu onlar.Ben masumum.
Zor dostum zor.Sanal cennetten çıkmak çok zor.Çarpılacağım korkusuyla dokunulmazlara dokunmak zor.Akıl ister.Merak ister.Özgür düşünmek ister.Aklın özgür olmasını gerektirir.Dolaysıyla Tanrının desteği ve yardımı gerekir.Sen aklını özgürleştirmezsen.önyargısız düşünmeyi alışanlık ve düşünme biçimi haline getirmezsen dokunulmazlara dokunamazsın.Tanrı da sana yardım etmez.
Önce Kur’an dokunulmazına dokun.Gerisi gelir.Gözlerini açta elindeki metni incele.Kim yazmış?Nerede basılmış?Kağıtları Nereden hangi ormandan gelmiş?Nasıl işlenmiş ve nasıl dokunulmaz hale getirilmiş.Kendini İbrahimin yerine koy.İbrahim tapınma evinde nasıl davrandı?İbrahim toplumu içinde yaşarken nasıl düşündü?Sen de onun gibi düşün!İbrahim dokunmaktan korkan bir insan değildi.Tam tersi meraklıydı.Her şeye dokunurdu.Toplumunun dokunmazlarına *dahi dokundu.
Tanrı umarım sana da İbrahimin dokunma merakını verir.Aksi halde cennetindeki rahat uykundan seni ben dahi uyandıramam.
Selam ve sevgiyle kal

*

*