al bundy´isimli üyeden Alıntı
M.Kemal, Erkan-ı Harp yıllarında Vatan adlı bir cemiyet kurup çoğu kişi gibi Abdülhamit'e muhalefet ediyordu. Gene bu toplantıların birinde Abdülhamit'in zaptiyeleri toplantıyı basarak M.Kemal'i hapse attırdı(29 Aralık 1904). İsmail Hakkı Paşa M.Kemal'i gizlice hapisten çıkartıp nasihat verdikten sonra serbest bıraktırmıştır. İsmail Hakkı Paşa olmasaydı M.Kemal Abdülhamit'e muhalefetten az kalsın hapse mahkum olacaktı.
Fakat Abdülhamit(tahttan düştükten sonra) Çanakkale Zaferi sonrası M.Kemal'i başarılarından dolayı övmüştür.
|
Hepsini buraya yapıştırtmayım. merak edenner gitsin okusun.
http://www.tumgazeteler.com/?a=2545791
Paşa gislicene salmamış. Abdülhamid Han afetmiş.
|
Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu1930'lu yılların delişmen kalemlerinden biridir.İstikbalin parlak edibelerinden biri olarak bakılır kendisine.Ancak 21yüzyılda Ordu ve Politika adlı kityabın yeni basımıyla girebildiğini söylemek zorundayım.Demek ki zaman dediğimiz gizemli varlık bazen bu denli acımasız davranabiliyor söhretli kalemlere.
Nizamettin Nazif'in ilginç bir hatırası onu Abdülhamid kitabının içine taşıyıverdi. Neydi bu hatıra?
23 Temmuz 1958 tarihinde Hürriyet gazetesi Nizamettin Nazif'in bir yazı dizisini yayınlamaya başlar.Niye bu tarihte yayınlanır dizisi? Meşrutiyet'in ilanının üzerinden 50 yıl geçmiştir de ondan.
Bu hatıraların bir yerinde1 Temmuz 1958 tarihlisinde o zamana kadar bilinmeyen bir hatırasını anlatır Tepedelenlioğlu (kendisinin ünlü asi Tepedelenli Ali Paşa'nın torunu olduğunu belirtelim).Anlattıkları gerçekten de hayret vericidir.1937'de artık devlet adamlığıyla iyice olgunlaşan Atatürk'ün Abdülhamid'i nasıl gördüğüne ilişkin çarpıcı bir anektoddur anlattığı.
Kendisinden dinleyelim.
1937 yılında idi.Yaz aylarından biri.
Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede ''Makedonya'' adlı bir eserim tefrika ediliyordu.Bir aksam üstü başyaver Celal Bey beni telefonla aradı.Dolmabahçe sarayına davet edildim ve saraya girince dehemen hiç bekletilmedenüst kata çıkarıldım.Bir kapı açıldıkendimi büyük adamın karşısında buldum.Saygılarımı bildirince mutad bir iki nezaket cümlesi ile beni taltif etti.Sonra:
-Yazını okuyorumdedi.Hürriyetin ilan edildiği zaman küçük bir çocuk olman lazım.Fakat tebrik ederim o günleri iyi canlandırıyorsun.Yanlız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli.
Biraz durdu.Elindeki bir renkli kalemi önünde açık duran kalın ciltli Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu.Ben susuyordum.Bu hal bir iki dakika devam etti.Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:
-Sevme Abdülhamid'i.Gene de sevme! Fakat sakın hatırasına hakaret edeyim deme.Senin neslin biraz daha temkinli kararlar vermeye alışmalı.Bak çocuk! Şahsi kanaatimi kısaca söyleyeyim:
Tecrübe göstermiştir ki toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkük [ne olacakları şüpheli] ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid'in idare tarzı azami müsamahadır [en yüksek hoşgörüdür].Hele bu idare on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında tatbik edilmiş olursa...
Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı.Saygılarımı tekrarlayarak huzurlarından uzaklaşmıştım.
Kaynak:Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
Yazar:Mustafa Armağan
|
çALINTI