
24-11-2009, 11:53
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
ozgur_beyin´isimli üyeden Alıntı
hrıstiyanlıktaki mum yakma şamanlardaki ve bizdeki ağaca dilek için çaput bağlamayla aynı sebebe dayandığını biliyormuydunuz
|
O zaman Hıristiyanlarınki biraz "Çakma" oluyor(!)
|

24-11-2009, 20:26
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 04 Aug 2009
Mesajlar: 660
|
|
tarih öncesi devirlerde insanlar doğanın sırlarını çözemedikleri için ,her coğrafyanın insanı kendi doğasına tapıyordu.
kendi dağına ,taşına,bereketli toprağına,seline,ormanına ,ağacına,kuşuna,her türlü yabani hayvan ve doğada ne varsa ona.yani faydasını ve zararını bileceği şeylere.
kendisiyle yaşayan,kendisiyle arkadaş bir doğaya.her şeyini doğadan esinlenerek yapıyordu.taptığı doğasıyla arasında bir mesafe sınır yoktu.
hiç bir doğa tanrısı insandan uzak değildi.içiiçeydiler.
bu tanrılar hep yöneticiydi hiç biride çıkıp ben yarattım sizi,herşey benim demiyordu.
eğer insanlar doğaya tapmak yerine
gaddar bir tek tanrıya tapsalardı,
anadolu medeniyeti ki dünyanın temel medeniyetidir desem abartmış olmam;
işte bu medeniyet olmazdı.
düşüncenin özgürlüğünün temeli anadoluda atılmıştır.
boşuna değil 2500 yıllık tiyatrolar,şiirler,şahaser mimari eserler,heykeller
boşuna değil.
ağaca çaput bağlama diyoruz ama o ağaç ,bu toprak,şu dağlar
güzel yurdumun bir damla suyu yüzbin zemzem eder.
NEYSE NE YAZACAKTIM NE YAZDIM .SAYGILAR.
''Havva anan dünkü çocuk.ANADOLUYUM ben.
A.Arif
|

29-11-2009, 13:50
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Nov 2009
Bulunduğu yer: tekirdağ
Mesajlar: 176
|
|
ne alaka ???
hayır bir ima varsa hemen söyle.istanbul olmadan önceki isim İSLAM-BUL dur....
Delikanlım ,işaret eldığın gün atandan ;yürüyeceksin ,millet yürüyecek arkandan...
|

29-11-2009, 14:32
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
SULTAN´isimli üyeden Alıntı
ne alaka ???
hayır bir ima varsa hemen söyle.istanbul olmadan önceki isim İSLAM-BUL dur....
|
sayın SULTAN,
gerçekten de hala buna inanan insanların olması üzücü.
İstanbul kelimesi etimolojik olarak ''şehir için'' anlamına gelen Rumca "stín Póli" kelimesinden zamanla ''Stanbol''a dönüşmüş, sonra da günümüzdeki haline evrilmiştir.
saygılarımla
|

01-12-2009, 20:55
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 04 Aug 2009
Mesajlar: 660
|
|
sevgili sultan ;
imzanda eksiklik var.
FATİH Sultan Mehmet şöyle demiş:
BENİM YAPCAK LARIMI, SÜZ HAYEL BİLEM EDÜMEZSÜNÜZ.
''Havva anan dünkü çocuk.ANADOLUYUM ben.
A.Arif
|

01-12-2009, 23:50
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
byzantion
vizantion
antoninya
alma roma
nova roma
istinpolin
megali polis
kalipolis
çargrad
miklagord
vizant
stimbol
estambol
eskomboli
bizantiya
el-mahsura
kustantine el-uzma
dersaadet
deralliye
mahrusa-i saltanat
asitane-i aliyye
darü`l-hilafe-t`ül-aliye
dergah-ı mualla
südde-i saadet
ve nihayet
istanbul.
|

01-12-2009, 23:51
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
İstanbul'un Semt Adları ve Öyküleri
Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.
Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.
Aşiyan: Kuş yuvası
Aşiyan, günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsça'da kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor.
Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.
Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.
Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.
Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.
Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.
Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.
Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.
Depremde çatlayan kapı
Çatladıkapı: Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.
Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.
Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.
Çıksalın: Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.
Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.
Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.
Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.
Horhor: Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Kadıköy: Fenikeliler Kadıköy'e yerleşmeye başlayınca buraya "Yenişehir" anlamına gelen CHALKEDON demişlerdir.KARCHEDON ve CHALKEDON kelimelerinin ikisi de Fenike ismidir.
1350 yılında; Kadıköy Osmanlılar tarafından istila edildikten sonra ismi "kalıcı Dünya" olmuş , fakat bu deyim fazla kullanılmamıştır.
Daha sonraki yıllarda İstanbul Türkler tarafından zaptedilmiş ve Kadıköy , Fatih'in ilk kadısı olan HIDIR Bey'e makam ödeneği karşılığı arpalık olarak verilmiştir.Böylece Kadıköy ismi yerleşip , günümüze kadar gelmiştir.
Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.
Samatya: Bizanslılar döneminde kum tedavisi yapılan kumsalı dolayısıyla Psammothia olarak adlandırılan semte osmanlı döneminde samatya denilmeye başlanmış.
Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.
Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.
Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.
Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.
Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.
Tarabya: Bizans döneminde denize girilen ve su tedavisi yapılan semte tedavi anlamında Therapia denirmiş, Fatih'in sehri işgalinden sonra osmanlılar tarafından Tarabya olarak anılmaya başlandı.
Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.
Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.
Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.
Veliefendi: Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.
9 dilde İstanbul
İstanbul'un pek çok dilde çok farklı isimleri bulunuyor.
Grekçe: Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis
Slavca: Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıca'da: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet
|

01-12-2009, 23:53
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
Karaköy: Karai denilen Yahudiler eskiden İstanbul ve Galata’daki karşılıklı sahillerde oturdukları için aynı yerlere Karaköy adı verilmiş. Yeni Cami inşa edildiği zaman Yahudiler oraya çıkmaya mecbur kalmış.
Maslak: Su bentlerinden kemer ve künklerle getirilen su, şehrin girişindeki depolarda toplanır ve buradan kollara ayrılarak çeşitli noktalardan şehre girmesi sağlanırdı. Şehir dışındaki bu su depolarına maslak adı verilirdi. Bu depolardan birinin İstinye sırtlarında yer aldığı anlaşılıyor. Çünkü Levent ile Hacıosman Bayırı arasında bulunan semt Maslak diye, bu semtten geçen yol ise Maslak yolu diye anılıyor. Şehir içindeki su dağıtımdepolarına ise maskem denilmekteydi ki Taksim adı, o semtte böyle bir su dağıtım deposunun bulunmasından geliyor.
Nişantaşı: Atış alıştırmaları ya da atış yarışmalarında atılan okun (silah atılmışsa kurşunun) düştüğü yere anı olarak genellikle üstünde kitabe bulunan bir taş dikilirdi. Bu taşa nişantaşı denirdi. Nişantaşı semtinde bu taşlardan iki tane bulunuyor. Semt adını bu taşlardan almış. Teşvikiye Camii’nin avlusundaki iki nişantaşından biri 3. Selim’e ait ve 1790-1791’de dikilmiş. Diğeri 2. Mahmud’a ait ve 1811 yılında dikilmiş.
Kadıköy: İÖ 680’de kurulan şehrin ilk adı Khalkedon’dur. Helence “khalkon” bakır anlamına geliyordu. Bilge Umar adın kökende “Kalakada” yani Kala-ka(a)da iskele yeri olan anlamına geldiğini sanıyor.
Osmanbey: Semt, 2. Abdülhamid’in mabeyincilerinden Çemberlitaş’taki Matbaa-i Osmaniye’nin kurucusu Osman Bey’in adıyla anılıyor. Osman Bey 1870’lerde bu semtte arazi alarak kendine bir konak yaptırmıştı.
Gümüşsuyu: Necdet Sakaoğlu, “İstanbul sularına şehrengiz” başlıklı yazısında Gümüşsuyu’ndaki gümüş sözcüğünün gömüşten geldiğini söylüyor. Dolmabahçe’den Taksim’e çıkan yol üzerinde bulunan İdris Ağa çeşmesi gibi, Gümüşsuyu Askeri Hastahanesi’nin duvarındaki şimdi kaldırılmış olan çeşme de tepedeki “gömüş”ten yani büyük su haznesinden besleniyordu. “Gömüş” deyimi zamanla “gümüş”e dönüşmüş, semtin adı da Gümüşsuyu olmuş.
Etiler: 1940’lı yıllarda günümüzde Etiler adını almış bölge bomboş bir araziydi. 1950’lerin başlarında burada 192 villa yapımı için Etibank’ın ortaklığıyla bir Etiler Yapı Kooperatifi kuruldu ve 1954’te konutların yapımına başlandı. Semtin adı da bu yapı kooperatifinden kaldı.
Galata: Galata Rumca süt demek olan “gala”dan çıkmış. Galata’da inek ahırları ve süthaneleri bulunması oraya bu adın verilmesine neden olmuş. Sütlüce’nin de eski adı süt kaynağı anlamına gelen Galatani imiş. Galatani Türkçe’ye çevrilerek Sütlüce denmiş.
Aya İrini: Hagia ve aya Yunanca “kutsal” anlamına gelir. Dinsel yapıtların çoğunun adı “hagia” ya da “aya” ile (Ayasofya, Aya İrini) ve de “ay” ile (Ay Mama Saray, Ay Emilianos) başlar. Ayasofya’dan sonra İstanbul’un ikinci büyük kilisesi olan Aya İrini’nin Roma tapınaklarının kalıntılarından yararlanarak 4. yüzyılın başlarında yaptırıldığı biliniyor. Kiliseyi yaptıran 1. Konstantinus bu kiliseye “ilahi, kutsal selamet” anlamına gelen Aya İrini adını vermiş.
Kaynak: ODTÜ Mimarlık Fakültesi Endüstri Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi olan Önder Şenyapılı, “Ne demek İstanbul; Bebek niye Bebek!”
|

01-12-2009, 23:53
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
AVCILAR
Cumhuriyet sonrası devirde, 1924 yılında Ambarlı köyünün Rum nüfusu 40-50 hane olarak Türkler ile değiştirildi. Rumlardan boşalan yerlere askeri ambarların yerleştirilmesi nedeniyle bu yere Ambarlı denildi. Buraya Türkler'in yerleşmesiyle tarımcılık daha önem kazandı. Avcılar'ın merkezine Bulgaristan'dan getirilen Türkler yerleştirildi. Daha sonra burada bulunan küçük çiftliklerin köy halini alıp yerleşim alanların çoğalmasıyla buraya Avcılar dendi.
BAHÇELİEVLER
1930'larda, Fikret Yüzatlı, yüzölçümü 500 dönüm olan İncirli Çiftliği'nin sahibiydi. O dönemde Fikret Yüzatlı'nın bir arkadaşı olan Ali Galip Ersel ismindeki emlakçının bu çiftliği satılığa çıkarmasıyla birlikte Bahçelievler'in kuruluş hikayesi başlar. Ali Galip Ersel, ağabeyi vasıtasıyla Fikret Yüzatlı'yı bulur ve Fikret Bey'e bu yeri satın almak istediğini söyler. Fakat bu kadar büyük bir araziyi almaya gücünün yetmeyeceği için de Fikret Yüzatlı ile birlikte ortak olarak bu araziyi alır. Böylece haritadaki alanda Bahçelievler'in ilk temelleri atılır. Buna İncirli Çiftliği adını verirler. Çağdaş bir ilçe düşüncesindeki Fikret Yüzatlı bu amaçla Ankara'daki Bahçelievler'i örnek alır.
BAĞCILAR
İlçe, Osmanlı döneminde Rum ahalinin yaşadığı Mahmutbey Nahiyesi'nin köylerinden biridir. İstanbul Belediyesi İstatistik Müdürlüğü'nce 'İstanbul Şehri İstatistik Yıllığı 1930-31' adlı eserde bu köylerden altı tanesinin isimleri şunlardır: Avaz Köyü, Ayapa Köyü, Ayayorgi Köyü, Çıfıtburgaz Köyü, Vidoz Köyü ve Yeni Bosna Köyü. Zamanla bu köylerden biri olan Çıfıtburgaz'ın adı Bağcılar olarak değiştirilir.
BAYRAMPAŞA
İlçeye 1927'de Bulgaristan'dan gelen göçmenler sağmal inekler yetiştirmek için çiftlikler kurduğundan dolayı bölge Sağmalcılar olarak anıldı. 1954'te köy statüsüne getirilen Sağmalcılar, Rami Bucağı sınırları içindeydi ve Maltepe Askeri Kışlası nedeniyle Kışla Arkası olarak da anılıyordu. Başka göçlerin de olması nüfusun artmasına neden oldu. Mimar Sinan tarafından İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla döşenen ve halen faal durumda bulunan su kanallarına inşa edilen binaların atık su ve tuvalet tesisatlarının yanlış bağlanması ve bu su kanallarına bağlı çeşme sularının bölge halkı tarafından kullanılması sonucunda semtte kolera salgını çıktı. Salgın çok kişinin hayatına mal oldu. Sağmalcılar adının zihinlere kolera sözcüğüyle birlikte yerleştiği düşünüldü ve lV. Murad'ın sadrazamlarından Bayram Paşa'nın burada bir çiftlik sahibi olmasından esinlenilerek Sağmalcılar adı Bayrampaşa olarak değiştirildi.
SARIYER
İlçenin ismi sırasıyla Simas'tan Skletrinas'a, daha sonra Mezarburnu, Altın Yar, Sarı Lira Yer ve Sarıyar'a, son olarak da Sarıyer'e dönüştü. Altın ve bakır çıkarılan maden mahallesi ile şifa suyu arasındaki yarların (uçurum) sarı renkte olması nedeniyle buraya Sarıyar dendi. Daha sonra söyleşi değişerek Sarıyer'e dönüştü.
ŞİŞLİ
Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada konağı olduğu ve 'Şişçiler Konağı'nın zamanla 'Şişliler Konağı' haline gelmesiyle semtin adının Şişli kaldığı rivayet edilmektedir.
ÜMRANİYE
İlçenin ilk adının 'Yalnız Selvi' olduğu söyleniyor. Yalnız Selvi denmesinin sebebi, birkaç mezar ve birkaç selvi ağacının bulunmasıydı. Balkan Savaşları'ndan sonra, Yugoslavya ve Bulgaristan'dan gelen göçmenlerden dolayı bir süre de 'Muhacir Köy' olarak anıldı.
SARIGAZİ
Sarıgazide yaşayan ayşlı insanların rivayetlerine göre zamanında buraya bir savaştan gazi olarak kurtulmuş sarışın bir adam yaralı halde bu mevkiye kadar gelip daha sonradan burada vefat etmiştir. Adamın sarışın olması ve gazi olmasından dolayı buraya iki kelimenin birleşimi olan SARIGAZİ adı verilmiştir. Bu zatın türbeside Sarıgazi beldesinde yer almaktadır.
Kaynak: Akşam gazetesinin web sitesinden yararlanılmıştır.
|

01-12-2009, 23:54
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
Şile: Tarihi M.Ö. 12.000 - 6.000'lere kadar inen bir yerleşim birimidir. "Şile" Yunanca bir kelimedir. Türkçe'de Mercanköşk anlamına gelir. Bu bitki, tepelerde ve dağ sırtlarında yetişir ve güzel kokulu çiçekler açar.
Şile, İstanbul'a bağlı 32 ilçeden biridir. Türkiye'nin kuzey batısında Marmara Bölgesi'nin kuzey doğusunda, Çatalca -Kocaeli bölümünde, Kocaeli yöresinde ve Kocaeli Yarımadası'nın Karadeniz kıyısında yer alır. İlçenin doğusunda Kocaeli ilinin Kandıra, güneyinde yine Kocaeli'nin Gebze, güney batısında İstanbul'un Kartal ile Ümraniye, batısında İstanbul'un Beykoz ilçeleri, kuzeyinde ise Karadeniz bulunur.
YEŞİLKÖY: Bu semt, Osmanlı döneminde daha çok Rumların yaşadığı bir balıkçı köyüydü ve o zamanlar Ayastefanos adıyla anılmaktaydı. Ancak Cumhuriyet döneminde yer iBu semt, Osmanlı döneminde daha çok Rumların yaşadığı bir balıkçı köyüydü ve o zamanlar Ayastefanos adıyla anılmaktaydı. Ancak Cumhuriyet döneminde yer isimleri Türkçeleştirilirken bu semte de Yeşilköy adı uygun görüldü. Bu adı o dönemde semtte yaşayan ünlü edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil'in yeşiline, doğasına hayran olduğu için verdiği rivayet edilir. 1878 Osmanlı-Rus Savaşının sonuçlarını kayda geçiren "Ayastefanos Anlaşması" burada imzalanmıştır.isimleri Türkçeleştirilirken bu semte de Yeşilköy adı uygun görüldü. Bu adı o dönemde semtte yaşayan ünlü edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil'in yeşiline, doğasına hayran olduğu için verdiği rivayet edilir. 1878 Osmanlı-Rus Savaşının sonuçlarını kayda geçiren "Ayastefanos Anlaşması" burada imzalanmıştır.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:42 .
|