Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #131  
Alt 07-09-2016, 03:56
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu tartismayi nedense inanmayanlar yürütüyor bu yüzden hava da kalan bosa dönen tekerlek gibi oluyoruz.Hangi alanda oldugumuzu unutmayalim. Misal koydugun resimin en tepesine cikarsak ademi bulacaz ve o da sonra diyecek ki , lan oglum siz hepiniz zaten kardes degilmisiniz.Yani bu alan da kardeslik kizkardeslik tartismalari ne bilem ama, bosuna .
Neden bosuna olsun. Kuran adli metin "evrenin Tanrisi'nin vahyi" sifatiyla ortaya atilmiyor mu, ve ayni Kuran, Ahitler'in kendisini onceledigini de bildirerek onlari onaylamiyor mu?

Muslumanlara gore Kuran Tanri sozu mu, insan sozu mu? Herhalde Tanri sozu.

Peki sozde tek ve ayni kaynagin, donemsel olarak kendi aktarimlariyla celismesi, veya hatali aktarimlarda bulunmasi, neyin isaretcisi?


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #132  
Alt 07-09-2016, 06:53
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.676

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
[FONT="Georgia"][FONT="Georgia"]

kelimeler önemlidir değiştirmemekte fayda vardır. Dediğim şuydu.

1) Elizabeth Harun'un soyundan
2) (isa) Meryem Elizabethin akrabasi ve böylece Harun'un soyundan olmuş oluyor.
3) Kuran dedi medi diye de bir sey yok ortada.

haklısın da,
1.) Önemi yok
2.) Öyle değil, bir aile kütüğünü baba, dede yani göbek bağılya(ağaç misali) götürmek ayrı, aynı nesilin soyu-göbeği olarak ifade edilemeyeni öyleymiş gibi sunmak ayrı(yani ayrı dalların soyunu aynı dalmış gibi, toplamda ağaç ortak kabul ama kimin soyundan gelindiği konusunu kafaya takan günümüzden bir kaç bin yıl önce yaşamış böylece kendilerini SOYLAYIP(SOYSUZLAR YA) üste-öne çıkmak isteyenlerin sorunu. Misal amcanız sizin babanız değil bu halde siz amcanızla aynı soydan gelseniz bile, bu amcanızı babanız yapmaz, böyle bir hatayla karşılaşırsanız da fikrinizi söylersiniz...
3.) başlık KUR'AN'IN NE DEDİĞİ ÜZERİNE.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kuran sadece Konusulan lari Haber gibi bildiriyor.Bu isin dedi si medisi yok.
Bir gazetenin konuşulanı haber yapması ayrıdır, HABERİN NE OLDUĞU ayrı, biz haberi irdeliyoruz.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Dingil meselesine gelince haklisin, Ama dogrular bizden bir sey almaz aksine bizlere bir seyler katar umuduyla konuya dahil oldum. Meryem konusu çokta umrumda değil bu yüzden söyleyeceklerimi söyledim benden bu kadar. Kimseleri bir şeylere inandırma peşinde değilim bilgi olsun diye bir şeyler paylaşmaya çalıştım,o kadar.
Elbette ne yaptığınız neden katıldığınız sorgulanmıyor, avare dingillik ise hepimizin düştüğü bir durum, metafor-mecaz...

Yani misal bende, senin ifadelerini senin değerlendirmen gibi değerlendirmekten başka bir şey yapmamış oluyorum, yani, bir insan bir konuya katılır, ama konu gidişatıyla bağıntısız müdahil olursa, diğerleride haklı olarak konu o değil demek durumunda kalır. Özel bir şey değil..

Birde kişisel bir analiz yapayım;
Eğer siz burada olduğu gibi, dinci bir gericiliğin, zombiliğin, BASKININ, HORLAMANIN, DIŞLANMANIN tesiri altında yaşıyor olsaydınız ve eğer siz farklı düşündüğünüz ya da kabul etmediğiniz biçimde yaşamaya zorlansaydınız, sizi zorlayanlar size iddialar DAYATSA idi, iddiacı iddiasının ilahi bir güce dayandığı YALANINA BAŞVURSA, böylece kabul etmediğinizi, kabul edeceksiniz çünkü bu 7 başlı ejderhanın, Zes'un buyruğudur, kaçarınız yok yöntemi kullansaydı ne yapardınız? Elbette size sunulan veya dayatılan iddialara karşı neden farklı tutum aldığınızı açıklamakla mükelleflik hissiyatı diğer taraftanda nasıl düşündüğünzü ifade etme çabasını kullanırdınız, bunda bir beis yok.

Bu forum ve bizler, inançlarla sorunu olan insanlar değiliz, o nedenle bu temelden savunma hissiyatı gereksiz, kimsenin inançla sorunu olmaz(istinaları dışında müslümanlar hariç), bizim gündemimiz ve özgürlük mücadelemiz aslen SİYASİ bir mekanizma, hegomanya biçimi olan din kurumlarıyla ilgili, sizin hayatınız size ne buyrulursa düşünmeden, sorgulamadan ypmak üzerine kurulu mu? Değil, o halde?.

kaldırın kafanızı dünyaya bakın, İNANÇLARLA SORUNU OLAN KİMLER? LÜTFEN BAKIN, dünya tarihi inançların istismarıyla olağanüstü güce-sömürüye erişmiş bir avuç kodomanın, inançalrı istimarla, saf-temiz duyguları siyasi malzemeye dönüştürüp içini boşaltarak, birer slogana, kullanım malzemesine çevirerek, birbirine zulmettiği, savaşların(bir avuca sevet kattıracak, diğer kullarında asker kılınıp birbirini boğazlattığı, ganimet savaşları yahu!), haksızlıkların, yanlış ama çıkara göre olanın hüküm sürdürülebilirliği üzerine şekillendirilmiş mekanizmaların çatışmasıyla örülü... BU İŞTE BİR YANLIŞ VAR, aymazlık edemeyiz.

Kısaca inançlarla sorunu olmayanlar atesitler, deistler, agnostikler vb, ama bu kesimlerle sorunu olanlar ise ne yazık ki din şebekeleri, istiyorlar ki kara kaanlık düzenleri hiç değişmesin, haliyle savunu, isani haklarını korumak, aşağılanmaya, horlanmaya, dışlanmaya karşı bir DURUŞ sergilemek, insan ile koyun arasındaki farkı sağlamaktan kaçınılmaz, inançlardan gelmez, insanın ve doğanın tabiatından gelir, haysiyet, yaşamın zorluklarından.

İnançlı kimse inancından emin olmadığı sürece inançlıdır çünkü inanç emin olma isteğiyle anlam kazanır, emin olunan hiç bir şey inanç taşımaz. Dinler inancın istismarı üzerinden çıakr elde etmenin siyasi, muazzam örgütlenmesidir, bizlerinde aslında konu ettiği dinlerin, yani siyasi-ideolojik esasıdır, yeri geldiğinde inancı istimar edip, inanca başvuruyorsa bundan sorumlu tutulamayız.

Bir inanır, inancını AFİŞE ediyor, ortalık malı haline geitiriyorsa zaten o inancın anlamı da kalmaz, inanç da kalmaz, bu tarifi zor bir FANATİKLİKTİR, insan futbol takımı fanatiğide olur hatta öyleki böyle bir saçma takım tutma uğruna insan bile öldürebilir, tuttuğu takımı çocuğuna, eşine, kardeşine dayatabilir(işte sözde tüm dincilerin bize karşı tutumu bu!), ama bu bize hiç bir ulvi, inanç eksenli bir artı sağlamaz.

Kur'an biliyoruz ki Emevilerce 200-300 yılda, saraylarda çeşitli siyasi çıkarlar temelli yasa oluşturma(bugünki anayasalar gibi) esaslı, epey bir sayıda baştan-uca revize edilmiş kaynaklardır, yasalar HUKUKA DEĞİL İNANÇ İSTİMARINA DAYANDIĞI İÇİN SİYASİ(!) ve yasa kitapları kitleleri kendisine bağlayacak hikaye, öykülerle de dolu, bizlerde bu öykü, hikaye veya bunalra dayalı oluşturulmuş yasaların bize dayatılmasıyla muhatap oluyor ve iddiaları ele alıyoruz. Kimin kimle evleneceği, ne giyeceği, yatağın ne tarafından kalkacağı, lokmayı hangi dişiyle çiğneyeceği, yatakta nasıl sevişeceği..... gibi burun sokmalar, belirlemeler, insanlık dışı, hukuk dışı, özele kadar inmiş bir HEGOMANYA-TUTSAK-ESİR anlayışıdır. 21. Yüzyıldayız, bu kadarcığı idrak zor olmasa gerek heleki her şeyden münezzeh diye inanılan bir tanrının böyle zaaflı, pespaye işlerle uğraşacağını düşünmekte, kişinin kendisine, sözde yücelttiği değerlere karşı saygısızlığıdır ve bzimde GÜNCEL HUKUK gereği, bu türden hukukdışı uygulamalrın ister ideolojik isterse siyasi olarak dahil olması, iktidar-hegomanya biçimine dönmesine karşı MÜCADELE etmek boynumuzun borcudur(değil mi?), yoksa kişi taşa tapsın bize ne yeterki taşa tapmakla siyaset-hukuk, sosyal ilişkilerin şekillendirielemeyeceğini bilsin, taşa tapan, taşa tapmakla bile, bir uçağın nasıl kullanılacağnı bilemez, belirleyemez değil mi, kaldı ki bir bütün halinde kurumların işleyişi, sosyal hayatı sırf taşa tapıyor olmakla belirleme şansımız olsun, karşı çıkılan budur, taşa tapması değil(?)...

MERYEMİN BABASI KİMMİŞ, KİMİN UMURUNDA MASALLARDA GEÇEN BİR İSİM? Ama bunu önemseyen SİYASİ-İDEOLOJİK bir görüş olursa, bizimde elbette o görüşe dair bir fikrimiz olacak, sonra bize gelip, bu TANRI BUYRUĞUDUR, YA KABUL EDECEKSİN YA DA!.. AŞAĞILIK MAYMUNSUN, ŞSUN BUSN diye sunulursa, ama sunan TANRI HER ŞEYİ BİLİR, SONSUZ GEÇMİŞ, SONSUZ GELECEĞİ(SONLANMASI MÜMKÜN OLMAYANI BİLMEK İMKANSIZDIR, ÇÜNKÜ DİPSİZ KUYUDUR DİBİ YOKTUR), ezel, ebedi bilir diye gelip, daha çok basit ilkokul düzey coğrafya, tarih, matematik konualrına hakim olmazsa, elbette konusu edilir ve konularda elbette o minvalde tartışılır.

Kısaca kimseye nispet, gıybet şu ya da bu olsun diye değil, Türkiye'de halimiz harap oldu, bu yanlış anlaşılmayı forumda dahi düzeltmemiz zorlaşmaya başladı. O elma severmiş olabilir beriki de armut sevebilir, ama Türkiye de elma seviciler hegomanya kurmuş, diğerinin armutu sevmesi horlanıyor, dışlanıyor ve baskı kuruluyor elma yiyeceksin, elmayı seveceksin diye, sizde SEBEP diyorsunuz, o sebeplerde bu forumun konusu oluyor...

Bunca uzadıya neden yazdım, öncelikle kaba yanlış anlamaları ortadan kaldırmak;
zaten ister İsa masalı, ister İbrahim isterse Muhammed olsun, bunlar çok sonraları çeşitli iktidar-saray etrafında yeni bir din üzre şekillendirilmiş, isimler gerçek bile olsa(ki İbrahim değil, o bir insan-kişi değil), senaryoları, hikayeleri uydurma...

Meryem'in hayat hikayesi-kökeni 10.000 yıllara vuran çok eski, ilkel inanç mahsulü, yani hikaye bile Meryem'den 3-5.000 yıl önceden geliyor ... neyse

Metaforla bitirelim;
Ben kalp doktoruyum, kendimi öyle sunmuşum, ve dayatmışımda!, ama sen kalbim dediğinde ben kalp sağ ayak tabanındadır, şimdi sağ ayak tabaını röntegen çekelim filan dersem ne yaparsın? Bizimkisi o hesap, öyle inanıyorsun, biliyorsun kabul, ama dayatma, mecbur-şart koşma, böylece bize o doktor değil, kalp doktoru hele hiç değil demek düşüyor, bildiğimiz budur söyleriz, kişiler alır, almaz, katılır veya katılmaz, kendilerini bağlar.

Kısaca bu başlıkta anılan tanrı, kalbin ayak tabanında olduğuna benzer türden çelişkiyle anılmış yani sözde işinin ehli olarak konuşturluyor, ama doğru-düzgün bildiği hiç bir şey yok, tüm bilgisi 3-5.000 yıl önceki insan kültrüne, bilgisine dayanıyor ve baştan, uca hikayeden ibaret(hiç bir objektif dayanağı, metodu yok)

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #133  
Alt 05-11-2016, 01:45
world world isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2010
Mesajlar: 3.123
Standart HARUN'UN KIZ KARDEŞİ MERYEM VE KURAN ÇIKMAZI

Meryem'in annesinin ismini belirtmeyen Kur'an'a göre, Meryem'in babasının adı İmran'dır:

Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi. (Tahrim 12)3

Dahası, Kur'an'da Meryem bir kez de "Harun'un kız kardeşi" olarak tanıtılır:

Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın! Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi." (Meryem 27-28)

Hıristiyanlık ve İslam'ın Meryem'in babasının kimliğini farklı bir biçimde sunmaları ne Müslüman ne de Hıristiyan dünyası için büyük bir sorundur; çünkü zaten pek çok konuda görüş ayrılığı varken bunlara bir yenisi daha eklenmiştir. Ancak Kur'an'a inananlar için asıl büyük sorun yukarıda alıntıladığımız iki Kur'an ayeti bir arada okunduğunda ve "İmran kızı, Harun'un kız kardeşi Meryem" tanımlamasına ulaşıldığında başlar. Bunun sebebi de Yahudiliğin kutsal metinlerinde İmran'ın kızı ve Harun'un kızkardeşi başka bir Meryem'in bulunuyor olmasıdır! Eski Ahit'teki verilere göre İmran (İbranice'de Amram) Musa, Harun ve Meryem'in (İbranice'de Miriam) babasıdır (1. Tarihler 6:3). İşte bazı İslam ve Kur'an eleştirmenleri, Musa'nın kız kardeşi Meryem ile ondan 1000 küsur sene sonra yaşamış olan İsa'nın annesi Meryem hakkında Kur'an'da yazılı olan veriler arasındaki bu büyük benzerlikten (daha doğrusu benzerlik değil de özdeşlik söz konusudur) yola çıkarak Kur'an'ı yazan kişilerin iki farklı Meryem'i tek bir şahısmış gibi algılayıp çok belirgin bir tarihsel hataya imza attıklarını ileri sürerler.

Tahmin edileceği üzere, gerek Müslüman ilahiyatçılar gerekse bazı ateşli Kur'an savunucusu Müslümanlar bu ağır suçlama karşısında sessiz kalmamışlar ve İslam'ın kutsal metninin hatalı ve güvenilmez olduğu iddialarını çürütmeye çalışmışlardır. Farklı süreçlerden geçen ve her defasında biraz daha gelişme gösteren savunma argümanlarından ilkine göre Kur'an'daki Meryem ile Eski Ahit'teki Meryem'in aileleri hakkındaki verilerin şok edici özdeşliği basit bir tesadüfün ürünüdür! Başka bir deyişle, bazı Kur'an yorumcularına göre farklı zaman dilimlerinde yaşamış iki adaş kadının – üstelik ilahiyat açısından aralarında hiçbir bağ bulunmayan iki kadının – hem babalarının hem de erkek kardeşlerinin isimlerinin aynı olması son derece normal karşılanması gereken bir durumdur (!).Oysa bir mucizeyi çağrıştıran bu özdeşlik niteliğindeki benzerliğin tesadüf olarak değerlendirilmesi pek mümkün değildir; zira Kur'an'da Musa'nın kız kardeşinin adı verilmediği gibi, iki farklı Meryem'den ve bunlar arasındaki benzerlikten de söz edilmez. Kısacası, Musa'nın kız kardeşi ile İsa'nın annesi arasında herhangi bir rastlantısal benzerlik olduğu iddiası Kur'an tarafından en baştan reddedilmektedir. Bazı İslamcı ilahiyatçılara göre ise bu benzerlikler kasıtlı olarak vurgulanmıştır; ancak bu teoriyi ileri süren yorumcular iki farklı Meryem'in Kur'an'da niye aynı kişiymiş gibi gösterilmiş olduğu sorusuna tatmin edici bir yanıt veremezler; ayrıca iki Meryem'in ilahi bilgelik uyarınca ve kasıtlı olarak tek bir kişiye indirgendiğini kanıtlayan veya destekleyen bir Kur'an ayeti bulmak da imkansızdır.

"Tesadüf teorisi" ve esasında ondan türemiş olan "sembolik benzeştirme teorisi"nin Kur'an'daki tarihsel hata savlarını ve eleştirilerini reddetmekte yetersiz kaldığını gören bazı yorumcular ise İsa'nın annesi Meryem'in, İmran'ın kızı olarak tanıtılmasından yola çıkarak farklı bir okuma geliştirmeyi başarmışlardır ve bu alternatif okuma uyarınca İmran'ın babalığı harfiyen değil de sembolik olarak yorumlanmaktadır. "Sembolik babalık" olarak nitelendirilebilecek bu yeni teoriye göre Kur'an'daki Meryem, Musa'nın soyundan gelen bir İbrani'dir; dolayısıyla İmran da Meryem'in atası, yani Onun bağlı bulunduğu soyun babasıdır. "Baba" kelimesinin daha kapsayıcı ölçüde "ata" kelimesi yerine de kullanıldığı gerçeğinden destek alan bu yorumcular sonuçta İmran'ın Meryem'in fiziksel babası değil de sadece atası olduğunu savunurlar.

Hemen belirtelim, bu "sembolizm" teorisi Kur'an'ı aklamış gibi gözüktüğü için bazıları tarafından hala savunulsa bile, İsa'nın annesi Meryem'in doğumunu anlatan Kur'an cümleleriyle açıkça çelişmektedir. Kuran'ın üçüncü suresi olan Al-i İmran Suresi'nin 33-34. ayetlerinde İmran'ın büyük bir soyun babası (atası) olduğu vurgulanmaktadır:

Şüphesiz, Allah, Adem'i, Nûh'u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı.Allah her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Al-i İmran 33-34)

Bu ayetlerden iki ayet sonra İmran'ın karısının hamileliğinden bahsedilmekte ve doğan kız çocuğuna "Meryem" isminin verildiği söylenmektedir:

Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti. Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilir "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum." (Al-i İmran 35-36)

Bu cümlelerden açıkça anlaşılacağı gibi, Kur'an'a göre Meryem, İmran'ın karısından doğmuştur; yani İmran'ın babalığını sırf Kur'an'ı eleştirenlerin savlarını çürütebilmek için harfiyen değil de mecazi olarak yorumlamak Kur'an'a aykırıdır.

Bu teorinin de Kur'an'ı eleştirilerden koruyamadığını gören bazı çevreler ise bu sefer yöntemde köklü bir değişikliğe giderek, İmran merkezli alternatif okumalar yerine, Harun merkezli okumalar geliştirmeyi tercih etmişlerdir. Bu yeni teorilerden pek yaygın olmayanına göre Kur'an'ın 19. Suresi'nde Meryem'e "Harun'un kız kardeşi" diye hitap eden kişiler, aslında Musa'nın kardeşi Harun'u değil de başka bir Harun'u kastetmişlerdir! İsmail Hakkı İzmirli'nin bir dönemler çok tutulan meal çalışmasında söz konusu ayete dipnot düşülerek bu ifadenin "Harun adındaki kötü bir adamın kız kardeşi, yani fahişe" veya "Harun adındaki doğru bir adamın kız kardeşi" anlamına geldiği iddia edilir (s. 308).4 Daha detaylı olarak açıklamak gerekirse, bu "farklı Harun" teorisine göre Meryem'in İsa'yı doğurduğunu gören Yahudiler, Meryem ile kötü bir nam sahibi Harun isimli kişi arasında akrabalık bağı kurarak Meryem'in iffetsizliğini dolaylı olarak dile getirmek istemişlerdir. Bu teorinin zıt uçta bulunan ikinci versiyonuna göre ise Harun aslında herkes tarafından iyi nam sahibi biri olarak tanınmaktadır ve İsa'nın doğumuna kadar Meryem de pek çok İbrani kadın gibi Harun'un akrabası olan iffetli bir İbrani olarak görülmüştür.

Bir birine tamamen zıt iki seçeneği bulunan bu farklı Harun teorisinin çok da güçlü bir savunma argümanı olmadığı açıktır; zira ayette adı geçen Harun'un, Musa'nın erkek kardeşi Harun ile aynı kişi olmadığını kanıtlamak imkansız gözükmektedir. Kaldı ki, Meryem'in döneminde yaşadığı varsayılan Harun'un dürüstlük veya ahlaksızlık timsali olduğunu bilmek de mümkün değildir. Hepsinden önemlisi, iffetsizlik suçlaması için bir kadının meçhul Harun'un kız kardeşi olarak tanıtılması Yahudi kültüründe bulunmayan bir uygulama olup tamamen varsayımlara dayanmaktadır. Gerçekten de, Yahudi kültüründe ne Musa'nın kardeşi Harun'a ne de başka bir Harun'a kadınların namuslu olup olmadıklarını dolaylı biçimde belirtme görevi yüklenmiştir.

Başvurulan bu yeni yorumların da tarihsel hata suçlamasıyla karşı karşıya bulunan Kur'an'ı aklamakta yetersiz kaldığını gören bazı çevreler ise son bir çaba ile yeni bir teori geliştirmişlerdir. Diğer tüm teorilerden daha etkileyici olduğu görülen bu yeni teoriye göre Kur'an'ın üçüncü suresinde açıkça belirtildiği için İmran'ın fiziksel babalığı gerçektir ve bu yüzden sembolik olarak yorumlanamaz; ancak bu İmran ile Musa peygamberin babası İmran farklı kişilerdir. Hata eleştirilerine yanıt vermek için yeniden yorumlanması gereken ayet ise Meryem'i Harun'un kız kardeşi olarak tanımlayan 19. Sure'nin 28. ayetidir. Bu yeni teori doğrultusunda bu ayet harfiyen değil de sembolik olarak yorumlanmakta ve "kız kardeş" kelimesiyle aslında Meryem'in Harun soyundan geldiğinin anlatılmaya çalışıldığı ileri sürülmektedir. Daha detaylı olarak incelenirse, İsa'nın annesi Meryem, Harun'un soyundan gelen ve Kur'an'da peygamber olarak nitelenen Zekeriya'nın ve Onun karısının akrabasıdır. Bu sayede Meryem'in Harun'un soyundan geldiği anlaşılmaktadır ve işte akrabalık ifade eden "kız kardeş" kelimesi esasında Harun'un atalığına gönderme yapmaktadır.

Kulağa ne kadar mantıklı ve hatta inandırıcı gelirse gelsin, bu okumanın da diğer okumalar gibi eksik ve hatalı tarafları vardır. Her şeyden önce, Meryem'in Harun'un soyundan geldiği bilgisi kesinlikle Kuran kaynaklı değildir(!). Dahası, Kur'an'da Meryem ile Zekeriya ya da onun karısı arasında akrabalık bağı bulunduğunu söyleyen veya ima eden tek bir ayet yoktur. Gerçi Zekeriya'nın Meryem'i korumakla görevlendirildiği Kuran'da yazılıdır (3:37); ama bu ayetlerde akrabalığa atıfta bulunulmamaktadır. Üstelik Zekeriya'nın Meryem'i tanıdığını anlatan Kur'an ayetleri Medine dönemine aittir ve Meryem'in Harun'un kız kardeşi olduğunu iddia eden ayetin yer aldığı Mekke dönemine ait 19. sureye göre Zekeriya ile Meryem bir birlerini tanımamaktadırlar. Meryem'in Zekeriya'nın karısı ile akraba olup Harun soyundan geldiği bilgisi ise son derece gizemli bir şekilde İncil'den alınmıştır.5 Bazı Müslümanlar kendi bilecekleri nedenlerden dolayı, Hıristiyanların eleştirilerine yanıt vermek ve Kur'an'ı savunmak için "tahrif" olduğuna inandıkları ve güvenilmez buldukları Hıristiyan kutsal metinlerinden medet ummuşlardır. Tüm bu çabalara rağmen Kur'an'ın tarihsel hata suçlamalarından aklanamayacağı ortadadır; çünkü Meryem'in Harun soyundan geldiğinin Kur'an tarafından bilindiğini ama her ne hikmetse söylenmediğini varsaymak onun Harun'un kız kardeşi olarak çağrılmasına mantıklı bir neden oluşturmaz. Hepsinden önemlisi, Yahudi kültürüne göre Meryem'e sembolik anlamda bile ancak Harun'un kızı denilebilir; çünkü Meryem'den 1000 küsur yıl önce yaşamış olan Harun, onun atası/babasıdır, erkek kardeşi değil!6

19. Sure'nin 28. ayetini okuyup Yahudi kavmi ile Meryem arasında geçen diyalogun gerçek bağlamını bilmek, Meryem'e "Harun'un kız kardeşi" diyen Kur'an'ın bu ifade ile gerçekten neyi kastettiğini kavrayabilmek için zorunludur:

Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın! Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi." (Meryem 27-28)

Bu ayetlere göre, Meryem'in kavmindeki bazı kişiler Onu iffetsizlikle suçlarken anne ve babası hakkında olumlu tanıklıkta bulunmakta ama Meryem'in babasının adını kullanmamaktadırlar. Bunun sebebi ise Meryem'in erkek kardeşinin adını söylemeleri ve Harun ismi aracılığıyla Meryem'in öz anne-babasını tanımlamayı tercih etmeleridir. Ayette "İmran" adının bulunmaması basit bir tesadüf değildir; çünkü Meryem'in öz kardeşi Harun'un anne ve babasının kim olduğu bilinmektedir. Harun ismini kullanan Kur'an, İmran ismini kullanmayı gereksiz görmüştür. Kur'an'daki bu bağlam kardeşlik bağının evlatlık bağını anlatmada araç olarak kullanılabileceği yolundaki görüşü desteklemesi gereği Meryem ile Harun'un öz kardeş olduklarına işaret etmektedir. Meryem'in, Harun'un kız kardeşi olduğu iddiasının sembolik olarak yorumlanması gerektiği yolundaki görüş ayette yakın akrabalık belirten kelimeler (kardeş-baba-anne) arasındaki belirgin bağlantıyı görmezden geldiği için hatalıdır. Başka bir deyişle, Meryem'e Harun'un kız kardeşi denmesinden hemen sonra Meryem'in öz anne ve babasından bahsedilmesi Meryem ile Harun arasındaki kardeşlik bağının da fiziksel olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Bazı kişiler akılcı bir soru sorarak Kur'an'da Meryem'in neden sadece Harun'un kız kardeşi olarak tanımlandığını ve Musa'nın kız kardeşi olarak tanımlanmadığını öğrenmek isteyebilirler. Bu sorunun yanıtı öncelikle bir kişinin tanımlanmasında tüm kardeşlerin isminden yararlanılmasının gereksizliğidir. Birden fazla kardeşi olan bir kişinin isminin, bu kardeşlerden sadece bir tanesinin ismiyle bağlantılı olarak anılması hiçbir sorun yaratmaz. Üstelik Eski Ahit'teki Meryem'in Musa yerine Harun'un kız kardeşi olarak tanıtılmasında başka kültürel ya da teolojik gerekçelerin etkisi söz konusudur. Meryem, öncelikli olarak Harun'un kız kardeşidir; çünkü Harun, Musa'dan yaşça büyüktür. Dahası, Eski Ahit'te yer alan anlatımlara göre Meryem ve Harun bir keresinde Musa'ya karşı birlikte hareket etmişler ve onu eleştirmişlerdir (Sayılar 12:1).

Son olarak vurgulanması gereken konu, Kur'an yazarlarının İsa'nın annesi Meryem'i "Harun'un kız kardeşi" olarak tanımlarken Eski Ahit'teki bir ayetten yararlanmış olma ihtimallerinin yüksekliğidir. Gerçekten, Eski Ahit'in Çıkış kitabının 15. bölümünün 20 ayetinde İmran kızı olan Meryem "Harun'un kız kardeşi" olarak tanıtılmaktadır. Bunu duyan yazarlar çok büyük olasılıkla bu Meryem'in aslında İsa'nın annesi olduğu zannetmişler ve büyük bir tarihsel yanılgıya düşmüşlerdir. Bu yanılgıda Eski Ahit'teki Meryem'in ilgili ayette "peygamber" olarak tanıtılması da etkin olmuştur. Kadın peygamber olamayacağını iddia eden Kur'an yazarları, İsa'nın annesi Meryem ile ilgili bazı sözlü öğretilerin etkisiyle yine de peygamber olarak nitelendirilen bu Meryem'in İsa'nın annesinden başka bir Meryem olamayacağı çıkarımına ulaşmışlardır.

Sonuçta, İslamcı yazarların tüm çabalarına ve farklı teorilerine rağmen Kur'an'daki bilgiler Meryem'in kendisinden 1000 yıldan fazla süre önce yaşamış Meryem ile aynı kişi olduğu yolundaki hatalı öğretiyi destekler niteliktedir.7
Alıntı ile Cevapla
  #134  
Alt 05-11-2016, 01:48
aliyarasfal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aliyarasfal aliyarasfal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
Standart

Sevgili world;

Emeğine sağlık ancak bu konu sabit başlık olarak var , bu yazdıklarını o konuya aktarırsan daha derli toplu olur.

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=28882

Şimdilik saygımla gittim...

Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
Alıntı ile Cevapla
  #135  
Alt 05-11-2016, 01:54
world world isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2010
Mesajlar: 3.123
Standart

aliyarasfal´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili world;

Emeğine sağlık ancak bu konu sabit başlık olarak var , bu yazdıklarını o konuya aktarırsan daha derli toplu olur.

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=28882

Şimdilik saygımla gittim...
Ben de alıntı yaptım detaylı incelendiği için koydum bu yazıyı
Alıntı ile Cevapla
  #136  
Alt 05-01-2017, 18:02
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Konu sabit olduğu için buraya yazayım.
Burada eski bir haber var ve böyle başlıyor...
Bilimin gelişmesiyle kadınlar her şeyi tek başına yapabildikçe "Çocuk doğurmak için bize muhtaçsınız" diyen erkeklerin tahtı sallantıda... İngiliz bilim adamları, dişi insan embriyonlarından olgunlaşmamış sperm hücreleri elde etmeyi başardı. Bunun lezbiyen çiftlerin erkeklere ihtiyaç duymadan çocuk sahibi olabilmelerine imkân vereceği belirtiliyor.
Diğer tarafta İbn-i Arâbinin tefsiri, Tefsi̇r-i Kebi̇r Te'vi̇lât'ta Meryem bahsinde dedikleri çok enteresan.
16- (Rasûlum!) Kitab'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17- Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.
18- Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).
19- Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir Resuluyum, dedi.
20- Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.
21- Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.
"Kitab'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti." Doğu tarafı, kutsi âlemdir. Çünkü Meryem tecerrüt etmek, mümkün tabiattan ve nefsin karargâhından çekilmek suretiyle Ruh'ul Kuds ile bütünleşmişti. Ailesinden maksat, nefsani ve tabii kuvvetlerdir.

Meryem'in kendisi ile ailesi arasına çektiği perde kutsiyet korunağıydı. Bu korunak, nefis âlemi ehline yasaktı. Yasağın sınırı sadır perdesiydi ki maddi kuvvetler âlemi en fazla oraya kadar varabilirdi, maddi kuvvetlerin yürüyebilecekleri son nokta burasıydı. Tecerrüt ederek kutsi âleme yükselmeyen kimseye Ruh'ul Kuds gönderilmez. Nitekim, yüce Allah bu konuda şöyle buyurmuştur: "Biz ona ruhumuzu gönderdik." Meleğin Meryem'e normal yaratılışlı, güzel suretli bir beşer olarak görünmesinin sebebi, Meryem'in nefsinin ondan etkilenmesi, ısınması, öz yaratılışın gerektirdiği şekilde hareket etmesi, etkinin hayalden tabiata sirayet etmesi, böylece şehvetinin harekete geçmesi ve tıpkı uykuda ihtilam olmak gibi inzalin gerçekleşmesi, nutfesinin rahme düşüp bundan da çocuğun meydana gelmesinin sağlanmasıdır.

Daha önce vahyin sadık (gerçek) rüyalara yakın bir mahiyette olduğunu vurgulamıştık. Çünkü uykuda olduğu gibi vahiy esnasında bedensel kuvvetler sükunet bulur, faaliyetleri askıya alınır. Şu halde, bizim ıstılahımızda kalp olarak isimlendirilen nefs-i natıkaya ulaştığı hayalde varit olduğu görülen haller ve kutsi ruhlarla gerçekleştirdiği temaslar hayvani ve tabii nefse de sirayet eder, beden de ondan etkilenir. Çocuğun sadece annesinin nutfesinden yaratılmasının mümkün olmasına gelince; tabii ilimler şunu ortaya koymuşlardır:

Çocuğun oluşmasında erkeğin menisi, peynirin oluşmasında mayanın gördüğü işlevi görmektedir. Kadının menisi ise süt konumundadır. Akdedici (bağlayan) erkeğin menisi, inikad (bağlanma) da kadının menisi açısından geçerlidir. Ama bu demek değildir ki sadece erkeğin menisi akdedicilik gücüne sahiptir ve kadının menisi de sadece inikad etme konumundadır.
Aksine bunun anlamı şudur: Erkeğin menisindeki akdedici güç daha fazladır, inikad özelliği de kadının menisinde daha baskındır. Aksi takdirde, biri sadece akdedici, biri de sadece inikad olucu olmak üzere belirginleşselerdi, bir şey oluşturmak üzere birleşemezlerdi. Eğer erkeğin menisinde de bir oranda inikad (bağlanma) özelliği olmasaydı, çocuğun bir parçasını oluşturmazdı.


Dolayısıyla, kadının mizacı, onurlu nefse, etkin güce sahip dirayetli kadınlarda olduğu gibi güçlü ve erkeksi olursa, ciğerinin mizacı da sıcak olur. Bu yüzden, onun sağ böbreğinden çıkan meni sol böbreğinden çıkan meniden daha sıcak olur. Bu iki meni rahimde bir araya geldiğinde, eğer rahmin mizacı meniyi tutma ve çekme hususunda güçlü ise, sağ böbrekten çıkan meni akdedicilik gücüne sahip olmak bakımından erkeğin, sol böbrekten ayrılan meni de inikad gücüne sahip olmak bakımından kadının yerine geçer ve çocuğun olması da bu sayede mümkün olur. Özellikle nefis kutsal ruhla teyit edilmişse, güçlendirilmişse, nefsin kutsal ruhla temas halinde oluşunun tesiri tabiata ve bedene de sirayet eder, mizacı değiştirir. Bütün kuvvetler de fiillerinde ruhani destek görürler. Dolayısıyla kıyas kabul edilmeyecek şekilde fiillerini daha belirleyici bir güçle yerine getirirler. Allah doğrusunu herkesten daha iyi bilir.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #137  
Alt 06-01-2017, 00:17
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Meryem'in kendisi ile ailesi arasına çektiği perde kutsiyet korunağıydı.
Sevgili Felasife,

Bu perde meselesi iki yonlu de ele alinabilir. Kuran'a gore Meryem'in mescid de bakiminin yapildigini okuruz. Diger yanda bu perde, eski donem gunah cikarma perdelerinden bahsediyor olmasin?

Hristiyanlikta gunah cikarma oldukca bilinen bir klasik.

Alıntı ile Cevapla
  #138  
Alt 06-01-2017, 01:07
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Neva´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili Felasife,

Bu perde meselesi iki yonlu de ele alinabilir. Kuran'a gore Meryem'in mescid de bakiminin yapildigini okuruz.
Sevgili Neva,
Aslında Arabinin bahsettiği perde, tamamen bir engel değil, yani bir duvar gibi değil, tül gibi sembolik bir mantık bu, Meryem perdenin öteki tarafında olsada, ailesi ile arasında bu engel olasada, tamamen ap-ayrı dünyalarda değiller yani diğer kişiler onu HİÇ göremiyorlar ya da bilemiyorlar anlamına gelmez bu. Tam aksi, tül misali Meryem 'in kendilerinden farklı, özel biri veya özel konumda veya dahada neti kutsal biri olduğunu hissederler. Bu perdeye rağmen.
Meryem kesinlikle farklı bu açıdan, o halkla arasında fark varmış.

Zaten bu hissetme olmasa, bir kadın babasız çocuk getirecek ve bunu aile ya da çevresi affedecek, böyle bir toplum ben sanmıyorum ki olsun. Bu bugün bile affedilemez, helede DNA filan testleri de var ki çok zor kabullenmek ama kesin DNA gibi testler uygulanır, sonuç tabi hayli ilginçte olabilir...
Neva´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Diger yanda bu perde, eski donem gunah cikarma perdelerinden bahsediyor olmasin?

Hristiyanlikta gunah cikarma oldukca bilinen bir klasik.
Günah çıkartma işini filmler harici bilmem, ama üsteki mantığa göre zaten oraya kadar gelen, yani günahın sınırı ile, kutsalın sınırın da duran, arada da sadece perde varsa bunun illaki farkı olur. Afta olur illaki, İki şeyin de arasında bir perde var, bu basit bir şey değil, bir adım sonrası başka bir alan, o tarafa geçmek için bu tarafın şeylerinden temizlenmek lazım, tabi bu dediklerim, tasavvufi kafaya göre, Arabide zaten bunu en üst düzeye çıkartmış bu noktada.
Hristiyanlar böyle mi eder ne eder orasının bilemiyorum.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #139  
Alt 08-02-2017, 02:16
manas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
manas manas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Feb 2017
Mesajlar: 461
Standart

tapınaktan bi tane fahişeyi almışlar gel seni artist yapacaz meşhur yapacaz demişler ona bir tanede senaryodan hayat hikayesi uydurmuşlar, olmuş sana hristiyanların anası meryem.. klasik ortadoğu masalları işte...
Alıntı ile Cevapla
  #140  
Alt 27-04-2017, 13:20
Amon yarebbi Amon yarebbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Apr 2017
Mesajlar: 720
Standart

Meryem'i kim HAMİLE bıraktı ?

A - Romalı bir asker?

B- Yahudi bir din adamı?

C- Cebrail ?

D- Tanrı ?

Bu kadın hamile kalıp bir çocuk doğurdu bu konuda itiraz yok.

Ateistler bu kadının A ve B şıklarına bakarak cevap verirler çünkü bilimsel olarak cevap böyle olmak zorunda .

Teistler ( islam Hristiyanlık Yahudilik) için cevap D şıkkıdır.

C şıkkı çok da dillendirilmez.


Not : Bu durum Meryem denen kadının yaşadığı göz önüne alınarak cevaplanabilir.Bu kadın yaşamadıysa cevap vermeye gerek de yoktur.

Teistlerin Meryem denen kadını TANRININ nasıl hamile bıraktığına dair cevapları Tanrınının ÜFÜRMESİNDEN daha ileri gidememektedir.

Bu kadın nasıl HAMİLE kaldı?
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Meryem karışıklığı Russell İslam 6 15-08-2014 20:29
Meryem Suresi 16 - 22, Meryem ilişkiye girdi mi, girmedi mi? Bilge Engin İslam 5 18-09-2010 10:02
Meryem, Mehmet, Rabia, ben bir de biz. matillda Edebiyat 8 23-01-2010 17:18
İsa'nın annesi Meryem 3.yol İslam 23 09-09-2007 07:16
Köpekbalıkları ve Meryem degisim Konu-dışı 5 27-05-2007 07:49

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:53 .