Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 15-07-2008, 02:08
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Kuzey Amerika'nın yeniden İstilası

Kuzey Amerika'nın yeniden İstilası
12.500 – 10.000 yıl önce

Amerikan Kutup bölgesi ve Kuzey Kutupaltı’ndaki kolonizasyonları, iki kıtanın geri kalan bölgelerinde yaşayanlarla Asya’dan yapılmış tek bir göç üzerinden ilişkilendirmeye çalışanların karşı karşıya kaldığı bir başka çözülmemiş sorun da, atasal gen gruplarının dağılımındaki dengesizliktir. Atasal grup analizlerinin genel ilkesine ve aynı zamanda evrimin pratik bir kuralına göre, göçün kaynağına ne kadar yaklaşırsanız, ata genlerin tümünü bulmanız o kadar güçlü bir olasılıktır. Bunun aksine, göçün başlangıç noktasından ne kadar uzağa gitmişseniz, çeşitlilik o kadar azalmıştır.

Amerika’da ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Amerika’ya göçün başlamış olması gereken yer olan kuzeybatı Alaska’nın yukarısında şu anda, atasal gen kollardan sadece bir tanesi A, A2 tipi şeklinde türemiş olarak bulunmaktadır. Dahası, B ve C ise tüm Kuzey Kutbu ve Kutupaltı boyunca tamamen kaybolmuştur. Bunun tersine, Amerika’nın geri kalanında A ve D atasal grupları çok geniş bir alana yayılmış ve çeşitlenmiş olarak bulunur. Burada bir yanlışlık varmış gibi görünmektedir. Alaska’daki giriş kapısında ve Kanada’nın buraya komşu kesimlerinde bulabildiğimiz şey sadece oldukça genç A2 maternal klanı iken, nasıl olur da, Amerika’da A, B, C ve D’nin tümü yaygın olarak bulunabilir?

Birçok bakımdan, kuzey Amerika’nın güney yarısındaki zengin genetik çeşitlilik, onunla başa baş giden güney Amerika’daki çeşitlilik ve kuzeyin en uç noktasında (Kanada ve Alaska) en alt düzeydeki çeşitlilik, dil sayılarının dağılımının tam tersi bir görüntüyü yansıtır. Eğer ilk-Clovis tezi doğru olsa ve ilk yerleşim Son Büyük Buzul Çağı’ndan sonra meydana gelmiş olsaydı, biz tam tersini bulmuş olurduk. İlkel kolonizasyon Buzul Çağı’ndan önce meydana gelmiş olsaydı, kuzey Amerika’nın geniş parçalarının nüfusu bu çağ boyunca azalmış olurdu. Kuzey Amerika nüfusu “büyük erime” boyunca yeniden genişlemişse, kuzey insanları daha düşük bir çeşitlilik gösterir ve sonuç olarak güneydekilerden daha genç bir devirde varolurlardı.

Altüst olmuş görünen bu tür genetik bulguları açıklayabilecek olan “Buz Çağı’ndan sonra kuzey Amerika’daki genişleme evresi” tezi, 1993’te ileri sürülmüştü. Alaskalı genetik bilimci Gerald Shields ve meslektaşları,
Asya’da ve Amerika’daki Kuzey Kutbu çevresi nüfusunun, genetik olarak daha genç, birbirine benzer ve her iki kıtanın daha uzak güney bölgelerindeki nüfustan farklı olduğunu fark ettiler. Özellikle, B Grubu 55. paralelin kuzeyinde hiç yoktu. Kutup çevresi halklarının, genetik çeşitlilikten yoksun tek bir kuzeyli popülasyonun daha yakın zamanlardaki genişlemesiyle meydana gelmiş olabileceğini savundular. Hatta bu genişlemenin, Amerika’nın daha zengin çeşitliliğe sahip bir popülasyon tarafından kolonize edilmesinden daha sonra gerçekleştiğini ileri sürdüler. Düşük genetik çeşitliliğe sahip popülasyonların Buz Çağı’ndan ve Amerika’nın önceki kolonizasyonundan sonra Kanada ve Alaska’daki genişlemesini ileri süren bu görüşün, bu bölgeler tarafından ortaya sürülen çözülmesi zor genetik ve dilbilimsel sorulara cevap olabilmesi için daha uzun bir yol katetmesi gerekiyor gibiydi.

Bu yeniden genişleyen uzak kuzey gruplarının nereden geldiği -Asya’dan mı Amerika’dan mı- sorusu hâlâ ortada duruyordu. Sibiryalı Inuit ve Chukchi’deki A2 varlığı olası bir Asyalı kaynağı ileri sürerken, A1 / A2 bağına işaret eden yeni genetik kanıt Amerika’yı işaret ediyor gibiydi. Yine de, bütün diğer Amerikalılar’ın olduğu gibi, eğer Na-Dene ve Inuit-Aleut de aynı orijinal genetik depodan geliyorsa, bu çağdaki bu denli büyük farklılık ve genetik, fiziksel ve dilsel olarak bu kadar derin bir ayrım, nereden geliyordu?

1996’da, Anglo-Alman genetikçi Peter Forster ve uluslararası bir ekip, bu problem yumağını tutarlı bir açıklamaya kavuşturmak yönünde ilerlediler. Bu, birçok insanın uzunca bir zamandır çözmeye uğraştığı bir satranç problemi gibiydi. Ama yanıt basitti. Forster’ın birlikte çalıştığı insanların arasında, Antonio Torroni ve bir matematikçi ve çok yönlü bir bilimci, aynı zamanda bu harita için kullandığım gerçek gen ağaçlarını yaratmakta gerekli olan analizin çoğunun yaratıcısı ve ilham kaynağı olan Alman Hans-Jurgen Bandelt vardı. Amerika bilmecesinin yanıtı, kuzeyli insanların Buz Çağı’ndaki yurtlarının Asya ya da Amerika değil, başka bir kıta, Beringia olduğu idi.

11.000 ila 25.000 yıl önce, deniz seviyesi o kadar düşüktü ki, Bering Boğazı, Asya ve kuzey Amerika arasında karadan bir köprü durumundaydı. Gerçekte, Beringia bir köprü olmaktan daha fazlasıydı; en geniş uzamıyla 1,3 milyon km2’lik (500 bin mil2) başlı başına büyük bir kıtaydı. Buzla kaplı değildi, dahası tundra otlaklarıyla otçul memeli hayvan sürüleri
için elverişli bir bölgeydi. Yazlar şimdikinden kesinlikle daha serindi,
ama aksine kışlar daha ılıman ve yumuşaktı. Kara köprüsünün varlığını
sürdürdüğü dönemin büyük bölümünde, daha güneyde sürekli olarak
buz tepeleri vardı ve 15.000 ila 20.000 yıl önce aradaki buz koridoru,
muhtemelen Amerika’nın kuzeyi ve geri kalanı ile arasındaki bağlantıyı
engelleyecek şekilde kapalıydı. Sibirya çevresi, o dönemde bir kutup çölü olan kuzey Amerika’dan daha çekici sayılmazdı. Böylece Beringia ve Alaska’nın batı kesimleri, her iki kıtadan da ayrı olarak, fiilen bir Buz Çağı sığınağı haline geldi. Amerika’ya ilk yerleşenlerin özgün genetik yapısından arta kalanları barındıran Beringia sığınağı sayesinde, şimdi, A1 / A2 grubu gen ağacı üzerinden Amerika’yla bağlantısı olan Na-Dene ve Inuit-Aleut’un, neden yoksul çeşitlilikleriyle Amerikalılar’ın geri kalanından epeyce farklı göründüğünü görebiliriz.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 15-07-2008, 02:09
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Yolculugun Sonuna Dogru

Yolculugun Sonuna Dogru
10.000 – 8.000 yıl önce

10.000 yıl önce, Son Buzul Çağı’nın (LGM) sonunda, insan nüfusu sadece
birkaç milyondu ve bütün besinlerini vahşi bitki ve hayvanlardan elde ediyordu. Daha sonra insanlar, bu türlerin bazılarını evcilleştirmeye başladı. Öyle ki, bugün dünya nüfusunun besinlerinin neredeyse tamamı, evcilleştirilmiş olan görece daha az çeşitteki ekinlere ve evcil hayvanlara dayalıdır. Tarım Devrimi’ni önceleyen 150.000 yıl boyunca anatomik olarak modern insanlar dünyanın neredeyse tamamını yayıldılar ve büyük bir hayvan ve bitki çeşitliliğini içeren besinlerle geçinen avcı-toplayıcılar olarak hayatta kalmayı öğrendiler. Toplayıcılar yiyecek kaynaklarına erişebilmek için mevsimsel olarak göç eden küçük gruplar halinde yaşıyordu ve nüfus yoğunlukları bin yıllar boyunca düşük kaldı.


Toplayıcılıktan çiftçiliğe

MÖ 8000’e gelinirken, bazı avcı-toplayıcı grupları yerleşik hayata geçti ve yıllar geçtikçe uygun bölgelerde yerleşmeye başladı. Üreme üzerinde mevsimsel hareketliliğin zorladığı kısıtlamalar kalktığından, nüfusları arttı. İnsan davranışındaki bu temel değişiklik, tarımın başlangıcına ve ekin yetiştirmek ve evcil hayvan beslemek için daha fazla çaba sarf etme pahasına da olsa, aynı toprak parçasının daha fazla insanın ihtiyacını karşılamaya başlamasına önayak oldu. Yerleşik hayata geçiş, nüfus artışı ve tarıma dayalılık, yerleşimlerin sayı ve büyüklüklerinin artmasına, daha kompleks ve daha az eşitlikçi toplumlara ve en sonunda şehir yaşamı ve uygarlığına dönüşümün yolunu açtı.

Tarımın en erken kanıtlarını, morfolojisi veya davranışı insan müdahalesiyle
değiştirilmiş vahşi türlerin izleri oluşturur. İlk ekin örneklerini, tohumları karbonhidrat ve kısmen protein kaynağı olan ve kolayca depolanabilen
tahıllar ve baklagiller (bezelye, fasulye vs.) oluşturur. Bu ürünler ilk uygarlıkları ayakta tutmuş ve dünya tarımının başlıca mahsulleri haline gelmişlerdir. Bu bitkiler, subtropikal bölgelerdeki vahşi çayırlardan evcilleştirilmişlerdi. Örneğin buğday, arpa, mercimek, bezelye ve nohut güneybatı Asya’da; pirinç ve soya fasulyesi güney ve doğu Asya’da; süpürge darısı ve diğer darılar ile börülce Tropikal Afrika’da; mısır ve fasulye de Meksika’da evcilleştirilmiştir. Kök bitkiler de, birçok bölgede başlıca ürün haline gelmiştir. Örneğin And Dağları’nda evcilleştirilen ve bugün ılıman bölgelerdeki başlıca ürün olan patates ve anavatanı tropik bölgeler olan manyok, yerelması ve tatlı patates gibi.


Hayvanların evcilleştirilmesi

Tahılların ve kök bitkilerin kültür tarımına başlanması ve evcilleştirilmesi,
Avustralya dışındaki -burada tarım 18. yüzyılda Avrupalı yerleşimciler
tarafından başlatılmıştır- tüm yerleşilebilir alanlarda gerçekleşirken,hayvanlar göreceli olarak daha sınırlı alanlarda evcilleştirilmiştir. Esas olarak batı Asya’da koyun, keçi, domuz ve sığırın ve daha sonra eşek, at ve devenin erken evcilleştirilmesi üzerine kanıtlar bulunmuştur. Güney ve doğu Asya’da da bazı sığır türleri ile domuz ve tavuk evcilleştirilmiştir. Sığır ve domuz, bağımsız olarak Avrupa’da da evcilleştirilmiş olabilir. Amerika kıtasında çok az sayıda hayvan evcilleştirilmiştir: kuzey Amerika’da hindi, güney Amerika’da ise lama, alpaka ve Hint domuzu evcilleştirilmiş; Tropikal Afrika’da veya Avustralya’da evcilleştirilen hayvan olmamıştır.

Çiftçiliğin yayılması

Arkeolojik kanıtların gösterdiğine göre, en erken tarıma geçiş Neolitik Dönem’de MÖ 8000’den başlayarak güneybatı Asya’daki Bereketli Hilal Bölgesi’nde gerçekleşmiştir. Doğu Akdeniz’deki kazı alanlarında kömürleşmiş arpa tohumu ve kabuklarına; buğday ve çeşitli baklagillere ve bunun yanı sıra evcilleştirilmiş koyun ve keçi kemiklerine rastlanmıştır. Radyokarbon tarihlemesine göre, burada kültür tarımı koyun çobanlığından 1.000 yıl önce başlamıştır. Tarıma bağlılık, köy yerleşimlerinin yaygınlaşması, sulama ve teraslama tekniklerinin gelişimi, hurma, incir, üzüm ve zeytin tarımına başlanmasına paralel olarak, kademeli bir şekilde gerçekleşmiştir. Güneybatı Asya’da Neolitik Dönem’in bitiminde, yaklaşık 6000 yıl önce, tarım Avrupa, kuzey Afrika, orta ve güney Asya’ya yayılırken ekinlerin artan çeşitliliğine yeni evcilleştirmeler ekleniyordu.

Çin’de tarım bağımsız olarak MÖ 7000 ile 6000 arasında, Amerika Kıtası’nda MÖ 3000 civarında ve Tropikal Afrika’da MÖ 2000 civarında başlamıştır. MS 16. yüzyıldaki Avrupa yayılması başladığında Avrasya, Afrika ve orta-güney Amerika’nın tamamında tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomiler egemen durumdaydı.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 15-07-2008, 02:09
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Son 10.000 yılda tarım ve teknolojideki gelişmeler

Son 10.000 yılda tarım ve teknolojideki gelişmeler

10.000 yıl önce Bitki evcilleştirilmesinin ilk kanıtı.

9000 yıl önce Türkiye ve Suriye’de keten, giyim ve yağ elde etmek için kullanıldı.

8000 yıl önce Doğu Akdeniz’de fasulye kullanıldı.

7000 yıl önce Amerika Kıtası’nda mısır, kabak, fasulye ve biber kullanıldı.

6000 yıl önce Pakistan’da pamuk yetiştirildi, Afganistan’da kültür üzümüne rastlandı.

5000 yıl önce Çin’de soya fasulyesi, pirinç, buğday ve arpa kullanıldı.

4000 yıl önce Doğu Akdeniz’de zeytin, şeftali ve kayısı yetiştirildi.

3000 yıl önce Fenikeliler Akdeniz’de, Polinezyalılar Pasifik’te yelken açtılar.

2000 yıl önce Denizciler Muson rüzgârlarını kendi lehlerine kullanabileceklerini keşfettiler.

1000 yıl önce Yeryüzünde Homo sapiens’in sayısı 254-345 milyona ulaştı.

Günümüzde Dünya nüfusu tahmini 6.4 milyara ulaştı.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 15-07-2008, 02:10
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Avcılıktan çiftçiliğe: Örnek olay incelemesi; güneydoğu Asya

Avcılıktan çiftçiliğe: Örnek olay incelemesi; güneydoğu Asya

Son Buzul Çağı’nın bitimiyle birlikte karaları kaplayan buz tabakasının erimesi, Güneydoğu Asya’daki yaşam tarzını ve coğrafyayı değiştirdi. Yükselen deniz seviyesi kıyı şeridinin karaya oranını üç kat artırarak, güneydoğu Asya Anakarası’nı batı Endonezya Adaları’na bağlayan Sunda Sahanlığı’nı batırdı ve birçok yeni ada ve haliç oluşturdu. Sıcaklıklardaki artış aynı zamanda
daha geniş bir bitki çeşitliliği ve yoğunluğunun ortaya çıkmasına neden oldu. Bütün bu değişiklikler avcı-toplayıcı toplulukları için kısmen yararlı olmuştur,
çünkü kıyılar ve haliçler zengin bir yiyecek kaynağı özelliği gösteriyorlardı. Bu döneme ait taş alet buluntularının çoğu da kıyılar ve haliçlerdeki kabuk istiflerinden çıkarılmıştır.

Diğer elverişli yaşam alanları da Burma’dan Vietnam’a ve güneyde Endonezya’ya uzanan, kendine özgü kireçtaşı dolomit formasyonlarında bulunan mağara ve kaya barınaklarıydı. Bu barınaklarda çoğunlukla Buzul
Çağı sonrası dönemin başlangıcına kadar tarihlenebilen uzun süreli insan yerleşimine ilişkin izler açığa çıkmaktadır. Örneğin kuzey Vietnam’daki Tham Hoi ve Burma’daki Padah-lin’e ilk olarak 12.000 yıl önce yerleşilmiştir. Güneydoğu Asya’da bu dönemden en sık rastlanılan kalıntılar taş aletlerdir. Aletler iki ayrı geniş geleneğe ait özellikler göstermektedir: Anakaraya ait Hoabinhian ve adalara ait modern yontma geleneği.

Hoabinhian (Hoabinhyen) adı Tonking’in Hoa Binh bölgesindeki kireçtaşı mağaralarında bulunan yontulmuş çakıl taşı aletlerden gelmektedir. Benzer aletlere güneydoğu Asya boyunca Burma, Tayland, Laos, Kamboçya,
Vietnam, Malaya ve kuzey Sumatra’da da rastlanmıştır. Bunların neredeyse tamamı, bir veya iki yüzü üzerinde çalışılmış veya küçük baltalar yapmak için kesilmiş olan ve nehir tarafından aşındırılmış volkanik kaya kaynaklı çakıl taşlarından yapılmıştı. Aynı zamanda bazı aletlerin de kabuk ya da kemiklerden yapıldığı gözlenmiştir.

Güneydoğu Asya’daki en erken ada işi rendelenmiş taş aletler, Endonezya, Borneo ve Filipinler kaynaklıdır ve en az 40.000 yaşındadır. Ada işi aletler sıklıkla kuvarstan yapılmıştır, ancak Filipinler, batı Java ve güney Sumatra’da obsidyen aletler de bulunmuştur. Kuvars aletlerde zaman zaman, prehistorik mağara sakinlerinin, palmiye gibi, aletlerin kenarları üzerinde çıkmayan bir cila bırakan silis açısından zengin bitkilerle çalıştıklarını düşündürten cila veya parlaklık izine rastlanmıştır. Bu izler üzerinde yapılan çalışmalar, olasılıkla sepet, ip ve hasır yapmak amacıyla hintkamışı ve pandanus yaprağını da içeren bir çeşitlilikte bitkilerin kullanıldığını göstermektedir.

Bu dönemdeki birçok yerleşmeden önemli hayvan ve bitki kalıntıları elde edilmiştir. Kuzey Tayland’daki Spirit Mağarası’nda bulunan bitki kalıntıları bugün de ekilen bazı bitkilere ait olarak tanımlanmıştır; ancak evcilleştirilmiş
türleri vahşi türlerden ayırt etmek çok zordur ve eldeki az miktardaki tohum kalıntısına dayanarak bir çiftçilik etkinlikleri düzeni oluşturmak da mümkün değildir. Timor ve Celebes’de bulunan kömürleşmiş tohumlar,Piper, Arecea (arecea cevizi sakızının iki ana içeriği), Canarium, Prunus, Aleurities (kabuklu yemiş veren ağaçlar) ve Lagenaria (sukabağı) gibi bitkilerin 5.000 yıl önce de kullanılmakta olduğunu göstermektedir.Korunmuş olan bu kalıntıların çoğu ilaç ya da zehir özelliği olan bitkiler ve ağaç meyveleridir. Kökler ve hububat gibi temel yiyeceklere ilişkin az kalıntı vardır.

Kanıtların belirsizliğine rağmen, güneydoğu Asya’da tarıma geçişin, toplulukların toplayıcılık ve avcılığa destekleyici olarak birkaç bitki türünü dikme ve hasadını yapmaya başlamalarıyla gelişen kademeli bir süreç olması muhtemeldir. Anakarada MÖ 6.000 civarında ve adalarda MÖ 2.500 yılında başlayan çömlekçilik, güneydoğu Asya boyunca belirgin bir değişikliği işaret etmektedir. Anakara yerleşmelerinde, bu zamana ait seramikler, dört köşeli keserler ve cilalanmış arduvaz bıçaklar bulunurken, adalarda sert, kırmızı-cilalı çömleklerin yapılmaya başlanması evcilleştirilmiş egzotik hayvanların gelişine tesadüf etmektedir. Kırılgan bir malzeme olarak çömlek, göçebe avcı-toplayıcı topluluklar tarafından nadir olarak üretilmekteydi. Bu yüzden ortaya çıkışı, olasılıkla sabit yerleşimlerin giderek artmasıyla aynı zamana denk gelmektedir.

Bu dönemde topluluklar arası ilişkilerde bir artış ve ticaret ağlarında genişleme de görülmektedir. Artan ilişkilerin, ekonomik temelin farklılaşmasıyla birleşimi -avcı toplayıcılığın basit tarımla desteklenmesi-, artan bir karmaşıklaşmaya işaret etmektedir ki; bu süreç MÖ 3. binyılın sonunda bronz teknolojisinin geliştirilmesiyle sonuçlanacaktır.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 15-07-2008, 02:13
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Bu dosyanın kaynagı www.bradshawfoundation.com/journey, Burada güzel illustrasyonları da var.

Aslında evrim sitesinde yayınlanması gerekiyordsu bu dosyanın, ama teknik bir sorun yüzünden bir süredir oraya yazı asamıyordukç

Ben de bu dosyayı nereden gelip nereye gittigimiz merak eden tüm arkadaşların ilgisine sunmak için sitemize aldım.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 29-09-2008, 15:30
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Dünya üzerinde bulunan iki farklı yaratılış teorisine göre , insanoğlunun kökeni ile ilgili düşünceler oldukça farklıdır.Farklı iki teori yüzyıllardır birbiriyle savaş halinde olup bugüne
kadar kesin bir galibi olmamakla birlikte kavganın süreceğini ve iki farklı teorininde birbirine karşı üstünlük sağlayamayacağı şimdiden bellidir.

Deistler ve Ateist'ler arasındaki bu yaratılış kavgaları asla sonuçlanamaz.Sebebi ise iki karşıt düşünceninde doğruyu göstermediğidir.İki yanlıştan bir doğru çıkmaz.

Farklı 2 düşünceye mensup insanlar , aslında aynı şeyi savunduklarını sadece tribünden inip tarafsız oldukları zaman anlayacaklardır.Gerek Teizm gerekse Ateizm , dünyanın belirli bir noktasında oluşturulan düşünce sistematiği içerisindeki karşıt iki düşünce olup teze-anti tez ile insanoğlunun geçmişini vermekten çok birbirlerini doğrulamaktan öteye geçemezler.Konuyla ilgili modern dünyada nasıl Dawkins moneist dinleri doğruluyorsa, ülkemizdede harun yahya ateizmi doğrular.Tek yaptıkları insanı bir çizgide farklı 2 düşünce kutbunda tutmaktan öteye geçemez.İkisine görede insan düşünemez, sadece taraf olur.

Yaratılışla ilgili olarak farklı 2 teori ;

1- Yaratılış
2- Darvinci yaklaşım.

Sayın dilaverin başlığı altında bu iki konu hakkında sadece gerçekleri yazıcam.Farklı bir başlık halinde yazmak isterdim fakat başlık açma yetkim yok.

Öncelikle din kitaplarındaki insanın yaşını tek yazı halinde verip geçicem.Daha sonra Ateistlerin bilim adı altında savundukları Darwin yaklaşımını ve sayın dilaverin yukarıda vermiş olduğu yazının tamamen doğmatik olduğunu somut arkeolojik ve biyolojik kanıtlarıyla ortaya koyucam.

Sayın dilaverin yukarıda vermiş olduğu yaklaşım Havva Teorisi olup havva teorisi yayınlanana kadar bilim tarafından savunulan ve insan gerçeği olarak lanse edilen bir çok bilgi görmezden gelinerek veya saklanarak oluşturulan Gerçek Darwin yaklaşımına yazıcam. Aslında bu iki yaklaşımda dNA çözümlemeleriyle birlikte dünya bilim çevrelerinde bitmiştir.Konuyla ilgili Sciencede bir çok yazı ve makale bulunmaktadır.Özellikle dNA ile yazacaklarımdan sonra Ateist arkadaşlar hala Darwini savunuyorlarsa bu işin artık politik bir malzeme olduğu kimsenin gerçeği aramadığının bir kanıtı olduğunu herkes görecek.

Not . Umarım yazılarımı yönetim yayınlar.
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 29-09-2008, 21:37
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Evet Teorilerden yaratılışı çok kısa yazalım ve darvine geçelim.

Yahudilere Göre __________________________________________________ ________
Olaylar.(DünYa Tarihi)........Ussher'e göre tarih.......Hales'e göre Tarih
__________________________________________________ _______
Yaratılış..................................4004... ..........................5411
Nuh'un doğumu........................2948................ .............3755
Tufan.....................................2348.... .........................3155
İbrahimin doğumu.....................1996................... ..........2153
Yakup'un doğumu.....................1836................... ...........1993
Yusuf Köle olarak satılması.........1728............................ ..1885
Yusufun vezirliği.......................1715.............. ................1872
Yusuf'un ölümü........................1635................. .............1792

Görüldüğü üzere yaratılış teorisi hiçbir bulgu ile uyuşmadığından doğrudan üstünü çizebilirz. İbrahimi dinlerde insanın yaşı max.5500 yıllıktır.

Yaratılış ve insanın yaşı ile müslüman dünyasında dolanan hadislere bakarsak ;



Peygamberimiz “Ben insanlığın ikindi vaktinde geldim.” buyuruyor. Diğer bir hadisinde ise “Benim ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmeyecek.” buyurmuş. Günün dörtte ya da beşte biri olan ikindiden akşama kadar ki vakti 1500 yıl kabul ettiğimizde, insanlığın ömrünün 6000 - 7500 yıl arasında olduğu ortaya çıkar. Diğer bir meşhur hadis rivayetinde ise bu açıkça ortaya konmuştur: “Adem'den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin senedir.” Görüldüğü gibi bu üç hadis birbirini teyit etmekte ve tamamlamaktadır. Muhbir-i Sadık olan Peygamberimizin (s.a.v.) ahirzamanla ilgili verdiği haberler bir bir çıkmaktadır.


Görüldüğü üzere hem yahudilikte hemde müslümanlıkta yaratılışla ilgili insanı düşünmeye itebilecek her hangi bir yaklaşım bulunmaz.
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 29-09-2008, 23:14
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Modern bilimin insanın köklerine ilişkin savunduğu düşünce arkeoloji ve antropoloji cephesinde engellenemez şekilde bilgi akışı gerçekleştiği için Evrim Teorisi 1987 yılında değiştirilmiştir.

Bilim dünyasının 1987 yılına kadar savunmuş olduğu teori klasik darwinci yaklaşım, 1987 yılından sonra ise mtaDNA yaklaşımıdır.

Klasik darwin çok merkezli teorisinde Cro-Magnan adamı’nın yaşı 35.000 yıldır, dünya üzerinde çok farklı bölgelerde birden bire ortaya çıkan bu gizemli canlıyla ilgili hergün bulunan arkeolojik kanıtlar ve ortaya çıkışın açıklanamaması , sapiense geçişte akrabanın olması fakat atanın bulunamaması ve çok merkezin gerçeğe uymaması nedeniyle gözden düşmüş ve bilim dünyası ikiye bölünmüştür.

Bir kısım bilim adamları yeni bulguları görmezden gelerek hala bu teoriye sıkı sıkıya sarılmışken , bazı bilim adamları ise 1987 tarihli Mitokondriyal DNA yaklaşımına savunarak , gerçeği söylemek yerine yanlışa yeni bir yanlışı eklemişlerdir.Bu yaklaşıma göre 200 bin yıl önce afrikada yaşayan Havva teorinin çekirdeğini oluşturur.


Bu iki evrim teorisinin birbirlerinden farkı sapiensin yaşıyla ilgili birbirleriyle olan oldukça uzak düşünceleri olmakla beraber, iki düşüncenin kırılma ve teorilerin gülümseten noktası ise ikisininde Amerika kıtasını açıklayamamasıdır.

Bilim dünyası her gün mevcut tarihlerle oynayarak, bulguların ötesinde dünyaya ve insana tarih yazmakla meşgul iken mevcut teorin anlatımları içerisinde bilgiler o kadar iç içe geçmiştirki , DNA yaklaşımını savunan düşünce elinde arkeolojik ve antropolojik desteği olmaması nedeniyle Klasik Teorinin Sapiensin uygarlık mücadelesi anlatımına sıkı sıkıya sarılmıştır.

Diğer taraftan insan DNA sının günümüz koşullarında çözülmüş olması evrimle ilgili bu iki teorinin artık gülümseten bir anı olarak hafızalarımızda saklayacağımız bir anı olarak kalmasına sebep olmuştur.


Not : Teori , arkeoloji ve antropoloji olarak devam edecek. Aynı zamanda İnsan DNA sına dair yazacaklarım sapiensin evrim olduğu teorisini bitirecektir.


Devam Edecek.
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 30-09-2008, 00:55
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Akhenaton, hiç bir biçimde başlıgı okumadan yazdıgına eminim :

11.000 ila 25.000 yıl önce, deniz seviyesi o kadar düşüktü ki, Bering Boğazı, Asya ve kuzey Amerika arasında karadan bir köprü durumundaydı. Gerçekte, Beringia bir köprü olmaktan daha fazlasıydı; en geniş uzamıyla 1,3 milyon km2’lik (500 bin mil2) başlı başına büyük bir kıtaydı. Buzla kaplı değildi, dahası tundra otlaklarıyla otçul memeli hayvan sürüleri
için elverişli bir bölgeydi. Yazlar şimdikinden kesinlikle daha serindi,
ama aksine kışlar daha ılıman ve yumuşaktı. Kara köprüsünün varlığını
sürdürdüğü dönemin büyük bölümünde, daha güneyde sürekli olarak
buz tepeleri vardı ve 15.000 ila 20.000 yıl önce aradaki buz koridoru,
muhtemelen Amerika’nın kuzeyi ve geri kalanı ile arasındaki bağlantıyı
engelleyecek şekilde kapalıydı. Sibirya çevresi, o dönemde bir kutup çölü olan kuzey Amerika’dan daha çekici sayılmazdı. Böylece Beringia ve Alaska’nın batı kesimleri, her iki kıtadan da ayrı olarak, fiilen bir Buz Çağı sığınağı haline geldi. Amerika’ya ilk yerleşenlerin özgün genetik yapısından arta kalanları barındıran Beringia sığınağı sayesinde, şimdi, A1 / A2 grubu gen ağacı üzerinden Amerika’yla bağlantısı olan Na-Dene ve Inuit-Aleut’un, neden yoksul çeşitlilikleriyle Amerikalılar’ın geri kalanından epeyce farklı göründüğünü görebiliriz.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 30-09-2008, 01:07
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

dilaver´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Akhenaton, hiç bir biçimde başlıgı okumadan yazdıgına eminim :

11.000 ila 25.000 yıl önce, deniz seviyesi o kadar düşüktü ki, Bering Boğazı, Asya ve kuzey Amerika arasında karadan bir köprü durumundaydı. Gerçekte, Beringia bir köprü olmaktan daha fazlasıydı; en geniş uzamıyla 1,3 milyon km2’lik (500 bin mil2) başlı başına büyük bir kıtaydı. Buzla kaplı değildi, dahası tundra otlaklarıyla otçul memeli hayvan sürüleri
için elverişli bir bölgeydi. Yazlar şimdikinden kesinlikle daha serindi,
ama aksine kışlar daha ılıman ve yumuşaktı. Kara köprüsünün varlığını
sürdürdüğü dönemin büyük bölümünde, daha güneyde sürekli olarak
buz tepeleri vardı ve 15.000 ila 20.000 yıl önce aradaki buz koridoru,
muhtemelen Amerika’nın kuzeyi ve geri kalanı ile arasındaki bağlantıyı
engelleyecek şekilde kapalıydı. Sibirya çevresi, o dönemde bir kutup çölü olan kuzey Amerika’dan daha çekici sayılmazdı. Böylece Beringia ve Alaska’nın batı kesimleri, her iki kıtadan da ayrı olarak, fiilen bir Buz Çağı sığınağı haline geldi. Amerika’ya ilk yerleşenlerin özgün genetik yapısından arta kalanları barındıran Beringia sığınağı sayesinde, şimdi, A1 / A2 grubu gen ağacı üzerinden Amerika’yla bağlantısı olan Na-Dene ve Inuit-Aleut’un, neden yoksul çeşitlilikleriyle Amerikalılar’ın geri kalanından epeyce farklı göründüğünü görebiliriz.

sayın dilaver öncelikle acele etmeyiniz daha yeni başladım ve evrim teorisi tanımlaması yaptım.

bakınız yazınızı okumadan yazdığımı yazmışsınız , yazınızı çektim ve toplam 40 sayfaya böldüm.Ve yazınızın her yerinin gerçek kanıtlarını ortaya koyarım. Yazınız şuanki mevcut DNA yapısı üzerine Gordon Childe yaklaşımından başka bir şey değil.Yanlız gerçekle asla uyuşmaz ve yazdığım müddetçe göreceksiniz.

Bering geçisini yazmışsınız bunları çürütmem oldukça kolay.Lütfen bekleyiniz. Zaten yazmış olduğunuz yazı kendi içinde çelişkili , bu çelişkiyi yazımda okuyacaksınız, tek yapmanız gereken sabırlı olmak.

Size bering geçişiyle ilgili tüm arkeolojik ve antropolojik bilgiyi vericem.Ve daha sonrasında bu teorinizi devam ettirecekmisiniz merak etmekteyim.

Benim amacım gerçeği bulmak sizinkinin ne olduğunu , sizin teorinizi ve gerçekleri yazdığım zaman anlayacaz.

Bakınız başta yazmış olduğum 2 tane teoriyi ve zaman içindeki değişimini görmezden gelmiş hemen bering e sarılmışsınız.Ama oda bitecek.Endişe etmeyiniz.

Beringten sonra DNA üzerine Sciencede çıkan yazıyı yazdığım zaman zaten film kopmuş olacak.


Not : Foruma yeni üye olanlar beni sakın dinci falan sanmısın, evrimi eleştirenler genelde teist olarak adlandırıldığı için kavram kargaşası yaşamayalım. Savunduğum düşünce " Müdahaleli Evrimdir." (Nasıl ismi iyi koymuşmuyum.)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:44 .