Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Önerdiğimiz Başlıklar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #71  
Alt 25-01-2010, 12:40
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

Başlığa ne kadar katkısı olur bilemiyorum. Ama şu an okumakta olduğum Ibn Warraq'ın ''Why I Am Not a Muslim'' adlı eserinin bu konuyla ilgili olan bölümünü (eserin kendisi birçok farklı konu işlemekte) kabaca özetlemek istiyorum.

Kitabın orijinali İngilizce. Ben Almanca çevirisini (''Warum ich kein Muslim bin'', Matthes&Seitz Berlin) okumaktayım. Bildiğim kadarı ile Türkçe çevirisi maalesef yok...

Kitabın ''The Problem of Sources'' (Das Quellenproblem) adlı üçüncü bölümünde yazar bu başlığın konusunu teşkil eden tartışmalara giriyor ve Batılı İslam (tarihi) bilimcilerinin bu konudaki tez ve argümanlarını özetliyor.

Konunun kendisi, oldukça geniş ve teferruatlı. Sıhhatli bir karar veya en azından temayül belirleyebilmek için muhtemelen konunun içine dalmak, İbn Warraq'ın özetle verdiği araştırmaların kendisini ve tabii karşı görüştekilerin de reddiyelerini okumak gerekir. Yani burada kendim herhangi bir iddiada bulunmuyor, sadece İbn Warraq'ın özetini özetliyorum.

Batılı İslam bilimcileri, islam kaynaklarını değerlendirirken, diğer tarih bilimlerinde uygulanan kıstas ve eleştirel yöntemleri uygulayarak müslüman dünyasında genel kabul gören siyer, hadis ve tarih kaynaklarının genel olarak güvenilmez olduğu yargısına varırlar. Ancak önemli bir kısmı en azından Kuran'ın kendisinin (her ne kadar müslümanların iddia ettiği gibi harfi harfine olmasa da) büyük ölçüde, gerçekten de müslümanların iddia ettiği tarihlerde oluştuğundan yola çıkar.

Ignác Goldziher'in hadis rivayetleri alanındaki eleştirel bakışını, Joseph Schacht diğer bütün islami kaynaklara da uygulayarak, tarih bilimi açısından kaynak teşkil edemeyeceğini gösterir.

Fakat asıl ''radikal'' tezler John Edward Wansbrough ve akabinde Patricia Crone ve Michael Cook gibi bilim insanları tarafından ortaya atılır ve temellendirilir.

Bu bilim insanları Kuran'ın kendisi de dahil olmak üzere, islam dışı kaynaklarla doğrudan veya dolaylı olarak muhtemel kılınmayan hiçbir tarihi iddiayı geçerli kabul etmez ve araştırmaları sonucu şu radikal sonuçlara varırlar:

- İslam Dini aslında topyekun olarak sonradan ve aşama aşama geriye dönük kurgulanmış bir dindir.

- Sadece hadisler, siyerler, tarihi anlatımlar değil, Kuran'ın şu anki haliyle kendisi de (Muhammed'in ölümü olarak varsayılan tarihten sonra) uzunca bir süreç boyunca -geriye dönük tarihleyerek- yazılmaya devam etmiştir.

- Bugün ''İslam'' adı verilen din topluluğu aslen sosyolojik açıdan Yahudi-Arap dayanışması ve dini açıdan Yahudilik dinindeki mesih inancından doğmuştur. Bu din topluluğu uzun yıllar, Yahudiliğin bir kolu olarak kendini tanımlamış ve öyle görülmüş, zamanla uzun bir süreç içerisinde kendini Yahudilikten kopararak müstakil bir din haline gelmiştir.

(Tıpkı Bahailik Dini'nin İslam'ın şia mezhebinde olan onikinci imam Mehdi'in dünyaya gelişi olarak, yani İslam içi bir kol olarak ortaya çıkması ve zamanla aradaki sınırların belirginleşmesiyle ayrı bir din haline gelmesi gibi... Veya batılı tarih bilimcilerine göre İsa'nın öğretisinin de aslen Yahudiliğin bir kolu, devamı olarak ortaya çıkması, uzun süre Yahudilik içi ''sapkın'' bir kol olarak algılanması ve zamanla kendine özgü bir din haline gelmesi gibi...)

- Bu ''ilk müslümanlara'' (yani Muhammed'in kendisine, ona tabi olanlara ve birkaç nesil devamına) aslında müslüman da denmez, çünkü müslümanlık ve İslam topyekun olarak, sonraki dönemlerde Yahudilikten koptuktan sonra geçmişe doğru kurgulanmış sanal bir hüviyettir.

- Bu yüzden söz konusu bilim insanları, Yahudilik içerisinden mesih inancına binaen çıkan ve çok sonra İslam'a dönüşecek olan bu akıma hagarizm ismini verir. Hagarizm sözcüğü de çift yönlüdür: Bir yandan zamanın Yunan ve eski Suriye kaynaklarında Muhammed topluluğu ''mahgre'' olarak adlandırılır, ki bu İbrahim'm Hagar' üzerinden gelen soyu demek. Diğer yandan sözcük, Arapçadaki ''muhadjirun'', yani hicrete katılanlar anlamına gelen kelimeyle de akrabalık içerisindedir. Bu anlamda Muhammed ve ardılları hagaristtiler ve daha sonraki dönemlerde yazılan ayet, hadis ve rivayetlerle müslüman yapıldılar.

- Zamanla bu ''Arap Yahudi Mesihciler'', yani hagaristlerle diğer Yahudiler arasındaki farklılıklar gittikçe belirginleşti ve (geriye dönük olarak yazılan) yeni ayet, nüzul sebepleri, hadis, rivayetlerle bugünkü İslam haline dönüştü. Bu doktrinel dönüşümde ise hagaristler, o dönemde yaşayan ve tıpkı kendileri gibi Yahudilik içerisinden çıkmış olup gittikçe özgünleşen bir ''kol'' olan ''Samariyalılar''ın öğretilerinden çok yoğun şekilde faydalandılar.

- Müslüman kaynaklarında anlatılan İslam tarihi, EN AZINDAN Abdul Malik'in (685-705) dönemine kadar olan kesitiyle çok büyük ölçüde sonradan kurgulanmış olan fiksiyonlardan ibaret.


Bu tezlerin dayanağı olarak sunulan bazı argüman ve deliller:


- Yahudilerdeki Mesih inancına göre, gelecek olan Mesih, büyük ölçüde Musa'nın eylemlerini tekrarlayacak. Yani baskıdan kurtulmak için çöle doğru büyük bir Hicret (eksodus) yaşanacak ve buradan hareketle kutsal topraklar Filistin'i/Kudus'ü fethetmek için kutsal savaş başlayacak. Muhammed-Musa benzerlikleri bu noktada dikkat çekici: Hicret, dağda ilk vahiy, kutsal savaş, Kudüs.

- Dönemin Yunan, Eski Suriye ve Ermeni kaynaklarından müslümanların sanıldığından çok daha uzun bir süre Mekke'yi değil, Kudüs'ü hem ibadette kıble hem de siyasi/dini uğraşıların merkezi olarak gördükleri anlaşılıyor. Kuran'da da geçen kıblenin Kudüs'ten Mekke'ye çevrilmesi olayı muhtemelen sanıldığından çok sonra gerçekleşmiş ve (geçmişe dönük olarak) Kuran'a alınmış olmalı. Bazı camiilerin yönünden dahi bu sonuç çıkmakta. Yahudi dininin ''Arap kolu'' olarak ortaya çıkan ''müslümanlar'', sanıldığından çok sonra, Yahudilikten şeklen de ayrılmak ve özgün kimlik oluşturmak amacıyla Kudüs'ten Mekke'ye yöneldiler.

- Ermeni kaynaklar, ''Muhammed akımının'' ilk dönemlerini Arap-Yahudi birliği olarak anlatıyor.


- Müslüman ''kaynakları'' tarih olarak çok geç ve bu yüzden geçerli kabul edilemez. Üstelik içerik ve üslubundan objektif betimlemeden ziyade, siyasi/dini motivasyonlu oldukları anlaşılmakta. İlk tarihi bilgiler içeren müslüman eserler İbn İshaq'a ait (ölüm yılı 768). Ve bundan sonra yazılan her müslüman eserde rivayetler çoğalmış, detaylanmış, zenginleştirilmiş durumda. İbn İshaq'tan 50 yıl kadar sonra yaşayan Al-Waqidi'de çok daha fazla rivayet ve aynı rivayetler de çok daha detaylı yer almakta (herhangi bir kaynak veremeden). Söz konusu dönemden uzaklaştıkça rivayetler daha da çoğalmış ve detaylanmış. Bu bile, söz konusu rivayetlerin ne kadar az güvenilir olduğunu gösterir.

- Kuran'ın kendisinden bahsetmeye başlayan güvenilir kaynaklar çok geç tarihli. 8. yüzyılın ortalarından olduğu bilinen ''Fıkh Akbar 1'' dahi Kuran'dan tek kelimeyle bile söz etmemekte, ki Kuran şimdiki haliyle o dönemde olmuş olsaydı bahsedilmemesi düşünülemezdi. Yabancı kaynaklarda da Kuran'dan çok geç söz edilmeye başlanıyor.

- Kuran'a hakim olan, bağlantısız, ilgisiz üslup, kullanılan terimlerin etimolojik/filolojik köken olarak farklı dönemlere/inanç bağlamlarına ait olması, aynı olayın farklı yerlerde hem de değişik versiyonlarla tekrar edilmesi gibi bulgular, bugünkü Kuran'ın sanıldığından çok daha uzun bir süreçte oluşan birçok versiyondan ''karma'' bir derleme olduğuna işaret etmekte.

- Dönemden kalan maden para üzerindeki yazıtlar ve tarihler de yukardaki tezleri destekler nitelikte.

- Yahudiliğin Arap kanadı olarak ortaya çıkan akımın bugünkü İslam'a dönüşmesi sürecinde, yine Yahudilikten çıkmış fakat büyük ölçüde özgünleşmiş olan ''Samariyalılar'' akımının doktrinel etkileri çok açık: Gerek kelime-i şehadet (Allahtan başka ilah yoktur) gerekse besmele (Allah'ın adıyla) bu akımda da aynı veya çok benzer şekilde vardı. ''Açılış'' veya ''Kapı'' anlamına gelen Fatiha Suresi'ne çok benzer bir dua Samariyalılarda ''amadti kamekha al-fatah rahmekha'' (''Senin huzurunda, Rahman Kapı'nın önündeyim'') diye başlıyordu.


EDİT:
Bu arada söz konusu eser internette varmış!
Patricia Crone, M. A. Cook: Hagarism: the making of the Islamic world

Yalnız İbn Warraq uyarıyor. Oldukça zorlu bir üslupları varmış ve kullandıkları metafor, analoji, allegorilerin yoğunluğu asıl argümanları anlamayı oldukça güçleştiriyormış

Konu ulpian tarafından (25-01-2010 Saat 19:26 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #72  
Alt 25-01-2010, 13:50
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

ulpian´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
(Tıpkı Bahailik Dini'nin İslam'ın şia mezhebinde olan onikinci imam Mehdi'in dünyaya gelişi olarak, yani İslam içi bir kol olarak ortaya çıkması ve zamanla aradaki sınırların belirginleşmesiyle ayrı bir din haline gelmesi gibi... Veya batılı tarih bilimcilerine göre İsa'nın öğretisinin de aslen Yahudiliğin bir kolu, devamı olarak ortaya çıkması, uzun süre Yahudilik içi ''sapkın'' bir kol olarak algılanması ve zamanla kendine özgü bir din haline gelmesi gibi...)
Sevgili Ulpian ;

Bu bölüm okuduğun kitabın "Orijinal" kendi fikri mi ??
Yoksa
Senin okuduklarından kendi çıkarımın mı ?
Parantez içinde ya o açıdan

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #73  
Alt 25-01-2010, 13:55
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

Bu bölüme senden bir cevap geleceğini bekliyordum sevgili Psiko...

Parantez içindeki benzetmeler bana ait. Okuduğum ve anladığım kadarı ile Bahailik İslam'ın şia mezhebi içerisinden çıkmış ve zamanla özgün bir din haline gelmiştir. Bahailer bu konuda farklı mı düşünüyor, merak ediyorum doğrusu.

(Bu arada dilersen, Bahailik adlı başlıkta devam edebiliriz. Yani en azından ben devam etmek isterim gerçekten de. Ama bu başlık ''İslamın sanallığı'' ile ilgili olduğu için ve Bahailik sadece benim tarafımdan getirilmiş ufak bir örnek olarak geçtiği için, bu başlıkta pek uygun olmayabilir. Ne dersin, geçelim mi kendi başlığımıza? )

sevgilerimle
Alıntı ile Cevapla
  #74  
Alt 25-01-2010, 14:04
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

Sevgili Ulpian ;

Elbetteki şahsıma istediğin soruları sorabilirsin.
Bildiğim kadarını cevaplamaktan memnuniyet duyarım.

Yalnız burada,
Paragrafda Bahailiğin adının geçiyor olması açısından değil,
Parantezlerin,
özgünlükle alakası olup olmadığını birlikte farkedelim diye o şerhi koymak gereğini hissettim
Hani sevgili UlulElbab devamlı orada parantezler var deyip duruyor ya

Kendin için istemediğini,başkaları için de isteme.
Alıntı ile Cevapla
  #75  
Alt 25-01-2010, 15:14
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

frodo´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Özetlersek bu tarihi olayın bize ulaşmasındaki zincir şöyle:

İlk kaynak : Dâvûd b. el–Hüseyin, anlatmış (öl.752)
Aktaran : İbrahim b. İsmail b. Ebî Habib el–Ensâri
kayıt eden: Vakidi (Kitab'ül Harre, bu kitap günümüze ulaşmamış)
ve bize ulaştıranlar: Ebul Arap ve Semhudi.

Bu bana ilginç geldi. Sınırlı araştırmalarımla da Emevi tarih kayıtlarına (olup olmadığından da emin değilim) ulaşamadım.

Çok spekülatif yorumlara yol açabilecek bu zincirin farklı kaynaklardan doğrulanması gerekir diye düşünüyorum.

Bilgisi olan arkadaşlardan konuya katkılarını bekliyorum.

Selamlar.
Evvela başlık ile içinde ilk gördüğüm beni şaşırtmıştır bunu zikretmeliyim!

İslam tarihinde nakledilmiş bir vakıanın izini sürmek içün "islam tarihi sanal mı" isimli bir başlık çok mütenasip değildir diye düşünmekteyim!

Harre vakıasına gelir isek evvela vakıdi çok geç dönem bir kaynak değildir bu hadise içün!

Harre vakıası hicri birinci asrın ikinci yarısında cereyan ediyor, vakıdinin doğumu ise hicri ikinci asrın birinci yarısındadır!

Bazı kayıtlarda vakıa ve vakidinin doğum zamanları miladi olarak bir kaç senelik farklarlada zikredilse neticede yarım asrı biraz geçkin bir zaman sonra vakıanın geçtiği şehirde doğmuş birisidir vakıdi!

İmdi harre vakıasının bir evveli vardır, bu hadisenin meydana gelen serencamı içün halife osmanın katli, ali ile muaviye arasındaki çekişme sonra Hz. Muhammedin güzel torunu hasanın ikiliğe nihayet vermek içün aradan çekilmesi sonradan da muaviyenin yezidi velihad seçmesi gibi bir halka mevzu bahis!

Bütün bu ahvalide inkar etmeden harre vakası içün "yaşanmış olabilemez" demek mevzu bahis olamaz!

Demem o ki bu vakıanın niçün yaşanmış olduğunu izah edecek tarihi bir arka plan dekor vardır!

Amma bu hadisenin naklinde abartılar olmuş olamazmı bittabi olmuştur! Evvela medineliye ve müslümanlara bu hadisenin tesir etmediğini söylemek mümkün müdür!

Sonra emevilere husumeti kim inkar edebilir!

Bundan mütevellid medinede doğan muhtemelen bu vakıayı anlatan çok sayıda kişiye tesadüf eden vakıdi, yine tarihe bakar isek abbasiler devrinde kaleme almış olduğu eserinde bazı abartılara kaçmış olabilir mi denir ise olabilir deriz!

Amma bu hal, çok sayıda insanın yalanda ittifak etmiş olup böyle bir hadise yaşanmamıştır dememizi manalı kılmaz!

Bundan mütevellid devrin şartları içinde bakılır ise, ravi zincirleri ile zamanın şahitlerine kadar bağlanma kaygusu ile kaleme alınmış siyret ve tarih eserleri içün "sanal" demek art niyettir!

Birde ilk siyret müelliflerinden ibni ishak bu hadisede ölenlerden bahsetmekte diye hatırlamaktayımki ibni ishakın vefatı hicri yüzelliüçtür!

Bundan mütevellid vakıdiden evvel bir kaynaktır!

Başlığı incelemeye devam edelim!
Alıntı ile Cevapla
  #76  
Alt 25-01-2010, 18:10
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

UlulElbab´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Suriyeden Medineye gönderilen birlik çoğunlukla Rum(Bizans) Lejyonerlerinden oluşuyordu ki,
Bak muhterem sabah akşam islama ve mukaddesatına taarruz edebilirsin, bu taarruzda hakikatlere istinadın da gerekmez, amma böyle rum lejyoner falan deme, hemen bir hakikate istinat etmesende islama taarruz ettiğinde yükselmeyen itiraz sesi yükselir!

Benden söylemesi!

UlulElbab´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kısacası bol miktarda Rum tohumu Arap tarlalarına ekilmiştir. Bunlarada Harrenin Picleri denir.

Babasız bu çocuklar evlat edinilmiş ve sahiblenilmişlerdir.Çoğu YENİ İSLAMa göre yetiştirlip

etrafa ALİM diye gönderilipo HADİS anlatmışlardır bol bol.Bir taşla iki kuş!
Muhterem burada bir taşla iki kuşu vuran bence sen olmuşsun!

Bu vakıayı nakleden bazı kayıtlarda tecavüz bahsi vardır hatta ölenlerin sayısı gibi bu hususta pek abartılı olarak vardır amma bazı kayıtlarda ise bu işten hiç bahis edilmez!

İbn-i kesir bin vakıa gibi pek abartılı bir rakam verir iken taberi hiç böyle bir şeyden bahsetmez, bu manidar değil midir!

Bundan mütevellid hadi söz edilen kayıtlardan hareket ile "bu vakıada tecavüzlerde olmuş" diyebiliriz amma sen hangi bilgi ile bu tecavüzlerden doğma çocukların muhaddis olduğunu söylemektesin!

Bir tane muhaddis zikretsene bize, babası bilinmiyor olsun çünki annesi harre vakıasında gebe kalmış olsun, bir tane isim istirham ediyoruz!

Yakut el-hamevi tek başına muhaddislere iftira etmeye kafi midir!

Gerçeğe sadakat şart!
Alıntı ile Cevapla
  #77  
Alt 27-01-2010, 02:05
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart

Harre olayı ile doğrudan ilgili ve bir anlamda onun devamında gelişen iktidar mücadelesinde öne çıkan bir politik portre daha vardır : Abdullah B.Zübeyir.

Önce klasik islami anlatının Abdullah B.Zübeyir ile ilgili bilgilerini hatırlayalım.

Sahâbîdendir. Hicret'ten sonra, 622 milâdî yılında, Medine yakınındaki Kûba'da doğdu. Babası Zübeyr b. Avvâm, Cennetle müjdelenen on kişiden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Annesi, Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ'dır. Teyzesi, Mü'minlerin annesi Hz. Âîşe'dir. Babası tarafından babaannesi Safiyye, Rasûlullah'ın halasıdır.
Yine islami anlatıya göre hicrette doğan ilk çocuktur Abdullah B.Zubeyir. Hatta bir hadise göre islam peygamberi bir tedavi nedeniyle alınan kanını dökmesi için Abdullah B.Zubeyir'e vermiş o ise kanı dökmek yerine içerek Muhammed Mustafa'nın " Senden vay halkın haline! Halktan da vay senin haline!"iltifatına mazhar olmuş.

Yine islami anlatıya dönerek Abdullah Bin Zubeyir'in konumuzla ilgisini anlamaya çalışalım:

Abdullah b. Zübeyr, Hz. Muâviye'nin vefatından (M.680) sonra yerine geçen oğlu Yezid'e bey'at etmedi. Hz. Hüseyin ile birlikte Mekke'ye geldi. Bu arada Yezid tarafını tutan baba bir kardeşi Amr b. Zübeyr'in kumanda ettiği bir ordu Mekke'ye hücum etti. Abdullah bu orduyu mağlup etti. Ordu kumandanlarının çoğunu esir aldı. Yezid'le rekâbetten çekindiği için Hz. Hüseyin'e, Kûfe'ye gitmesini tavsiye etti. Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid olduğunu işitince Yezid'in adamlarını Hicaz'dan çıkararak hilâfetini ilân etti. Mekke ve Medine, Hicaz halkı kendisine bey'at etti.
Yezid'le sorunları Yezid'in ölümüyle sona erse de ardından gelenlerle sürtüşmeleri ve kavgaları devam eden Zübeyir nihayet Abdülmelik b. Mervan tarafından görevlendirilen Haccac komutasındaki orduya yenilir ve öldürülür. Öldüğünde 73 yaşındaymış. Bu hesaba göre 695 yılında ölmüş. (Bu bilgilerde içsel bir tuhaflık var. Haccac'ın 684 yılında Mervan tarafından görevlendirildiği ve kuşatmanın 6 ay sürdüğünü söylüyor. Kaynağa göre 684 ya da 685 yılında öldürülmüş olmalı. Ama 622 yılında doğmuş biri 73 yaşındayken ölürse öldüğü yıl 695 olur.)

Tüm bu bilgiler klasik islam tarihinin rivayetlere dayalı aktarımıyla oluşmuş. Abdullah B.Zubeyir'le ilgili bilgilerimiz bu aktarımla sınırlı. Bilinen ve tarafsız kaynaklarca doğrulanabilir bir yaşam öyküsü değil. Bu Zubeyir'in nihayetinde islam devleti içerisinde sürdürülen bir iktidar kavgasının, iç çekişmenin figürü olması nedeniyle anlaşılabilir bir şeydir.

Fakat tarihi ve gerçekliği tartışılamayacak bazı buluntuların işaret ettiği bir başka "Abdallah Bin Zubayr " ın olması durumu daha karmaşık hale getiriyor.

Bu tarihi kişilik bir kaç yıl sapmayla klasik tarih bilgilerimizi hem doğruluyor hem de içinden çıkılması zor bir probleme göz kırpıyor. Bu Abdullah B.Zubeyir hicri 54 yılından başlayarak hicri 67 yılına kadar egemen olduğu Şiraz, Kirman, Jahrum kentlerinde halife ünvanı ile sikkeler bastıran ve dolaşıma sokan bir hükümdar. 13 yıllık bir iktidar dönemine işaret eden bu sikkeler klasik islam tarihine uymuyor.

Bilinen tarihe göre Muaviye 661-680 yılları arasında bir emevi halifesi olarak hüküm sürmekteydi. Peki emevi imparatorluğunun sınırları içerisinde yer alan güney İran'da sikkeler bastıran (hicri 54 miladi 676 dan başlayan) Abdullah B.Zübeyir kimdi ?

Bu sikkeler klasik pers başının ön yüzde yer aldığı görünüşte hiç te islami ögeler içermeyen tuhaflıklarıyla açıklanması zor bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.





'Abd Allah b. al-Zubayr
AR Drachm
Mint: DA+G
Date: YE 54 (685/86 AD)
28 x 30 mm.
3.70 gm.
Album 16 type; SICA Vol. I, 264
Diameter of obverse dotted border=20 mm.; diameter of reverse border=21 mm.
Die position=9h
Obverse: Triple pellets on either side of star and crescent at 6h; pellet above star at 3h, 6h and 9h. Pahlavi legend, bism Allah in margin; E0, B1, RAO=none.
Reverse: Mint name to right; G to right of altar base (DA+G=Jahrum); year 54 to left. Attendants' hands=RR. Star on right.

Mint : DA+G jahrum'u işaret ediyormuş ve date bölümünde yer alan YE işareti öyle anlaşılıyor ki hicri 54 tarihinin bilinen islam kronolojisine uymaması üzerine tarihi ileriye çekmenin bir yöntemi olmuş. Aşağıdaki sikke yine Abdullah b.zübeyir'e ait ve bu sefer üzerindeki tarih kronolojiye uyduğu için YE ilavesi almamış:,



'Abd Allah b. al-Zubayr
AR Drachm
Mint: KRMAN-HPC
Date: 67 AH (686/87 AD)
32 x 31 mm.
3.83 gm.
Album 15 type; SICA Vol. I, - (similar to 313)
Diameter of obverse dotted border=22 mm.; diameter of reverse border=21 mm.
Die position=9h
Obverse: Pahlavi legend, bism Allah BPRWY in margin. Pellet triplet at 8h. Countermark 48 at 8h. E0, B0, RAO=crescent. Name written as: APDWLA / Y ZWBYRAN
Reverse: Mint name to right (KRMAN-HPC=sub-mint in Kerman); year 67 to left. Attendants' hands=RR. Trace of pellets at 11:45h and crescent(?) at 12:15h.


Bu Zubayr kim ?????

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #78  
Alt 27-01-2010, 03:28
walla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
walla walla isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2006
Bulunduğu yer: Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Mesajlar: 1.692
Standart

İslam Tarihi Sanal mı ?
Evet bal gibi sanal, hatta kuran ve hadislerde. Yazı icad olduğundan bu yana birçok tarihi olay kaydedildiği halde Ay sadece Arab yarımadasından görülebiliyormuş gibi, ayın ikiye yarılması olayı neden M.S. 600lü yıllarda başka uygarlıklar tarafından izlenmemiş ve kaydedilmemiş.

Bedenimin her zerresi Anadoludur. Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Alıntı ile Cevapla
  #79  
Alt 27-01-2010, 17:49
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

frodo´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu Zubayr kim ?????
Ah muhterem, daha evvelde dediğim gibi mesele islam olduğunda en bedihi meselelerde dahi kuşkucu olan aklınız iş başka hususlara geldiğinde pek bir hazıra konucu ve kabulcü olabilmekte!

İmdi sormaktasınki kimdir bu zübeyr!

Kim olacak, zikrettiğin sikkeler ve bulunma mahal ve zamanları içün sarih bilgi vermesende abdullah bin zübeyr olmalı!

Onun mekkede ilan ettiği halifeliği müddetinde sikke bastırdığını, hicaz ile birlikte ırak ahalisininde kontrolü bir müddet elinde bulundurduğunu bilmez misin!

Naklettiğin sikkelere şu adresten nazar edilebilir!

http://www.grifterrec.com/coins/isla...sasanian3.html

"bismillah" ifadesi, hilal ve yıldızlar var amma "islami öğeler içermiyor" diyorsun, garip!

Bir diğer husus yıllar ve yaş bahsinde miladi ve hicri takvim farklarına nazar etmek icab ettiğidir!

Bazı rivayetlerde hicri olarak zaman farkları bulunmakta, o ayrı bir bahistir amma misalen şu kadar zaman yaşadı denen bir kişinin miladi ölüm senesi hesap edilecek ise hicri ve miladi takvim farkına dikkat edilmelidir!

Kameri takvim güneş takviminden onbir gün eksiktir buda takriben otuzüç senede bir senelik fark meydana getirmektedir!

İbn zubeyr hicretten hemen sonra değil, takriben bir sene sonra dünyaya gelmiştir, şehadetinde ise yetmişiki yaşında idi!

İslam tarihine dair meselelerde iktibas yapılan eserlerdeki hicri yıllara dikkat edilmelidir!

İbn-i zubeyrin şehadeti hicri yetmişüçüncü senede olmuştur, buda miladi olarak altıyüzdoksaniki ile altıyüzsdoksanüç seneleri arasına tekabül eder!

Bunun üzerine Abdülmelik Haccâc'ı göndermiş ve ona, itaat ettikleri taktirde İbn ez-Zübeyr'e ve beraberindekilere verilmek üzere bir emân belgesi vermişti. Haccâc 72 yılı*nın cemâziyülevvel (M. 30 Eylül - 29 Ekim 691) ayında yola koyuldu. Me*dine'ye her hangi bir müdahalede bulunmadan gidip Tâif'te konakladı. Hac*câc Arefe tepesine süvariler gönderiyor, İbn ez-Zübeyr'de aynı şekilde oraya kendi süvarilerini gönderiyor, burada her iki tarafın süvarileri çar*pışıyor, her seferinde İbn ez-Zübeyr'in süvarileri yenik düşüyor, Hac*câc'ın süvarileri ise zaferle geri dönüyordu.

Haccâc daha sonra Abdülmelik'e mektup yazarak Harem'e girmek ve İbn ez-Zübeyr'i muhasara etmek için izin istedi. Ayrıca İbn ez-Zübeyr'in güçsüzlüğünü, beraberinde bulunanların dağınıklığını bildirerek kendi*sine yardımcı kuvvetler göndermesini talep etti. Bunun üzerine Abdülmelik Tarık'a cevap yazarak Haccâc'a gidip katılmasını emretti. Târik 72. yı*lın zilkade' ayında (M- 25 Mart-23 Nisan 692) Medine'ye gelmiş, ora*dan İbn ez-Zübeyr'in valisini çıkartmış ve yerine Şamlılardan adı Sale*be olan birisini tayin etmişti. Sa'lebe Medine halkım kızdırmak için Pey*gamber (s.a.v.)'in minberi üzerinde kemik iliğini çıkarır, yer, arkasından da hurma yerdi. Buna rağmen İbn ez-Zübeyr'in ailesine karşı da oldukça sertti. Târik Mekke'de Haccâc'ın yanına zilkade ayının sonlarında beş bin asker ile birlikte vardı. Haccâc'ın kendisi ise Mekke'ye zilkade ayında varmış ve haccetmek için ihrama girerek «Bi'r Meymûn» denilen yerde konaklamıştı.

el-Kamil fi't-Tarih
Alıntı ile Cevapla
  #80  
Alt 28-01-2010, 13:05
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart

Alchindus et-kamil fit tarih alıntın için teşekkürler. Abdullah B.Zubeyir ile biyografik bilgileri aldığım sevde.de linkinde şöyle bir paragraf var:
http://www.sevde.de/Sahabeler/Sahabeler.htm

Mîlâdî 684'te Abdülmelik b. Mervan Emevîlerin başına geçince Abdullah'ın kardeşini Irak'ta öldürttü. Haccac kumandasında bir orduyu Mekke'ye gönderdi ve Mekke'yi kuşatıp tahrib etti. Muhasara altı aydan fazla sürdü. Abdullah'ın yiğitçe müdâfaasına rağmen iki oğlu ve yakınları Haccac'a teslim oldular. Abdullah'ın taraftarları dağıldı. Uzun muhâsaranın sonlarında tavsiye ve duasını almak için annesini ziyarete gelen Abdullah'a annesi: "Savaşa devam et, ya şehid olursun, ya zafer kazanırsın. Ben de acın olursa sabreder, zaferin olursa sevinirim" diye dua etti. Bir gün sonra İbn Zübeyr "Makam" denilen yerde iki rekat namaz kıldıktan sonra yeniden harbe girdi. Mancınıktan atılan bir taşla yaralandı. Kanlar içinde kıvranırken Abdülmelik İbn Mervan'ın adamları üzerine atılarak onu şehid ettiler. Şehid olduğunda yetmişüç yaşındaydı.
Bu nedenle içsel bir çelişkiden bahsetmiştim.

Onun mekkede ilan ettiği halifeliği müddetinde sikke bastırdığını, hicaz ile birlikte ırak ahalisininde kontrolü bir müddet elinde bulundurduğunu bilmez misin!
İslam düşüncesinin filizlendiği,ana kaynak olduğu Arabistan yarımadasında klasik anlatılara tanıklık edecek , sikke, kitabe, üzerinde tartışılamayacak denli açık herhangi bir belge var mı ? Şu ana kadar bulunan arkeolojik hiç bir kanıtın olmaması buna karşın ağırlıkla iran ve suriye'nin görece daha zengin ve çoğunlukla hıristiyan veya persian ögelerle bezenmiş sikkelere ev sahipliği yapması tuhaf değil mi ? Yani halife mekke'de ama onun adına güney İran'da 15-16 yıl sikke basılmış.

Tarihlendirme konusunu tam anladığından emin değilim. İlk örnekte verilen sikke 54 yılı damgasını taşıyor. Bu tarihi hicri takvim olarak görmemiz gerekir. Ömer B.Hattap döneminden başlayarak bu takvimin kullanıldığı söyleniyor. 54 yılı miladi takvime göre 673-74 yıllarına denk düşüyor.

http://193.255.138.2/takvim.asp?takv...n=&ay=0&yil=54

Oysa bu tuhaf. Çünkü klasik islam tarihi kronolojisine göre Abdullah Bin Zubeyir'in hicri 60-61 yılında (miladi 680) Yezid'e biat etmeyerek halifeliğini ilan ettiğini görüyoruz.

Son olarak sikkeleri bulunan Abdullah B.zubayr ile Hişam, Taberi vasıtasıyla öğrendiğimiz Abdullah Bin Zubeyir'in aynı kişiler olduğunun farkındayım.

Bu Zubayr kim sorusu anlatılanlarla bulgular arasındaki farka dikkat çekmek için yapılmış bir vurgudur sadece.

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sanal kişilik.. mhmd Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 58 04-09-2016 19:03
Sanal Akrabalık pervane Tarih 29 24-11-2011 05:12
Sanal prangamiz geliyor! simply a good person Politika 10 07-12-2009 21:25
İslam Dini ve Tarihi Hakkında theatre İslam 26 21-09-2009 15:05
'Sanal Sazanlar'ın göç yolları... mep Konu-dışı 81 21-11-2008 19:41

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:25 .