H.Bayram'lı yıllarımda fötrlü hocadan başka, tanıdığım başka bir hoca daha vardı, gerçi onunla yakınlığımız yoktu ama tanırdım, gören zaten pek hoca demezdi, iri yarı, kılık kıyafet desen perişan, sigara desen ağzından hiç düşmezdi, dudak tiryakisiydi ve ağzının kenarına bafra sigarasını yapıştırır, o bitene kadar da hiç ellemezdi, bitince onunla yenisi yakar ve gene ağzının kenarına onu yapıştırır tüttürür dururdu. Böyle böyle 5-6 sigarayı hiç ara kesmeden içerdi. Bedava yemek olunca bayram ederdi.
Para için mi imam olmuş, yoksa tesadüf eserimi, yoksa sevdiği için mi imamlığı seçmiş anlamak mümkün değildi... Adeta hepsinden de biraz vardı, bilgiliydi aynı zamanda çokta zekiydi.
Bir genç vardı, habire soru sorardı, bu hocaya da bir gün bir soru sordu...
Hocada, "
Sen öğrenmek için soru sormuyorsun ki, sırf soru sormuş olmak için soru soruyorsun!" dedi ve kibarca sorusunu cevaplamamıştı.
O zaman hocayı çok taktir etmiştim, karşısındakini iyi analiz etmişti, soruyu cevaplamamıştı.
Bizim fötrlü hocada bu gibi durumlarda "
Anlasan sormazdın, anlatsamda anlamazsın!" ı çok kullanırdı.
Soru sormuş olmak için soru sormak!
Hakikaten çok anlamsız bir şey bu, soru sormanın bir amacı, bir gayesi olmalıdır.
Öteki türlü habire soru sor dur, bunun bir mantığı yoktur, varsada ben bilmiyorum.
Mesela, Evrim nedir?
Soruyu sordun, cevapta geldi, bir iki yanıt verirsin, mesele biter.
Katılırsın veya katılmazsın, soruna cevap gelmiş midir, gelmiştir...
Lakin, yeni yeni sorular icat etmenin anlamı yok ki, sorular soruları habire doğurup duruyor, sonu yok.
İnsan şaşırıyor, bazıları bu dünyaya hakikaten öğrenmek için değil, soru sormak için gelmiş diyesi geliyor.
Gelen cevabınsa hiç bir önemi kalmıyor, cevap soruyu karşılamıyor çünkü, karşılamasıda mümkün değil, gaye belli;
Soru sormak!
Böyle bir sonsuz soru sorma döngüsüne, cevaplar ne etsin!
Tasavvuftaysa olay zaten bellidir,
Soru şüpheye, cevap benliğe, acelede sabırsızlığa işarettir.
O yüzden soru sormak tasavvufta adeta köreltilir ve bu döngüden çıkılmaya çalışılır, biliyorsan zaten soru sormazsın, bilmiyorsan da sorular peşinde koşmazsın, neticede tasavvuf nasip işidir, eğer nasibinde varsa zaten o seni gelir bulur, yoksa sen onu ne kadar kovalasan da bulamazsın.
Sevgiler