RollingStones´isimli üyeden Alıntı
Size katılıyorum. Eserlerim üstünlüğümü zaten ispatlar.
Fakat, İncil'deki "İsa sınanıyor" bölümü aslında Şeytan'ın üstünlük iddialaşmasına çok iyi bir örnek değil midir?
Kur'an'dan tek farkı Şeytanın neden bu role soyunduğu bilgisini İncil'in içermediği. Ama madem bu role soyunmuş bunun bir başlangıcı, sebebi olması gerekmez mi?
Ve bu, Kur'an'da bahsedilen -sizin de İslamdan soğumanıza sebep olan- o konuşma olamaz mı?
|
İncilde MESİH kendisi için "insanoğlu" derken, Tanrıdan "Babam" diye söz eder. Bu itibarla, MESİH için hem "İnsan bedeni/insanoğlu" hem de bedende tecelli eden "söz" sebebiyle de ruhsal anlamda "Tanrıoğlu" nitelemesi yapılır. Dualist bir yaklaşım ve anlaşılması, içseleştirmesi epey güç. Sn world'un belirttiği gibi "İnsanoğlu" olan kişiliğin Âdemin geçemediği "test"i geçmesi için bu "sınanma" gerçekleşmiş olabilir. Tabi bu anlattıklarımın soyut düzlemde mantıklı temelleri olabileceği varsayımına dayanarak kabulü mümkün. Somut biçimde ıspatı yok.
MESİH'e olan inancım, sevgim, saygım neticesinde adına "kutsal" denen metinlerdeki tüm açmazların üstesinden geldiğim iddiasında değilim. Hattâ, bu metinlerde bulunan ve çoğu kimsenin de içi rahat biçimde açıklayamadığı hususların Tanrıdan olamıyacağına inanmaktayım. İnancımız; her tür absürdlüğü ve saçmalığı meşrulaştırma aracı hâline dönüşmemeli. Bu itibarla, İncilde gördüğüm/okduğum öğretişler içerisinde bulunan ilkeselliğin meftûnu olmuştum. MESİH'in hemen her sözü okkalı ve sağlam. Misâl; inancı olan hiç kimse şu prensibe itiraz edemez.
"Dünyanın aldatıcı serveti konusunda güvenilir değilseniz, gerçek serveti size kim emanet eder?" (luka: 16/11)
İncildeki MESİH karakterinin dayan(dırıl)dığı mitolojik hikâyeler pek anlaşılabilir, kabul edilebilir görünmüyor. Kur'an için de aynı şeyleri söylemek yanlış olmaz.Otuz küsûr sene boyunca hem bizzat kendi çalışma ve çabalarım, hem de bu otuz yılın son 7-8 senesindeki tasavvuf çabalarım, Kur'andaki ilâhı ilkesel olarak tanımamı sağlamadı. Kur'an Tanrısı bir yerde eskiden gerçekleştiği iddia olunan - muhtemelen Tavrat'tan araksiyon - mucizeleri sâhiplenirken, o mucizeler tekrar istendiğinde değişik bahaneler arkasında "tam siper olur:
"Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir." (İsrâ: 59)
Yâhut Kureyş kendisine;
"Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azab getir " (Enfâl: 32)
deyip âdetâ meydan okuduğunda Kur'an Tanrısı şöyle cevap verir.
"Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azablandıracak değildir. " (Enfâl: 33)
Halbuki aynı Allah, bir yandan Tevbe: 5 başta olmak üzere kimi âyetlerde "Öldürün, parmaklarını doğrayın" türü emirler verirken; insanların bir kısmını diğerlerine karşı âdetâ "tetikçi" gibi kullanmakta ve Muhammed'in aralarında olmasına pek de aldırış etmemekte. Eğer Kur'an Tanrısının iddia ettiği gibi, Muhammed'in varlığı Allah'ın af ve merhametine vesile olması anlamında bu denli önemli ise, yeğeni Muhammed'i on sene müddetle koruyan Ebû Tâlip, neden "imansız" gitmiştir ?
Kur'an baştan sona Muhammed'in ürettiği strateji ve taktikleri içermektedir. Bu nedenle Muhammed'in ağzından konuşan Allah, kimi zaman esip-gürlerken, kimi zamn da çeşitli bahanerln arkasına sığınmaktadır.
İncilde daha sade, anlaşılır ve gerçekten samimi öğretişler var. "Bir yanağınıza tokat atana öbür yanağınızı çevirin" diyen MESİH, hiç kimseye fiske dahi vurmamış. Yani MESİH'in öğretişleri ile yaşadığı hayat arasında müthiş bir paralellik var.
Ne var ki; ben de inancımla ilgili tüm endişelerimi ortadan kaldırabilmiş değilim. Araştırıyorum ve yaşadığım müddetçe de araştırmaya devam edeceğim.