Öncelikle herkesi saygiyla selamliyorum.
Bircok platformda bu görüsü savunmama ragmen paylasimlarim din taraftari insanlar tarafindan ya silindi, ya da sildirildi. Domuz tüketimini reddeden ve bizi direk ilgilendiren islam oldugu icin konunun bu kategori altinda acilmasini uygun gördüm.
Domuz ve etiyle ilgili Türk insaninin hicbir bilgisi olmadigi icin (hayvancilikla ilgilenen "veteriner hekimlik" gibi meslekler dahil olmak üzere) internette yapilan aramalarda sadece profesör diye gecinen Selahattin Salimoglu isimli bir zati muhteremin adi geciyor. Bu zat kendini bu konuda bilgili ilan edip profesör ünvaninin da arkasina saklanarak yalan kaynaklar öne sürerek ve verilen gercek kaynaklardaki bilgileri carptirarak insanlarin aklini bulandirma, bu yolla da Kur'an'i yüceltmek icin kendini zorlamaktadir.
Bu yaziya baslamadan önce, "sen kimsim be adam, ne biliyorsun ki konusuyorsun" diye cikisabilecek dindar insanlara karsi kendimi kisaca tanitayim. Bendeniz Almanya'da yasayan, Türkiye'de okumus bir veteriner hekimim ve Almanya'da %80 domuz, %20 sigir calisan bir klinikte hekim olarak calisiyorum. Dolayisiyla bu konuda hayatinda domuzun neye benzedigini, ne kadar büyüklükte oldugunu görmemis, bir domuzun gercek sesinin nasil cikabileceginden bile haberi olmayan ne üdügü belirsiz insanlardan daha cok söz söyleme hakkina sahibim.
Tüm bu söylediklerimin isiginda bu yazinin ve verilecek olan bilgilerin tartismaya acik olarak kalacagi, en demokratik ve baskalarinin düsüncelerine saygili olarak tartisilmasina imkan saglayacak platform olarak Turan Dursun internet sitesinin dogru bir secim olduguna inaniyorum.
Dini görüsümle ilgili birsey söyleme ihtiyaci hissetmiyorum, zira asabi topluluk gerekli yakistirmayi yapacaktir.
Simdi gelelim su profesör denen sarlatanin birkac yil önce dinci bir gazetede yazdigi yazisina. Yaziyi bir solukta okuyup verecegim kisa cevaplari takip etmenizi istirham ediyorum.
|
Domuz eti niçin haramdır?
--------------------------------------------------------------------------------
Bir şeyin helal veya haram olması, Allah'ın emrine tabidir. Allah bir şeye "helal" derse helal, "haram" derse haram olur. Yani din bir imtihandır, insanlara yapılan bir tekliftir.
Cenab-ı Hak, cennete layık bir duruma getirmek için, insanları imtihana tabi tutuyor. Bu sebeple, bazı emir ve yasaklar koymuştur. Esas olan da bu emir ve yasaklara uymaktır.
Bu prensiplerin gerek insanın şahsi hayatına, gerekse cemiyet hayatına pek çok faydaları vardır. Dolayısıyla bunlar, o emir ve yasağa daha şuurlu olarak riayet etmemizi sağlıyor.
Dinimizin yasakladığı hususlardan birisi de, domuz etidir. Bu yasaklamanın, pek çok hikmeti vardır. Biz, burada sadece birkaçına işaret etmeğe çalışacağız.
- Domuz eti çok yağlıdır. Yenildiği takdirde, bu yağ kana geçer. Böylece kan, yağ tanecikleriyle dolmuş olur. Kandaki bu fazla miktardaki yağ atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalb infaktüsüne sebep olur.
- Ayrıca, domuz yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddeler mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin dışarı atılması için, lenf bezlerinin fazla çalışmaları icap eder. Bu durum, bilhassa çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Hasta çocuğun boğaz bölgesi anormal bir şekilde şişerek, adeta domuza benzer. Bu sebeple, bu hastalığa "domuz hastalığı" (skrofuloz) adı verilir. Hastalığın ilerlemesi halinde, bütün lenf bezleri cerahatlenerek şişer. Ateş yükselir, ağrı başlar ve tehlikeli bir durum ortaya çıkar.
- Domuz etinde bol miktarda bulunan sümüksü bağ dokusu, kükürt yönünden çok zengindir. Bu sayede, vücuda fazla miktarda kükürt alınmış olur. Bu fazlalıksa; kıkırdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireçlenme ve bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar. Domuz eti devamlı yenirse, vücuttaki sert kıkırdak maddesinin yerini, domuzdan geçen sümüksü bağ dokusu alır. Bunun sonucu olarak, kıkırdak yumuşar; vücut ağırlığına tahammül edemeyerek altında ezilir. Böylece, eklemlerde bozulmalar meydana gelir. Domuz eti yiyenlerin elleri pelteleşir, yağ tabakaları teşekkül eder. Mesela yiyen kimse sporcuysa; yorgun, tembel ve az hareketli olur.
- Domuzda, büyüme hormonu da çok fazladır. Doğduğu zaman birkaç yüz gram olan domuz yavrusu, altı ayda yüz kiloya erişir. Bu kadar süratli gelişme, büyüme hormonunun fazlalığı sebebiyledir. Domuz etiyle fazla miktarda alınan büyüme hormonu, vücutta doku şişliklerine ve iltihaplanmalara yol açar. Burun, çene, el ve ayak kemiklerinin anormal bir şekilde büyümesine ve vücudun yağlanmasına sebep olur. Büyüme hormonunun en etkili yönü, kanserin gelişmesine zemin hazırlamasıdır. Nitekim domuz kesim işiyle uğraşanlar, erkek domuzların belli bir yaştan sonra mutlaka kansere yakalandıklarını ifade ederler.
- Domuz etinin ihtiva ettiği histamin ve imtidazol denilen maddeler, deride kaşıntı hissi uyandırır. Ekzama, dermatit, nörodermatit gibi iltihabi deri hastalıklarına zemin hazırlar. Bu maddeler ayrıca; kan çıbanı, apandisit, safra yolları hastalıkları, toplar damar iltihapları gibi hastalıklara yakalanma ihtimalini artırır. Bu sebeple doktorlar, kalp hastalarına kesinlikle domuz eti yememelerini tavsiye ederler.
Alman hekimi Prof. Reckeweg, "Domuz Eti ve İnsan Sağlığı" adlı eserinde bir hatırasını şöyle anlatır:
"Tedavi maksadıyla, bir çiftçi ailesinin biraz sapa yörede bulunan çiftliğine gitmiştim. Babada, müzmin antroz (dejeneratif eklem hastalığı) ve kalça eklemi iltihabı vardı. Ayrıca, karaciğerinden de rahatsız idi. Annenin, bacaklarında varis ve eziyet verici kaşıntısı olan ekzama vardı. Ailenin kızları ise, kalp yetmezliği ve romatizmadan şikayetçi idi. En sağlıklıları görünmesine rağmen oğulları da, anjin sonrası kalp yetmezliğinden ve kan çıbanından müşteki idi. Evin öbür kızı ise, müzmin bronşitten muzdarip idi. Oğullarından bir diğeri de, domuz kıllanması ve müzmin plörite yakalanmış olup, devamlı tekrar eden fistül ifrazatından şikayet etmekte idi.
Yukarıda sakinlerin hastalıklarından uzun uzadıya bahsettiğim çiftlik içinde, muayene sırasında garip bir olaya şahit oldum. Ailenin arasında, iri cüsseli bir domuz hiç istifini bozmadan, aşağı doğru sarkan kalın bir ağaç dalına abanarak sırtını kaşıyordu.
Hastalara, "Oradaki domuzu görüyor musunuz? Onun kaşınmasına ve iltihaplara yol açan maddeleri, etiyle beraber siz de yiyorsunuz. İşte bu maddeler, sizdeki hastalıkların yegane sebebidir" dedim. Yukarıda kendilerinden bahsettiğim, Kara Ormanlar havalisinde oturan benzeri çiftlik sahiplerinden verdiğim nasihati dinleyenler, domuz eti yemekten vazgeçerek hastalıklarının çoğundan kurtuldular. Şimdi o çiftliklerin etrafındaki otlaklarda, İslam ülkelerinde olduğu gibi küçük koyun sürüler yayılıyor."
- Domuz eti ile insana bulaşan tehlikeli hastalıklardan birisi de, trişin hastalığıdır. Domuzlar bu hastalığı, trişinli fare yemek veya trişinli domuz
eti ile beslenmekle alırlar. Fakat trişin, domuzlarda ağır bir hastalık yapmaz. Halbuki insanlarda, çok tehlikeli ve öldürücü bir hastalık meydana getirir.
Domuz etiyle alınan trişin kurtçuklar, mide-barsak yoluyla kana geçer. Böylece de, bütün vücuda yayılırlar. Trişin kurtçukları özellikle çene, dil, boyun, yutak ve göğüs bölgelerindeki kas dokularına yerleşirler. Çiğneme, konuşma ve yutma adalelerinde felçler meydana getirirler. Yine kan damarlarında tıkanıklığa, menenjit ve beyin iltihabına sebep olurlar. Bazı ağır vakalar, ölümle sonuçlanır. Bu hastalığın en kötü tarafıysa, kesin bir tedavi şeklinin olmamasıdır.
Trişin hastalığı, bilhassa Avrupa ülkelerinde yaygındır. Sıkı veteriner kontrolleri yapılmasına rağmen, İsveç, İngiltere ve Plonya'da trişin salgınları görülmektedir.
Yurdumuzdaysa, yerli Hıristiyanların dışında hiç bir müslümanda trişin hastalığı görülmemiştir. Çünkü, ülkemizde Hıristiyanlar dışında kimse domuz eti yememektedir. İnsan ve hayvanlar, yedikleri gıdaların az-çok tesirinde kalırlar. Mesela kedi, köpek, aslan gibi et yiyen hayvanların yırtıcı; koyun, keçi, deve gibi ot ile beslenen hayvanlarınsa daha uysal ve yumuşak huylu oldukları malumdur.
Bu durum, insanlar için de geçerlidir. Nebati gıdalarla beslenenlerin, genellikle halim-selim; et ve et ürünleriyle beslenen insanların ise daha sert mizaçlı oldukları tespit edilmiştir.
- Domuz, dişisini kıskanmayan bir hayvandır. Domuz eti ile beslenen insanlarda, kıskançlık hissinin zayıfladığı veya dumura uğradığı gözlenmiştir.
Fransız filozoflarından Savorin de beslenmenin mizaç üzerindeki bu tesirine çok önem vererek, "Bana ne yediğini söyle, senin ne olduğunu haber vereyim" demiştir.
Yüce Rabbimiz, istifademiz için pek çok gıda yaratmıştır. Bunun yanında, bazı zararlı şeylerin yenilip içilmesini yasaklamıştır. Çünkü O, sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir. Kullarına, taşıyamayacakları yükleri yüklememiştir. Emir ve yasakları, insanların rahatlıkla altından kalkabilecekleri şeylerdir.
Acaba insan içki içmeyince, domuz eti yemeyince ne kaybeder?
Bir makinenin mühendisi, o makinenin hangi şartlarda ve nasıl çalışacağını da belirtmiştir. Mesela kataloğunda, bir makinenin 220 voltta çalışabileceği yazıyor. Bizse, daha iyi çalışabileceğini düşünerek, 500 volta takmış olalım. Bir anda, makinenin ne hale geleceği malumdur...
İşte insan vücudu da, Cenab-ı Hakk'ın yarattığı mükemmel bir motor ve harika bir makinedir. Bu makinenin en iyi nasıl çalışacağını da, elbette yapan bilecektir. Madem ki Allah'ımız domuz etini haram kılmıştır, öyleyse yememiz mahzurludur...
Selahattin Salimoğlu ( Prof. Dr.)
|
Yazinin laiklige uymayan kisimlariyla ilgilenmiyorum.

Kendisi bu konuda zaten haram ve helal gibi subjektif kavramlardan fazla bilgiye sahip degildir.
Cevaplar:
P - Domuz eti çok yağlıdır. Yenildiği takdirde, bu yağ kana geçer. Böylece kan, yağ tanecikleriyle dolmuş olur. Kandaki bu fazla miktardaki yağ atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalb infaktüsüne sebep olur.
Okudugumda bunu gözümde cok akut bir sok durumu canlandi. Bir kere düsünün, sefim 65-70 kilo ve sadece domuz eti yiyor. 47 yasinda ve "domuz gibi" saglikli. Diger Almanlari düsünün, sahsen ben "sadece domuz eti yedigi icin" obez olan ve damarlari tikanmis, akut infarktüs yüzünden kalp krizi geciren insanlarin oraninda bir yükseklik görmedim bu memlekette. Bizim yusyuvarlak top gibi gezen, hamurisinden sismis teyzelerin ne farki var?
Gelelim isin bilimsel kismina. Etin bilimsel karsiligi kas dokudur. Kas doku icinde ihtiva edilen yaga baktigimiz zaman domuz eti yagli degildir. Yag, vücudun belli kisimlarina yayilmistir, hatta etteki orani sigir etinden yer yer azdir. Vücuttan normal bir kesit aldiginiz zaman yagi etten ayrilmis, resmen beyaz olarak görürsünüz. Laboratuvar incelemelerinde de dedigim gibi sigir ya da koyun etinden fazla yag oranina sahip degildir domuz eti. (Tavuk hepsinden daha az yag ihtiva eder.) Kisacasi yagini yemezsin, olur biter. Sanki kuzu sis yendigi zaman araya yag gelmiyor. Kuyruk hele hic yememek lazim.
Ikincisi, kanin yagla dolmasi böyle birden olacak birsey degildir. Cogu kez gazetelerin bile yazdigi gibi, kirmizi et tüketiminin ihtiva ettigi yag ve yüksek enerji, seneler icinde kalp-damar hastaliklarina neden olma riskini artirir. Domuzu bu yüzden yememek gerekiyorsa sigir tüketimini de kesmek, hatta vejeteryan olmak icap eder...
P - Ayrıca, domuz yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddeler mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin dışarı atılması için, lenf bezlerinin fazla çalışmaları icap eder. Bu durum, bilhassa çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Hasta çocuğun boğaz bölgesi anormal bir şekilde şişerek, adeta domuza benzer. Bu sebeple, bu hastalığa "domuz hastalığı" (skrofuloz) adı verilir. Hastalığın ilerlemesi halinde, bütün lenf bezleri cerahatlenerek şişer. Ateş yükselir, ağrı başlar ve tehlikeli bir durum ortaya çıkar.
Su sutoksin denilen sey de beni öldürecek gercekten. Homotoksikoloji teorisi icinde gecen örnekten baska bir yerde görmedigim (Almanya'dan satin aldigim toksikoloji kitabim dahil) bu toksinle ilgili yaziyi sizler de okuyabilirsiniz.
Homotoksikoloji ile ilgili Wikipedia sayfasinda su ifadeler geciyor: (
http://de.wikipedia.org/wiki/Homotoxikologie)
Reckeweg definierte mehrere
Homotoxine, wobei er acht verschiedene
Sutoxine als entscheidend einstufte. Dabei soll es sich um Giftstoffe handeln, die in
Schweinefleisch enthalten sind, woraus er den Schluss zog, dass der Verzehr von Schweinefleisch zu Krankheit führe. Zu den Sutoxinen zählte er u.a.
Cholesterin,
Wachstumshormone,
Sexualhormone und das
Grippevirus. Angeblich erkranken Schweinefleischesser häufiger als andere Menschen an
Blinddarmentzündungen,
Furunkeln und Entzündungen der
Gallenblase. Bei regelmäßigem Verzehr von Schweinefleisch ersetze Gewebe des Schweins allmählich menschliches Körpergewebe.
[1] „Das von Reckeweg vorhergesagte Ergebnis: Schweinefleischesser werden im Laufe der Zeit den Tieren ähnlich, die sie verspeisen.“
Yani, Sutoksin olarak niteledigi bir tek toksin degil, bir toksinler grubu. Bunlarin icine kolesterolünden büyüme hormonu dahil olmak üzere herseyi dahil ediyor ve bunlari bu isim altinda topluyor. Bu toksinlerin tüketimiyle tüketen kisilerde diger insanlara nazaran daha erken ince barsak, idrar kesesi vb. hastaliklarinin ortaya cikacagini savunuyor. Üstüne de ekliyor:
"Düzenli domuz eti tüketiminde domuz dokulari insan vücudu dokularindan üstün tutulur. / Reckeweg'in önceden söyledigi sonuc ise: Domuz eti tüketicisi zamanla tükettigi hayvanla benzerlikler gösterir."
Domuza benzeyen yahut dokularinda domuz eti yedigi icin domuz etine benzer degisikliklerin gözlendigi hastalar görmedim, simdi de arastirdim, bilgi bulamadim. Ayrica dünyada en cok domuzun tüketildigi ülkelerden biri olan Almanya'da diger ülkelere nazaran yukarida sayilan degisimlerin ve hastaliklarin gözlenmesi sözkonusu dahi degildir. Aksine, insanlar daha cok hayvansal protein tüketebildikleri icin ihtiyaclarini karsilayabilmislerdir ve karsilayabilmektedirler.
Skrofuloz'a gelince; bu hastaligin adi domuz hastaligi falan da degildir. Bir hastalik adi koyulacaksa "cocuklarda görülen lenf sismesi" denilmelidir, zira erginlerde görülmez. Günümüzde neredeyse görülmeyen
alerjik bir hastaliktir. Domuzun d'siyle de alakasi yoktur. (Bu hokkabazlarda cidden, affedersiniz ama "bok at, izi kalsin" stratejisi en yaygin kullanilan...)
http://de.wikipedia.org/wiki/Skrofulose
Bu yazida da görülecektir ki hastalik önceden Tüberkülozla iliskili tutulmus, ancak günümüzde alerjiyle baglantilandirilmis. Sutoksinle degil. (Hani toksikoloji kitaplarinin bilmedigi toksin ya da toksin grubu.)
- Domuz etinde bol miktarda bulunan sümüksü bağ dokusu, kükürt yönünden çok zengindir. Bu sayede, vücuda fazla miktarda kükürt alınmış olur. Bu fazlalıksa; kıkırdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireçlenme ve bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar. Domuz eti devamlı yenirse, vücuttaki sert kıkırdak maddesinin yerini, domuzdan geçen sümüksü bağ dokusu alır. Bunun sonucu olarak, kıkırdak yumuşar; vücut ağırlığına tahammül edemeyerek altında ezilir. Böylece, eklemlerde bozulmalar meydana gelir. Domuz eti yiyenlerin elleri pelteleşir, yağ tabakaları teşekkül eder. Mesela yiyen kimse sporcuysa; yorgun, tembel ve az hareketli olur.
Abicim at da yavas at, seni sadece hokkabazlar okumuyor. J.K. Rowling bile yazamaz bu fantaziyi, o kadar diyeyim. Söylenenlerin hepsi icin sadece deli sacmasi diyorum. Vurgu yabacagim tek yeri iddianin son kismi; yani "Mesela yiyen kimse sporcuysa yorgun, tembel ve az hareketli olur." E o zaman Alman, Avusturyali ya da ne bileyim Fransiz sporcularin Türk ve Somali Milli takimlarinin ardinda nal toplamasi gerekirdi herhalde.
- Domuzda, büyüme hormonu da çok fazladır. Doğduğu zaman birkaç yüz gram olan domuz yavrusu, altı ayda yüz kiloya erişir. Bu kadar süratli gelişme, büyüme hormonunun fazlalığı sebebiyledir. Domuz etiyle fazla miktarda alınan büyüme hormonu, vücutta doku şişliklerine ve iltihaplanmalara yol açar. Burun, çene, el ve ayak kemiklerinin anormal bir şekilde büyümesine ve vücudun yağlanmasına sebep olur. Büyüme hormonunun en etkili yönü, kanserin gelişmesine zemin hazırlamasıdır. Nitekim domuz kesim işiyle uğraşanlar, erkek domuzların belli bir yaştan sonra mutlaka kansere yakalandıklarını ifade ederler.
Domuzun büyüme hormonu diger hayvanlara göre fazla degildir. Bu onun fizyolojik gelisimi icin gerekli olan seviyedir. Nasil ki bir filin büyüme hormonu ona göreyse, bir inegin de ona göre olacaktir. Domuzun da ona göredir. Bu büyüme hormonu da salinmaya devam ettigi sürece etkindir. Sirf büyüme hormonu yüksek diye büyümüyor hayvanlar, genetik yapilari buna izin verdigi icin büyüyorlar. Bu adam hayatinda hic domuz ciftligi ziyaret etmedigi icin bilmez, cesitli faktörlerle ufak kalan domuzcuklar olur. Onlarin da büyüme hormonlari yeterince salgilanmasina ragmen. 9 ay 10 gün gebelik süresi olan insan en fazla ortalama 3-4 kiloluk bir yavru dogurabilirken yine 9 ay 10 gün gebelik süresi olan bir inek 50 kilo dogum yapar. Insan 13-14 yasinda ergenlige erisirken inek 1. yasinda artik ergendir ve 2. yasinda ilk buzagisini dogurur. Sigir da yemememiz lazim o halde...
Domuz 114 günlük gebelik süresinin ardindan 1,2 kilo olarak dogar. Kesim yasi 6 aylikken, yani 180 günlükkendir ve bu sürede 120 kilo agirliga ulasirlar. Bu ayni zamanda ergenliklerini de tamamladiklari yastir. 180 günlük yasta domuzlar ya kesime giderler, ya da genc domuzlar olarak tohuma ayrilirlar. Inek 1 yilda 600 kilo olur, tohumlanir, domuz 6 ayda 120 kilo olur tohumlanir. Domuz 1 yasindayken en fazla 230 kilodur, inek ise 700 kiloya cikabilir, irkina göre. Arada fark göremiyorum ben...
Kisacasi büyüme hormonunun kendi türü adina sigirinkinden bir fazlaligi ya da eksikligi yoktur. Hicbir domuz tüketicisinde de yukaridaki belirtiler yoktur...
- Domuz etinin ihtiva ettiği histamin ve imtidazol denilen maddeler, deride kaşıntı hissi uyandırır. Ekzama, dermatit, nörodermatit gibi iltihabi deri hastalıklarına zemin hazırlar. Bu maddeler ayrıca; kan çıbanı, apandisit, safra yolları hastalıkları, toplar damar iltihapları gibi hastalıklara yakalanma ihtimalini artırır. Bu sebeple doktorlar, kalp hastalarına kesinlikle domuz eti yememelerini tavsiye ederler.
Yukaridaki belirtiler yine iskembe-i kübradan atildigi gibi kalp hastalari icin doktorlar "kirmizi etten ve yagli yiyeceklerden uzak durulmasini" tavsiye ederler. Domuz etinden degil sadece...
P - Domuz eti ile insana bulaşan tehlikeli hastalıklardan birisi de, trişin hastalığıdır. Domuzlar bu hastalığı, trişinli fare yemek veya trişinli domuz
eti ile beslenmekle alırlar. Fakat trişin, domuzlarda ağır bir hastalık yapmaz. Halbuki insanlarda, çok tehlikeli ve öldürücü bir hastalık meydana getirir.
- Trisin gibi sigirlarin da bircok paraziti vardir, örnegin Cysticercus bovis gibi; ete yerlesir. Sigirlar da domuzlar da yetistiricilikleri süresince parazit tedavisi görürler. Gerek koruyucu gerek tedavi amacli. Bu tedaviler de genelde eriskin formlara yöneliktir. 75 derece ve daha sicakta pisirildikten sonra enfekte ette bile sorun kalmamaktadir.
Kisacasi parazit riski her ette vardir ve yetistiriciligi hijyenik sartlarda yapilmayan her hayvan türü saglik icin tehdittir. Yukarida yazildigi gibi 100 komplo teorisini ben sadece sigir ve koyunlarin sahip olduklari parazitlerle ilgili yazabilirim...
Müslümanlarda trisin görülmez, ama bol miktarda tenya görülür. Bu parazitler yüzünden zayif kalan, hatta ölen insanlara rastlanmakta. Vejeteryanlarda bu da görülmez. Et yemezler zira.
Simdi de gelelim isin en magazin kismina:
P - Domuz, dişisini kıskanmayan bir hayvandır. Domuz eti ile beslenen insanlarda, kıskançlık hissinin zayıfladığı veya dumura uğradığı gözlenmiştir.
Nerede gözlenmistir, oturup kendisi mi gözlemistir ya da domuzun esini kiskanmadiginin kararina boganin inegini kiskanmasi fantazisine mi dayandirmistir yoksa kocun koyununu kiskanmasina mi, orasini tam bilemiyorum. Bu adamin nasil profesör oldugunu da bilmiyorum, herhalde Türkiye'de saksiya adami 5 yil dikiyorsun fakülte bitiyor, bir 15 yil daha dikili birakiyorsun profesör oluyor. Sonra da böyle sacmaliklar cikiyor. Eh, Türkiye'nin bilim alaninda neden buralarda oldugunun da bir göstergesi herhalde, fakülteler bunun gibi sarlatanlarla dolu.
Kissadan hisse arkadaslar: Domuz eti sagliksiz falan degildir. Saglik acisindan sigir ya da koyun etinden hicbir artisi ya da eksigi de yoktur. Dolayisiyla, tadi damagina güzel gelenlerin cekinmeden tüketebilecegi ve emin olunsun ki özelliikle Almanya gibi bir ülkede tüketiliyorsa bu etler, hicbir ilac ve yan madde kalintisi olmaksizin tamamen saglikli olarak tüketebilecekleri protein kaynaklaridir.
Türkiye'de nasil etler yediginizi bir bilseniz...