Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #51  
Alt 19-10-2008, 15:17
prometheus4517 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
prometheus4517 prometheus4517 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2007
Mesajlar: 406
prometheus4517 - İCQ üzeri Mesaj gönder prometheus4517 - MSN üzeri Mesaj gönder prometheus4517 - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart İnsanlığın göç tarihi

İnsanlığın göç tarihi: DNA Çalışmaları Kıtalar Boyunca İnsanlığın Kökenlerinin İzini Sürüyor.

DNA, Afrika'dan ta Güney Amerika'nın ucuna kadar süren binlerce yıllık yolculuğun gayet net olan resmini biraz daha parlattı.

Gary STIX

Usame Bin Ladin'in üvey kardeşi tarafından yönetilen bayındırlık şirketi, geçen yıl, Kızıl Deniz'in Hint Okyanusu'na çıkışı olan Babü'l Mendeb boğazı üzerine bir köprü kurmak istediğini açıkladı. Eğer bu iddialı proje gerçekleştirilecek olursa, Mekke'ye gidiş yolculuğunda dünyanın en uzun köprülerinden birini geçen Afrikalı kalabalık hacı toplulukları, insanlık tarihindeki en unutulmaz yolculuğun muhtemel rotasının yüzlerce fit üzerinden geçecekler. Elli veya altmış bin yıl önce, Afrikalı küçük bir topluluk – birkaç yüz, en fazla birkaç bin kişi – aynı boğazı küçük kayıklarla geçti, hem de hiç dönmemek üzere.

Doğu Afrika'daki vatanlarını terk etmelerinin sebebi tam olarak anlaşılamamıştır. Belki iklim değişti, veya bir zamanlar bol olan su kabukluları stokları tükendi. Fakat bazı şeyler gayet belirgin. Afrika'dan ilk çıkanlar, tam anlamıyla modern insanları tanımlayan fiziksel ve davranışsal özellikleri de – büyük beyinler ve dil yeteneği gibi – kendileriyle birlikte getirdiler. Asya kıtasında şimdi Yemen olan yerdeki çadırlarından, kıtalara yayılan ve köprüler kuran ve onca yolu aşıp Güney Amerika'nın en ucundaki Tierra del Fuego'ya kadar ulaşan on binlerce yıllık bir yolculuğa çıktılar.

bilim insanları, elbette, bu gezilere, fosilleşmiş kemikler veya koleksiyonlarda zahmetlice saklanan ve gizlenen mızrak uçları sayesinde bir hayli nüfus ettiler. Fakat antik-elden düşmeler, genelde bu uzak tarihin tam bir resmini veremeyecek kadar azdır. Geçen 20 yıl içinde, toplum genetikçiler, modern insanların ilk göçlerinden kalma bir genetik galeta unu izini şekillendirerek paleoantropolojik kayıtlardaki boşlukları doldurmaya başladılar.

DNA'mızın neredeyse tamamı – insan genomunu oluşturan üç milyar kodun veya nükleotidin yüzde 99.9u – her insanda aynıdır. Fakat son yüzde 0.1deki birleşimler hatırı sayılır farklılıklardır. Güney Afrikalılar ile Amerikan yerlileri arasındaki bir karşılaştırma, mesela, insanlık tarihi ve kıtadan kıtaya kolonizasyonun acımasız bir şekilde gelişimi hakkında son derece önemli ipuçları verebilir. Son yıllara kadar, sadece babadan oğullara veya anneden çocuklarına geçen DNA, genetikçiler için, fosilleşmiş ayak izlerine eşdeğer olarak hizmet edegelmiştir. Son araştırmalar, bütün genoma dağılmış olan yüz binlerce nükleotidi incelemek için ayrılmış birkaç DNA sarmalının arkasındaki görüş alanını genişleterek bilim insanlarının odaklarını ayarlamalarını sağladı.

Geniş taramalar, bazıları henüz geçtiğimiz aylarda yayınlanmış olan, daha önce görülmemiş netlikte küresel göç haritaları üretti. Araştırma modern insanlığın kökeninin Afrika’da olduğu fikrine bir destek sağladı ve bu kıtanın nasıl dünyanın geri kalanına yayılan genetik çeşitliliğin kaynağı olarak kaldığını gösterdi. Kökeninde Afrika’nın San ırkıyla başlayan bir genetik soyağacı, büyüyen en genç dallarında, Güney Amerikalı Kızılderililer ve Pasifik Adalarındaki yerlilerle bitiyor.

İnsan genetik çeşitliliği üzerine araştırmaların geçmişi – tarihsel bir Küresel Konumlama Sistemi (GPS) türü – Yunan şehri Selanik’te çalışan iki doktorun burada konuşlanmış olan askerlerin verilen bir kan grubuna, milliyetlerine bağlı olarak farklı tepkiler verdiğini bulduğu 1. Dünya Savaşı sıralarına kadar uzanır. 1950lerden başlayarak, Luigi Luca Cavalli-Sforza değişik kan grubu proteinlerini inceleyerek ırklar arasındaki genetik farklılıklar araştırmasını şekillendirmeye başladı. Proteinlerdeki çeşitlilikler onları kodlayan genlerdeki farklılığı yansıtır.

Sonra, 1987’de, Berkeley, Kaliforniya Üniversitesi’nden Rebecca L. Cann ve Allan C. Wilson ana soyundan geçen ve hücrenin enerji üreten organeli olan mitokondrinin DNS’sının analizine dayanarak çığır açan bir araştırma yayınladılar. Farklı ırklardan insanların yaklaşık 200.000 yıl önce yaşamış olan, Afrika’daki bir kadının soyundan geldiğini söylediler – mitokondriyal Havva’nın keşfini ilan eden manşetleri attıran bulgu. (İncil’deki imanın aksine, bu Havva ilk kadın değildi: hayatta kalanların hepsi onun soyu olmasına rağmen)

Havva Hakkında Herşey

“Doğal” mitokondriyal mutasyonların – ne yararlı ne de zararlı olanlar – hızlı ve nazaran tahmin edilebilir oranı organellerin moleküler saatler gibi işlemesini sağlar. İki grup veya soy arasındaki mutasyonların sayısındaki farklılıkları (saatin tik-takları) saymak, araştırmacının ortak ataya – mitokondriyal Havva veya yeni bir soy kuran başka bir kadın - kadar giden bir genetik ağaç kurmasını sağlar. Farklı bölgelerden soyların yaşlarının karşılaştırılması insan göçlerinin bir zaman çizelgesinin çizilmesine izin verir. 1987’den beri insan çeşitliliği üzerine bilgi hazinesi sadece erkekten oğluna geçen cinsiyet kromozomu olan Y kromozomunu da kapsayacak kadar genişledi. Erkekten erkeğe iletilen DNA mitokondriyal DNA’nın taşıdığından daha fazla nükleotid taşır (16000 ile karşılaştırıldığında on milyonlarca) ve bu da araştırmacının bir ırkı diğerinden ayırt edebilme yeteneğini arttırır. İnsan ırklarından mitokondriyal ve Y kromozom DNA’larını analiz etmek yüzlerce genetik işaretler çıkardı (belli ırklara özel, tanımlanabilen mutasyonlara sahip DNA alanları).

On binlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya insanların izlediği yol, şimdi, her ne kadar aşırı derecede yavaş olsa da, birbirine bağlı birçok süper otoyolda gezginler hareket ediyorlarmış gibi, harita üzerinde izlenebilir. I-95 gibi alfanümerik yol işaretleri, alfanümerik genetik işaretler olarak yeniden düzenlenebilir. Örneğin Y kromozomunun rotasında olduğu gibi, Arap Yarımadası boyunca Kuzeye yönelirken M89 olan, M168 otoyolunun üzerinde Babü'l Mendeb boğazını geçin. M9la sağa dönün ve Mezopotamya ve ötesine doğru yola koyulun. Hindukuş dağlarının kuzeyindeki bölgeye ulaşınca, sola M45e dönün. Sibirya’da sağa gidin ve sonunda Alaska’ya giden kara köprüsü karşınıza çıkıncaya kadar M242yi takip edin. M3e yönelin ve Güney Amerika’ya ilerleyin.

Mitokondriyal DNA ve Y kromozomu güçlü analitik araçlar olarak kalmaya devam ediyor. National Geographic Cemiyeti, IBM ve The Waitt Family Foundation, esasta bu araçları kullanmaya adanmış, özel olarak finanse edilen – 2010 a kadar 40 milyon dolarlık bir işbirliği – bir araştırmaya katıldılar. 10 tane bölgesel akademik kuruluşun da yardımıyla, sözde Coğrafi Proje, dünya çapında 100.000 e yakın yerlinin DNA örneklerini topluyor. “Üzerine yoğunlaştığımız şey, insanların bu yolculukları nasıl yaptıklarının detayları” diyor, projeye başkanlık yapan Spencer Wells. Projedeki araştırmacılar yeni bir raporda Güney Afrika’daki Khoisan halkının, genetik olarak diğer Afrika’lılardan 100.000 yıldır ayrı durduğunu bulduklarını belirtiyorlar. Başka bir çalışmada, Lübnanlı erkeklerin gen havuzunun bir kısmının Hıristiyan Haçlılara ve Arap yarımadasından Müslümanlara kadar götürülebileceğini gösterdiler.

Güç Aletleri

Genetik araştırmacıları, keşfettikleri göç yolları üzerinde yaşayan birçok insanın DNA örneklerini aldılar. Fakat bilgilerin görünürdeki kesinliği bazen yanıltıyor. İnsan kökenleri üzerine çalışan bilim adamları, yine de, ellerinde tuttukları ve bir soyağacına ait olan bir fosili tercih edeceklerdir. DNA, fosilleri tarihlendirmek için kullanılan radyoaktif izotoplardan dolayı da farklılık gösterebiliyor. Mutasyon oranı bir DNA sarmalından diğerine değişebiliyor.

Fakat paleoantropologların işi çok zor. Fosil kalıntıları çok nadir bulunuyor ve sıklıkla eksik oluyor. Afrika’dan Avustralya’ya en erken göç, mitokondriyal ve Y genetik maddede (diğerlerine nazaran, Andaman Adası yerlileri sağolsun) kendini gösteriyor, fakat yol boyunca fiziksel kalıntılar çok büyük oranda kayıp.

Taşların ve kemiklerin yokluğuna çözüm: nereden olursa olsun daha çok DNA. Genetikçilere örnek çoğaltmak için, araştırmacılar insanlar üzerinde yolculuğa katılan mikroplara baktılar, göçün benzer öğelerini aramak için genlerini incelediler. Kaçak yolcular, bakterileri, virüsleri ve hatta bitleri dahi içeriyor. Mikroorganizmaların yanı sıra, İnsan Genomu Projesi ve bütün genomun büyük bilinmez boşluğunu araştıran diğer çabalar genetik yöntemlerdeki eksiklikleri telafi etmeye yardımcı olan birçok güç aletleri üretti. “Farklı hipotezleri test ederken daha fazla istatistiksel güç elde etmek için birçok bireyin ve birçok ırkın genomunda çok farklı yerlere bakabilirsiniz.” diyor Tim Weaver, Davis Kaliforniya Üniversitesi’nden bir antropoloji profesörü.

Son on yıl boyunca, araştırmacılar bir yığın değişken veya çok biçimli, genomun üç milyar nükleotidinin arasına serpişmiş alanı eşzamanlı karşılaştırarak inanılmaz keşifler yaptılar. Son on yıldaki ilk bütün-genom çalışmaları mikrouydular olarak bilinen kısa tekrarlı DNA sarmallarının ırklar arasındaki farklılıklarını araştırdılar. Yakın zamanda, bütün-genom çalışmalarının vesilesiyle çalışma alanı ilerilere genişledi. Şubat ayında iki araştırma, biri Science dergisinde, diğeri Nature dergisinde, insan çeşitliliğini tarihlendirmek için yapılan en geniş tetkikleri bildirdi. Her ikisi de İnsan Genomu Çeşitliliği Paneli’nden 500.000 den fazla tek nükleotid çok biçimliliğini (SNP’ler) – DNA’da özel bir alanda bir nükleotidin diğerine değişimi – incelediler. Bu hücre hatları dünya çapında 51 ırktan yaklaşık 1000 bireyden çekilmişti ve Paris’teki İnsan Çeşitliliği Araştırma Merkezi’nde korunmuştu.

İki araştırma ekibi biriken bilgiyi farklı yollarla analiz ettiler. Direk olarak uzak ırklar arasında SNP’leri karşılaştırdılar. Ayrıca haplotipleri de (bozulmadan nesiller boyunca aktarılan ve birçok SNP içeren DNA blokları) incelediler. Nature dergisindeki araştırmaları yazan grup ayrıca bir kişinin genomu boyunca 1.000.000 nükleotid uzunluğuna (kopya sayısı çeşitlilikleri) kadar DNA sarmallarının tekrarlarını veya silinmelerini karşılaştırarak insan çeşitliliğini tetkik etmenin yeni bir tekniğini keşfetti. Ann Arbor’daki Michigan üniversitesinden ve aynı zamanda Nature dergisinin de baş yazarı olan Noah A. Rosenberg, “genomun herhangi bir parçası, bir bütün olarak genomun atasını yansıtması gerekmeyen bir tarih taşır” diyor. Fakat aynı anda birçok alana bakmanın problemi çözeceğini açıklıyor: “binlerce işaretle, insan göçlerinin genel tarihini belirlemek mümkündür.”

Yüzbinlerce SNP’ye bakmak, araştırmacıların ırkların kimliklerini çözebilmelerini sağladı ve genetik olarak yakın ilişkilerin genişleyerek ve uzaklara nasıl yayıldıklarını görebilmelerini. Güney Amerika yerlilerinin soyları Sibiryalılarda ve diğer Asyalılarda bulundu. Çin’in öz etnik grubu olan Han halkının, ayrı güneyli ve kuzeyli ırkları vardır. Bedeviler Ortadoğu’dan olduğu kadar Avrupa’dan ve Pakistan’dan gruplarla da ilişkilidir.

Antropoloji, arkeoloji, dilbilim ve biyolojiden (önceki mitokondriyal ve Y DNA çalışmaları da dâhil) geçmiş araştırmalarla örtüşen bulgular, ayrıca, insanların küçük bir nüfusunun kıtadan dışarı çıktığı, sonra diğer bir “kurucu” alt grup kopup ayrılana kadar yeni bir yurtta çoğaldığı – bütün dünyaya yerleşilene kadar böyle kendini tekrar eden bir süreç – fikrini destekleyen Afrika’dan Dışarı tezi için daha geniş bir istatistiksel temel sağladı. Bu yolcular antik insan ırklarına yanaştı – Homo Neanderthalensis ve Homo Erectus – karşılaştıklarında iç üreme çok azdı veya hiç yoktu. Yeni DNA çalışmaları, daha küçük bir grubun her ayrılışında, Afrika ırklarında orijinal olarak var olan genetik çeşitliliğin sadece küçük bir alt grubunu taşıdığını belirtiyor. Böylece Afrika’dan mesafe (ve zaman) uzadıkça, ırk hareketlerinin takip edilmesini kolaylaştıran bir araç sağlayarak, çeşitlilik azalır. Amerikan yerlileri, son büyük kıtasal göçlerin konukları, genomlarında Afrikalıların sahip olduklarından daha az çeşitliliğe sahiptir.

Birçok bilim insanı Science ve Nature dergilerindeki gibi geniş istatistiksel analizlerle desteklenen kanıtların ağırlılığının, insanın kökeni üzerine uzun koşu bu tartışmada Afrika’dan Dışarı tezinin savunucularına kesin bir sınır çizdiğine inanıyor. Multiregional hipotezi – Afrika’dan Dışarı tezine bir rakip – H. Erectus gibi arkaiklerden türeyen ırkların son 1.8 milyon yıl boyunca Afrika, Asya ve Avrupa’da evrim geçirdiğini ve derece derece Homo Sapiens’e ulaştığını savunur. Rastgele iç üremeler grupların ayrı ırklara bölünmediğini kanıtlıyor.

Birkaç bilim adamı hala multiregionalism teorisinin titizlikle yorumlanması gerektiğini savunuyor. Fakat çoğunluğu Homo Sapienlerin hominid kuzenlerimizle karşılaşmalarımızın genetik izlerini taşıyıp taşımadıklarını tespit etmek için verilen çabalar olmak üzere, farklı versiyonlar da konuşuluyor. Hint Teknoloji Enstitüsü’nden Vinayak Eswaran, Utah Üniversitesi’nden Henry C. Harpending ve Alan R. Rogers’ın da yardımıyla son yıllarda, insanların Afrika’dan göçtükten sonra Homo Erectus gibi arkaik türlerle yoğun olarak iç-üreme yaptığını öne süren bir simülasyonlar teorisi ortaya attı. Eswaran’ın modeli modern insan genomunun yüzden seksen kadarının bu tür iç üremelerin etkilerine maruz kalmış olabileceğini iddia ediyor.

Genetik etkiler iç üreme olduğunda umulan kadar görünür değil, fakat Harpending bir açıklama sunuyor.Afrikalı göçmenler tarafından taşınan yararlı bir takım gen, belki de çocuk yetiştirmede yardımcı olanlar, en sonunda bazı arkaik genlerin izini ortadan kaldıran seçici bir avantaj getirdi. Harpending, “Sonuç, ırkın istenen genlerin (Afrikalı) kaynak ırkına gerçekte olduğundan daha yakın görünmesidir.” diyor.

Biz de bir miktar Neandertal miyiz?

Eswaran ve Harpending türler arası randevuları savunan tek isimler değiller. Homo Sapienlerin fosilleşmiş kalıntılarından bazıları, önceki hominidleri andıran özellikler taşıyor ve çağımız insanlarının genetik kayıtları tartışmaya malzeme sağlıyor.

Genetik soyları belgeleyen ağaç şemalarına göre bazı gen değişkenleri çok daha kadim atalara tanıklık ediyor – insanların 200.000 yıldan daha önce var olmamış olan tek bir homojen gruptan evrimleşmiş olabileceğinden çok daha yaşlılar: muhtemel iç üremeye bir ipucu. 2006’da dikkat çeken bir araştırmada Chicago Üniversitesi’nden Bruce T. Lahn ve meslektaşları, beyin boyutunu düzenlemede görev alan Mikrosefalin geninin bir versiyonunun 40000 yıl önce Neandertallerle bir karşılaşma sırasında geçmiş olabilecek bir haplotip içerdiğini bildirdiler.

Daha kesin bir cevap önümüzdeki 12 ay içinde gelebilir. Neandertal Genomu Projesi – Almanya Leipzig’deki Evrimsel Antropoloji için Max Planck Enstitüsü ile Connecticut merkezli bir sıralama şirketi 454 Life Sciences’ın işbirliği – Hırvatistan’da bir mağarada bulunan 40000 yıllık Neandertal kemiklerinden yaklaşık yüzde 70lik kısmının taslağını bitirmek üzere bu yılın sonuna programlandı. Sonuçlarının altı ay kadar sonra yayınlanması bekleniyor.

Şimdiye kadar proje, iki hominid soyu arasında DNA transferini kanıtlayabilecek herhangi bir genetik modelin izine rastlamadı. Projeyi yürüten Max Planck profesörü Svante Paabo “Bu konuda hiçbir kanıt görmüyoruz, fakat bunu hariç tutamayız.” Diyor. Onun grubunun, bütün genomun önemsiz bir parçası olan bir milyon nükleotidi tetkik eden önceki bir yayını bazı gen değişimlerinin oluşmuş olabileceğini öneriyor, fakat daha sonra örneğin defosundan dolayı yanlış bir iz olduğu bulundu. Araştırmacılar Lahn’ın bahsettiği mikrosefalin değişkenine henüz rastlamadılar.

Bir örneği elle tutmak ve hatta üzerinde nefes alıp vermek, antik DNA’nın üzerinde çalışılmasına engel olur: bazı antropolojistler kendilerini temiz odalarda mikroçip fabrikalarında kullanılan takımlara sararlar. O ilk araştırmadan beri, Paabo’nun laboratuarı Max Plank’taki temiz odalarda kullanılan yöntemleri değiştirdi. Araştırmacılar her Neandertal genetik malzeme lifinin başlangıcına sentetik DNA’nın dört nükleotidinden yapılma etiketler yerleştiriyorlar. Sıralama makinesini geçen her lif moleküler kimlik kontrolünden geçiyor.

İnsan çizgisindeki en yakın kuzenlerin genetik makyajını anlamak – daha önceki çalışmalarda da görüldüğü gibi genomların yüzde 99,5 oranında benzer olduğundan hareketle – insan genomunda iç üremelerin meydana geldiği ve doğal seçilimin belli yolları tercih ettiği alanların kimliklendirilebilmesini sağlayarak karşılaştırılan genomlarda tarihlendirme için en kesin ön çalışmayı sağlayabilirdi. “Bence, eğer insan evrimiyle ilgileniyorsanız, Neandertaller eşsizlerdir.” diyor Paabo. “Bizim en yakın akrabalarımızlar. Teknik olarak zor olmasına rağmen, genomlarına erişebilirsiniz. Fakat diğer antik insan gruplarının çoğu için, bu mümkün olmayacaktır.”

Yeni ve hala yayınlanmamış bir çalışma Neandertallerin Y kromozomunun insanlarınkinden farklı olduğunu açıklıyor. İnsan ve Neandertal mitokondriyal DNAlarının bariz bir şekilde ayırt edilebilir olduğunu gösteren çalışmaları yansıtarak “Hiçbir insanın bir Neandertalinki gibi bir Y kromozomu yoktur.” diye gözlemliyor Paabo. Geçen Kasım ayında Paabo ve ekibi iki hominid arasında bir benzerliği bildirdi. İspanyadan Neandertal kalıntıları FOXP2 diye bilinen bir genin bir versiyonunu taşıyordu ki bu gen insanlarda konuşma ve dil gelişimi ile ilgili bir gene özdeştir. Yine, Nisan’da farklı bir grup tarafından yayınlanan bir araştırmada, kirlenme riskinin göze alınmamasına rağmen genin iç üremenin sonucu olduğuna dair spekülasyonlar baş gösterdi.

Biz Nasıl Uyum Gösterdik

Araştırmacıların bir kısmı insanların Homo geninin diğer türleriyle ilişkiye girip girmediğini keşfetmek için eski kemik kalıntılarından DNAları sıralamaya devam ederken, diğer araştırmacılar göçmenler yeni evlerine uyum sağlarken, genetik yolculuk (rastgele mutasyonlar) ve doğal seçilim boyunca hangi genetik izlerin değiştiğini görmek için DNA’nın genom genişliğindeki analizlerini uyguluyorlar.

Nature dergisinde Şubat ayında yayınlanan bir çalışma insanlar Afrika’yı terk ettikçe genetik çeşitlilikteki azalmanın sonuçlarını gösterdi. Proje 20 Avrupa-Amerikalı ve 15 Afrika-Amerikalı gruptan 40000 SNP yi karşılaştırdı. Avrupa-Amerikalılarda daha yüksek oranda zararlı genetik değişiklik olduğunu buldu. Yazarlar sağlık hakkında spekülasyon oluşturmaktan çekiniyor olmalarına rağmen, bunlar hastalıklara potansiyel olarak Afrika-Amerikalılardan daha yatkın. Araştırma bilim adamı Carlos D. Bustamante’yi Avrupa’nın kuruluşuna “nüfus genetik ekosu” demesine neyin ittiğini gösteriyor. Avrupa’nın başlangıçtaki küçük nüfusunun genetik çeşitlilik azlığı bir takım zararlı mutasyonların genişçe yayılmasına ve insanların sayısı arttıkça yeni zararlı mutasyonların oluşmasına olanak sağladı. Doğal seçilimin zararlı değişimleri yok edecek kadar zamanı olmamıştı.

Genom çapında araştırma ayrıca doğal seçilimin göçmenlerin yeni çevrelere uyum sağlamasında nasıl yardımcı olduğunun panoramik resmini parlatmaya başlıyor. Geçen iki yılda birçok araştırma insanlar Afrika’yı terk ettikten veya tarımı keşfettikten sonra oluşan ve zor koşullarda hayatta kalmak için faydalı olduğu görülen genetik değişimleri aradı. Genetik altın avcıları, bir haplotipler kataloğu olan ve Japonya, Çin ve Nijerya’daki bireylerden elde edilenler ile ataları kuzeybatı Avrupa’dan olan Kuzey Amerikalılardan elde edilmiş 3,9 milyon SNP yi barındıran Uluslararası HapMap’i kazdılar.

Harpending’in yardımcı yazarlık yaptığı bir çalışma DNA’nın değişme oranının ve böylece evrimin ilerleme hızının son 40.000 yıl boyunca arttığını gösterdi. Cambridge, Massachusetts’teki Broad Institute’den Pardis C. Sabeti ve meslektaşlarının yaptığı bir diğer çalışma, hastalıklara gösterilen direnci ve cilt rengi ile teri düzenleyen saç foliküllerini yöneten alanlar dahil genomun yüzlerce bölgesinin hala seçilim geçirdiğine işaret ediyor. Bu bulgular insan popülasyonlarının güneşe maruz kalmadaki bölgesel farklılıklara ve Afrika’yı terk ettikten sonra karşılaştıkları yiyecek ve patojenlere uyum sağlamaya devam ettiğini ima ediyor. Ve ayrıca Afrikalıların da çevreleri değiştikçe evrildiğini.

Paris’teki Pasteur Institute’ten Lluis Quintana-Murci’nin yönettiği en yakın çalışmalardan biri, diabet, obezite ve yüksek tansiyonda rol oynayan birkaç tanesi dahil 580 genin HapMap popülasyonları arasında farklı olarak seçilime uğradığını gösterdi, bu beklide hastalık türlerindeki coğrafi farklılıkları açıklıyor ve geliştirilen ilaçlara yeni hedefler için ipuçları sağlıyor.

İnsan çeşitliliğinin altında yatan süreçlerin düşünülmesi bazen saç foliküllerinin çapının ve sütü sindirebilme kabiliyetinin ötesine gider. Irkları ve etnik kökenler neyin teşkil ettiği tartışması hemen resme girer. Eğer bilinçle alakalı bir gen değişkeni Avrupalılarda Afrikalılardan daha çok bulunursa bu ne anlama gelir? Genetiğin insanlar tarafından daha iyi anlaşılması – tek bir genin zekilik ile aptallığı ayıran bir anahtar gibi rol alamayacağı – yanlış yönlendirilen spekülasyonların önüne geçebilir.

Genetik literatür, Asyalı veya Çinli gibi bir terimin, Çin’in güneyli ve kuzeyli Han grupları arasındaki farklılıklar gibi yakın zamanlarda yapılan genom çapındaki araştırmalarla bulunan atalara ait genetik donanım farklılıklarına dayanan daha zarif sınıflandırmalarla yer değiştirmesini sağlayacaktır. Quintana-Murci “Hiçbir ırk yoktur” der. “Genetiğin bakış noktasından gördüğümüz coğrafi eğimlerdir. Avrupalılar ile Asyalılar arasında keskin farklılıklar yoktur. İrlanda’dan Japonya’ya bir şeylerin tamamen değiştiği keskin bir sınır yoktur.”

Karşılaştırmalı genbilimin ortaya koyduğu evrimsel tarih boyunca yolculuk hala devam ediyor. Bu sırada, daha fazla bilgi, daha güçlü bilgisayarlar ve algoritmalara olan açlık sınır tanımıyor. Yığılan daha büyük veritabanları – ocakta uluslar arası bir konsorsiyum farklı bölgesel popülasyonlardan 1000 genomu sıralamayı niyet ettiğini açıkladı – araştırmacıların insan evriminin alternatif modellerinin çok daha gerçekçi simülasyonlarını çalıştırmalarına ve her birinin ihtimallerini ölçmelerine izin verecek ve kim olduğumuz ve nereden geldiğimize dair şimdiye kadarki en iyi resmi gösterecek.

Not: Bu makale orijinal olarak “Uzak Bir Geçmişin İzleri” başlığıyla yayınlanmıştır.

Kaynak: http://www.sciam.com/article.cfm?id=...tory-of-humans


Dipnotlar:
1Türkçe adını bulamadım
2Türkçe adının bu olduğunu tahmin ediyorum. Kontrol ediniz: İngilizcesi organelle
3Hem harf hem rakam içeren anlamında Türkçe başka bir terim varsa o kullanılmalı. Bulabildiğim en mantıklı terim buydu.
4Türkçe adı bu. Değiştirmenize gerek yok.
5Türkçe bir ad bulamadım. Afrikadaki bir halk. Varsa değiştiriniz.
6Birçok bölgede insan kökeninin aynı anda ortaya çıkıp geliştiğini savunan teori. Türkçe bir adı olması lazım. O yüzden ben bir isim vermedim. Ayrıca birkaç yerde Afrika’dan Dışarı tezi diye bir tez geçiyor. O da konuyla ilgili alanlardan araştırılmalı. Türkçede farklı bir adı olabilir. Eğer varsa yazılmaması çok yanlış olur.
7Diğer köken tezi de bu.
Alıntı ile Cevapla
  #52  
Alt 04-07-2009, 13:47
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

TD sitesinin çalışkan aynı zamanda paylaşımcı temel taşı yazarlarından Dilaver'in

''Adem ile Havva'nın Uzun Yürüyüşü '' başlığı başka sitelerdeki tartışmalarda referans olarak kullanılıyor.

http://forum.ateizm2.org/index.php?s...ic=24169&st=20

Sn Dilaver'e güzel paylaşımları için teşekkür ediyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #53  
Alt 05-07-2009, 09:46
metee - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
metee metee isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2006
Bulunduğu yer: Yalnızca bir kez dilim tutuldu. Bir adam bana, "Sen kimsin?" diye sorduğunda.(Çamur ve Su )
Mesajlar: 468
Standart

Dilaver Dostum Konuları okuyorum.
Tek taraflı olarak yazmışsın.Bu biraz benim koptuğum anlar oldu..

mtDNA Ağaçlar ve Diğer küçük canlılara baktığımızda Genetik bilimadamları mtDNA olayını tam ters ile ele almaya başladılar..Çünkü İnsanlardaki hastalıklar mtDNA olayını çürütmüştür.Diğer yazılarımd LİOP arkadaşa bu konu hakkında bilgi vermiştim..

Güzel Çalışma Ellerine Sağlık..

Tşklr.

saygılarımla


"Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim"

"Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla."


"Şimdi Tiyatro Başlıyor Sus..Baktım Tiyatro Boş Tek ben varım ve izliyorum..Neden mi Korku mu? Yoksa İçimdeki Sesi duymamak için mi geldim ?
Anlamadım baktım...
Baktım...
Ve bakmakla bakıyorumda bu nasıl bir tiyatro diye soramadım...
Sonra Tiyatro bitti ve gitme vakti geldiğinde gitmek istemiyordum..
Anlamak..
Anlamak..
Anlamak istiyorumdum içimdeki sesi anlamak..
Yanlış..
Sonra düşündüm elimdeki değerleri kaybetim.Bir kez daha şans verin demek istiyordum.
Sonra bir rüya olduğunu gördüm..Bir kez daha şans verilmişti.
Bu kez elimdeki değerleri kaybetmeden bu Sarayı gezecektim.

("Tiyatro Konusu: Uyanış") Kendine güveniyorsan bildiğini sorgularken, sorduğun sorunun cevabını aldığına tam tatmin olunca kadar sorgula o zaman istediğin cevaplar seni bulacaktır.......?


Sana profesörler değil kendin olarak yetersin..Yeterki kendi bildiğini sorgularken M harfini değiştirerek değil..Değiştirmeden yapmaktır...M Harfi M kalacaktır..O zaman zorlanmazsın..

[Mt]METEE[/Mt]Kalp ne ile doluysa,dudaklardan 0 dökülür gider.Goethe
EVRiM HAYALGüCüDüR?...
Alıntı ile Cevapla
  #54  
Alt 05-07-2009, 10:56
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

metee´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Dilaver Dostum Konuları okuyorum.
Tek taraflı olarak yazmışsın.Bu biraz benim koptuğum anlar oldu..

mtDNA Ağaçlar ve Diğer küçük canlılara baktığımızda Genetik bilimadamları mtDNA olayını tam ters ile ele almaya başladılar..Çünkü İnsanlardaki hastalıklar mtDNA olayını çürütmüştür.Diğer yazılarımd LİOP arkadaşa bu konu hakkında bilgi vermiştim..
Sn meteee,

Büyük sözler ediyorsun.Atıp tutuyorsun ama ortaya koyduğunuz bir bilgi yok. Sizin gibi çoklarını gördük. Böyle beylik laflarını sıralarsınız sonra iş gerçek bilgilere geldiğinde kimse görmeden sıvışmaya çalışırsınız.
Alıntı ile Cevapla
  #55  
Alt 06-07-2009, 00:32
metee - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
metee metee isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2006
Bulunduğu yer: Yalnızca bir kez dilim tutuldu. Bir adam bana, "Sen kimsin?" diye sorduğunda.(Çamur ve Su )
Mesajlar: 468
Post

Ayejj´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sn meteee,

Büyük sözler ediyorsun.Atıp tutuyorsun ama ortaya koyduğunuz bir bilgi yok. Sizin gibi çoklarını gördük. Böyle beylik laflarını sıralarsınız sonra iş gerçek bilgilere geldiğinde kimse görmeden sıvışmaya çalışırsınız.

Hangi konuda istersen cevap verebilirim.Kaçmıyorum burdayım kardeşim.

Gerçek bilgiler dediğin bir teoriyi savunmaksa sen bildiğinle kal..

Zamanında birçok bilgiler verdim.Lamerler sayesinde çoğu silindi arkadaşım.
Olanlar zaten duruyor..

Saygılarımla

Deniz ne kadar dalgalı olsa sonunda durulur. GOETHE

[Mt]METEE[/Mt]Kalp ne ile doluysa,dudaklardan 0 dökülür gider.Goethe
EVRiM HAYALGüCüDüR?...
Alıntı ile Cevapla
  #56  
Alt 06-07-2009, 11:56
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

metee´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
mtDNA Ağaçlar ve Diğer küçük canlılara baktığımızda Genetik bilimadamları mtDNA olayını tam ters ile ele almaya başladılar..Çünkü İnsanlardaki hastalıklar mtDNA olayını çürütmüştür.

O zaman burdan başla bizde öğrenelim bakalım.
Alıntı ile Cevapla
  #57  
Alt 06-07-2009, 12:31
metee - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
metee metee isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2006
Bulunduğu yer: Yalnızca bir kez dilim tutuldu. Bir adam bana, "Sen kimsin?" diye sorduğunda.(Çamur ve Su )
Mesajlar: 468
Standart

MTDNA YANILGISI







Mitokondri ökaryotik hücrelerin, enerji üretimi görevini üstlenen ve kendi DNA’sına sahip sitoplazmik bir organeldir. Sayıları enerji ihtiyacına göre, hücreden hücreye değişen mitokondriler, 1-7 mikrometre uzunluğunda çubuk şeklinde veya 2-3 mikrometre çapında küresel yapılardır.Mitokondrial proteinlerin % 2'si mitokondrial genom tarafından sentezlenirken, % 98'i nükleer gen tarafından sentezlenerek, mitokondriye taşınır. İç membranın geçirgen olmaması nedeniyle, nükleer genom tarafından sentezlenen proteinlerin ve metabolitlerin matrikse taşınımı için spesifik mekanizmalar mevcuttur. İç membrana gelen yağ asidi, aminoasit ve karbonhidratlardan oksidatif yıkımla yüksek enerjili ATP sentezlenerek, hücrenin enerji ihtiyacı sağlanır.
Mitokondri nükleus dışında DNA'ya sahip tek organel olup, ilk kez 1963'de Nass ve arkadaşları, mitokondri içerisinde DNA karakteristiğinde fiberlerin varlığını gösterdiler. 1981'de de Anderson ve arkadaşları tarafından genom dizisi tam olarak gösterildi.

Tek Havva olayı mtDNA birlikte Evrimcilerin ortaya attığı yeni teoridir.Bu teoriye göre insanların ilk atası tek havva'da (Bir Dişi Kadın) geldiğini savunmaktadır.Tek dişi kadın atası Afrika bölgesinde tüm dünyaya yayıldığını böylelikle Asya,Avrupa,Amerika ve Avustralyada insan topluluğu oluşturduğunu savunuyorlar.mtDNA olayı şuanda tam tersi bir cevap ile evrimcilere yaklaşıyor.Havva olayına bakıldığında bir çok havva olması lazım yada bir çok Adem lazımdır.Çünkü günümüzdeki genetik bilimadamları mtDna Dizilimi sadece anne üzerinde olmadığını kanıtlayan genetikçiler,Bir Adem yani bir erkek olması gerekliğini belirtiyorlar..Evrimciler bu konuyu neden tek dişi üzerinde insan atalarını oluştuğunu savunmuştur.Balık türlerinin bazılarınında kendi kendini döleyerek bir döngü içinde yavrularını bıraktığını gözlemişlerdir.Buna göre yola çıkarak mtDNA evrimciler için tek dişi kavramı olumlu geldiği için devam niteliğinde teoriye yeni isimlerle gelmeye başlamışlar.Ama şu durumda bakıldığında evrimci bilimadamları halen modern insan ne zaman ve nerde oluştuğunu bilmediği için maymun cenneti Afrika seçilmiştir.Neden Asya veya Amerika değilde Maymun ceşitleriyle dolu olan Afrikayı seçmişlerdir.Son mtDNA olayını tek dişi Afrika bölgesinde kendi kendine yeni nüfuslar oluşturarak yayıldığını savunuyorlar.Bu tek dişi kendi kendine nüfus oluşturma olasılığı olmadığını gözlemek mümkündür.Kendi kendine nüfus mutasyon demekdir.Mutasyon ise insan nüfusları oluşturma olasılıkları arasında daha değişik türlere evsahip etmesi gerekirdi.



İnsan mitokondrial hastalıklar genellikle mitokondrial DNA (mtDNA), bir disfonksiyon point mutasyonları, silme veya depletions özellikle kaynaklanır.Yani evrimcilerin Tek Havva olayı ancak değişik türde nüfusu olmayan bir canlı türüne meydan hazırlamak istemiştir.Anacak mutasyon evrim sayılmıyor..

Mutasyon temel olarak yüzbinlerce bazdan oluşan DNA molekülünde baz çiftlerinde olan değişikliklerdir. Bir baz çiftinde olan değişiklik bile canlının yaşamını etkilemeye yetebilir. Mutasyon genetik çeşitliliğin en olağan kaynağıdır. Evrimi yönlendiren en önemli süreçtir. Yeni mutasyonların çoğu canlı için zararlıdır. Ama bazıları ya nötraldir, ya da yararlıdır. Genel olarak mutasyon oranı düşüktür. Bakterilerde 10 milyon nesilden yalnız birinde ortaya çıkar. Diğer canılarda oranı az veya çok olmak üzere değişebilir. Ender karşılaşılan yararlı mutasyonlar evrimden sorumludurlar. Zararlı mutasyonların oranı daha çok olduğundan mutasyon oranını genel olarak düşük olması canlılık için yararlıdır.



"DNA-RNA
POLİMERAZLAR
tRNA

mtDNA
RİBOZOM
ŞAPERONLAR" Burda belirtiğim konular üzerinde evrimciler amino asid ve diğer emzimleri değiştirerek bazı mutasyonlar oluşturmak istiyorlar..Ama bu durumda zaten kendilerinin bir mutasyon teorisi bulunmaktadır.

mtDNA ve Tek havva olayına baktığımızda evrim ancak insanlar arasında mutasyon geçirmiş canlı grupları oluşturarak yanlarına melez veya değişik canlı nüfuslarını oluşmasını sağladığını söylüyor.

Ama baktığımızda tek bir insan nüfus görülmektedir.Bunlar bazıları renk,kafa, gözler ve vücut yapılarıyla herhangi bir mustasyon kısmı yoktur..



Ünlü paleontolog Stephen Jay Gould da bu görüşü destekliyor. "Havva Hipotezi" için, "Kalıbımı basarım, müthiş bir buluş bu. Çünkü, hepimizi, şimdiye kadar fark etmediğimiz yakınlıkta, birer biyolojik kardeş yapıyor."

"Aynı ailenin çocukları gibi" diye tamamlıyor, California Üniversitesi biyologları.

Evrimci bir paleontolog ise, "DNA'lardan elde edilen bu yeni bilgiler öylesine hassas, öylesine gerçek ki, bizim anlattıklarımızın hepsi, bir anda kocakarı hikayesine dönüverdi." diyerek "Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık." ayetini bilmeyerek tasdik ediyorlar.





Mitokondria üre siklusu, glukoneogenezis, b oksidasyon, krebs siklusu ve en önemlisi de oksidatif fosforilasyon fonksiyonunda görevli yüzlerce protein içerir. Herhangi bir nedenle olusacak mitokondrial disfonksiyon tüm sistemleri etkileyecek ve esik degere (threshold effect) göre semptomlarini verecektir.

Ilk kez 1962'de Luft ve arkadaslarinin myopatili bir vakayi bildirmesinden sonra, mitokondrial hastaliklarla ilgili incelemeler baslamis ve sayilari gün geçtikçe artmistir. Klinik morfolojik ve biyokimyasal siniflandirmalarda mevcut olmakla birlikte en tanimlayici olan genetik siniflandirmadir.

Iskemi, anoksi, mitokondrial fonksiyon için gerekli komponentlerin eksikligine neden olan malnütrisyon, iyi tedavi edilmemis diabetes mellitus ile hipotroid myopatide oldugu gibi hormon ve nörotransmitter defektleri, viral enfeksiyonlar, alkol, antitümöral, antibakteriyel (tetrasiklin, kloromfenilkol), antikonvülzan ilaçlar (valproik asit), toksik etkileriyle ve dogal olarak yasin ilerlemesiyle sekonder mitokondrial fonksiyon bozuklugu bulgulari saptanabilir.

Mitokondrial proteinlerle ilgili nükleer DNA defektleri (Mitokondrial proteinlerin % 98'i nükleer gen tarafindan sentezlenip, matrikse tasiniyor) ile otozomal geçis gösteren intergenomik sinyal defektleri de mitokontrial disfonksiyona neden olurlar ve çok genis bir grup hastaligi içerirler.

"Mitokondrial DNA hastaliklari" deyimi ile; primer olarak mt. DNA'ya ait mutasyonlar sonucu olusan sporadik veya kendine özgü maternal geçis özelligi gösteren, mitokondrial enzimlerin kodlanmasinda veya translokasyonundaki bozukluklar anlasilir.
Mitokondrial DNA mutasyonlarini 3 grup altinda toplayabiliriz.



Kas: Halsizlik, kuvvetsizlik, egzersiz intoleransi, progresif eksternal oftalmopleji, pitosis, kas biyopsisinde RRF, yag depolanmasi, elektron mikroskopide mitokondrial proliferasyon, parakristalin inklüzyonlar.
Beyin: Demans, myoklonus, ataksi, geçici hemiparazi, hemianopi, fokal nöbetler, basagrisi, mental retardasyon.
CT/MR: Bazal gangliada kalsifikasyon, düsük yogunluk, özellikle de parieto-oksipital bölgelerde enfarkt.
Göz: Pigmenter retinopati, katarakt, optik atrofi.
Kulak: Sensorionöral isitme kaybi
Kalp: Kardiyomyopati, kalp blogu
Böbrek: Tübüler defektler (Fanconi sendromu)
Kemik iligi: Pansitopeni, hemopoetik hücrelerde vakuolizasyon.
Endokrin: DM (Tip I ve II). hipoparatroidizm, kisa boy, büyüme hormonu eksikligi, infertilite, puberte gecikmesi.
Pankreas: Ekzokrin pankreas disfonksiyonu
GIS: Diare, malabsorbsiyon, epizodik kusma, divertikülozis, pseudo-obstrüksiyon, villöz atrofi.
Karaciger: Açiklanamayan hepotasellüler disfonksiyon.
Metabolik: Açiklanamayan laktik asidozis, BOS'da laktik asidozis ve laktat/pirüvat oraninin 20'nin üzerinde olmasi.
Ani Ölüm
Maternal kalitim özelligi


mtDNA hastalıkları ve diğer bölge bulunan hastalıklar insan,ağaçlar ve diğer canlılar arasında geçiş imkanı tanımıyor.

Saygılarımla..MeTeE

DEVAMI Gelecektir.

[Mt]METEE[/Mt]Kalp ne ile doluysa,dudaklardan 0 dökülür gider.Goethe
EVRiM HAYALGüCüDüR?...
Alıntı ile Cevapla
  #58  
Alt 06-07-2009, 12:58
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

Sn metee,

Siz mtDNA nın evrim açısından önemini anlamamışsınız..

mtDNA daki bozulmaların evrimsel önemi şöyle açıklayayı.

Bir anakara var birde anakaradan uzakta bir ada var.Anakaradaki insanların mitokondrilerindeki DNA ya bakıp ordaki bir mutasyonu işaretleyip ,

Uzaltaki adada yaşayan insanların mtDNA larında aynı mutasyonun olup olmadığına bakarsınız.

Eğer varsa bu adadakilerle karadakilerin akraba olduğunun gösterir.

Sizin analattıklarınızın evrimle ilgisi yoktur.İnsanlar mitokondri DNA larındaki mutasyonlar sonucu evrimleşmiştir şeklinde bir iddia yoktur.
Alıntı ile Cevapla
  #59  
Alt 06-07-2009, 21:30
metee - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
metee metee isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2006
Bulunduğu yer: Yalnızca bir kez dilim tutuldu. Bir adam bana, "Sen kimsin?" diye sorduğunda.(Çamur ve Su )
Mesajlar: 468
Standart

Kas: Halsizlik, kuvvetsizlik, egzersiz intoleransi, progresif eksternal oftalmopleji, pitosis, kas biyopsisinde RRF, yag depolanmasi, elektron mikroskopide mitokondrial proliferasyon, parakristalin inklüzyonlar.
Beyin: Demans, myoklonus, ataksi, geçici hemiparazi, hemianopi, fokal nöbetler, basagrisi, mental retardasyon.
CT/MR: Bazal gangliada kalsifikasyon, düsük yogunluk, özellikle de parieto-oksipital bölgelerde enfarkt.
Göz: Pigmenter retinopati, katarakt, optik atrofi.
Kulak: Sensorionöral isitme kaybi
Kalp: Kardiyomyopati, kalp blogu
Böbrek: Tübüler defektler (Fanconi sendromu)
Kemik iligi: Pansitopeni, hemopoetik hücrelerde vakuolizasyon.
Endokrin: DM (Tip I ve II). hipoparatroidizm, kisa boy, büyüme hormonu eksikligi, infertilite, puberte gecikmesi.
Pankreas: Ekzokrin pankreas disfonksiyonu
GIS: Diare, malabsorbsiyon, epizodik kusma, divertikülozis, pseudo-obstrüksiyon, villöz atrofi.
Karaciger: Açiklanamayan hepotasellüler disfonksiyon.
Metabolik: Açiklanamayan laktik asidozis, BOS'da laktik asidozis ve laktat/pirüvat oraninin 20'nin üzerinde olmasi.
Ani Ölüm
Maternal kalitim özelligi


mtDNA Mutasyon olasılığında çıkan rahatsızlıklar ve bunlar mtDNA'yı bitiren hastalıklarının geçiş imkanı tanımadı bir kaç hastalıklardır.

Mutasyon sonucu evrim geçiren tek insan bu duruma geldi diye bir olay olmaz.Günümüzde mutasyon örnekleri halen mevcuttur.Günümüzdeki mutasyon geçiren canlılar bir canlı türü sınıfına girmiyor..

Evrim mutasyon süreçinde geçmiş ise ozaman günümüzde 6 ve daha fazla ayaklı canlılar ve yarı insan yarı dört ayaklı memeliler olması lazımdır..

Evrim mtDNA sarmal haritasına göre amino asitleri ve diğer emzimleri silme veya değiştirme yolu ile ilerme yapmak istiyor.Ama bu Sarmal harita kodları diğer tüm canlılar mtDNA olayını doğrulamacak kadar karışık ve günümüzdeki ADEM-HAVA yaratılışını destekleyen br tez oluyor. Çünkü baktığımızda insan toplulukları arasında akrabalık olduğu farkına varıldı.En son evrim ne yapam diye düşünürken mtDNA olayını farklı bir teori ile ele aldı..

Hastalıklar mtDNA'nın sarmal haritasında değişik yaparak Sarmal haritatı değiştirdiğini bilmen lazımdır.Şuanda genetik bilimadamları DNA,RNA ve mtDNA üzerinde hastalık yapan genleri buluyorlar.Ona göre tedavi geliştirme yolunda ilermeye çalışıyor..

GENLERE BAĞLI HASTALIKLAR
Renk körlüğü: X kromozomu üzerinde taşınan çekinik bir gen tarafından meydana getirilir. Dişilerde eğer bir çekinik birde baskın karakterde renk körlüğü geni var ise; bunlar hastalık yönünden taşıyıcı olurlar. Hasta olabilmeleri için her iki X kromozomlarında da çekinik renk körlüğü genini taşımaları gerekir. Erkeklerin X genlerinde çekinik gen var ise hasta olurlar. Çünkü bu X kromozomunun homologu olan Y kromozomunda çekinik geni bastıracak gen bulunmaz. Böyle insanlar kırmızı ve yeşil renkleri birbirine karıştırırlar.
Hemofili (kanın pıhtılaşmaması) hastalığı: Bu hastalık geni de tıpkı renk körlüğü geni gibi X kromozomunda çekinik olarak taşınır. Hastalığın meydana gelme mekanizması aynıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanları pıhtılaşmaz, dolayısıyla kanamalar bunlar için büyük problem oluşturur. Dışarıdan eksik olan moleküller verilerek normal yaşamlarını sürdürmeleri sağlanabilir.
Kas erimesi: Yukarıdaki hastalıklar gibi X kromozomunda çekinik olarak taşınır. Bu geni bulunduran hasta erkekler eşeysel üreme olgunluğuna erişemeden öldükleri için kadınlar hiç bir zaman hasta olmaz, en fazla taşıyıcıdırlar. Normal bir doğumla meydana gelen erkek bebekler 4-5 yaş civarında hastalığın etkisini hissetmeye başlarlar. Kasların aşırı şekilde erimesi büyük kilo kaybına ve nihayetinde 13-15 yaş civarında ölümlerine neden olur.
Balık pulluluk: Y kromozomunda taşınan bir gen tarafından meydana getirilir. Bu yüzden sadece erkeklerde görülür. Hasta olan babanın bütün erkek çocukları bu geni taşıyacaklarından hepsi hasta olur. Bu hastalıkta erkeklerin özellikle kol ve bacakları olmak üzere vücutları tıpkı bir balık gibi pullarla kaplıdır.

Rekombinant gen teknolojisindeki son gelişmelerle birlikte genomik DNA parçalarının klonlanması ve karakterizasyonuyla detaylı bir gen haritası elde etmek mümkün hale gelmiştir. Sonuçta da sadece gen yapısı hakkında bir kaynak olmakla kalmayan aynı zamanda genomda dizi organizasyonu, gen ve genomların evrimi hakkında da son derece değerli bir kaynak olan tüm bir genomun DNA dizisinin elde edilmesi mümkündür. Günümüzde, pekçok model organizmanın örneğin; bakteri, S.cerevisiae, C.elegans, D.melanogaster, F.rubripes, D.rerio, insan gibi organizmaların genetik ve fiziksel haritalarını çıkararak sonuçta, tüm genom dizilerinin saptanmasını amaçlayan çok yoğun bir şekilde devam eden bir uluslararası işbirliği sürmektedir ve bu model organizmaların bazılarının tüm genom dizi analizi tamamlanmıştır (Tablo II) (18). Genomların haritalanması, analizi ve dizi analizi ile ilgili disipline “genomiks„ adı verilmiştir.


Saygımlarımla MeTeE

[Mt]METEE[/Mt]Kalp ne ile doluysa,dudaklardan 0 dökülür gider.Goethe
EVRiM HAYALGüCüDüR?...
Alıntı ile Cevapla
  #60  
Alt 06-07-2009, 22:36
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Sayın Mete

Üç ayrı makaleden alıntılayarak asmış olduğunuz iletide ne anlatmaya çalıştığınızı anlayamadım ,ama makalelerin tümünü verseniz ya da linkini verseniz okuyanlar bilgilenebilirler.
Örneğin son paragrafı aldığınız makalenin linkini verseniz ve makalenin devamında yazarın bu çalışmaların '' insan ırklarının evrimleri ve ırkların dünya üzerinde göç yollarının çıkarılması mümkün olacaktır.'' dediğini de okuyabileceğiz.



metee´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Rekombinant gen teknolojisindeki son gelişmelerle birlikte genomik DNA parçalarının klonlanması ve karakterizasyonuyla detaylı bir gen haritası elde etmek mümkün hale gelmiştir. Sonuçta da sadece gen yapısı hakkında bir kaynak olmakla kalmayan aynı zamanda genomda dizi organizasyonu, gen ve genomların evrimi hakkında da son derece değerli bir kaynak olan tüm bir genomun DNA dizisinin elde edilmesi mümkündür. Günümüzde, pekçok model organizmanın örneğin; bakteri, S.cerevisiae, C.elegans, D.melanogaster, F.rubripes, D.rerio, insan gibi organizmaların genetik ve fiziksel haritalarını çıkararak sonuçta, tüm genom dizilerinin saptanmasını amaçlayan çok yoğun bir şekilde devam eden bir uluslararası işbirliği sürmektedir ve bu model organizmaların bazılarının tüm genom dizi analizi tamamlanmıştır (Tablo II) (18). Genomların haritalanması, analizi ve dizi analizi ile ilgili disipline “genomiks„ adı verilmiştir.


Saygımlarımla MeTeE
http://www.genetikbilimi.com/gen/genharitalamasi.htm

Rekombinant gen teknolojisindeki son gelişmelerle birlikte genomik DNA parçalarının klonlanması ve karakterizasyonuyla detaylı bir gen haritası elde etmek mümkün hale gelmiştir. Sonuçta da sadece gen yapısı hakkında bir kaynak olmakla kalmayan aynı zamanda genomda dizi organizasyonu, gen ve genomların evrimi hakkında da son derece değerli bir kaynak olan tüm bir genomun DNA dizisinin elde edilmesi mümkündür. Günümüzde, pekçok model organizmanın örneğin; bakteri, S.cerevisiae, C.elegans, D.melanogaster, F.rubripes, D.rerio, insan gibi organizmaların genetik ve fiziksel haritalarını çıkararak sonuçta, tüm genom dizilerinin saptanmasını amaçlayan çok yoğun bir şekilde devam eden bir uluslararası işbirliği sürmektedir ve bu model organizmaların bazılarının tüm genom dizi analizi tamamlanmıştır (Tablo II) (18). Genomların haritalanması, analizi ve dizi analizi ile ilgili disipline “genomiks„ adı verilmiştir.
Tüm dünyada binlerce bilim adamının yaklaşık 15 yıl süren çabaları sonucunda insan DNA`sının hemen hemen tamamlanmış nukleotid dizisi yani haritası ortaya çıkmıştır. Gen haritaları sayesinde bitki ve hayvan üreticileri genetik olarak iyileştirilmiş kalitede üretim yapabilirken, insan genom haritasının çıkarılması açısından bakıldığında, biyokimyasal temeli bilinmeyen genetik hastalıklara neden olan genlerin özgül bir kromozom ya da kromozom bantı üzerine haritalanması, soyağaçları üzerinde bir marker ile olan bağlantısına dayanarak bu genin izinin sürülmesi (gene tracking), hastalığın tedavi edilmesi, insan ırklarının evrimleri ve ırkların dünya üzerinde göç yollarının çıkarılması mümkün olacaktır.

Nurten AKARSU
Hacettepe Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Araştırma Merkezi, Gen Haritalama Laboratuvarı
e-mail: nakarsu@hacettepe.edu.tr
Güven LÜLECİ
Akdeniz Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:50 .