Sevgili Respendial;
Yıl 1960 küsürler, ben öyle hatırlıyorum, Tevrata dayanarak tespit edilen Dünya yaşı, 6.000 olduğu ret edilmiştir, ret edilirken büyük papaz o halde 10.000 yıl demiştir..... Sonrasında ise milyar yıllar konuşmuştur... Bilime karşı sürdürülen karanlık savaş 1900 yılında sağlam temellere oturtulmaya çalışılmıştır, çünkü dinler gibi hurafelerden ibaret ve gerçekten sağlam bir silah olan, geniş kullanım alanları olan çoban kavalı kaybedilmek istenmemektedir..
Bilhassa Ortadoğu Dinleri insanlara zerre kadar bilimsel bilgi vermezler. Böyle bir amaçları yoktur ancak varlığı götürüp bağladıkları ilahları açısındanda bir varoluş sorunları vardır.. Peki nasıl oldu sorusuna bulunulan yaratılış teorisi(masal, uydurma, hikaye, saçmalama), elde sopa(korku, heyecan, inanç, acz, sefillik, arzulardan ve beklentilerden oluşan Tanrılar) insan kafasına vurularak empoz edilmiştir, heleki bu iş kimilerinin geçim kaynağı olmuştur ki, kraldan sonra ... Ortada bir öğreti yoktur çünkü bir şeyin öğreti olabilmesi için ölçülüp tartılabilir olması ve mümkün olduğunca kişi ve farklı dinlere vs göre değişmemesi gerekir. Ölçülüp tartılamaz en azından varsayımları oluşturabilecek kadar donelenemeyen hiç bir şey öğreti olamaz, çünkü bilgisine erişilemez, ancak bir masal yazını olarak ezberlenebilir yada gözlerimizle gördüğümüz nesnel gerçekler bu masallara araç olarak kullanılırlar..
Eğer varsayımlardan ve kimilerince kesin sayılan masallardan yola çıkacaksak, iddia ediyorum Adem diye birisi hiç bir zaman yaşamamıştır. Aksini kim ispatlayacak? Sorun bir ayet numarası vermekse vereyim işte ispatlıyorum Adem hiç olmamıştır;
Adem Masalı Suresi, Ayet.1; Onlar ki bir çok yerde yalana saptılar. Ben insanlığı topluluklar halinde Yarattım, oysa onlar, insanlığı sanki bir kişi yaratmışımda sonra ona bir tane eş yaratmışm gibi uydurdular.
En fazla zorlama ile ulaşacağımız Adem masalınının gerçeğine, MÖ 6000 ler olarak varırırız. Sümer kaynaklarının yazılı belgelere dökülmesi, başlangıç MÖ 4000 küsürler ise ve ismi anılan masal kahramanları(Nuh = Ziusudra) muhtemel MÖ 5000-6000 arasına tarihlenmesi gerekir, bu bize bu masalların tarihsel dönemi hakkındada ipuçları verir. Kaldı ki yazı dışında sembollerin kullanıldığı gerçeği bize ilk yazıların sembolik yapıtaşları hakkındada done sunar... Varacağımız yer ise mağara resimleri, işaret ve şekilleri olacaktır...
İnsanlar yazıyı kullanmazdan evvel, evet nesilden nesile yine aktarım vardı ve devam ediyordu. Bu görevi
ilahiler üstlenmiştir ve halada bunca bin yıl geçmiştir ki insanlık bu yöntemden vazgeçebilmiş değildir... Tevrat yada diğerleri, o bölgedeki Tanrı-Yaratılış vs ilahilerde aktarılanların çeşitli dönemlerce uyarlanmasından başka bir şey değildir..
Adem Neolotik çağın ürünüdür...
İnsanlığın tümden yok olduğu ve tekrar devam ettiği varsayımın bence gözleme dayanılarakda dahi olsa geçerli gibi görünmüyor. Neden görünmüyor, eğer ilk insanlarda(ki 2 milyon yıl önce demişsin) mühendis, bilimadamı, mimar.... vs olsa idi, fazla değil bundan 1000 yıl önce insanlar savaşlarını kılıç-kalkan ile yapıyor olmazdı, Yıldızlar Nurdur yavrum demezdi, Adem maslına kanmazdı(komedi, şimdide kanılmaktaya o ayrı). Demek ki sizin dediğiniz gibide düşünsek, her iki evredede bir
gelişim-evrim süreci vardır,
olmak zorundadır, bu bir zorunluluktur..
"2.000.000 yil once dogan bi insanda muhendis yada matematikci olacak zeka vardi. Insanin zeka evrimini tamamlamasi cok daha eskiye dayanir. "
Demişsin, Einstein'in ifadesi bir gözleme dayanmaktadır, geçmişe öykünmek bence anlamsızdır... Şuradan yola çıkılarak evet varsayımda bulunabilirsiniz, eğer gelecekte insanlar tekrar ilkelleşecek ise, o halde geçmişte bu süreç neden yaşanmış olmasın ? Varsayalım ki dediğin gibi, oysa bu gün adına 2. evre diyelim ve görelim, teori yanılıyor mu? Hayır, insanlık mağara döneminden çıkalı şurada milyon değil bin yıllar var, en eski mağara resimleri 30.000 yıl öncesine gitmiyor ve kaldı ki bu dönem Paleolitik dönemdir.
Bu gün yeni doğmuş bir insanı ıssız bir adaya bıraksanız ne olur, bir mühendis, bir mimar, bir matematikçi olabilir mi sizce? İşte gözlemimiz buna dayanmak zorundadır, bence olmaz çünkü, bilgi, bilim, birikim vs, bunların tümü, tüm insanlığın nesilden nesile aktarılan ve gelişerek ilerleyen tüm
edinimlerinin toplamıdır. Günümüzden geriye doğru gittikçe, toplam edinimde azalmakta ve öyle bir noktaya gelmektedir ki, artık insan ediniminin parmakla gösterilir kadar az olduğu zamana varılmaktadır. Bir musluktan damlayan damlaların, leğene ilk damladığı haline, ağzına kadar dolmuş leğenden bakarak geri döneceğiz, bu kadar basit. İşte bu zaman ilkel insan dönemi olarak adlandırılmaktadır.. Burada mantıksız helede tutarsız bir durum yoktur, tamamen mantıklı bir sonuçtur ve hiç bir biçimde varsayımlarla yola çıkmayacak kadar gözlemlenebilir doneleri vardır. Bunu en basitinden 20 yıl önce kullanmadığımız internetten dahi anlamamız mümkündür...
Her canlı edinimlerini nesilden nesile aktarır, insanın varlığından günümüze bir sıfır noktası hiç bir zaman olmamıştır. Böyle bir şeyin olması için, dünyada tek bir insanın bile kalmadığını varsaymak gerekir. Aksi insan var ise, zorunluluk olarak edinimlerini nesilden nesile aktaracaktır, böyle olduğundada günümüzden geriye doğru gidişde bir sıfır noktasına ulaşamazsınız, ancak bir varsayım olabilir ama günümüzdeki bizlerinde yaptığımız gözlemlerimiz sizin ifadenizi varsayım üzerinde temellendirirken, bilimin şu ana kadar sunmuş olduğu veri ve tezleri doğrular... Damlalar, damlalar, ve damlalar, biriken damlalar... İlkel olmakta bir sakınca yoktur, eksik olan damlalardır...
İnsanlar konuşamazken nasıl anlaşıyorlardı.. Bunun için evvela neye bakmalıyız, insanda konuşmak bir kaabiliyettir, kazanılmış bir kaabiliyetir, kazanılmış ve biçimlendirilmiş taklit yeteneğidir. İnsana has yada özgü bir şey değildir, sonradan kazanılan bir şeydir dil.... Bir insan hayatını düşündüğünüzde bu kazanımın ne kadarda zor olduğu ortadadır. Duyma yetisi olmayan bir insan sizce hangi dilde konuşur, İngilizce, Arapça, Türkçe? Yada herhangi bir dilde konuşmaz mı? Peki ya kendisini nasıl ifade edebilir elbette şekiller vasıtası ile, insanlığın dil gelişimide böyledir, yazınında böyledir, taklit üzerine kuruludur ve binlerce yıl süren edinim ve aktarımlarla elde edilmiş, bir sisteme kavuşmuştur. Bu gün sihirli harfler vardır, basit bir örnek vereyim, insanlık çevresindeki sesleri taklit ederken salt taklitde kalmıyor, tanımlamada getiriyor buna, kaldı ki insanlığın gelişimi ile teknolojinin gelişimi bir doğru orantı izlerken ikiside birbirini geliştiren ve olumlayan olarak ortaya çıkar. İnsanlığın gelişimi ise malesef Neolotik çağda sıçrama gösterir, çünkü insan emeği, alet edevat ve üretim, işleme, şekillendirme, mülkiyet, mekanizma, düzen, düzenek, yerleşim vs.... İnsan için gerçekten çok büyük edinimler ve kazanımlar sağlamıştır, bu kazanımlarımızı çoğunlukla el emeğimize borçluyuz... Eğer hala hazırcı ve avlayıcı toplayıcı kalsa idi, gelişim bu derece ileride olmayacaktı, olamazdı... Sihirli harfimiz ise "m" ve "n" harfleridir, dilbiliminde bu harfler bir çok dilin tarihsel kökeninde incelendiğinde, aNne, aNa, Mother, hoMe, daM, Nikah, MaMa demenin bir çok dilde aynı ses benzeşimlerini kimi dönemlercede Tanrısal açıdanda kullandığı görülmüştür... Bu ortaklık ve ses benzeşimi bilhassa Neolotik çağın evcilleştirilen memeli hayvanlarından kalma taklitsel bir armağanıdır, tanrısaldırda... Sonuçta ayrı değil, bu insanların gelişimidir, aynı cinsin gelişimidir ve ortak bir öznesi olacaktır...
Telepati dediğimiz şeye ise ilkel insan neden ihtiyaç duysun ki heleki nasıl kullansın? O halde soru şu, telepati ile anlaşıp konuşan için dahi vazgeçilemez özne bir dil biliyor olmak değilmidir?
Herneyse, daha fazla kalabalık olmadan, varsayımın bana ne tutarlı ama nede mantıklı gelmedi sevgili Respendial...
Edinimlerin en bilimsel halinden en ilkel hale dönüşümü için lazım olan bir sıfır noktasıdır, sıfır noktası yok ise, bu günki maymunlar düzeyine gerilemekde gözlemlediğimiz doğal seyir dahilinde mümkün değildir... Yok olan türler bu gün yaşamamaktadır çünkü yaşam boşluk tanımıyor, doğal olarak insanında sıfır noktasından bahsedemeyiz, etsek dahi şu önümüzde duran senin ifade ettiğin 2.evre gözlemlerimizde yanılmış olmayız.. Konuşan, yazan, çizen, okuyan, üreten, mekanizmaları ve düzeni olan bir adem hiç bir zaman olmamıştır, ikinci evresinde yok ise ilk evresinde neden olsun ki, eğer Adem masalı bu gün yazılsa idi, Adem bir uzay aracıyla gelirdi, uzay aracına biner gezerdi, gariptir ki şimdiki Adem masallarıda böyle yazılıyor

Yani her öykü, masal dönemine uygun tutarlı donelerle dillenebiliyor, bizim eski Adem masalındaki ısrarımız, Onun ortaçağ masal kahramanı olmasından dolayı değil, dinlerin yaptrımsal cenderesindendir..