HİÇ BİRİMİZ MASUM DEĞİLİZ!
Amaç iyi insan olmaksa, çevreye zarar vermemekse, doğumdan ölüme doğaya verdiğimiz zararın ise haddi hesabı yok, tonlarca yiyecek içecek, tonlarca sarfiyat, sırf BEN hayatta kalayım diye ve bunu mümkün mertebe en UZUN süre hayatta tutmaya çalışmak.
Yaşamak için öldürmek, öldürmek içinse çoğunca sebebin bile olmadığı sistem! Ne sistem ama!
Madem sistem bu ruhsatı vermiş, öldür öldürebildiğin kadar!
Bir tarafta kendinden olan insanı kutsayan, diğer tüm canlıları fuzuli gören dini sistemler, diğer taraftada insan ömrünü uzatmaya kendini adamış, doğanın ayarlarını bozmaya odaklı, karşı bilimsel sistemler.
Adeta dünyanın canına okumak için oluşturulmuş,
KUTSAL İTTİFAK!
Doğa bu kutsal ittifak karşısında ne yapsın, dili yok söylemeye diyeceğim ama doğanın da dili var, kitabı var, bas bas bağırıyor ama insanların kafası başka yerlerde olduğu için, duymuyorlar, görmüyorlar, haliyle de bilmiyorlar.
Neticede keyifler gıcır, bir yanda uzun yaşamak, diğer yanda kutsanmak, vicdanda yastık olmuşken, kimin umurunda doğa!
Bitki deyip geç, hayvan deyip geç, haşerat deyip geç, su deyip geç, geç babam geç!
Her şey insan için!
Doğaya bir şey yok!
Bir insanın yaşamını bu kadar uzatmakta ki amaç nedir?
İnsana hizmet için, doğanın ayarlarını bozmak, çok iyi bir şey midir?
İnsan yaşamını uzatmakla, doğanın ayarlarıyla oynamakla, doğaya hizmet nasıl olacaktır!
Gerek dinler, gerek bilimler, gerek ideolojiler insanı tanımamışlar.
İnsan demek
zararlı demek!
Eserleri ortada!
Doğumundan ölümüne tonlarca canlıyı yiyen, keyf için milyarlarcasını yok eden ve bundan da zerre pişmanlık duymayan, sözde düşünen ama bilimç altında bunu geliştiremeyen, kendine ve kendinden olana endeksli, kalabalıklar topluğunun da yaşayanın adıdır insan.Bu insanın hayatını uzatırsanız, doğaya iyilik yapmış olmazsınız.
Eğer bu insanı kutsarsanız gene, doğaya iyilik yapmış olmazsınız.
Doğa, güçlü olanın ayakta kaldığı bir sistemdir!
Zayıf olanın, hasta olanın bu sistemden
elenmesi gerekir, DOĞA bunu yapar, ta ki en güçlü genler geleceğe aktarılsın.
Hasılı doğada sadece ve sadece güçlü olanın yaşamaya hakkı vardır, zayıf olanın, hasta olanın yaşaması
doğanın kanununa aykırıdır.
Neymiş efendim, hastalıklar çoğalmış!
Ne münasebet! hasta insanlar çoğaldığı için, hastalıklar çok görünüyor.
Eskiler bu kadar hastalık yok derken, haklıydılar. Zira eskiden HASTA İNSANLAR bu kadar yoktu. Erkenden göçüp gidiyorlardı. Kalanlarda en güçlü olanlardı. Şimdi hastaların ömrünü uzatta uzat, bu nereye kadar sürecek.
Tibet gibi yerlerde, doğan bebeği buz gibi nehre daldırırlar, eğer o bebek güçlüyse yaşama devam eder, değilse yaşama hakkı başlamadan biter.
Zira Tibette yaşamın kendi kutsal olduğu kadar, bir o kadar hassas ve çetindir, o ancak güçlü olanlara sunulmuştur.
Doğada zaten bu şekildedir, çoğu canlı en GÜÇLÜ yavru/yavrularıyla yola devam eder.
Bütün canlılar bunu bilir!
Bütün canlılar DOĞAYI bilir!
Tek bilmeyen İnsandır!
Doğanın kaynakları KISITLI, yiyecek KIYMETLİ, temin etmesi ZOR.
Bu yüzden doğada güçlü olan yaşam hakkını elde eder, olay sadece güçlü genlerin ileriye aktarılmasında da değil.
Beslenme ve kaynak kullanımlarıyla da ilgili.
Peki ya insan!
Söylemeye gerek var mı?
Laboratuvarlarıyla hayvanlar, Kimyasallarıyla topraklar, kanalizasyonlarıyla sular, bacalarıyla havalar.
İnsanlar tarafından talan ediliyor, talan edilen sadece ormanlar değil.
Mikropsuz, bakterisiz, hastalıksız bir dünya HAYÂL ediyorlar, bunu gerçekleştirmek içinde her şeyi MUBÂH görüyorlar.
ve kimsede kendini suçlu görmüyor, çünkü suçlu ötekiler! biz masumuz!
Ya tedavi!
Ölecek hastayı ayağa kaldırıyor, doğmayacak olanı doğurtuyor, onun kalbini buna, bunun ciğerini ötekine, e! sonuç.
Aklınca insan doğaya ayar çekmeye çalışıyor!
İnsan ömrünü uzattık! (
salon alkış sesleriyle inler)
İyide bu doğadan alıp, insana vermek oldu, oldu mu şimdi?
Ölümcül hastalıkları yok etmek, organ nakli yapmak, tıbbın başarısı.
Oysa bunlar doğanın sigortası, emniyet subabı, buna müdahale ettikçe, doğa n'olacak?
Bunu düşünen yok, insan, insan, insan, sonra yine insan.
Nüfus
7,5 milyar!
Full kapasite kaynaklar, katlayan nüfuslar, tükenmeyen ihtiraslar, yok olan doğa!
Ya Tanrı zar atacak, ya zaafiyet teorisi icat olacak.
Tanrı zar atmayacak, zaafiyet teorisi icat olmayacak.
Ânka küller de yanacak, akibetini soran bulunmayacak.
Yazın yonca bitecek, her şey çok daha güzel olacak!?
Bekliyoruz bakalım !...
İnsan da olsun, insan değerli, insan güzel, insan akıllı ama bu doğaya ayar çekmek mantığıyla olmasın.
Doğal olsun, doğalı olsun.
Nasıl olması gerekiyorsa öyle olsun, ama şimdi veya geçmişte olduğu gibi asla olmasın.
Gelecek farklı olsun!
Bilimin hatası, insan yaşamına müdahalesi oldu.
Yoksa doğayı incelemesi, taklit etmesi, gözlemlemesi güzel şeylerdi lakin, bunu tersine kullandı, yaşama bu müdahalesi çok yanlıştı, bunu yapmayacaktı.
GÜÇLÜ OLAN AYAKTA KALIR !
Bu prensib ortadayken, zayıf olanın yaşamını uzatmak veya hakkı olmadığı halde dünyaya getirmek (
sezeryan, tüp bebekler vs.) fırsat yaratmak, ekstradan doğaya salınan kimyasallar, ilaçlar da demek. Olay sadece yiyecek içecek meselesi de değil, kaynaklar meselesi de, tüm bu ilaçlarda kanalizasyon yoluyla sulara karışmakta ve hiç bir filtre sistemi de uygulanmamakta. Sularda ki yaşamda bundan ciddi şekilde etkilenmektedir.
İnsan yaşamını uzatmak için yapılan deneyler, genetiği değiştirilen gıdalar da, yanlışlar zincirinin sağlam halkalarından başka bir şey değil. Çevre kirliliği olayları zaten tam bir fiyaskodur insanlık için.
Dinlerin hatasıysa zaten belli, kendilerine tabi olanları kutsadıkları için, Tanrının onlara yeryüzünde diledikleri gibi hoyratça yaşama hakkı verdiğini sanmalarından ötesi değildir.
Dünya ne ki!
Dünya bir hiç!
Esas yurt öte tarafta ve burası bir geçiş yeri, o yüzden kaynakları hor kullanmakta bir beis yok!
İyi işte ne güzel! madem burası bir geçiş yeri sizde misafirsiniz, misafir gibi olmak varken, bu hoyratlık niye? içilen sudan solunan havaya, topraktan bitkilere yaşam her yerde... Yaşam sadece insana değil ki? İnsan önemli ötekiler önemsiz olsun.
Ez-cümle insanlar diniyle de, bilimiyle de, öğretileriyle de sınıfta kalmıştır.
Bu tek başına ne dinlerin, ne bilimlerin ne de öğretilerin suçu.
Hepimizin suçu, insanlığın suçu, Hiç birimiz masum değiliz !...
Eğer insanlar doğayla UYUMLU yaşamı bilselerdi, zaten UZUN yaşamayı da istemezlerdi.
Mesele, uzun yaşayıp ilkesiz olmak mı, yoksa kısa yaşayıp, onurlu ölmek mi?
Her şeyi düşünen insan, doğayı da çözdüğünü sandı, lakin bu kararı yanlıştı.
İnsan doğayı çözemedi, ardındakini göremedi, gördüğü şeyin körü oldu.
Ha insan kendini kutsamış, ha kendini özgür ilan etmiş, ikisi de aynı şeydir.
İkisi de sorumluluğu üzerinden atmak demektir.
İnsan temelde SORUMLU bir varlıktır, sorumlulukları vardır, bu BİLİNCİ vardır en azından, sorumlu olmak ona YAKIŞIR, lakin işi aymazlığa getirip, kutsandım ben, özgürüm ben deyip geçince, bu da ihtiraslarla birleşince, dünyada bas bas bağırır da onu ne görür, ne duyar, ne bilir, olanda tam anlamıyla budur.
Kızılderililerin dediği gibi;
Beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, her şeyi öldürüyorlar.
Ağaç diyor ki, "Yapma. Acıyor. Canımı yakma" Ama onlar, onu baltalayıp kesiyorlar.
Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor...
Kızılderililer asla bir şeyin canını yakmaz, ama beyazlar her şeye zarar veriyorlar...
Kaya diyor ki, "Yapma. Canımı yakıyorsun" Ama beyazlar hiç umursamıyor...
Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor.
Doğa üzülüyor olabilir mi?
Doğa ağlıyor olabilir mi?
Taştan kayadan mı ibaret, yoksa hisleri duyguları da var mı?
Doğa yaşıyor olabilir mi?
Doğa ölüyor olabilir mi?
İnsanlar birde huzursuzluk, mutsuzluk, stres gibi şeyler ürettiler ve mutluluğu aradı durdular.
Daha çok ararlar, doğaya rağmen mutluluk, imkansızdır.
Peki bu streslerin sebebi doğanın bizatihi kendisi olabilir mi?
Yani doğanın stresi size yansıyor olabilir mi?
Doğa sizin gözlerinizden ağlıyor olabilir mi?
Veya sizin ruhunuzdan üzülüyor olabilir mi?
Siz ağladığınızda, ağlayan doğa!
Siz sevindiğinizde, sevinen doğa!
Mümkün mü?
İnsan mutluluğu bulsa, bu onu gerçekten memnun edecek mi?
Buna inanıyor musunuz?
İşte bu mümkün değil, olamaz!
İnsan böyle anca kendini kandırır.
Mutluluğu bulsa bile, kısa sürede sıkılacak, gene mutluluk arayışlarına girecektir.
Her zaman dahası, dahanın dahası ve dahasının da dahasına meftudur insan.
Buna ya şimdi dur diyebilir ya da asla !
Mutluluk KİŞİSEL değildir, ÇEVRESEL dir.
Çevren mutlu ise sen MUTLUSUNDUR.
Öteki türlü git bir kaya başında, bin yıl YALNIZ yaşa!
Kimseye ihtiyacın olmasın, olabilir... Ama asla MUTLU olamazsın.
Sadece yalnız yaşamaya ALIŞIRSIN! yalnızlık ise KAÇIŞTIR!
Bak doğaya!
Her şeyini paylaşıyor!
Onun mutluluk anlayışı böyle.
Neticede insan, ister kabullensin istersede kabullenmesin, bu doğanın bir parçasıdır, bu parçalardan yansıyan da DOĞANIN halleridir.
Doğanın lisanı hallerledir, sözlerle değil.
Güçlü Olan Ayakta Kalır!
Doğa bu, Doğamız bu, Doğalı bu.
--------
Öldükten sonra hesaba çekilirsem söyleyeceğim belli,
Tonlarca canlıyı yedim, milyonlarcasını da öldürdüm.
Verilecek cezaya itirazım olmaz, neticede masum değilim!
Lakin mükafata itirazım olur, böyle sistem olur mu diye?
Ben ne kadar masum değilsem, sizde o kadar masum değilsiniz!
Ben kötü olduğumu kabullenirim, o PİŞMANLIĞI zaten duyuyorum.
Siz kötü olduğunuzu kabullenebilir misiniz?
PİŞMAN olabilir misiniz?
PİŞMANLIĞI bilir misiniz?
Bir hesap yoksa, ben genede PİŞMANIM, yaşarken PİŞMANIM çünkü.
Bu durum beni mutlu etmiyor ve hiç bir zamanda ETMEYECEK!
Kendimi nasıl kandırabilirim ki?
Devam edecek ...