‘Aşçısız, müşterisiz, herkesin yemek pişirdiği ve yemeklerin paylaşıldığı' bir mekan olarak Tarlabaşı'nda yaklaşık üç sene önce açılan Göçmen Dayanışma Mutfağı örneğinden yola çıkan bir avuç insan, ‘patronsuz, müşterisiz ve hatta mümkünse fiyatsız' bir kafe açtı Kadıköy'de. Kısa süre önce Don Kişot İşgal Evi'yle birlikte benzer ütopyalara sıcak bir ‘hoş geldin' demiş bulunan Yeldeğirmeni semtinin artık bir de ‘Komşu Kafe Kollektifi' oldu. Komşu Kafe Kollektifi'nde ‘müşteri- iş yeri' ilişkisi yerine, daha katılımcı ve esnek bir ilişki modeli öneriyorlar. Burada herkes, kafeye müşteri olarak gelenler bile, mutfağa girip bir şeyler yapabiliyor. Dileyenin kitabını alıp bir köşeye çekilme özgürlüğü var elbette. Elinin hamuru ile herkesin mutfağa girdiği kafenin asıl sürprizi ise, fiyatları sizin, yani çay-kahve içip bir şeyler yemeye gelenlerin belirliyor olması. Az verdin, çok verdin yok, hatta paranız yoksa önemli değil. ‘Gönlünüzden ne koparsa' da kabul. Gönlünüzden kopanın ne olması gerektiği konusunda kafanız biraz karışmış ise size ‘önerilen fiyat' listesi uzatıyorlar. Dilerseniz bu listede yazan rakamlara göre hesabınızı ödüyorsunuz. Belki içinizden ‘acaba bu da çok mu az oldu'' diye geçirebilirsiniz ama üzülmeyin bir sonraki gelişinizde telafi etmek mümkün.
Göçmen Dayanışma Mutfağı'nda tanışıp, kollektif ekonomi temelli bir çalışma ve yaşama önerisini uygulamaya geçiren bu ekipten Ufuk ve Nora ile konuşuyoruz. Bu modele nasıl karar verdiler? Pratik hayatın zorlukları ne olacak? Bir iş yeri böyle ayakta kalabilir mi? Aslında bu bir ütopya değil mi?
Ufuk, alternatif ekonomi meselesini düşünmeye çok uzun zamandır mesai harcadığını anlatıyor çünkü uzun yıllar hep başkaları için çalışıp bundan pek de mutlu olmamış. Daha önce de çeşitli kolektif yapılar içinde olduğunu anlatan Ufuk, "Göçmen Dayanışma Mutfağı ve Eylül ayında Foça'da düzenlenen Akdeniz Dayanışma Kampı sırasında patronsuz, çalışansız, hiyerarşisiz, kararların oy birliği ile değil fikir yöntemiyle alındığı bir çalışma şekli olabileceğini bizzat gördük. Hepimiz bu deneyim sırasında kazandığımızı aramızda eşit olarak paylaştık ve bunu burada, bu kafede uygulamaya karar verdik" diyor.
Ütopik görünebilir ama dünyada örnekleri var
Komşu Kafe'de fiyatları çalışanlar değil, ‘müşteriler' belirliyor demiştik. Bu nasıl mümkün oluyor? ‘'Burada ana fikir, patron yok, dolayısıyla işçi yok , hatta fiyat da olmasa diyoruz ama bu konuda esnek bir çözüm bulduk. Önerilerimizi koyduk. Ne ödeyeceğinize siz karar veriyorsunuz, kesinlikle sorgulamıyoruz. Eğer hiç memnun kalmadıysanız bunu öğrenmek istiyoruz tabi. Ancak biz temelde değer meselesinin çok doğru bir şey olmadığını düşünüyoruz. Bir şeyin değeri kişiye göre çok farklı olabiliyor. Piyasa adı verilen, kaynağı belirsiz bir yerin emeğe, işe, ürüne değer biçmesi bize çok doğru gelmiyor. Bu sistemi esnetecek başka bir model öneriyoruz. Siz fiyat biçin diyoruz insanlara. Şu ana dek para vermeden çıkıp giden hiç olmadı hatta insanlar daha fazlasını ödeyip çıkıyorlar''.
Komşu Kafe Kollektifi'nde tüketilen gıdaların önemli bir bölümü ekolojik üretim yapan çiftliklerden ve şehirde kalan son bostanlardan geliyor. Bu da kentin amansızca kapıldığı değişim hızında elde kalan belki de son yaşamsal değerleri korumak ve sürdürebilir kılmak yönünde bir çaba.