Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Özgür Düşünce Platformu > Agnostisizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 02-09-2014, 11:44
yaban adami yaban adami isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2013
Mesajlar: 49
Standart

Peki nitelik olarak akilsal degil ise, sence niteligi nedir "inancsal?"
doğrusu, eğer varlığın bir izahı varsa bu insanoğlunun hiçbir surette tahayyül edemeyeceği, aklının eremeyeceği bir şeydir bence. ben, aklımın ve muhayyilemin ötesinde kalan mevzularda bilinmezci bir tutum takınmayı en doğrusu bulurum. inanç, son kertede insanın hayal gücüyle ilişkilidir. hayal gücümüz de aynen kavrayışımız gibi yaşadığımız dünyaya derinden bağlı, bu sebeple de konumuz dışında.

Burada "akil disi" kime/gore neye gore. Cunku bunu dile getiren akla gore degil.
aklın işlevi her bireyde özdeştir. aklın işlevinin, eylemlerinin, hesaplarının ötesinde kalan ise akıl dışı olur. dolayısıyla akıl dışı dediğimiz şey herkes için bir ve aynı.

Iste o ilksellik zamansal ve oncelik kisir dongusu tasir.

Yani "bu ilktir" diye neyi one surersen sur "ya onun oncesi?" sorusu her zaman baki kalacaktir. Dolayisi ile fenomenal bir ilkten ziyade, zamansal bir ilk onceligi baki kalmak sarti ile ortaya konur.

Yani kisaca "ilk denileni kim yaratti?" sorusunun bir, yaratanin yaraticisi sorunudur.
yukarıda da söylediğim gibi, evrenin içinde geçerli olan ilişkilerin, yasaların ötesine geçtiğimizde, bu ilişki ve yasaların temellerini sorduğumuzda takınılacak en doğru tutum bilinmezciliktir. ben bu noktadan sonrası için bir iddiada bulunmuyorum, yalnızca bilinemeyeceğini söylemeye çalışıyorum.

Var veye yoklugu tartisilan ne tanri? Yani birseyin kendi basina varligi/yoklugu tartisilamaz. Ancak ortaya konmus bir seyin (kavram olarak) varligi yoklugu ifade edilir.

Buda tartisma olarak kavramsal temelde varligin varinin yogunun tartismasindaki varligi demektir.

Yani insanoglunun ancak ortaya attigi bir kavramin varligi yoklugu tartisilabilir.

Dolayisi ile varliginin var yok tartismasi, onun kavramsal varliginin zaten kabuludur.

Kisaca insanoglu bir kavrami ortaya koymadan once, onun ikilemini, karsitligini, kendisini karsitini bir pozitif nokta olarak yapilandirmistir, islevi de " hangi bir?" temelli indirgemeci ifadesidir.
evrensel hocam, kusuruma bakmayın ama sizden konuyu biraz daha anlaşılır kılmanızı istemek durumundayım tanrının varlığını yokluğunu tartışırken, zihinde bir kavram olarak tanrının varlığı kabul edilmekte diyorsunuz anladığım kadarıyla. fakat ben buradaki çelişkiyi göremiyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 02-09-2014, 19:53
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668

Onur Üyeliği 

Standart

Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.

İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu).

Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür...

Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs.

Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan?

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 02-09-2014, 20:18
vishnu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vishnu vishnu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jan 2012
Bulunduğu yer: ankara
Mesajlar: 834
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.

İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu).

Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür...

Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs.

Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan?
evrene etki eden bir zeka , bir kişilikli varlık var mı , yoksa yok mu ?

bu şu an bilinemeyen bir kavram

insan olsak yeter
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 02-09-2014, 20:55
yaban adami yaban adami isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2013
Mesajlar: 49
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Araya girdi isem kusura bakmayın, sadece bir konudaki çelişkiyi dile getireceğim.

İnsanlar ancak "şey"(felsefedeki şey, yani duyu organları ile algılanabilen, gözlemlenebilen vs) olma vasfıyla ele aldıkları şeyler üzerine yorum-yargı üretebilirler, bunun dışındaki her türlü yorum özünde spekülatiftir(yani kurgu).

Bu nedenle bir şeye bilinemez çıkarımında bulunabilmek için o şey her ne ise hakkında bir şeyler bilmek gerekir, bu da bilinemez ifadesine gölge düşürür...

Neden bu tür yargıları seçelim ki, zaten her şeyi bilmek mümkün değil. Bilgi nedir? Bu anlamda, yani konu ile ilgili olarak etki-tepki süreci, dahilinde olduğumuz her şey hakkında zaten algıladığımız için bilgi sahibi oluyoruz. İşin yorum kısmı vb ise daha detayı oluyor. Aldığımız her etki, bizim için bir bilgidir, örneğin ışığın ne kadar yğksek olduğunu etkisinden ve gözün verdiği tepkiden, sesin ne kadar yüksek olduğu vb gibi etkiden ve verilen-verilebilen tepki ve bunun şiddetinden yola çıkarak ediniyoruz. Bilgi yani bu temelde, en temel bilgi ya da basit bilgi diyebileceğimiz haliyle bilgi sahibi olduğumuz için zaten yorumlayabiliyoruz, davranış geliştirebiliyor, görüyor, duyuyoruz vs.

Bilinemez dendiği zaman ben hep şu soruyu anlamlı buluyorum. Nedir o bilinemez olan?
esasen bilinmez olduğu iddia edilen şey, münferit bir varlık, doğaüstü bir güç değil, konunun başında da söylediğim gibi, varlığın ilksel kaynağı problemidir. tanrı bu probleme verilebilecek muhtemel bir yanıt olduğu için -o ve türevi tüm cevaplandırma girişimleri de dahil olmak üzere- araştırılması, akıl yürütülmesi, insan evladının her türlü yetisini aştığı için mümkün olmayan mevzulardır, yani bilinemezdir. tanrının bilinemezliği hususu buradan çıkar.
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 02-09-2014, 21:15
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

yaban adami´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
doğrusu, eğer varlığın bir izahı varsa bu insanoğlunun hiçbir surette tahayyül edemeyeceği, aklının eremeyeceği bir şeydir bence. ben, aklımın ve muhayyilemin ötesinde kalan mevzularda bilinmezci bir tutum takınmayı en doğrusu bulurum. inanç, son kertede insanın hayal gücüyle ilişkilidir. hayal gücümüz de aynen kavrayışımız gibi yaşadığımız dünyaya derinden bağlı, bu sebeple de konumuz dışında.
Burada bir seye karar vermek durumundayiz. Herhangi bir sey ile ilgili bilimsel bir bilgi mi ortaya koyuyoruz, yoksa akilci, spekulatif, inancsal v.s. bir bilgi mi?

Cunku bilinmezlige yonelmek bilimsel degildir. Bilim, bilir ve bildirir. Bilimde bilinmez yoktur, ya da bilinmiyen ile ilgili akilcilik yurutulmez. Cunku bilimin gorevi ve islevi, bilmek ve bildirmektir. Bu da daimi bir sekilde yenilenen, gelisen, degisen bir bilgi surecidir.

Zaten bilimi insanoglunun digger dile getirdiklerinden farkli kilan da budur. O yuzden "varligin bir izahi" ancak felsefi ontolojik teolojik ve fizik otesi temellerde alinan tabanlar (madde/nesnel, dusunce/oznel ve yok/isimsel) ile ortaya konur. Yani bilimsel bir ortaya koyum yoktur. Cunku bilim varlik ile degil, gozlemi ile ilgilenir. O yuzden bilimde gizem, bilinmeyen, sir, kesinlik, suphe v.s. bulunmaz.

Olgusal gecerlilik ve de bunun gozlemsel yanlislanabilirligi, bilimi sabit ispattan kurtarir ve gelismesini saglar.

Soyle dusun, hic bir varlik kendi kendini ortaya kendi Adina koyamayacagina gore; her turlu varligi kendi de dahil kendi algi ve gozlemi ve de kavramsal bilgisi ile ortaya koyan insanogludur. Zaten tartisma da, "varligin ne oldugu, neyin varlik oldugu, gercek varligin ne oldugu, gercekte var olan varligin ne oldugu varligin cesitleri v.s." uzerine farkli temeller ve tabanlar ve de algilardir.



aklın işlevi her bireyde özdeştir. aklın işlevinin, eylemlerinin, hesaplarının ötesinde kalan ise akıl dışı olur. dolayısıyla akıl dışı dediğimiz şey herkes için bir ve aynı.
Iste bu ote yoktur. Cunku insanoglunun siniri kavramsal bilgisidir. Bu kavramsal bilgi de akil yetisi ile ortaya konur.

Dolayisi ile, aklin disinda kalan bir kavramsal bilgi yoktur. Zihnin ufku kavramsal bilgisidir.



yukarıda da söylediğim gibi, evrenin içinde geçerli olan ilişkilerin, yasaların ötesine geçtiğimizde, bu ilişki ve yasaların temellerini sorduğumuzda takınılacak en doğru tutum bilinmezciliktir. ben bu noktadan sonrası için bir iddiada bulunmuyorum, yalnızca bilinemeyeceğini söylemeye çalışıyorum.
Hayir degildir. Cunku bilimin gorevi zaten bilmek ve bildirmektir. Bilimsel olan da bugun bilimin geldigi epistemolojik anlik siniri ve daimi olarak bu sinirin yenilenmesi degismesi ve gelismesidir.

Zaten her an bilimin geldigi sinirin disina cikmak, zaten bilimsel degildir. Sadece aklin bir inancidir. Zaten inanc kendi aklinca "bilinmiyene yer birakmaz" Cunku akil ego olarak, "her seyi bildigini zanneder ve bilmedigini algilarsa da rahatsiz olur. Iste inasnclar ideolojiler v.s. bunun icindir.

Yalniz bunlarin tehlikesi bilgi ilerledikce, sabitligini korumasi ve zamanla bir dogma, cagdisi, tutuculuk gericilik haline gelmesidir.

Iste o yuzden ideolojiler ve inanclar ciktigi gibi kalirken, bilim yenilenir.

Soyle bir formul yapalim.

Bilinebilirligin sinirina- A diyelim

Bugun gelinen sinira- B diyelim

Burada B, A yi hic bir zaman yakaliyamaz. Cunku gelinen B siniri, ne bitmis, ne sabit, ne mutlak v.s. hic bir zaman olmayacaktir. Cunku anlik olarak degisen, gelisen ve yenilenen olacaktir.

O yuzden bilmenin "bildisi" yoktur. Yani bilinebilirligin siniri yoktur. O yuzden de "bilinemez" mantiken anlamsizdir. Cunku sadece bilmek ve bildirmek vardir. Cunku bilmek sinirsizdir.

Onemli olan bilinenin bilimsel olup olmadigidir.

Yoksa akil kendince bilmek icin herhangibir bilgiyi kendine dogrulayabilir ve buna kendini inandirabilir.



evrensel hocam, kusuruma bakmayın ama sizden konuyu biraz daha anlaşılır kılmanızı istemek durumundayım tanrının varlığını yokluğunu tartışırken, zihinde bir kavram olarak tanrının varlığı kabul edilmekte diyorsunuz anladığım kadarıyla. fakat ben buradaki çelişkiyi göremiyorum.
Tarisilan kavram nedir? Tanri. Yani ortada varligi inanci v.s. tartisilabilecek bir tanri kavrami var. Peki neyi tartisiliyor?

Varliksal nitelikteki var/yok ifadesi.

Inancsal nitelikteki, inanmak/inanmamak ifadesi

Celiski kavrami olan bir tanrinin, varliksal/inancsal ifade edilisindeki tartismanin anlamsizligidir. Cunku bu tartisma, tanri kavramina bir anlam icerik, deger v.s. yukler. Halbuki tanri kavrami, ayni "manri" gibi bir anlam ve icerik tasimaz.

Ayrica nasil bir varliksal deger anlam tasidigi ve de inancsal olarak neyine neden ve nasil inanmak/inanmamak gerektiginin de bir izahi yoktur.

Yani tanri kavrami felsefi dali olan teoloji olarak, noncognitivizm; yani bilisselsizlik tasir.

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 02-09-2014, 21:18
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

vishnu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
evrene etki eden bir zeka , bir kişilikli varlık var mı , yoksa yok mu ?

bu şu an bilinemeyen bir kavram
Var, insanoglunun her turlu yetisi ve yetisel fonksiyonu.

Etmese doga degisime ugramaz, mahvolmaz. Bu dunyayi da etkiler.

Dolayisi ile, bunyesindeki bir parcanin her turlu etkisi; o bunyenin kendisi olan evreni de etkiler.

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 03-09-2014, 00:00
yaban adami yaban adami isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2013
Mesajlar: 49
Standart

Burada bir seye karar vermek durumundayiz. Herhangi bir sey ile ilgili bilimsel bir bilgi mi ortaya koyuyoruz, yoksa akilci, spekulatif, inancsal v.s. bir bilgi mi?

Cunku bilinmezlige yonelmek bilimsel degildir. Bilim, bilir ve bildirir. Bilimde bilinmez yoktur, ya da bilinmiyen ile ilgili akilcilik yurutulmez. Cunku bilimin gorevi ve islevi, bilmek ve bildirmektir. Bu da daimi bir sekilde yenilenen, gelisen, degisen bir bilgi surecidir.

Zaten bilimi insanoglunun digger dile getirdiklerinden farkli kilan da budur. O yuzden "varligin bir izahi" ancak felsefi ontolojik teolojik ve fizik otesi temellerde alinan tabanlar (madde/nesnel, dusunce/oznel ve yok/isimsel) ile ortaya konur. Yani bilimsel bir ortaya koyum yoktur. Cunku bilim varlik ile degil, gozlemi ile ilgilenir. O yuzden bilimde gizem, bilinmeyen, sir, kesinlik, suphe v.s. bulunmaz.

Olgusal gecerlilik ve de bunun gozlemsel yanlislanabilirligi, bilimi sabit ispattan kurtarir ve gelismesini saglar.

Soyle dusun, hic bir varlik kendi kendini ortaya kendi Adina koyamayacagina gore; her turlu varligi kendi de dahil kendi algi ve gozlemi ve de kavramsal bilgisi ile ortaya koyan insanogludur. Zaten tartisma da, "varligin ne oldugu, neyin varlik oldugu, gercek varligin ne oldugu, gercekte var olan varligin ne oldugu varligin cesitleri v.s." uzerine farkli temeller ve tabanlar ve de algilardir.
söylemek istediğim çok açık: gözlem ve akıl, yaşadığımız maddi dünyayı bilip kavramada doğru araçlardır. fakat iş, topyekun varlığın neyden, nasıl türediği gibi ilksel, ontolojik problemlere geldiğinde bu araçları kullanamayız, bu noktadan sonrası bizim deneysel ve akli kabiliyetlerimizi aşar. gözlem ve hesap yoluyla bilemediğiniz bir şeyi başka hiçbir surette bilmeniz mümkün değildir, buradan sonrası için susmaktan başka çareniz yoktur. benim savunduğum şey tam olarak bu. ortaya bir kurgu, hikaye, bilgi vesaire koymuyorum; tam aksine, böyle bir kurgunun veya bilginin mümkün olamayacağını söylüyorum.

Iste bu ote yoktur. Cunku insanoglunun siniri kavramsal bilgisidir. Bu kavramsal bilgi de akil yetisi ile ortaya konur.

Dolayisi ile, aklin disinda kalan bir kavramsal bilgi yoktur. Zihnin ufku kavramsal bilgisidir.
benim deminden beri söylediğim de bu zaten: varlığın ilksel temellerine ilişkin metafizik problemleri akıl yoluyla çözmek mümkün olmadığına göre, böyle bir bilgi insan için mümkün değildir. bir konuyu bilmek insan olanaklarını aştığına göre bilinmezci yaklaşım en doğru tutum olabilir.

Hayir degildir. Cunku bilimin gorevi zaten bilmek ve bildirmektir. Bilimsel olan da bugun bilimin geldigi epistemolojik anlik siniri ve daimi olarak bu sinirin yenilenmesi degismesi ve gelismesidir.

Zaten her an bilimin geldigi sinirin disina cikmak, zaten bilimsel degildir. Sadece aklin bir inancidir. Zaten inanc kendi aklinca "bilinmiyene yer birakmaz" Cunku akil ego olarak, "her seyi bildigini zanneder ve bilmedigini algilarsa da rahatsiz olur. Iste inasnclar ideolojiler v.s. bunun icindir.

Yalniz bunlarin tehlikesi bilgi ilerledikce, sabitligini korumasi ve zamanla bir dogma, cagdisi, tutuculuk gericilik haline gelmesidir.

Iste o yuzden ideolojiler ve inanclar ciktigi gibi kalirken, bilim yenilenir.

Soyle bir formul yapalim.

Bilinebilirligin sinirina- A diyelim

Bugun gelinen sinira- B diyelim

Burada B, A yi hic bir zaman yakaliyamaz. Cunku gelinen B siniri, ne bitmis, ne sabit, ne mutlak v.s. hic bir zaman olmayacaktir. Cunku anlik olarak degisen, gelisen ve yenilenen olacaktir.

O yuzden bilmenin "bildisi" yoktur. Yani bilinebilirligin siniri yoktur. O yuzden de "bilinemez" mantiken anlamsizdir. Cunku sadece bilmek ve bildirmek vardir. Cunku bilmek sinirsizdir.

Onemli olan bilinenin bilimsel olup olmadigidir.

Yoksa akil kendince bilmek icin herhangibir bilgiyi kendine dogrulayabilir ve buna kendini inandirabilir.
bilinebilirlik, bilinenle sınırlıdır. siz bilinenin kendisinden türediği temel dayanağı (buna isterseniz tanrı deyin) araştırmaya kalktığınızda bu sınırları ihlal etmiş olursunuz, yani bilinebilirliğin ötesine geçmişsiniz demektir.

Tarisilan kavram nedir? Tanri. Yani ortada varligi inanci v.s. tartisilabilecek bir tanri kavrami var. Peki neyi tartisiliyor?

Varliksal nitelikteki var/yok ifadesi.

Inancsal nitelikteki, inanmak/inanmamak ifadesi

Celiski kavrami olan bir tanrinin, varliksal/inancsal ifade edilisindeki tartismanin anlamsizligidir. Cunku bu tartisma, tanri kavramina bir anlam icerik, deger v.s. yukler. Halbuki tanri kavrami, ayni "manri" gibi bir anlam ve icerik tasimaz.

Ayrica nasil bir varliksal deger anlam tasidigi ve de inancsal olarak neyine neden ve nasil inanmak/inanmamak gerektiginin de bir izahi yoktur.

Yani tanri kavrami felsefi dali olan teoloji olarak, noncognitivizm; yani bilisselsizlik tasir.
tanrı kavramı somut içerikten yoksun olabilir, ancak, "tüm var olanların kendisinden türediği yaratıcı bir kudret" olmak gibisinden biçimsel anlamları vardır. bu anlamıyla tanrının var olup olmadığı tartışmaya sokulamaz mı sizce?
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 03-09-2014, 00:23
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

yaban adami´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
söylemek istediğim çok açık: gözlem ve akıl, yaşadığımız maddi dünyayı bilip kavramada doğru araçlardır. fakat iş, topyekun varlığın neyden, nasıl türediği gibi ilksel, ontolojik problemlere geldiğinde bu araçları kullanamayız, bu noktadan sonrası bizim deneysel ve akli kabiliyetlerimizi aşar. gözlem ve hesap yoluyla bilemediğiniz bir şeyi başka hiçbir surette bilmeniz mümkün değildir, buradan sonrası için susmaktan başka çareniz yoktur. benim savunduğum şey tam olarak bu. ortaya bir kurgu, hikaye, bilgi vesaire koymuyorum; tam aksine, böyle bir kurgunun veya bilginin mümkün olamayacağını söylüyorum.
Konu susmak degildir, bilimin anlik sinirinin ustunde bilimsel olmayan bir cevaba verilecek yanit " bu bilimsel bir yanit degildir" olacaktir.

Cunku bir dile getirim, ya bilimseldir;ya da degildir. Degilise zaten yanlislanabilirlik icermedigi icin, ortada bir tartisma da yoktur. Sadece dile getirenin kendi inancsal soylemi vardir, bu da ne bir olgusal gecerlilik ne de gozlemsel yanlislanabilirlik tasir.



benim deminden beri söylediğim de bu zaten: varlığın ilksel temellerine ilişkin metafizik problemleri akıl yoluyla çözmek mümkün olmadığına göre, böyle bir bilgi insan için mümkün değildir. bir konuyu bilmek insan olanaklarını aştığına göre bilinmezci yaklaşım en doğru tutum olabilir.
Konu cozum degildir ki! bunun zaten bilimsel bir yani yoktur. Eger bu "problem" olarak algilaniyorsa; zaten verilecek her bir akilci yanit problemdir. Cunku sadece inancsal dogrulama icerir. O da sadece dogrulayanin inanci icin gecerlidir.

Burada olanaklarin asmasi degil; "insanoglu disinda hic bir varligin kendi varligini ortaya koyasmayacagi ve her bir varligi ortaya koyanin insanoglu ve onun kavramsal bilgisi oldugu" olgusu gecerlidir.



bilinebilirlik, bilinenle sınırlıdır. siz bilinenin kendisinden türediği temel dayanağı (buna isterseniz tanrı deyin) araştırmaya kalktığınızda bu sınırları ihlal etmiş olursunuz, yani bilinebilirliğin ötesine geçmişsiniz demektir.
Iste o yuzden bilimde negative bir kullanim yoktur. Cunku bilim bilir ve bildikce de bildirir. Bu da daimi bir surectir. O yuzden bilimde, bilinmeyen diye bir algi yoktur. Cunku boyle bir algi spekulatif inancsal bir algidir. Ayni zamanda da bir bildirimin bilimsel olup olmadiginin da olcutudur.



tanrı kavramı somut içerikten yoksun olabilir, ancak, "tüm var olanların kendisinden türediği yaratıcı bir kudret" olmak gibisinden biçimsel anlamları vardır. bu anlamıyla tanrının var olup olmadığı tartışmaya sokulamaz mı sizce?
Tartisma bilimsel degildir. Tabi ki inancsallar ya da ideolojiler kendilerininkini digerlerine Kabul ettirme mucadelesi verirler, olan da bu degil mi? Yalniz ortada ne bir bilgi ne de bir dusunce vardir. Sadece dogrulanan inanclarin kendi arasindaki "benimkisi asil dogru" tartismasidir ve bunun kazanani/hakli olani/dogru olani yoktur.

Ayrica tanrisini bir somut ile ozdeslestirebilen icin, somut icerikten de yoksun degildir.

Ornek hyloteizmin hyleyi yani mustakil maddeyi tanri ile ozdeslestirmesi.

Ya da Islamin, Kurani Allah ile ozdeslestirmesi.

Burada onemli olan "beynin tanrilastirma eylemine olumlu ya da olumsuz bir ihtiyac duyup duymamasi " dir.

Duyan zaten olan ya da olmayan tanrisini tartisir.

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 03-09-2014, 00:35
vishnu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vishnu vishnu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jan 2012
Bulunduğu yer: ankara
Mesajlar: 834
Standart

uzaylılar var mı yok mu tartışmasına bakalım.

uzaylı demek dünya dışında varlık sürdüren canlı diye bakılırsa ben uzaylı var mı yok mu bilmiyorum.

uzaylılar için şu an bir kanıt yok ama bu uzaylılar yoktur anlamına gelmiyor.

evrenin çok uzaklarında uzaylı bir medeniyet olabilir. pek tabi olmayabilir de.

tanrıyı evrene kaynak olan bir zeka- irade olarak tanımlarsak

var veya yok oldugunu şu an bilemeyiz.

insan olsak yeter
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 03-09-2014, 00:38
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

vishnu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
uzaylılar var mı yok mu tartışmasına bakalım.

uzaylı demek dünya dışında varlık sürdüren canlı diye bakılırsa ben uzaylı var mı yok mu bilmiyorum.

uzaylılar için şu an bir kanıt yok ama bu uzaylılar yoktur anlamına gelmiyor.

evrenin çok uzaklarında uzaylı bir medeniyet olabilir. pek tabi olmayabilir de.

tanrıyı evrene kaynak olan bir zeka- irade olarak tanımlarsak

var veya yok oldugunu şu an bilemeyiz.
Bunun "tanri var mi/yok mu" tartismasindan farki nedir, sence?

Neden "dunya disinda varlik surduren bir canli" dusuncesi uretiyorsun?

Sana bu cumleyi soyleten nedir?

Yani yuruttugun mantik nedir?

Iste bilimsel olmamasi da burden geliyor. Yani ortada ve elde bu cumleyi soyletecek bir very yok, yoksa var mi?

Varsa once bir varsayim da bulunmak gerekiyor.

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zaman var mıdır? Olimpiyat Felsefik Tartışmalar 21 22-02-2018 00:27
Tesadüf var mıdır ? Şüpheci Dinsiz Klasik Mekanik 51 19-02-2016 00:45
Ateizm, deizm, panteizm, panenteizm ve agnostisizm erdm34 Özgür Düşünce Platformu 21 24-02-2011 16:53
Gnome Var mıdır? yucemanitu Konu-dışı 18 03-08-2009 12:41
Agnostizm, Teizm ve Ateizm üzerine bir kaç kelam himgil İslam 1 31-03-2007 15:53

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:01 .