Re: Müslüman-Çağdaş ve Demokrat Olunabilir mi?
Eğer inanç insanların kendi aralarındaki doğal sosyo ilişkileride belirler nitelikte işlenmese idi, hiç kimse başka hiç bir kimsenin inancına göre yargılara varmazdı. Toplumsal düzenleri, eğitimi, gündelik yaşamı buna göre belirleme süreci, kişiere başka türlü düşünme ve ifade hakkı tanımamıştır, Tarihde binlerce uydurma tanrının yüz yıllarca sürmesinin başka bir açıklaması yoktur. Dinler insanların sosyo-ekonomik-politik yaşamlarının bir nedeni değil, bir sonucudur. Aynaya doğru yerinden bakarsak, tarihde sınıflaşmaların, elit devletlerin, sevk ve idarenin nedeni din olarak görülür ama bu doğru değildir, dinler sadece birer araçtırlar. İslamiyet yada öbürleri, günümüzden binlerce yıl evvelki toplumsal yapının birer yönetim biçimleridir ve demokrasi kurum olarak o devirlerde yoktur. O devirlerde geçerli olan babadan oğula geçer otokrasidir ve yönetim şekilleride bu şekilde işlenmek zorundaydı... Kısaca düzen Tanrının düzeniydi, demokrasi ise insanların düzenidir...
Egemenliğinin ve geniş topraklarının meşruluğunu sağlama telaşında olan bir ağa, bu varlığının Allah vergisi olduğunu söyleyerek, açıkca ortada olan adaletsizliği kendi çıkarına dengeleyebilirdi. Kendisi cennet hayatında yaşarken, alınteri ile madrabaz olan yoksul çoğunluk ise, buda takdiri ilahi olmakla birlikte umdukları güzel yaşamı, burada iyi ve isyankar olmayan köleler olarak, Allah'ın düzenine ve sınavına sonuna kadar(tabi ağayada) bağlı kalarak elde edebilirlerdi.
Ağaların toplamından oluşan ve merkezi bir otorite sağlayan kurumlarda, toplumun inanç yönüne göre şekillenmesi gerekirdi. Toplumu bir arada tutan her ne kadarda insanın sosyal yönü ve nesnel koşullar olsada, yapay iktidar ve menfaatlerinde birlikteliği, toplumsal statüde ayrıca sağlanmalıydı. Bununda şaşmaz araçlarından bir tanesi din olmuştur. Bu sayede ağanın kurumsal varlığı kadar, onun merkezi ve egemen kurumlarının varlığıda kutsallaşmıştır.
Tarihde uygarlıklar tarihine baktığımızda bir olumlu kelimeye bir başka olumsuzlukla karşılaşırız. En parlak uygarlıkların uygarlığının altında yatan asıl gerçeğe, barbarlığa. Bu uygarlıklar, gücünü yağmadan alırken, kendi iç tutarlılıklarını ve toplumsal bağlılığı(ki en önemlisi bu) sağlamak için, vazgeçilemez olarak dini kullanmışlarıdır. Yıllarca Sümer, Mısır, Babil, Hitit tutsaklığında sonraki dönem arapların, yükselişi ve coğrafyaya hakim olmasınıda irdeler isek yağmaya başladıkları döneme borçludurlar. Bunun içinde toplumsal birlik ve beraberlik ve birde bu gücü kullanmaya ihtiyaç vardır. Toplumsal staüler belirlenirken dini aidiyetlik önem oluştururken, ayrıca aynı dine mensup olanların toplamından ise ortaya bir GÜÇ çıkmıştır. Özünde bunların hepsi yapay birleşimler ve yapay güç olurken, hakim olan ve bu dünyada cennet hayatı sürenler içinde vazgeçilemez bir silaha, araca ve güce dönüşmüştür. Yağmaya çıkarken dahi, birbirlerini yok etmeye yolladıkları insanlara, onlar Tanrınız A yada B ye saygı duymuyor, gökyüzü bu günlerde fazla gürlüyor, Tanrı bizlere kızdı, eğer bunu durdurmaz isek, hepimizi tanrılar cezalandırır, gidin Tanrınız A için, onlar biat edene kadar, diz çöküp aman dileyene kadar onlarla savaşın. Tanrı sizi korusun ve karşılığında anrı sizleri ödüllendirecek.
Büyük bir egemenlik kuran yağmacı Büyük İskender, Zeus'un oğlu olma gücünü elinde tutarken, bir şimşek çaksa tir tir titreyen o büyük çoğunluğun umut ışığı sayılırıdı. Kimse Zeus'un oğlu için gözünü budaktan sakınmamalıyıd, sakınamazdı, yoksa Zeus cezalandırırdı......
Görüldüğü gibi inanç içsel bir olgu olmaktan çıkıp, kişilerin yada toplumların hem kategorize edilmesi, bir potaya alınması ama hemde kullanılması ve kullandırılması olarak işin içine girdiği anda inanç olmaktanda çıkıyor. Madem inanıyorsun bunu yapacaksın, madem inanıyorsun buna tabisin, böyle olacaksın, madem inanıyorsun yapmak, etmek, bağlı olmak zorundasın dendiği anda orada demokrasi değil, egemen olan dayatımdır.... Kutsal metinler hangi tarih yada dinden olursa olsun binlerce örneğini, ister ilahilerde ama isterse ayetlerde olsun gözler önüne sermektedir. Sermeyede devam edecektir, taki, insan inancının menfii çıkarlara alet olmasının yine insan bilinci ile son bulmasına kadar.
İslamiyet hoşgörü dinidir denir, oysa bu kişiyi hoşgörülü birisi haline getiremez. İslam ayrı bir şey kişi ayrı bir şeydir. Dini sitelere girdiğinizde bir başka inanca sahipseniz dahi, anında yaftalar, yakıştırmalar alırsınız, ne deseniz kar etmez, hakaretler birbiri ardısıra dizilir, kişinin demokrat olmasıda bir yerde inancını kullandırmaması ile göbekten bağlıdır. Aksi inandıysan bunu yapacaksın, onu edeceksin, böyle olacaksın dendiği yada dediği hiç bir yerde kişinin inancı ne olursa olsun, din değil kültürel bir alan dahi olsa orada demokrasi yok demektir. Kaldı ki kişi inancını kullanarak ona yüzlerce yaptırımı dayatan İslamiyetde olsun.
Tam anlamıyla islamiyeti gündelik hayatında uygulayan bir kimse demokrat olamaz, çünkü demokraside davaranışlar ve insani haklar, insanların kendi koşulları ve dönemine göre tamamen insani olarak ortaya çıkar. Evvelden hazır bir reçetesi yoktur... Demokrasi sadece temsil değilsede, kendini ifade edebilme ve bu ifade ile varlığını sürdürebilme anlayışıdır.
Nerede görürseniz öldürün, inanmıyorsa yanacaktır, ateşlere yaslanacaktır, inanmıyorsa cezalandırın kuşkusuz bunun için size ödül vardır, kötüleyin, hakaret edin, aşağılayın, dışlayın, pasifleştirin, izole edin, öldürün..... Demokraside bunlara yer yoktur ve demokratik toplumlar homojen(tek tip) değil heterojen(çeşitli) yapıya sahiptirler. İnsanları tek tipleştirme, tabiri caize yemesini içmesini, dışkılamasını dahi aynılaştırma anlayışı demokrasi değil, despotluktur. İnsanar homojen bir toplumda dahi olsa, koşulları aynı olmayacaktır, küçücük bir okul çocuğunu dahi yanlış anlayıp ona baskı uygulandığı ve kendini ifade hakkı verilmediği anda bile demokrasiye ihtiyaç var demektir, bu inançla açıklanamaz. İslamiyetin yönetim şeklinde ise heterojenliğe yer yoktur, Afganistan, iran, Arabistan, yüzbinlerce Aleviyi katleden Osmanlı.... buna güncel örnektir.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|