Evrim keşke matematiksel temel dayansaydı.Yani formüllerle ifade edilebilseydi keşke. Bu kadar eleştiri almazdı.
Maalesef Big Bang den çok daha sağlam bir teori olmasına rağmen, Big Bang eleştiri almıyor ama evrim teorisi alıyor.
Halbuki Big Bang, 100 kere yamalandı. Sürekli teoride sorunlar çıktı, çözümler üretildi.
Evrim, Big Bang e göre çok daha sağlıklı olmasına rağmen neden bu kadar eleştiri alıyor bence 2 sebebi var.
1-Çok ileri matematiğe dayanmıyor. Bu yüzden, ağzı olan konuşuyor babında, herkes bir tarafından tutup eleştirmeye çalışıyor.
2-Evrim, ateistlerin Big Bang ise yaratılışçıların savunma mekanizması gibi algılanıyor. Bu yüzden inançlı insanlar, evrimi, inançlarına bir saldırı olarak düşünüp karşı çıkıyorlar.
Tespitleriniz güzel. Biyolojinin doğası böyle. Fizik gibi matematikle iç içe değil biyoloji. Matematiksel yasaların olması gerekirdi diye düşünüyorum ama canlılar gibi kompleks şeyler var elimizde. Yani bir yasaya bağlayıp bir sonuç çıkartamıyoruz. Aynı davranışı sergilemiyorlar. Birçok değişken vardır. Yani basit değil canlılar. Biyolojinin o yüzden doğası böyle. Ergi hoca da canlıyı tahminleyemeyeceğimizi söylüyor zaten. Mesela verdim videoya bakın bu mevzu güzel bir şekilde anlatılıyor.
Evrim keşke matematiksel temel dayansaydı.Yani formüllerle ifade edilebilseydi keşke. Bu kadar eleştiri almazdı.
Maalesef Big Bang den çok daha sağlam bir teori olmasına rağmen, Big Bang eleştiri almıyor ama evrim teorisi alıyor.
Halbuki Big Bang, 100 kere yamalandı. Sürekli teoride sorunlar çıktı, çözümler üretildi.
Evrim, Big Bang e göre çok daha sağlıklı olmasına rağmen neden bu kadar eleştiri alıyor bence 2 sebebi var.
1-Çok ileri matematiğe dayanmıyor. Bu yüzden, ağzı olan konuşuyor babında, herkes bir tarafından tutup eleştirmeye çalışıyor.
2-Evrim, ateistlerin Big Bang ise yaratılışçıların savunma mekanizması gibi algılanıyor. Bu yüzden inançlı insanlar, evrimi, inançlarına bir saldırı olarak düşünüp karşı çıkıyorlar.
Matematik vb. de izah dili babinda kullaniliyor evrim bahsinde .Elestiri aliyor, zira insanlarin evrimi bir bilgi olarak dahi bilmeleri engellenmeye calisiliyor. Sanki evrim din, iman, inanclarini yikacak filan gibi algiliyorlar, algilatiliyorlar. Iste Taslaman gibileri de bunun icin bicilmis kilif adeta. O kadar yetersiz bir adam ki , fizigin ozunde doga bilimi oldugundan dahi habersiz. Ileri icin ongorude bulunabiliriz diyor acikca. Halbuki ona gore geride kalanlar, kalabildigi olcude bir yere gitmis degil, hepsi gezegenimizde duruyor.
Bir de klasik anlayis (karsit cevrelerden uretilmis) maymundan gelmek anlayisi, yani evrimi maymundan gelme olarak algiliyorlar. Ortak ata bahsini oteleyip, bunu suruyorlar ortaya.
Sevgili dostum aliyarasfal beni hemen de gömmüşsün. Ben şüpheyle yaklaşıyorum. Evrimci veya evrim karşıtı değilim. İspatı olup olmadığını öğrenmek istedim. Richard Dawkins diyor ki: ''Şu bir gerçek ki evrimin, en azından başlıca özelliklerini meydana gelirken gözlemleyemiyoruz aslında. Evrimin çok yeni ve çok küçük parçalarını meydana gelirken gözlemleyebiliyoruz. Şu doğru ki dinozorları evrimleşirken izleyemeyiz, balıkların denizden çıkıp kara hayvanları haline gelişini izleyemeyiz. Çıkarım yapmamız gerekiyor. Mevcut kanıtlara dayanarak çıkarımlar yaparız. Aynı şekilde Dünya'nın Güneş etrafında dönüşünü mevsim değişimlerine bakarak çıkarsamamızda ya da gece gündüz döngüsüne bakarak Dünya'nın kendi etrafında döndüğünü çıkarsamamızda olduğu gibi. Ben bunu cinayet işlendikten sonra suç mahalline gelen bir dedektife benzetiyorum. Suçun işlendiğini gerçekte göremezsiniz fakat cinayetin işlendiği odada geriye kalan ayak izleri parmak izleri dahil her türlü ipucunu bulabilir. Ve cinayetin nasıl işlendiğine dair bir hipotez ortaya atıp hipotezin gerçeklerle uyuşup uyuşmadığını kontrol edebilirsiniz. Dedektif, cinayeti işleyenin kim olduğu konusunda az ya da çok, sağlam bir sonuca varabilir. Evrim için de aynı durum geçerli. Tek bir farkla ki; deyim yerindeyse olayın ardından geriye kalan kanıtlar bir dedektifin normalde bulabileceğinden çok daha fazladır, çok daha zengindir.'' Peki siz buna ne diyorsunuz sevgili dostum? Olay ardından kalanlar bize gerçeği yansıtır mı? Yoksa bir tahmin mi yapmış oluruz?
Madem evrime inanmıyorsun ben ınandırayım o zaman seni, Adem den havva yaratıldığına gore aynı organ ve kan gurubu ondada vardır, mantıken oyle, şimdiki kanguruplarıına ne diyorsun ya zenci ve sarışınlara... cevapla.. EVRIM VARDIR...
Tüm canlıların ortak atası neye benziyordu? Nerede ve nasıl yaşıyorlardı?
Gezegende bildiğimiz tüm canlılar ortak bir atasal hücre topluluğundan evrildi. Peki bu hücre topluluğu ne ile besleniyor, nasıl bir çevrede yaşıyordu? Yeni yayınlanan bir çalışma ‘en son ortak-ata'nın 355 genini belirlemiş. Araştırmacılar bu genlerin işlevlerinden yola çıkarak, yaşamın okyanus diplerindeki volkanik bölgelerde başladığı önerilerine destek veriyor.
Charles Darwin, evrimsel biyolojinin temellerinden olan kitabı ‘Türlerin Kökeni'nde, "dünya üzerinde bugüne kadar yaşamış tüm yaşamın ilkel bir ortak atadan" evrildiğini ortaya atmıştı. Türlerin Kökeni'nin yayınlandığı yıl olan 1859 yılından günümüze incelenmiş tüm canlılardan toplanan bilgiler, bu öneriyi yani tek ve ortak bir köken hipotezini destekliyor.
Darwin'in önerisini destekleyen ve yaşamın ortak kökenden evrildiğini gösteren en sağlam veriler moleküler düzeydeki çalışmalara dayanıyor. Örneğin, tüm hücresel yaşamın gelişim bilgisini içeren ve kalıtım birimi olan molekül her canlı için aynı: Nesilden nesile kopyalanarak aktarılan DNA tüm canlılarda aynı 4 "harf"ten (A, T, G, C) oluşuyor. Tüm canlıların yapısal ve işlevsel temeli olan proteinler aynı 20 moleküler birimin aynı kimyasal bağlar ile yanyana dizilmesi ile oluşuyor. Gezegendeki her bir canlı hücre, DNA bilgisini (nükleotidleri) protein bilgisine (amino asitlere) çevirirken aynı sistemi, yani DNA'nın üçerli birimler halinde okunmasına dayanan ortak ‘genetik kod'u kullanıyor.
Tabii ortak-köken önerisine alternatifler sunulabilir. Örneğin, yaşam birden çok hücresel atadan bağımsız olarak benzer moleküler/genetik sisteme evrilmiş olabilirdi. Fakat tüm canlılarda gördüğümüz ortak özellikler, bağımsız farklı atalarda evrim önerisini neredeyse tamamen olasılık dışı kılıyor. İstatistiksel analizler, tek bir ortak ata önerisinin, "birden çok atada bağımsız evrilme" alternatifine göre, 10 üzeri 2 bin 860 kere daha olası olduğunu sunuyor (Theobald 2010). Yani Darwin'in önerisi, diğer tek rasyonel alternatife göre 1'in yanına 2680 sıfır ekleyerek elde edeceğiniz sayı kadar daha olası.
Yaşamın tek bir ortak hücresel atadan geldiği bilgisi çok sağlam gözlem ve istatistiksel temellere dayansa da, yaşamın kökenlendiği bu hücre topluluğu hakkında bilinenler sınırlı. Zorluk, bahsi geçen bu hücre topluluğunun 3,5 milyar yıl kadar önce yaşamış olması. Dünyada bu dönemden kalan fosillerin sayısı çok az.
Çalışılması doğrudan mümkün olmasa da, bilim dünyası yüz milyonlarca yıl önce yaşamış ‘en son ortak ata'ya dair yeni bilgilere ulaşmaya başladı. Geçtiğimiz aylarda yayınlanmış heyecan verici bir çalışma ortak atanın ne tür bir ortamda yaşadığı, ne ile beslenip nasıl enerji elde ettiği gibi konularda ilginç öneriler sunuyor.
Şekil 1. Bilinen yaşamın atası olan hücrenin tahmini biyokimyasal şeması, yerkimyasının biyokimyaya nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Hücre okyanus dibinde metal içeriği zengin volkanik kayaçlar (hücre zarının etrafındaki sarı-kahverengi yapılar) üzerinde yaşıyor, ortamdan sodyum (Na+) ve hidrojenin (H+) hücre içine alınıp-verilmesi ile ATP sentaz enziminin ilkel bir formu ile enerji (ATP) üretiyordu. Bir diğer önemli özelliği ise, hidrojen, karbondioksit ve hidrojen sülfür gibi gazların metabolize edilmesi ile inorganik kaynaklardan beslenmesiydi. Şekil kaynağı: Weiss vd. 2016 Nature Microbiology.
3,5 MİLYAR YIL ÖNCE YAŞAMIŞ HÜCRELERİN İZLERİNİ DNA DEDEKTİFLİĞİ İLE ARAMAK
Tüm canlılar ortak bir atadan geliyorsa ve bu atasal topluluğun kalıtım birimi olan DNA trilyonlarca defa kopyalanıp dikey olarak yeni nesillere aktarıldıysa, bugün yaşayan canlıların DNA dizilerinde ‘en son ortak ata'mızın DNA dizisine ve genlerine dair bir miktar iz kalmış olmalı.
Elbet 3,5 milyar yıl boyunca biriken mutasyonlar ve yatay gen aktarımı gibi teknik zorluklar çok dikkatli bir çalışma gerektiriyor.[1]
Haberin konusu olan çalışmada araştırmacılar modern mikropların gen dizilerini toplayıp toplamda 6 milyon diziden 286 bin gen kümesini incelemişler. Böylece modern yaşam ağacının iki ana dalında (bakteriler ve arkeler) en az ikişer soyda ortak olan genlerin listesini çıkarmışlar.
Genetik ve istatistiksel analizler sonunda ‘en son ortak ata' olarak bilinen hücre topluluğuna ait olabilecek 355 adet gen tespit edilmiş.
SICAK BİR ORTAMDA HİDROJEN VE KARBONDİOKSİT TEMELLİ MÜTEVAZI BİR YAŞAM
Bulunan genlerden/proteinlerden bazıları genetik kodun işlenmesinde görev alıyor. Bu bulgu genetik kodun belli özelliklerinin ‘en son ortak ata'nın evrimi sırasında şekillendiğine işaret ediyor.
Besin ve enerji ile ilgili öne çıkan genlere bakıldığında ise, ‘en son ortak ata'nın oksijensiz ortamda yaşayan bir hücresel yapıda olduğu ortaya çıkıyor. Bu veri jeolojik kayıtlarla uyumlu: 3,5 milyar yıl önce okyanuslarda ve atmosferde serbest oksijen bulunmadığı birçok bilimsel çalışmanın hemfikir olduğu bir tespit.
Bulunan genler ayrıca, ‘en son ortak ata'nın, yaşam için gerekli enerjiyi çevresinden hücre içine aldığı hidrojen, karbondioksit, ve hidrojen sülfür gazlarını dönüştürerek elde ettiğini, işaret ediyor.
Dolayısıyla ‘en son ortak ata' bir dışbeslek (heterotrof) değil, ototrof, yani modern bitkiler gibi kendi besinini üretebilen bir canlı olmuş olmalı.
YAŞAM OKYANUS DİBİNDE BULUNAN VOLKANİK BACALARDAN MI BESLENİYORDU?
Yaşamın okyanus diplerinde bulunan volkanik bacalarda başladığı bilim dünyasının üzerinde ciddiyetle durduğu bir hipotez. Habere konu olan çalışma bu hipotezle uyumlu genetik sonuçlara ulaşıyor.
‘En son ortak ata'ya ait olabileceği tespit edilen 355 gen arasında, demir ve nikel gibi geçiş metallerini içeren bileşiklerin dönüşümüne, sodyumun hücreye alınıp işlenmesine, kükürt ve hidrojenin metabolizması ve hücreye alınmasına yarayan genler de var. Bu kimyasal bileşenlerin okyanus diplerinde bulunan volkanik bacaların etrafında yoğun miktarda olduğu biliniyor. Volkanik bacaların sahip olduğu yer-kimyasının sunduğu bu inorganik bileşenlerin, ilk hücrelere alınıp yaşam-kimyasına dahil edildiği düşünülebilir.
İlk hücrelerin volkanik bacaların yakınında evrildiği önerisini destekleyen bir diğer bulgu ise ortaya çıkan genlerden birisinin, sıcaklığın yüksek olduğu ortamlarda yaşayan bakterilerde bulunan kilit genlerden birisi olması.
"Büyük resme bakarsak", yaşamın ortak atası olan hücre topluluğunun DNA dizisine dair elde edilen bilgilerin, başka gezegen ve uydu sistemlerinde yaşamın varlığı ihtimalini araştırırken ilk gidilmesi gereken jeolojik bölgelere dair bir pusula görevi göreceğini düşünebiliriz.
[1] Çalışmada bulunan 355 genin hepsinin ‘en son ortak ata'da bulunduğu önerisine, araştırmacıların belirttiği gibi, ihtiyatlı yaklaşılması gerekiyor. Bunun bir sebebi, geçtiğimiz yıllarda yayınlanan çalışmaların gösterdiği, genlerin özellikle mikrop türleri arasında bir önceki nesilden bir sonraki nesile dikey aktarımının yanında, aynı nesilden olan bireyler arasında yatay olarak da aktarılabildiği gerçeğine dayanıyor.
Bu alternatife göre, ‘en son ortak atamız' olan hücre topluluğu evrilerek yaşamın sonraki iki temel dalı olan mikroplar bakterilere ve arkelere ayrılıyor. Ardından bu iki daldan birisinde ‘ortak ata'nın sahip olmadığı yeni genler evriliyor. Bu genlerden birkaçı yatay gen aktarımı ile diğer dalın üyelerine aktarılıyor. Böylece bu iki grubun genleri arasında ortak genler araştırıldığında bu genler arasında ‘yanlış-pozitif/olumlu' bulgular olarak çıkıyor. Yaşamın ilk zamanlarında gerçekleşecek bu tip yatay gen aktarımı olayları bir alternatif olsa da, yine de, ortak ata'da evrilme hipotezine göre daha düşük bir olasılık.
İlgili makale:
Weiss vd. The physiology and habitat of the last universal common ancestor. Nature Microbiology. 2016
Ek kaynak:
Theobald. A formal test of the theory of universal common ancestry. Nature 2010
Haber görseli: National Geographic
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Böyle bir forumda,bu başlığın bulunması ayıp yani..Yuh yani,yuh..!
Bak arkadaş.. Sümüğün akıyor..Ossuruyorsun..Sıçıyorsun..Vücudun yağlanıyor..Kokuyorsun..Ağzın kokuyor..Tırnakların uzuyor..Saçın uzuyor..Sakalın çıkıyor..
Tüm bunlara rağmen ''Evrimin İspatı Nedir?'' mi diyorsun?!
Ne sanıyorsun kendini?
''Hayvan'' olmadığını mı söylemek istiyorsun?
Tuvalette düşünün bu konuyu..Samimi söylüyorum..Evrimi anlamayan veya kabul etmeyen arkadaşlar,tuvalette düşünsünler biraz..
''Evrim teorisi eskimiş ve çürümüş'' demek, ''yerçekimi de neymiş?'' demekten farksızdır..
Evrimi yerçekimi olarak düşünün..Yerçekimine karşı olanların bu ülkeyi yönettiğini de..!
Ne çıkıyor karşımıza?
Söyleyeyim..
Dün akşam Fatih Altaylı'nın karşısında iki bilim insanı vardı ve konu evrimdi..Başlarda ne dediler bilmiyorum ama ortalardan itibaren programı seyrettim..Genlerden,kromozomlardan;yani konuyu insanların anlayamayacağı yerlerden anlattılar..Çünkü görevleri bu..Sonra dediler ki,''hükümetimiz sağolsun,bize yardımcı oluyor,yakında iyi gelişmeler olacak,yeni kanser ilaçları yapacağız,beyin göçünü geri döndüreceğiz'' falan filan..
İşte Türk bilim insanları..!
Nobele aday yapalım bunları..!
Hükümeti yalayan bilim insanları..!
Hükümet çocukların beynine dini empoze ederken,yani tüm toplumu yüzlerce/binlerce yıl geriye atarken;bunlar iki ilaç yapacağız diye hükümeti yalıyorlar..Aslında bir kişiyi yalıyorlar..Anladınız siz onu..!
''Evrim teorisi eskimiş ve çürümüş'' demek, ''yerçekimi de neymiş?'' demekten farksızdır..
Evrimi yerçekimi olarak düşünün..Yerçekimine karşı olanların bu ülkeyi yönettiğini de..!
Ne çıkıyor karşımıza?
Söyleyeyim..
Dün akşam Fatih Altaylı'nın karşısında iki bilim insanı vardı ve konu evrimdi..Başlarda ne dediler bilmiyorum ama ortalardan itibaren programı seyrettim..Genlerden,kromozomlardan;yani konuyu insanların anlayamayacağı yerlerden anlattılar..Çünkü görevleri bu..Sonra dediler ki,''hükümetimiz sağolsun,bize yardımcı oluyor,yakında iyi gelişmeler olacak,yeni kanser ilaçları yapacağız,beyin göçünü geri döndüreceğiz'' falan filan..
İşte Türk bilim insanları..!
Nobele aday yapalım bunları..!
Hükümeti yalayan bilim insanları..!
Hükümet çocukların beynine dini empoze ederken,yani tüm toplumu yüzlerce/binlerce yıl geriye atarken;bunlar iki ilaç yapacağız diye hükümeti yalıyorlar..Aslında bir kişiyi yalıyorlar..Anladınız siz onu..!
Bütün insanların insan olarak akraba olduğunu anlarken hangi akıl yürütmeler kullanılmışsa aynı yoldan bütün canlıların canlı olarak akraba olduğu da bilinebilir.
Bugün dünden kalan kalıntıların bir devamıdır, dün de dünden önceki günden kalan kalıntıların devamıdır. Bu çıkarıma hangi akıl yürütmeyle ulaşmışsak aynı yoldan diğer değişimsel ve evrimsel süreçleri de anlayabilirz.
Evrimin ispatı, günümüzdeki verileri geçmişe yönelik akıl yürütmelerle çıkarsayarak mümkün olabilir.