Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Önerdiğimiz Başlıklar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #871  
Alt 13-01-2010, 15:49
uyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
uyar uyar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 3.381
Standart

sempatiks´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Alemlerin Rabbi olan Allah öyle güzel yaratmışki herşeyi okdr güzel kordine edilmişki gezegenler, güneş 1 mızrak boyu daha yakın olsa dünya kül olur.Siz burada matematik hatası tartışıyorsunuz nereden biliyorsunuz insanların doğru matematiği bulduğunu ?...........
sen hala oralarda mısın sempatiks kardeş...

bak bir kere daha söyleyelim : bir burada olduğumuz için güneş dünya mesafesi uygun değil..... güneş dünya mesafesi uygun olduğu için biz buradayız...

umarım anlamışsındır...

kuranı okuyun cunku okudukca allahin olmadigini daha iyi anlayacaksiniz .......
Alıntı ile Cevapla
  #872  
Alt 13-01-2010, 16:59
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

sempatiks´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Alemlerin Rabbi olan Allah öyle güzel yaratmışki herşeyi okdr güzel kordine edilmişki gezegenler, güneş 1 mızrak boyu daha yakın olsa dünya kül olur................
''Güneş yavaş yavaş kütle yitirdiği için, Dünya'nın yörüngesel dolanım süresi de artmaktadır. Bu da, astronomik birimin git gide küçüldüğü (yılda yaklaşık 1 cm.) anlamına gelir.'' Buradan anlıyoruzki basit ansiklopedik bir bilgi olan zamanla Güneş ile Dünya bir birine yakınlaşıyor tezini bilmeden atarsak ortaya böyle komik durumlar çıkar. Fakat güneşin ve Dünya'nın kütle çekim kuvveti azaldığı için zamanla bu mesafa artmaktadır, güneş_ile_dünya_arasındaki_mesafe_her_sene_15_cm artmaktadır. buda bize Muhammed'ten günümüze aradaki mesafenin 210 metre arttığını göstermektedir, yakınlaşmıyorya diyenler için; yakınlaşırsa ısı artar bilindiği gibi aynen uzaklaşıncada ısı düşer, demekki hassas bir dengede sabit değilmiş, dünya yörüngesi eliptik olduğu için "en yakın noktasında Güneş’ten 147 milyon km, en uzak noktasında ise 157 milyon km uzakta döner".
Alıntı ile Cevapla
  #873  
Alt 21-01-2010, 20:01
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart 11-12. Ayetlere Matematiksel Bir Bakış

Konuya yeni katıldım, ama konunun yabancısı değilim. Öncelikle, bana göre, "Miras Paylaşımı" ile ilgili Nisa Suresi'nin 11. ve 12. ayetlerinde verilen oranların nasıl verilmiş olursa olunsun, oranların toplamı için, o da VARSA, birkaç kombinasyonla "1" bütünü elde etmek mümkün gibi gözükse de diğer kombinasyonlarda "1"i ıskalamak (1'den küçük veya büyük bir sayının elde edilmesi) açıktır. Buradan oranların nasıl toplanacağı anılan ayetlerde bir kılavuzla birlikte verilmiş olması sonucu çıkar ve bu da yapılmamış olduğuna göre evrensellik ilkesiyle çelişir. İşte Turan DURSUN hocamızın uyarısı bu çelişkiye dikkat çekmek olsa gerektir. Yoksa, bu konunun diğer tarafı bu forumda ve diğer yerlerde daima 2. planda kalmaya layıktır. Çünkü buradaki öncelik; uygulayacıların ayetlerde verilen bilgileri 1-1 olarak, yani oranları değiştirmeden, uygulayabilmesidir. Bu yapılmadığı takdirde ne konuşulursa konuşulsun, boştur.

Peki bu yapılabiliyor mu?

Bu konuda Ata, ilk örneği şöyle rivâyet etmiştir: "Sâd b. Rabi' (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, "Ey Allah'ın Resulü! İşte Sâd'ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da m allarını aldı." diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, "Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm'da ilk paylaşılan miras bu oldu."

Çözüm: Şu halde bu ilk örneğe göre

(Sâd'ın iki kızına) 2/3 + (bunların annesine) 1/8 = 19/24

ve

(Kalanı da senin) 1-19/24=5/24

olduğundan, bu miras paylaşımı doğrudur. Ayrıca âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü, kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır.

Gördüğünüz gibi ilk örnek basit olduğu için miras paylaşımının nasıl gerçekleştiği çok açık bir biçimde görülüyor. Fakat bu örnekten biraz daha zor olan örnekle karşılaştığımız zaman, oranların toplamının 1 bütünü aştığını ve bu durumda ayetlerde bildirilen oranlardan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

Örnek 2: 3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın herbirine 1/6 ve karısına 1/8 verilirse, miras nasıl paylaşılır?

Çözüm: Bu durumda hemen bir hesap yaparsak;

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 ) = 27/24 = 1,125

bulunur! Oysa bu sonuç "1,0" olması gerekirdi!...

Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5'i mirasçılara dağıtılamaz; %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.

Bu hatayı düzeltmek için Hz. Ömer "Avl", "avliye" olarak adlandırılan aldatmaya dayalı basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem Allah'ın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde islam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...

Buna göre, yani "İslam Hukuku"na göre, bu problemin çözümünde ilk olarak paydaların ekoku alınır; ortak payda Ekok[3,6,8]=24 olur ki bu durumda oranların toplamı

(16/24)+(4/24)+(4/24)+(3/24) = 27/24

olarak elde edilir. Fakat İslam Hukukçuları bu problemin çözümü için ortak paydanın bir 3 katını almak suretiyle oranların toplamını

(48/72)+(12/72)+(12/72)+(9/72) = 81/72

olarak elde ettikten sonra toplamı "1" yapabilmek için oranların ortak paydası olan 72'yi 81 ile değiştirirek,

(48/81)+(12/81)+(12/81)+(9/81) = 81/81 = 1,0

sonucu buluyorlar. Oysa bu şekildeki bir hesap matematiksel olarak gereksizdir. Çünkü ilk ortak payda Ekok[3,6,8]=24 iken toplam kesirde aynı işlemi yapmış olsalardı, ilk eşitlikte 24 yerine 27 ortak paydası alınarak,

(16/27)+(4/27)+(4/27)+(3/27) = 27/27 =1,0

şeklinde yine aynı oranları elde etmiş olacaklardı.

Buna göre İslam Hukukçuları'nın burada yaptıkları şey, bu son oranların 3 ile genişletilmesinden başka bir şey değildir. Çünkü 48/81, 12/81, 12/81, 9/81 kesirleri, 16/27, 4/27, 4/27, 3/27 kesirlerinin 3 ile genişletilmişleridir.

Sonuçta bu sonuçla İslam Hukukçuları'nın kesirlerin toplanmasında olmazsa olan yani ortak paydayı bulmakta kullanılan "Ekok" kavramından habersiz oldukları ya da bu kavrama dikkat etmedikleri anlaşılmaktadır.

Tabii ki burada 3 kıza düşen miras payının 16/27 ve herbirine düşen payın da (16/27)/3=16/81 olması açık olmasına rağmen, İslam Hukukçuları'nın herbir oranı 3 ile genişleterek aynı sonuca ulaşmaktadır. Demek ki İslam Hukukçuları ilk ortak paydayı 24 olarak belirdikten sonra 3 kızın herbirine düşen miras payını açık bir şekilde gösterebilmek için, bir de 24'ün 3 katını alıyorlardı.

Oysa M.Ö. 3. yüzyılda Siraküza'da yaşamış mucit-matematikçi Arşimet, bu işlemi İslam Hukukçuları gibi uzatarak değil en kısa yoldan çözmekteydi. Onun kesirlerle ilgili hiçbir hesabında gereksiz işlem göremezsiniz!

Özetle, İslam Hukukçuları tarafından verilen bu yöntemin, oranların toplamı 1'den büyük veya küçük çıkması durumunda ayetlerde verilen oranlara yaklaşık oranlar alınmakla birlikte, ki bu durumda ister istemez ayetlerdeki saf oranlar değişmektedir, basit ama etkin bir yöntem olduğu anlaşılıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #874  
Alt 23-01-2010, 00:43
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart 11-12. Ayetlerdeki Oranlar Mısır Kesirleridir!

Öncelikle ilgili ayetleri Elmalı'nın tefsiriyle birlikte verirken, oranları da matematiksel olarak yazalım. Çünkü bu oranları daha sonra matematik tarihi içindeki yerini ele alırken matematiksel olarak da inceleyeceğim.

NİSÂ Suresi 11. Ve 12. Ayetleri'nin Meâl-i Şerifi:

11- Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe 2 kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere 2'den de fazla iseler, bunlara mirasın 2/3'ü ve eğer 1 kadın ise o zaman ona malın 1/2'si vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden 1/6'sı; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı 1/3'üdür. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin 1/6'sı ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.

12- Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın 1/2'si sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın 1/4'ü sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın 1/4'ü hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın 1/8'i hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin 1/6'sıdır. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın 1/3'ünü zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.

Mısır Kesirleri

İster inanın ister inanmayın; bu ayetlerde geçen kesirlerin hemen hepsi, hiç istisnasız, Eski Mısır Matematiği'nde hiyerogliflerle gösteriliyordu. Bunun için Mısır kesirlerinin kullanımında birim kesri yazmak için hiyeroglifle "Ağız" anlamına gelen


sembolü kullanılıyordu. Buna göre 1/2, 1/3, 1/10 birim kesirleriyle birlikte,







bir istisna olarak, 2/3 ve 3/4 şeklindeki birim olmayan basit kesirleri de özel hiyeroglif sembolleriyle gösterilirlerdi. Bu konuda diğer kesirlerin hiyerogliflerle nasıl yazıldığını öğrenmek ve detaylı bilgi almak için Ancient Egypt'e bakınız.

Çok sonraları, Eski Mısır Matematiği'ne ait Ahmes Papirüsü, Moskova Papirüsü (bunlar başkaynaklardır), Reisner Papirüsü, Kahun Papirüsü ve Akhmim Papirüsü'nün keşfedilmesiyle Mısır bilimciler ve araştırmacıları Mısır kesirlerin modern bir yazımı için paydadaki sayının üzerine paydaki sayı kadar çizgi koymaya başladılar ve bu notasyon hala kullanılmaktadır. Örneğin 1/2 kesri 2'nin üzerine bir tek çizgi çekilerek gösterilirken, 2/3 kesri ise 3'ün üzerine üst üste 2 tane çizginin çizilmesiyle gösterilir. Bu durumda ayetlerdeki kesirler, sırasıyla,

11. Ayet: 2/3, 1/2, 1/6, 1/3,
12. Ayet: 1/2, 1/4, 1/8, 1/6

olmak üzere, bu kesirlerin modern yazımı paydadaki sayının üzerine paydaki sayı kadar üzerine çizgi çizilirken, Mısır dilinde yani hiyeroglifle yazımı ise yukarıda görüldüğü gibidir. Burada tekrar hatırlatma fayda görüyorum ki, bu kesirlerin hepsi istisnasız olarak hiyeroglifle yazılabilmektedir. Tabii ki buradan ister istemez herkes bu kesirlerin Eski Mısır'dan geldiğini ileri sürebilir. Çünkü bunların hepsi birer Mısır Kesri'dir. Buna kimse itiraz edemez çünkü bunun için elimizde papirüsler var.

Horus'un Gözü

Diğer taraftan, kökeni bilinmemekle birlikte "Horus'un Gözü" Eski Mısır tasvirlerinde ilâh Horus'un "Ay gözü" de denilen sol gözüne verilen addır. Horus'un gözünün eski Mısır tradisyonunda başlıca iki anlamda kullanıldığı belirtilir:

1) Horus'un gözü, manevi anlamıyla, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını, insanın iç âlemindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan bu merhametsiz yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu vicdanın 24 saat kapanmadan açık kalan gözüdür. Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus'un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü Güneş ve Ay'ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus'un 24 saat açık kalan gözleri gibi.(Bu nedenle Horus'un gözü güneşle temsil edilen Ra'nın gözü olarak da ifade edilir.)Bu, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez; nefsaniyeti ve kötülüğü temsil eden Seth de bu yüzden bu gözü çıkarmaya çalışmıştır. Eski Mısır mitolojisine göre, Horus sonunda bu gözünü babası Osiris'e vermiş ya da Osiris'in kullanımına bırakmıştır.

2) Horus'un gözü, biçimsel anlamıyla, Tanrı'nın "bir"liğini (tekliğini) matematiksel olarak gösteren bir semboldür. Bu anlam şöyle açıklanır: Bir bütün ikiye bölündüğünde 1/2 elde edilir. Bu da ikiye bölündüğü takdirde 1/4 elde edilir. İşleme bu şekilde hep ikiye bölme ile devam edilirse sırasıyla, 1/8, 1/16, 1/32 ve 1/64 elde edilir. Bunların tümü toplandığında ise 63/64 bulunur. Buradan şu sonuç çıkar: Bir bütün, sürekli olarak ikiye bölünmeye devam edilirse, toplam değerde, sonsuzluk hariç, hiçbir zaman bire, birliğe ulaşılamaz; yalnızca Mutlak (Allah) bir'dir. Horus'un gözü "glifler" denilen parçalardan oluşur ki, bu altı parça, sırasıyla, 1/2, 1/4, 1/8, 1/16, 1/32, 1/64'ü ifade eder.

Şimdi burada, konumuz nedeniyle, Horus'un gözü için ilkindeki ezoterik anlamı bir kenara bırakır ve ikincideki matematiksel anlamı üzerinde durursak;


Horus'un gözü ve birim kesirlerle gösterilen parçaları.

parçalara karşılık gelen oranların toplamı

[1] (1/2) + (1/4) + (1/8) + (1/16) + (1/32) + (1/64) = 63/64

olur ve bu göze kaç parça eklerseniz ekleyin (ki bu durumda herbir parçaya farklı kesirler karşılık gelecektir. Örneğin bundan sonraki parçaya 1/128(=(1/2)^7) ve diğer parçalara da 1/2'nin diğer kuvvetleri karşılık gelir), hiçbir zaman 1 sayısının elde edemezsiniz. Fakat bu göz Yaratıcı'nın bir (1) olduğunu gösterdiğine göre ve parçaların toplamı bir geometrik seri olup ancak sonsuzda 1 olduğuna göre, miras paylaşımında Hz. Ömer zamanında ortaya konulan "Reddiyye Kuralı"ndan

[2] (32/63) + (16/63) + (4/63) + (4/63) + (2/63) + (1/63) = 63/63=1.0

sonucunu elde etmiş oluruz. Bu durumda [2]'deki herbir kesir [1]'de karşılık geldiği kesirden biraz daha büyük olur ama Horus'un gözünde amaçlanan da bu olsa gerek. Yoksa, bunun matematiksel ve ilahi başka bir anlamı olmaz! Ayrıca burada Hz. Ömer zamanında Avliyye ve Reddiyye kuralı nereden biliniyordu diye, soru soranlara aşağıdaki tarihi olaya dikkat etmelerini öneririm.

Hz. Ömer Mısır Fatihi Amr bin As'a Mektup Yolluyor!

Bildiğiniz gibi en ilginç iddia İslam düşmanlığıyla bilinen Papaz Gregory Bar Hebraus'un, kütüphanenin Hz. Ömer'in emriyle yakıldığı iddiasıdır. Amr bin As komutasındaki İslam ordusunun 639 yılından itibaren Mısır'ı fethetmesiyle birlikte İskenderiye de Müslümanların eline geçiyor. Ancak Mısır'ın Müslümanların eline geçmesinden tam 300 yıl sonra kütüphanenin Müslümanlar tarafından yakıldığını iddia eden Hebraus, bu iddiasını da Hz. Ömer'e atfen şu şekilde destekliyor: Amr bin As, İskenderiye'yi alınca Halife Ömer'e mektup göndererek kütüphanenin akıbetini soruyor! Ömer de cevabında "Eğer bu Grek yazmaları Allah'ın kitabı ile uyumlu ise karışmayın, yok eğer Allah'ın kitabına ters iseler yakın" demiş ve kitapların yüzü dahi açılmadan hepsi 6 ayda yakılmış.

Sonuç: Yukarıdaki kanıtlara göre İslam Hukukunda miras paylaşımına dayanak teşkil eden Nisa suresinin 11. ve 12. ayetlerindeki oranların Mısır kesirleri olduğu ve bir mirasın tam olarak paylaşımını veren Avliyye ve Reddiyye kuralının 639'da Mısır'dan getirilen matematiksel kitaplardan alınmış olduğu sonucu çıkmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #875  
Alt 25-01-2010, 14:54
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

Muhterem upuaut evvela merhaba diyelim, sonrada zikredelimki burada zikredilen batıl iddia turan dursunun değil jochen katzın iddiasıdır, evvela o zikretmiştir bunu!

Sonra avl usulunün bir karmaşıklığı yoktur ve bu evveldende bilinmektedir, zati bunu halife ömere sahabenin "avl yap" demesinden anlamaktayız!

Mesele kısaca payların yekununa paydanın eşitlenmesi hadisesidir, misalen miras meselesinin aslı altıdır amma payların yekunu sekizdir, meselenin aslı sekize avletti denir ve sekiz üzerinden taksimat yapılır!

Yani bunun mısırdan ithaline hacet yoktur!

Ve avlin ilk tatbik edildiği halife ömer zamanı sene olarak tam olarak nedir bilmediğimden bu hadisenin mısır fethinden evvel mi sonra mı olduğunuda bilmemekteyim, amma bildiğim bir husus mısır iran ırak suriye gibi vilayetlerden elde edilen eski medeniyetlere ait yazmaların tercüme ile müslümanların istifadesine sunulması hadisesi esas olarak abbasiler devrinde başlamıştırki takriben konuştuğumuz mevzulardan bir asır sonradır bu hal!

Bir diğer husus sizin zikrettiğiniz fazladan işlemler fıkıh kitaplarında kesirli taksimat izahı yerine tam sayı ile anlatmak içündür!

Misalen payda yirmiyedi olduğunda 1/6 içün dörtbucuk demek yerine paydayı elli dört yapıp 9/54 diye payı zikretmek okuyucu içün daha kolay olduğundan bu iş yapılmıştır!

İmdi bu tali konular bir yana bu batıl iddianın esas üzerine dayandığı mantık ve matematik hile, kuranda zikredilen payların o varisler içün her bir ayette cari olduğunu sanki kuranın amir hükmü imiş gibi kabul edip avl veyahut daha da mesnetsiz olarak red uygulanan taksimlerde "paylar değişmiştir" demektir!

Halbuki göstermeye gayret ettiğimiz gibi ahval bu değildir!

Kuranın belirlediği varisler vardır, bu varisler içün kuranda zikredilen tablolarda cari paylar vardır!

Bazı haller olurki bu paylar artar, bazı haller olurki bu paylar azalır!

Bu matematik bir işlem hatası diye tesmiye olunabilir mi!

Kuran bir bütünü, o bütünü aşacak paylarla taksim etmiyorki kuranda matematik hata olduğu iddia olunabilsin!

Bakınız dün tevafuken başka bir mevzuyu araştırır iken karşıma muhterem abdulaziz bayındır hocanın bu meseleyi ele aldığı bir ders çıktı!

http://www.kurandersi.com/mukayeseli...eselesi-1.html
http://www.kurandersi.com/mukayeseli...eselesi-2.html

Burada da hoca dikkat eder iseniz nisa suresi yedinci ayetten hareket ile ve nisa otuzüçe nazar ederek sıhhi bağ ile bağlı olanların eşlerin miras taksiminde evveliyeti olduğunu ve onlara payları verildikten sonra kalan kısımdan kuranda zikronulan payların dağıtılması icab ettiğini nazara veriyor!

Burada çokça zikredilen varis tablosuna bunu tatbik eder isek hoca diyorki evvela eş payını almalı!

Tablo ne idi!

-Kadın eş
-Ölenin anası ve babası
-Ölenin üç kızı

Paylar sırası ile nedir!

1/8, 1/6, 1/6, 2/3

İmdi hoca diyorki evvela kadın eş payını alacak!

Meselenin ortak paydası yirmidört olduğuna göre ve 1/8=3/24 olduğuna göre geriye kalan yirmibirdir!

İmdi payları böylece 21 üzerinden dağıtmakta!

14/21 yani 2/3 kızlara

Kalan 1/3 de ölenin annesine ve babasına isabet eder, biliyorsunuzki 1/6+1/6=1/3 tür!

Bakınız burada da fıkıh kitaplarında tam sayı ile anlatım gibi bizde meseleyi yirmidört değil kırsekiz üzerinden anlatır isek kadın eşin payı 6/48 dir, yani 1/8!

Geriye kalan kırikidir!

Kızlar 28/42 yani 2/3 alır!

Ölenin annesi 7/42 alır yani 1/6!

Ölenin babasıda 7/42 alır yani 1/6

Bunu avli gerektiren başkaca varis tablolarına da tatbik ettiğinde meseleyi mahreci aşmadan taksim ediyor hoca!

İmdi buda, şianın biraz farklı telakkiside ve ehli sünnetin tatbikatıda netice itibari ile ortaya koymaktadırki zikronulan kurandaki paylar zikronulan tablolarda cari ve varislerin birbirleri ile olan münasebetlerine göre değişebilen paylardır!

Çünkü ayetlerde de açıkça çocuk var ise şu kadar yok ise bu kadar denmekte, yine çocuğun cinsiyeti veyayut sayısı, ölenin kardeşinin varlığı veyahut yokluğu ile münasebettar açıklamar yapılmakta!

Sonuç itibari ile bu içtihadlardan birisi ile dileyen kul amel edebilir amma bu hale bakıp kuranda matematik hatası olduğunu kimse iddia edemez, çünkü görüldüğü ve gösterildiği vecih ile avli gerekli kılacak veyahut kuranda zikronulan tablolardaki zikronulan payların bir varis tablosunda mahreci aşması halinde ne yapılacağı hususu içtihad sahasına kalmıştır ve ehli kuran ve sünnete müracat ile yapılacak olanı tespit etmiştir!

Burada misal verilen bütün tatbikat abdulaziz hocanınkide dahil kurana istinat etmektedir ve hal yöntemi bu kuranidir!

Gerçeğe sadakat şart!
Alıntı ile Cevapla
  #876  
Alt 25-01-2010, 23:13
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Jochen Katz'ın İddiasının Peşinde

Mesajınızdaki bir şeyi takdir ediyorum: "Burada zikredilen batıl iddia Turan Dursun'un değil Jochen Katz'ın iddiasıdır". Çünkü bu işin tarihçesini ortaya koyuyor, dolayısıyla Batılılar'ın bile bu konu üzerinde düşündüğünü görüyoruz.

Peki neden: Kur'an evrensel mi değil mi?

Adamlar bakmışlar ki; bu iş hiç de evrensel değil, Nisa suresindeki 11. ve 12. ayetlerindeki geçen ifadeler Cahiliye Dönemi'ndeki Araplar için söylenmiş; derhal bundan vazgeçmişler. Örneğin İslam Hukuku'nda miras paylaşımına ilk örnek teşkil eden olayda, ki bu ayetler bu olaydan sonra gelmiştir, peygamberimiz (s.a.v.), şehit olan Sâd b. Rabi'nin (r.a.) geride iki kızı, bir hanımı ve bir de kardeşi kalmasına rağmen kardeşin malın hepsini alması üzerine "Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştur. Ancak bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu iki âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." dedi. İşte bu İslâm'da ilk paylaşılan miras bu oldu.

Şu halde bu örnekten şunu kesin olarak öğrenmiş oluyoruz:

Nisa suresindeki 11. ve 12. ayetler bu olaydan sonra gelmiştir, dolayısıyla evrensel değildir. Eğer evrensel olsaydı, diğer ayetler gibi aynı anda ve hiçbir olaya bağlı olmadan gelirdi. Demek ki peygamberimiz (s.a.v.) bu olay karşısında zor duruma düşmüş ve kendisine bu ayetlerle yardım edilmiş. Kendisi de İslam Hukuku'nda gibi (Hz. Ömer zamanındaki "Avliyye ve Reddiyye" ya da Hz. Ömer'in içtihadına karşı konulan "Eşit Paylaşımlı" kuralındaki gibi) değil doğrudan bu ayetlerdeki oranları kullanarak miras paylaşımına hükmetmiştir. Çünkü Nisa suresinin 11. ayetinin sonunda söylendiği gibi, "Hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah ALİMDİR, HAKİMDİR." Yani koskoca peygamber bile ALLAH'ın izni olmadan bu oranları değiştirmezken bize ne oluyor da birtakım kurallarla bu oranları değiştiriyoruz.

Not: Bu ayetlerin Sâd b. Rabi'nin (r.a.) şehit olduktan sonra geldiğini ve mirasının geride bıraktığı iki kızı, bir hanımı ve kardeşinin arasında peygamberimiz tarafından doğru bir şekilde paylaştırılması için geldiğini biliyoruz.

Peygamberimiz bu mirası anılan ayetlere göre şöyle paylaştırıyor:

(Sâd'ın iki kızına) 2/3 + (bunların annesine) 1/8 = 19/24

ve başlangıçta tüm mirasa konan kardeşe de "kalanı da senin", yani

1-19/24=5/24

diyor. Dikkat ederseniz bu mirası anılan ayetlere göre paylaştırmak mümkün görünüyor. Çünkü ayetlerdeki oranlar değiştirilmeden kullanılıyor. Peki şimdi burada diyeceksiniz ki, bundan biraz daha zor olan örnekte miras paylaşımı nasıl oluyor?

İşte size bir örnek ve çözümü:

Örnek 2: 3 kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın herbirine 1/6 ve karısına 1/8 verilirse miras nasıl paylaşılır?

Çözüm: Bu durumda hemen bir hesap yaparsak;

(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 ) = 27/24 = 1,125

bulunur! Oysa bu sonuç "1,0" olması gerekirdi!...

Görüldüğü gibi, bu örneğin çözümü de 23 yıllık peygamberlik yapan peygamberimize sorulmalıydı. Fakat bu yapılmamış; "Hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah ALİMDİR, HAKİMDİR." ayeti gözardı edilerek, Hz. Ömer zamanında "Avl" denilen bir kural konmuş, daha sonra Hz. Ömer'in bu içtihadına karşı çıkılmış ve "Eşit Paylaşımlı" denilen bir başka kural ortaya konmuştur.

Özetle bu konuda peygamberimize danışılmadığı gibi, bir de Allah lafzı olan ayetleri değiştirmişiz.

İşte zamanında biz bunları yap(a)madığımız için birçok kişi, daha çok Batılılar, kendi aralarında bunu tartışmışlar ve bize karşı çıkmışlardır. Örneğin Bizans İmparatoru Manuel II. Palaeologos; "Bana Muhammed'in getirdiği yeni bir şey var mı, göster bakalım. O vakit sadece, yazdığı gibi, inancını kılıçla yaymak gibi kötü ve insani olmayan şeyler göreceksin." diyor.

İmparator, bunu dile getirdikten sonra, inancı şiddete başvurarak yaymanın, neden ters tepici olduğunu, daha ayrıntılı olarak gerekçelendiriyor. Şiddet, tanrının ve ruhun doğasıyla aykırılık içindedir. "Tanrı kandan hoşlanmaz" diye devam ediyor İmparator, "ve akıl gereğince, 'logos' (Yunanca 'bilgi/söz') gereğince hareket etmemek de, tanrının doğasına aykırıdır. İnanç ruhun meyvesidir; bedenin değil. O yüzden, birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir; şiddet ve tehdit değil... kişinin, makul bir ruhu ikna etmek için kol gücüne, saldırı araçlarına ya da birini ölümle tehdit edebileceği araçlara ihtiyacı yoktur..."

Demek ki biz PalaeoLOGOS'a göre, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğine sahip değiliz ki kendisinden önceki imparator, Heraklius, peygamberimiz tarafından bir mektupla İslamiyete davet edildiklerinde reddetmişler. Bu konuda İlber Ortaylı hocamızın ve son olarak bir paşamızın söyledikleri bunu doğrulamaktadır.

Peki Bizans İmparatoru Heraklius'a Gönderilen Mektupta Ne Yazıyordu?

Hz. Muhammed (sav)'in, Bizans İmparatoru Heraklius'a gönderdiği mektup da Ehl-i Kitab'a yapılacak davette Kuran'dan ayetlerin kullanılmasının gerektiğini gösteren hikmetli bir örnektir. Peygamber Efendimiz (sav), mektubunda daha önce aktarılan Al-i İmran Suresi 64. ayetini, yazarak tebliğ yapmıştır.

Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed'den, Bizanslıların Büyük Reisi Herakliyus'a: "Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam'a davet ediyorum. İslam'ı kabul et ki felah bulasın. İslam'ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes'in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah'a taparız, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah'ın dışında sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allah'a teslim olanlarız)."

Bu mektuptan anlaşıldığı kadarıyla, peygamberimiz kendisinin ilk insandan bu yana gönderilen aynı dini tamamladığını ve Heraklius'u bu tamamlanmış olan dine yani islamiyet'e davet ettiğini söylüyor. Buna göre Heraklius eğer İslamiyeti kabul ederse Allah değerini iki kat artıracaktır, ama eğer kaçınırsa da, tebeanın günahı üzerine yüklenecektir. Bu söz şimdiki Yunanistan ve genelde de Batılılar için hala geçerli bir sözdür.

Bu arada, Nisa suresinin 11., 12. ve 176. ayetlerinde geçen oranların birer Mısır kesri olması hesabıyla Eski Mısır Tarihi'ne bir göz atacak olursak; M.Ö. 1353-1336 ya da M.Ö. 1352-1334 yılları arasında (Mısır kronolojisinde değişir) krallık yapan Akhenaton'un (ya da IV. Amenhotep) tanrısı "Aton"a yazdığı,

"Tanrı, uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan.
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…
Ta başlangıçta vardı Tanrı.
Tek varlıktı o.
Hiçbir şey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı…
Ezelden beri gelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek.
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman…
"

şiirindeki sözlerini bizlerin bugünkü inançlarının içinde aynen mevcut olduğunu görürüz. Hatta ilk iki dizede, "Allah-ü ekber", ve "La ilahe illallah" bile var!

ATON dininin diğer temel kuralları şöyledir:

YARATILIŞA İNANILIR.

RUHUN VARLIĞINA VE ÖLÜMDEN SONRASINA İNANILIR.

ÖLEN KİŞİLER İÇİN CENAZE TÖRENİ YAPILIR.

ÖLEN KİŞİ DÜNYADA YAPTIKLARINA GÖRE YA ÖDÜLLENDİRİLİR YA DA CEZALANDIRILIR.

İBADETHANELERE GİRMEDEN ÖNCE RİTÜELİK BİR TEMİZLİK YAPILIR, TEMİZLİK ÇOK ÖNEMLİDİR.

CİNSEL İLİŞKİDEN SONRA BÜYÜK BİR TEMİZLİK YAPILIR.

İBADETHANEDE SECDE EDİLİR.

DİNİ BİR EYLEM OLARAK HAYVAN KURBAN EDİLİR.

ERKEKLER SÜNNET EDİLİR.

DOMUZ ETİ YENMEZ.

PUTLAR YASAKTIR, HİÇ BİR ŞEKİLDE PUTA TAPILAMAZ.

Burada durmak lazım. Abdest, sünnet, domuz eti, kurban, secde ve bildiğimiz kuralların çoğu zaten burada. Özellikle sünnet çok çok önemli. Hz. İbrahim'in Mısır'a gelirken neden sünnet olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz, çünkü Mısır'daki seçkinlerin arasına kabul edilebilmek için bu detay yaşamsal. Aslında sünnet bir işaret. Ölülerin canlanacağı gün, kimlerin seçkin olduğunu gösterecek bir gösterge. Ama Musevi inancının, ve İslam dininin bir kuralı olması, sadece Hz. İbrahim'in Mısır'da kabul edilebilmek için razı olduğu bir işlem olmasından kaynaklanıyor. Zaten sünneti izlediğimizde dinler tarihini çok daha iyi anlayabiliyoruz.

ATON DİNİ

Bildiğiniz gibi Akhenaton tahta geçişinin birinci yılında din alanında bir devrim yaparak Atenizm (bazen Atonizm) dinini kabul ettiğini ve tüm diğer Mısır tanrılarını reddederek (Ra, Maat, Hathor, İsis, Nephthys, Set, ...) tek tanrı olan güneş tanrısı Aton'a ibadet edilmesini bir kanunla halka duyurdu. Başlangıçta eski Mısır diniyle benzer gibi gözükse de, Atenizm tek tanrılı bir dine geçiş teşkil etmektedir. Aten bu noktada Ra-Amon-Horus un bir karışımı olarak dikkat çekmektedir. Akhenaton'un yaşadığı dönemde Amon Rahipleri oldukça güçlüydüler. Firavun herhangi bir iş yapmadan rahiplere danışmak ve kehanetlerine başvurmak zorundaydı. Akhenaton bu etkiden kurtulmak ve kendi inançlarının da doğrultusunda eski Mısır dinini yasaklamış, Karnak tapınaklarını kapatıp Amon rahiplerinin görevine son vermiştir. Bu durum ülkede büyük bir kargaşaya sebep olmuştur. Ölümünden sonra dini terk edilmiştir. Akhenaton ve soyundan birçok kimsenin isimleri tapınak duvarlarından silinmiştir. Bu dönemle ilgili birçok konu hala araştırılmaktadır.

Musa, Tevrat'ta sözü edilen II. Ramses (d. M.Ö. 1302 – ö. M.Ö. 1213) ile dönemdaştı ve zaten bilinen en eski tek Tanrılı Semitik Din de Yahudilik'ti; Oysa daha önce yaşamış olan Akhenaton, aşağı yukarı aynı bölgedeki daha eski tek Tanrılı dini benimsemiş, savunmuş ve dönemdaşı olan kendi rahipleri (Ay) tarafından da alel acele yokedilmiş, savunduğu din de örtbas edilmiştir.

Şu halde İslamiyet'e yeni bir değil, aynı dini tamamlayan son din gözüyle bakmak gerekir. Anılan ayetlerdeki kesirlerin birer Mısır kesri olması bunu doğrulamaktadır. Evet, gerçeğe sadakat şarttır.
Alıntı ile Cevapla
  #877  
Alt 26-01-2010, 16:39
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

Muhterem upuaut, evela yazdıklarının kahir ekseriyetinin burada mevzu ile illiyetsiz olduğunu düşündüğümü ifade edip sonra zikredeyimki jochen katzın veyahut orientallerin tezekkür edip bulduğu bir şey yoktur bu mevzuda!

Mesele zati fıkıh ve tarih kitaplarında geçmektedir, yani jochen katz nisa suresindeki feraiz ayetlerine bakıp sonra farazi varis tabloları tasavvur edip bu batıl iddiayı serdetmiş değildir!

İslam tarihi ve fıkhını ele alan eser veyahut eserlerde gördüklerinden hareket ile mantık ve matematik hile ihtiva eden bu iddiayı serdetmiştir veyahut kendisi orientaller gibi art niyetli değildirde meselenin künhüne vakıf olamadığından bunu yapmıştır!

Sonra alemşumüllük içün dedikleriniz hayrete muciptir! Bir ayetin bir vesile sebebi ile inmesi niçün onun alemşumüllüğüne mani olsun! Ayet faraza "sad bin rebinin mirası şöylece taksim olunur" mu demektedirki bu vesile sebebi ile inmesi onun alemşumüllüğüne mani olsun!

Fıkıhta kaidedir, sebebin hususiliği hükmün umumiliğine mani değildir! Buna emsal olabilecek çok ayet vardırki bir sebeb vesilesi ile inmiş amma umumi bir kaideyi vaaz etmiştir!

Sonra meseleyi yine tam idrak edemediğinizi gösterir bir şekilde "Allah lafzı olan ayetleri değiştirmişiz" demişsiniz! Zati bütün mesele kuranda zikronulan payların bütün bir varis tabloları içün zikredilmediğini anlamakta düğümlenmekte! Kuran sabit bir payda üzerinden paylar vaaz etmiyor, daha evvel göstermeye gayret ettiğim gibi esasta yirmidört paydası ile vaaz edilir payları kuran 2,3,4,6,8 gibi paydalarla vaaz ediyor, yine kuran ve sünnet ile sabitki bazı varisler başka varisleri mirastan düşürebiliyor!

Bütün bunlar ve tafsilatını daha evvel zikrettiğimiz hususlar kuranda zikronulan payların kati olarak anca zikredildikleri varis tablolarında cari olduğunu ve yine bunların varisler ve varis tablolarının mahiyetine göre değişebileceğini göstermektedir!

Bundan mütevellid zati ayetin lafzını değiştiren olmadığı bu mümkün olmadığı gibi, tatbikatta da kuran sahasının dışına çıkılmamaktadır!

Sonra sureti haktan görünerek ilber ortaylı ve bir paşadan verdiğin bağlantılar ne meselemiz ile alakalıdır ne senin sözlerin ile irtibatlı! Herakliusa gönderilen mektup ile ilber hocanın türkler olarak alemi islamı etkileyecek bir mütefekkir yetiştiremedik sözlerinin rabıtası nedir! Diğer muhterem zaten daha başka bir telden çalmakta!

Galiba arada bir iki mesaj sıkıştırayım endişesi ile birbiri ile münasebettar olmayan bu hususları aynı bohçaya sarmalamışsın

Son olarakda muhterem, meseleyi hiçbir münasebeti yok iken mısıra bağlama temayülün oriental kaynaklardan ne derece etkilendiğini göstermekte!

Çünkü nerede ise her bir hadiseyi mısıra veyahut hindistana bağlama temayulü, buralara uzanan garblının sömürü elinden sonra fikri sömürü içün vucuda getirilmiş bir oriental batıllığıdır! Garblının eli daha uzaklara kök salabilse idi belkide her bir şeyin mahreci olarak çini, uzak doğu diye tesmiye olunan diyarları nazara verecek, maksada ulaşmak içün icraasını böyle yapacaktı!

Daha evvelde bir başka vesile ile zikretmiştimki benjamin constantin hindistanı sömüren ingilizlerin birde hint kültürünü tetkik eden almanların bu kültürü her şeyin [B]fons et origosu[B] yani temeli mahreci kaynağı yapma heveslerini vede buna benzeyen şekilde fransızların da napolyon ile champolliondan sonra her şeyin menşei ve mahreci olarak mısırı gösterme tutumlarını pek veciz bir şekilde ifade etmiştir!

Görmekteyimki sende bu temayüllerden fransız ekolüne tutulmuşsun ve münasebeti olsun olmasın herbir şeyi mısıra hamletmektesin, alemin dört bir yanında kullanılan kesirleri dahi

Gerçeğe sadakat şart!
Alıntı ile Cevapla
  #878  
Alt 27-01-2010, 04:51
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Cevaplar

Öncelikle sondan başlayarak sorularına ve bir yerde kafalardaki sorulara yanıt vereyim.

Benim amacım; Kur'anda geçen herhangi bir olayı Mısır'a veya başka bir yere bağlamak değil. Madem ki peygamberimiz "ben (taa Hz. Adem ve Havva'dan beri süregelen) sizin dininizi tamamlamak için geldim" diyor, o halde İslamiyet yeni ortaya çıkmış bir din değil ve bu yüzden önceki tahrif olmamış dini sözlerle uyumlu olmalı, en önemlisi de; aralarında bir bağ bulunmalıdır.

Eğer böyle değilse, o zaman neden burada anılan ayetlerde tespit ettiğim oranlar karşımıza birer Mısır kesri olarak çıkıyor. Burada dikkat ediniz: Şimdi kullandığımız her kesir bir Mısır kesri değildir; Mısırlılar bir kesri daha çok birim kesirlerle yazarlardı. Ama bunun yanında Nisa suresinin 11. ayetinde geçen 2/3 ve 3/4 kesirleri de var. Bu son kesirler birim kesir olmadığı halde Mısırlılar bu kesirleri özel olarak algılamışlar ve hiyeroglifleriyle yazmışlardır.

Peki bu kesirler Mısırlılar için neden bu kadar özeldi?

Bunun yanıtını bilemiyoruz çünkü bunun için elimizde kayıt yok. Siz bilmez misiniz Mısırlılar'ın ne kadar ketum olduğunu? Örneğin Giza Piramitleri'ni kimin yaptırdığı bugün için bile hala bir sırdır. Gerçi bu piramitlerin çevresinde Eski Krallık 4. ve 5. Hanedanlığa ait birçok bulgu ele geçti ama piramitlerin içinde ne bir resim, ne de bir yazıt ya da en ufak bir imaya dahi neden olacak herhangi bir işaret veya sembol yoktur. Bundan dolayı bu piramitleri kimlerin yaptırdığı kesinlik kazanmamıştır.

İşte, anılan ayetlerdeki kesirlerin Mısır kesri olması hesabıyla, bu kesirlerin başına böyle bir olay geldiğini düşünmüştüm. Bu konuda "Sana Metni"ni araştıran ve bu konuda bir de kitap yazan Alman bilimadamı Puin, benden biraz daha ileriye giderek,



Sana metnine göre Kur'anı kerimi, tamamı Hz. Muhammed zamanında bile anlaşılamayan metinlerin bir çeşit kokteyli olarak tanımlıyor. Onların birçoğu bile, İslamın kendisinden daha eski, yüzlerce yıldır varolmalıdır.

Hatırlıyorum; bu konuda acaba bizimkiler, Google araştırarak, ne yapmışlar diye bir araştırma yapmıştım. Ne oldu dersiniz? Bilimden nasibi almamış, geri kalmış toplumlar ne yapıyorlarsa bizimkiler de onu yapmış. E bu durumda Batılılar da, biz her ne kadar kendi kendimizi kandırsak bile, bize o gözle bakıyor tabi ki!

Bunun çözümü de, bizim bir an önce kendimizi kandırmaktan vazgeçip bilime dört elle sarılmamız ve bırak Batı'yı, tüm insanlığa ancak bu yolla rehber olmamız; ikna oldukları takdirde de seçimi yine onlara bırakmamız gerekiyor. İşte bu yapılmadığı takdirde, ben ve sen ne söylesek boşa gidecektir. Bu, iki kere iki dört kadar basit ve açıktır.

İkinci olarak, "Görmekteyimki sende bu temayüllerden fransız ekolüne tutulmuşsun ve münasebeti olsun olmasın herbir şeyi mısıra hamletmektesin, alemin dört bir yanında kullanılan kesirleri dahi" sözüne gelince, buna ana hatlarla yukarıda cevap verdim. Ama tekrar etmekte fayda varsa şunu söyleyebilirim ki; benim hiçbir ekolle ilişkim yok. Yalnızca Mısır kesirleri nedeniyle bir tespitimi dile getirdim ancak; bu tespitin de tıpkı Sana metninde olduğu gibi güme gideceğinin farkında olduğumdan zihni engelsiz (betonlaşmamış) insanlara küçük bir bilgi verdim. Gerisi onların bileceği iş.

Son olarak "Sonra sureti haktan görünerek ilber ortaylı ve bir paşadan verdiğin bağlantılar ne meselemiz ile alakalıdır ne senin sözlerin ile irtibatlı! Herakliusa gönderilen mektup ile ilber hocanın türkler olarak alemi islamı etkileyecek bir mütefekkir yetiştiremedik sözlerinin rabıtası nedir! Diğer muhterem zaten daha başka bir telden çalmakta!

Galiba arada bir iki mesaj sıkıştırayım endişesi ile birbiri ile münasebettar olmayan bu hususları aynı bohçaya sarmalamışsın" sözlerinin doğru olmadığını ve o mesajımda bir tek şeyi amaçladığımı bilmeni isterim. O da Heraklius'un dediği gibi "Birini inanca götürmek isteyen kişinin ihtiyacı, iyi konuşma ve doğru düşünme yeteneğidir". Orada verdiğim örnekler sırf buna dikkat çekmek içindi. Yoksa ben de bu meşgul duruma üzülüyorum ama kendimizi düzeltmek için de başka bir çare gelmedi aklıma. Örneğin sana Said-i Nursi hazretlerinden konuyu kapatan bir sözünü zikredeyim: Said-i Nursi hazretleri insanı bir kuşa benzetir ve eğer inanç ile bilim olan kanatlardan biri eksik olursa insan uçamaz der. Herhalde bizim uçamamızın yani özgür olamamızın tek nedeni bu olsa gerek: Kanatlarımızdan biri (ilim) eksik!

Konu upuaut tarafından (27-01-2010 Saat 04:59 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #879  
Alt 27-01-2010, 15:26
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
..................

........................ Siz bilmez misiniz Mısırlılar'ın ne kadar ketum olduğunu? Örneğin Giza Piramitleri'ni kimin yaptırdığı bugün için bile hala bir sırdır. Gerçi bu piramitlerin çevresinde Eski Krallık 4. ve 5. Hanedanlığa ait birçok bulgu ele geçti ama piramitlerin içinde ne bir resim, ne de bir yazıt ya da en ufak bir imaya dahi neden olacak herhangi bir işaret veya sembol yoktur. Bundan dolayı bu piramitleri kimlerin yaptırdığı kesinlik kazanmamıştır.

...................................
Artık günümüzde bırakın Piramitleri kim yaptı/yaptırdı felan fişman şehir efsanesi kıvamındaki basit ansiklopedik bilgileri, son 20 (yirmi) yılda oratay çıkarılan Arkeolojik ve diğer kanıtlar ışığında, o piramitleri yapan firavun bir yana işçilerin günlük yemeklerini ve diyet progranlarını bile biliyoruz, tek tek isim isim hastalık geçmişlerine sahibiz, pramitleri yapanların bir ''gönye'' ve ''silindir'' bir kap ile neler becerdiklerini artık Arkeolojik belgelerle biliyoruz, bunda bir gizem yada Mısır'lıların ketumluğu yok, sadece son yirmi (20) yılda Giza piramitleri ve çevresinde yapılan Arkeolojik kazılar ve aynı zamanda bulunan yeni veriler üzerinden biliyoruz...

Not: Konu ile ilgilenenler için Neyşınılcoğrafik'in belgeselleri piyasada satılmaktadır, detaylı bilgi edinmek isteyenler Mısır Antik Eserler Genel Müdürü Zahi Havas'ın eserlerine başvurabilirler...
Alıntı ile Cevapla
  #880  
Alt 27-01-2010, 17:06
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

Muhterem upuaut, evvela seni kırmak üzmek gibi bir gayem yoktur! Belki sen kendini yanlış ifade ettin ve belki ben seni yanlış anladım, bilemiyorum herne sebep ile olursa olsun kırıldı isen özür dilerim!

Mesele islamın taa adem ile başlayan tevhid tebliğinde kendisinden evvelki halkalar ile münasebeti ise bunu reddedebilecek bir müslüman yoktur! Zati kuran bu hususu sarahaten ortaya koymakta!

Amma feraiz ayetlerindeki paylar ile mısır arasında bir rabıta kurmak beyhude bir iştir, eğerki yaradan miras taksimatı içün eski ümmetlerede bu payları vaaz etmişti denmiyor ve bu teyid edici bilgi ile vuzuha kavuşturulmuyor ise!

Puin bahsine gelir isek bu kişi içün daha evvel şurada söylediklerime müracat edebilirsin!

Kuranın zamanımıza kadar gelişinde şüphe izhar edilecek hiç bir husus yoktur, asırlardır bütün mesailerini bu işe hasretmiş pek çok akademisyen bu mevzuda el ile tutulur hiç bir husus ortaya koyamamıştır çünki koyulacak bir husus yoktur!

Puin bahsi ya kendisine rağmen yalan dolan ile yürütülen bir kampanyadır veyahut bu muhterem bir gün başka diğer bir gün başka konuşmaktadır, denen odurki Christoph Luxenberg müstearı ile yazanda bu şahıstır!

Böylesine güven olmayacağı zahirdir!

İlim mevzusunda ise diyebileceğimiz bir müslümanın demesi icab edendir! İlim sahibi olmak müslümanın vazifesidir, say ile bu hususta sebat edilmelidir!

Gerçeğe sadakat şarttır muhterem!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
algoritma, allah, hadis, hatası, islam, kuran, matematik, muhammed


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Allahın matematik hatası... exclusive İslam 51 31-01-2019 01:34
Kur'an'da Matematik Hatası aydoe Multimedya 45 21-01-2019 05:08
Kuran'da Matematik Hatası İddiası ulpian Önerdiğimiz Başlıklar 30 03-11-2009 17:09

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:59 .