web´isimli üyeden Alıntı
Bütün dindar kardeşlerim de aynı hatayı görüyorum. Bakın 5 dakikalığına müslümanlıktan çıkıp ya da en azından dışından bakarak düşünün.
Evreni, insanı çok güzel okudunuz, anladınız. Bir tanrı yaratmış dediniz, mükemmel bir varlık dediniz, sebepsiz yaratmamıştır dediniz vs.
Sonra önünüze incil, Kur'an, Tevrat, Yunan mitolojisinden, budizmden bahseden vb. yığınla kitap geldi. Hepsi bir ya da birkaç yaratıcıdan bahsediyor.
Evreni istediğiniz kadar güzel okuyun. Bu kitaplardan ve temsilcisi oldukları dinlerden hangisini seçeceğinize nasıl karar vereceksiniz? Hepsini okumanız gerekmez mi? Sizin her okuduğunuz kitap kendisinin doğru, geriye kalanların hepsinin yanlış olduğunu iddia ediyor. O zaman öncelikle kendi dilinizde (!) gelmiş olması gereken (ki doğru anlayabilesiniz ne yazdığını ve çevirilerinin manipüle edilmemiş olduğundan emin olasınız) kılavuzları incelersiniz. Bu bir imtihandır, herkes de kendi seçiminden mesuldur. Aklınıza yatan kılavuzu seçer, o dine girer yolunuza devam edersiniz. Hiçbiri mantıklı gelmezse ateist olmayı tercih edersiniz. Ancak yukarıda uzun uzun yazdığım gibi biz, diğer dinlerden zaten vazgeçtik de, çeşitli sebeplerden dolayı Kur'an'ı anlayamıyor, doğru mu uydurma mı daha onu test edemiyoruz. Kusura bakmayın, ben sizin gibi sırf babam müslüman diye, müslüman olmayı reddediyorum. Bu durumda Amerika'da doğsaydınız, 10 numara hristiyan olurdunuz. Neyse Hasan Hoca haklı ise, varın siz düşünün bu kitabın daha nerelerinin yanlış çevrilmiş olabileceğini.
Ben kılavuzumu öncelikle doğru okuyabilmeliyim, ne kadarını anlayacağım benim problemim. Anladığım kadarıyla iman edip etmeyeceğime karar vermeliyim. Doğru imtihan da bu şekilde başlayabilir. Aç gözlü, bencil insanlarla dolu bir dünyada, dinlerin de bazı ideolojiler gibi insanları sömürme, kontrol altına alma gayeleriyle uydurulmuş olma ihtimali dağ gibi kaya gibi karşımızda dururken, hiç sorgulamadan, anlamadan, kimse bir insanın bir kılavuza inanmasını beklememeli.
|
Bakın o kadar ön yargılı yaklaşıyorsunuzki, insanlar hakkında daha doğrusu bütün müslümanları bir çırpıda aynı kategoriye koyabiliyorsunuz. Halbuki dinler tarihi ile beraber islam tarihine bakın. içlerinden mutlaka bizim gibi sesini yükseltmekle beraber ezici bir coğunluk olan gelenekçilerin sevmediği tipler her daim çıkacaktır karşınıza.
Benim söylediklerim üzerinden yazdığınız için bazı şeyleri kendi adıma konuşmak istiyorum.
Bir zamanlar dinlerden özgür birisiydim, hatta böyle bir Tanrı olamaz diye bana sunulan Tanrıyı bile red etmiştim. Daha sonra ise tıpkı sizin olmasını arzu ettiğiniz gibi sora sora buldum gerçeği.
Öncelikle yanlış kabullerin kurbanı olmuşsunuz ne yazıkki bunu söylemeden edemeyeceğim.
Tanrı bir ise (ki öyle) Onun yoluda tek olmalıdır. Başka başka dinler adı altında sunulan yollar insanların kendilerini ötekileştirmek-berikileştirmek adına kendi koydukları isimlerdir. Yani Tanrının yolu/yöntemi/dini tektir. Tevhidin temelini oluşturur bu. Var ve bir olan yaratıcıya teslim olmaktır özetle. Ve islam selam kökünden türemiştir. Huzur-barış-esenlik anlamları barındırır. Ve islama teslim olanlar Tanrının sözüyle gerçeğe teslim olmuşlardır.
Sizin dünyanın neresinde doğmanızla, atanızdan hangi dini aktarımla bir alakası yok bunların. Tanrı bizden iyilik ve adaleti ayakta tutmamızı ister, kötülükten uzak durmamızı ve zulüm edenlerden olmamamızı ister. İslam budur. İnsan bunun adına ne derse desin Tanrının katında bu fark etmez. Bakın hristiyanlıkta 4 yol vardır, sizin müslümanlık dediğiniz inanışta da 4 mezhep vardır. Ama Tanrı kitabında fırka fırka bölünmeyin der.
Bir insan sizin dediğiniz gibi insanın isimlendirdiği dinlerden bağımsız bir karada dünyaya gelmiş olsa idi emin olun vicdan denen mekanizma ile yine gerçeği bulurdu. İnsanların kendilerine böyle kimlikler edinmeleri belki değişen ve gelişen dünyada, sınırların olduğu bir dünyada artısı ve eksisi ile beraber ayrı ayrı değerlendirilir o başka birşey ama insanların inanç açısından başka isimler hakkında birleşmelerini siz gibi düşünenler Tanrının başka başka yollar sunduğu şeklinde algılıyorsunuz ve esas yanlış burada yapılıyor.
Mesela ben bir inanır olarak size şunu sorayım ve bakalım bana ne cevap verecekseniz.
Benim atalarımın müslüman kimliği altında olmalarından dolayı böyle bir ülkede doğmam ve bu dine mensup olmamdan dolayı geleneğin kabulü ile günahlarım olsa bile bir şekilde mutlaka cennete gideceğim.
Ama Papua Yeni Gine de dünyaya gelen ilkel dediğimiz bir kabile vatandaşı ne elçi Muhammedin adını duymuştur, nede Allah lafzını. O insan bana nispetle dürüst/erdemli ve iyi olsa yine geleneğin kabulü inanç sistemi ile sittin sene cennet yüzü göremez.
Peki şimdi size soruyorum. Benide yaratan aynı Tanrı, o kabilede dünyaya gelen adamı yaratanda aynı Tanrı. Ve ben müslüman kimliğimden başka ne özelliğim varki o adam benden daha iyi olmasına rağmen ben cennete gideceğim.
Gördünüzmü geleneğin yarattığı Tanrı modelini. Ne kadar adaletsiz ve narsist bir Tanrı modeli değil mi?
Kadim uygarlıkları gözünüzün önüne getirin. Amon un, Ra nın heykelleri her yerde. Onların bir kısmı firavun. Yani gücü elinde bulunduran insanlar kendilerine Tanrısal bir model belirlemişler ve ben Tanrıyım yada Tanrı adına söz söyleyen insanım diye her şeyi silip süpürmüşler, insanları sömürmüşler. Böyle zamanlarda elçiler boy göstermiş ve hakkı getirmiş insanlara. Ben küçükken ne güzel artık firavun yok, kimse kimseye kötülük yapamayacak diye sevinirdim. Halbuki firavunlar hiç yok olmamış, her ülkede, her köşebaşında mevcut. Hergün kanıksadığınız halde önünüzden geçtiğiniz heykellere bakın, sokaklara, caddelere isimleri verilmiş insanları inceleyin. O heykeller yüzünden akan kanı bir düşünün. Ama ne yazıkki peygambere ait ne bir resim, ne bir dikit mevcut değildir. Çünkü elçiler kendileride iyi bilirki biz gibi ölümlü insanlardır ve günü gelince bu dünyadan göçüp gideceklerdir. Onlar zulüme sebep olamazlar, yapıları ve fıtratları zaten buna müsait değil.
Çok uzattım neyse toparlayım. Klavuz zaten sizde mevcut. Bakın vicdan vicdan diyorum dönün oraya bakın işte klavuz orada.
Ne zaman bir yerde zulüm boy göstermiş, zalimleri sayısı çoğalmış orada bir elçi ortaya çıkmıştır ve zalimin zulmünü bertaraf etmek adına Tanrının yani gerçeğin kelamını dile getirmiştir.
Düşünün, herkesin huzur ve barış istediği ve bu doğrultuda çalıştığı, çabaladığı ve yaşadığı bir dünyada ne bir elçi olurdu, ne bir metin. Belki öteki dünyaya bile gerek kalmazdı. Ne dersiniz?
Selamlar...