Değişim -> olgu düzeyidir.
A'nın değişimleri? -> A olgu değildir(öznedir!), bu soru'da mesele ise A'da değişimin(olgu olan bu->değişim) ne düzeyde olduğudur(bu tür sorular ve sorunlar, yan A'nın değişiminin derecelerine dair detaylar, değişimin -olgunun- reddiyesi olamaz).
Dünyanın dönmesi olgudur.
Dünya ne hızla dönmektedir -> Niceliğe dair verilen cevap-ölçü miktarı, olgu değildir, ne hızla döndüğünü bilip, bilmememiz döndüğü olgusunu değiştirmez.
Değişim -> Olgudur
A Irmağı yatağı ne kadar değişti? Ne kadar değiştiği, olgu değildir, olgu değişimdir.
Aşırı yağmurların ırmakları taşırması-> olgudur
B ırmağı aşırı yağmurlarla taştı ve felakete yol açtı->Olgu değil olaydır
Üreme olgudur
ama falancanın doğması olaydır(üreme falancanın-şu yada bunun şurada, şu tarihte- doğması olayına bağlı değildir, ama falancanın doğması, üreme olgusuna bağlıdır).
Değişim olgudur
ama C ne kadar, nerede, ne zaman değişti? Olaydır.
Evrim olgudur
Ama falancanın evrimi, olgunun falancadaki yansımasıyla ilgilidir, spesifiktir(karakteristik).
Evrim, sürece-uzama yayılmış değişimdir.
Türleşme=evrim demek değildir, türleşme, evrimin yansımasından sadece birisi denebilir, böylece bu bağlamda konu türleşme değil, "türlerin evrimi", 'türlerin kökeni" olur.
Tür demek, canlıların ortak gen havuzuna göre ifadesi demektir. Yani tür denince, bir tarafa bir sinek, diğer tarafa da bir kurbağa koyup, işte türün tanımı budur demek doğru değildir...
Evrim, zaman içinde birdenbire olmayan kesintisiz, niteliksel ve niceliksel değişim sürecidir. Evrim sözcüğü çoğunlukla Charles Darwin'in evrim kuramını belirtmek için kullanılır. Biyolojik anlamının yanı sıra, gezegenlerin ya da bilimin vs. gelişimini tanımlamak için de kullanılır.
Bu konuda defalarca ifade ettim, evrim, kopuk süreçler değildir(kesintisiz-süreklilik), bu bağlamdada kopuk, alakasız, keyfi birleştirip, ayrıştırmalar içeren, evrimsel bir zemine-tabana dayanmayan haydi, şu, şuna dönüşsünde görelim türündeki ifadeler(olay dayatımı) cehaletten gelir.
Evrim kelimesini="Evrim teorisi" olarak kullanmak -ki yukarıda da koyulaştırdım- öteden beri hatadır, yanlıştır! Zaten bu karmaşanın yüzünden bir çok insanın kafasıda karışmaktadır ve bazı art niyetli kullanımlarında, teoride şu ya da buna dair açıklamaların, şu ya da bu temelde eleştirilmesine dayanıp, kavramın reddi gibi el çabukluklarında(sihirbazlık) farkına varması zorlaşmaktadır. Örneğin "kanser teorisi=kanser" denebilir mi?
Bu açıklamanız kayda değer. Yani olaydan olguya karşı çıkılamayacağını belirtiyorsunuz. Yani falanca türün evriminden, evrim olgusuna karşı çıkılamaz diyorsunuz. Aslında bakarsanız evrim olgusuna da olaylardan ulaşılmıyor mu? Mesela görebildiğiniz kadarıyla canlı türlerinin nesiller içerisinde değiştiğini görüyorsunuz. Bütün canlıları görmüyorsunuz, görebildiklerinizin değiştiğini görüyorsunuz. Yani olayları görüyorsunuz, sonra bu olayları birleştirerek olguya varıyorsunuz. Aslında olguya olaylardan varılıyor. Yani tüme varıyorsunuz, tüme varmak için de olayları birleştiriyorsunuz. Bu olaylar ile olgu arasında bir uyuşmazlık varsa olgu dediğimiz şeyin olgu olmadığı da ortaya çıkabilir mi sizce? Mesela falanca türün değişimi olaydır demiştiniz. Falanca türün değişmediği gösteriliyorsa bu da olaydır ama olgu ile uyuşmadığı için olguyu güme götürebilir. Çünkü tek bir aksi gözlem yanlışlayacaktır. Olgu sandığımız şey, olgu olmaktan çıkar o zaman diye düşünüyorum. Yani tek bir aksi gözlem yeter. Hatta mesela yaşayan fosiller denildiğini duymuşsunuzdur. İşte milyonlarca yıl önceki fosile bakıyorlar, bir de günümüz canlısına bakıyorlar hiç değişmemiş diyorlar. Çok benziyor, aynı gibi deniyor biliyorsunuz. Öyle durumlar da var. Bazıları değişmiş de bazıları değişmemiş mi yoksa? Olgu diyebilmemiz için tek bir aksi gözlem dahi olmaması gerekir. O yüzden bütün olayların olgu denilen şeyle uyumlu olması gerekir. 1 tane değişmeyen popülasyon bile olgu denileni çürütecektir. Peki yaşayan fosiller hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir de kambriyen patlaması olayı var. Mesela fosil kayıtlarına bakıyorlar ki karmaşık bir canlı var. Kambriyen döneminde ortaya çıkıyor mesela. Trilobit diyorlardı adına yanlış hatırlamıyorsam. İşte onun atası diyebileceğimiz bir canlı türü yok diyorlar fosil kayıtlarında. Yani kambriyen patlaması denilen dönemde birden ortaya çıkıyor kompleks yapısıyla diyorlar. Evrim denebilmesi için onun ataları olması gerekirdi ve kademeli olarak değişerek bu kompleks canlının oluşması gerekirdi. Fakat atasını bulamıyorlar ve bu kompleks canlının fosil kayıtlarında aniden belirdiğini görüyorlar. Burda evrim ile uyuşmazlık yok mu? Yoksa fosillerin oluşumu ve bulunması zor olduğu için mi böyle bir sorun var? Yani aslında atası var ama fosilleşmediği veya bulamadığımız için mi bunla karşılaşıyoruz? Peki gerçekten atası olabilecek bir canlı yok ise? Bunu nerden bileceğiz ki? Fosili biz bulamıyoruz mu diyeceğiz yoksa atası olmayabilir de diyecek miyiz? Neye yoracağız bu durumu?
Bu fosil konusu mühim bir mesele. Bildiğiniz gibi evrim popülasyon düzeyinde gerçekleşir, birey bazında değil. O yüzden popülasyonları ve türleri incelemek gerekiyor. Fakat fosillere baktığınızda popülasyon fosilleri nadirdir. Genelde tek tek bireyler olarak bulunuyor diye biliyorum. Popülasyon şeklinde fosile nadir rastlanıyor. Peki o zaman nasıl evrim geçirdi diyeceğiz ki canlılara? Tek bir canlının değişimi önemli değil, popülasyon halinde değişimi görmemiz gerekiyor fakat popülasyon fosilleri çok az olunca bunu da göremiyoruz. Hadi o az miktarda olan popülasyon fosillerinden görsek bile diğer tek fosiller ne olacak? Onlar evrime uyumlu olmuyor ki popülasyon halinde olmadığı için. Bi kaç popülasyon fosiline bakarak, diğer tüm canlıların da yıllar içinde evrim geçirdiğini mi söyleyeceğiz? İyi de diğer fosiller ile arasında uyuşmazlık olabilir, biz çok azına bakarak yanlış bir genelleme yapmış olmaz mıyız?
Olaylardan olguya varılıyor demiştim. Geçmişten günümüze milyarlarca canlı türü yaşadığı söyleniyor dünyada. Biz çok az bir kısmının değiştiğini görebiliyoruz ve bunu genel kaide yaparak evrim olgusu diyoruz. Çok az bir kısmını görüp, diğerlerinin değiştiğini görmeden onlar da evrim geçirmiştir demek bir varsayım değil mi? Bu nasıl test edilebilir?
Bir fosil bilimci, ara geçişlerde epey eksik olduğunu söylüyordu. Ergi Deniz Özsoy da genel çerçevenin çizili olduğunu söylemişti. Diyeceksiniz ki her tür aslında ara geçiş türüdür falan. Bunu söyleyebilmek için türler arasında bir bağlantı olması gerekir. Evrimleşe evrimleşe yeni türler, sınıflar, biyolojik gruplar çıkıyor ise bunlar akraba demektir. Yani arada bağlantı olursa ancak ara geçiş denebilir. Bir de ikisinin de özelliğini gösterip arası bişey olması lazım adından da anlaşılacağı üzre. Bazı ara geçişler bulundu bildiğim kadarıyla. Tiktalik falan çok ünlü ara geçiş bunlar. Ama çok eksik de var. Yine fosil bulamama sıkıntısını yaşıyoruz. Fosillerin oluşumu ve bizim bulmamızın zorluğuna mı yoracağız bunu, yoksa bazı canlılar arasında ara geçişin olmamasına ve evrim olmadığına mı? Fosilleri bulamadığımız gibi evrime uyumsuz canlılar da olmuş olabilir. İkisi de olabilir diyorum. Peki hangisine yoracağız? Fosiller bulunamıyor mu yoksa gerçekten orda evrime aykırı bir şeyler mi var? Orda da mutlaka evrim olmuştur ama biz bulamıyoruz diyeceksek neye göre diyeceğiz? Gözlemlerimiz yeterli mi? Diğerlerinin de evrim geçirdiğini tespit etmeden evrim geçirmişlerdir demek varsayım değil de nedir? Her canlı türünü görmüyoruz ki biz. Sadece çok az bir kısmını görebiliyoruz. Hayli eksikler ve sıkıntılar var. Bunlar spesifik detay da değil. Bunları bilmeden olgu olup olmadığını bilemiyoruz.
Bir de kambriyen patlaması olayı var. Mesela fosil kayıtlarına bakıyorlar ki karmaşık bir canlı var. Kambriyen döneminde ortaya çıkıyor mesela. Trilobit diyorlardı adına yanlış hatırlamıyorsam. İşte onun atası diyebileceğimiz bir canlı türü yok diyorlar fosil kayıtlarında. Yani kambriyen patlaması denilen dönemde birden ortaya çıkıyor kompleks yapısıyla diyorlar. Evrim denebilmesi için onun ataları olması gerekirdi ve kademeli olarak değişerek bu kompleks canlının oluşması gerekirdi. Fakat atasını bulamıyorlar ve bu kompleks canlının fosil kayıtlarında aniden belirdiğini görüyorlar.
Bence bu evrimle çelişiyor. Allah büyük ihtimalle trilobitleri ve diğer acaip bazı canlıları o zaman yaratmış belli ki. Sonra da bırakmış onlar evrimleşsin insan olsun.
Bence bu evrimle çelişiyor. Allah büyük ihtimalle trilobitleri ve diğer acaip bazı canlıları o zaman yaratmış belli ki. Sonra da bırakmış onlar evrimleşsin insan olsun.
Sanırım bir ironi yaptınız. Ama ironi yapılıp dalga geçilecek bir mesele değil. Düşünürsek canlı organizedir ve hücrelerden oluşur. Organize olduğu için değişmek zorundadır diye düşünülebilir. İyi de biz organizeliği sayısı hayli az olan günümüzdeki canlılardan görüyoruz. Belki geçmişteki canlıların organizeliği başka idi? Yani geçmiştekilerin değiştiğine dair veri yoksa nasıl hepsi değişmiştir ve evrim olgudur denebilir ki? Denirse varsayım olmuyor mu?
Sanırım bir ironi yaptınız. Ama ironi yapılıp dalga geçilecek bir mesele değil. Düşünürsek canlı organizedir ve hücrelerden oluşur. Organize olduğu için değişmek zorundadır diye düşünülebilir. İyi de biz organizeliği sayısı hayli az olan günümüzdeki canlılardan görüyoruz. Belki geçmişteki canlıların organizeliği başka idi? Yani geçmiştekilerin değiştiğine dair veri yoksa nasıl hepsi değişmiştir ve evrim olgudur denebilir ki? Denirse varsayım olmuyor mu?
Evrim bir varsayımdır. İspatlı değildir. İnanıyoruz. İman ediyoruz. Siz inanmak zorunda değilsiniz.
Daha sonra bu canlının keseli olduğunu ve Avustrulya'da yaşadığını öğrendim. Bu bilgiyi gördükten sonra aklıma kanguru geldi. Kanguru da bir keseliydi ve yine Avustralya'da yaşıyordu. Bu ortak özellikleri sağlayan başka canlı var mı acaba diye merak ettim ve Koala'yı buldum. Şansa bak ki keseli koala da Avustrulya'da yaşıyormuş.!
Şimdi nerdeyse bütün keselilerin Avustralya'da yaşıyor olmasının alternatif açıklamalarına bakalım.
Bu türleri Allah ayrı ayrı yaratmışsa neden keseli olanları aynı bölgede yaratmak istemiş olsun? Buna ancak ''canı öyle istedi'' diyerek cevap verilebilir.
Ama bu olayı evrimin bilinçsiz ilerleyişiyle tam ve düzgün bir şekilde açıklayabiliriz. Bu açıklamaya göre keselilerin kökeni aynı bölgedir ve bazı farklılaşmalarla farklı keseli türleri aynı bölgede ortaya çıkmıştır.
Daha sonra bu canlının keseli olduğunu ve Avustrulya'da yaşadığını öğrendim. Bu bilgiyi gördükten sonra aklıma kanguru geldi. Kanguru da bir keseliydi ve yine Avustralya'da yaşıyordu. Bu ortak özellikleri sağlayan başka canlı var mı acaba diye merak ettim ve Koala'yı buldum. Şansa bak ki keseli koala da Avustrulya'da yaşıyormuş.!
Şimdi nerdeyse bütün keselilerin Avustralya'da yaşıyor olmasının alternatif açıklamalarına bakalım.
Bu türleri Allah ayrı ayrı yaratmışsa neden keseli olanları aynı bölgede yaratmak istemiş olsun? Buna ancak ''canı öyle istedi'' diyerek cevap verilebilir.
Ama bu olayı evrimin bilinçsiz ilerleyişiyle tam ve düzgün bir şekilde açıklayabiliriz. Bu açıklamaya göre keselilerin kökeni aynı bölgedir ve bazı farklılaşmalarla farklı keseli türleri aynı bölgede ortaya çıkmıştır.
Bu noktada şunu düşünmek gerekir. Benzerlikler neden ortak atadan gelinerek akraba olunduğunun ispatı olur? Nasıl ve nedendir? Bence materyalistik olarak baktığımızda bir ispat olmuş olur, tanrıyı varsaydığımızda ortak atanın kanıtı olmuş olmaz. İşte o yüzden evrim materyalistik bir görüş gibi görülür. Tanrı yok ve her şey materyalistik olarak oluyor diye düşündüğümüzde ortak atadan mecbur canlılar türeyecek başka şansı yok. Fakat tanrıyı varsaydığımızda ise hepsini ayrı ayrı yaratabilir ve canı öyle istedi deyip geçilebilir, başka hiçbir sebebe ihtiyaç kalmaz. İşte bu konuları açıklamaya çalışan evrimci biyologlar materyalist ateizm veya teizm arasından seçim yapıp dünya görüşünü doğru düzgün oluşturamadığı için tanrı argümanlarına karşı sessiz kalırlar ve ortak atayı da ispat edememiş olurlar. Bakın mesela evrim tartışmasına.
Bu noktada şunu düşünmek gerekir. Benzerlikler neden ortak atadan gelinerek akraba olunduğunun ispatı olur? Nasıl ve nedendir? Bence materyalistik olarak baktığımızda bir ispat olmuş olur, tanrıyı varsaydığımızda ortak atanın kanıtı olmuş olmaz. İşte o yüzden evrim materyalistik bir görüş gibi görülür. Tanrı yok ve her şey materyalistik olarak oluyor diye düşündüğümüzde ortak atadan mecbur canlılar türeyecek başka şansı yok. Fakat tanrıyı varsaydığımızda ise hepsini ayrı ayrı yaratabilir ve canı öyle istedi deyip geçilebilir, başka hiçbir sebebe ihtiyaç kalmaz. İşte bu konuları açıklamaya çalışan evrimci biyologlar materyalist ateizm veya teizm arasından seçim yapıp dünya görüşünü doğru düzgün oluşturamadığı için tanrı argümanlarına karşı sessiz kalırlar ve ortak atayı da ispat edememiş olurlar. Bakın mesela evrim tartışmasına.
Teizmin ispatları tam bin yıldır tartışmalıdır. Copernicus'un argümanları veya Galileo'nun argümanları bugün kabul ediliyor. Goethe'nin renk teorisi ise kabul edilmiyor. Atom teorisi bugün kabul ediliyor. Simya ise kabul edilmiyor. Bu konularda hemen hemen kesin sonuçlara varılmıştır. Ama tanrı ispatları konusu belirsizdir. Çünkü hala kitaplar çıkıyor ve filozoflar bu konuları tartışıyor. Tam bin senedir. Daha üç-dört sene önce Hollandalı filozof Herman Philipse "God in the Age of Science" adlı bir kitabıyla tartışmaya ateist taraftan katıldı. Polemiklerinin hedefinde çoğunlukla Richard Swinburne var.
Bu tartışmalar Tomas Akinasların elinden Gazali'lerin elinden çıkmış. Hume'ların, Kant'ların elinden geçmiş. Ve bugün hala tartışılıyor! Ama Copernicus'un güneşmerkezli kozmolojisi (Kepler tarafından düzeltilmiş haliyle) artık tartışılmıyor. Veya Boltzmann'ın istatistiksel mekaniği tartışılmıyor.
Demek ki teizmi reddetmek için bu evrimcilerin önce teistik ispatları çürütmesi gerekmiyor. Çünkü bu ispatlar zaten tartışmalı.
Materyalizm veya idealizm iki zıt metafizik görüş olarak ikisi de kendilerine atıf yaparak, yani döngüsel olarak ispat edilirler. Siz de buna değinmişsiniz. Burada iş bir tercih meselesidir.
Evrimcilerin göstermesi gereken tek şey materyalizmin doğru olduğu varsayımının başarılı olabildiğidir. Dünya materyalist varsayımlarla açıklanabilmektedir. Bunun ispatı 400 yıllık modern bilim serüveni ve bunun teknoloji ve tıptaki meyveleridir.
Bunun ötesinde bir ispat yoktur. Olması da gerekmez.
Burada iş siyasete gelip dayanmaktadır. İnsanlar (Batılılar ve Japonlar ve bunlar gibi ülkelerinde bilim üretilen yerlerdeki insanlar) vergileriyle üniversiteleri, ve haliyle bilimi finanse etmektedirler. Evrtim karşıtları diyebilir ki "vergimizi veriyoruz evrim gibi şeyler buluyorlar, biz artık bunu finanse etmiyoruz".
Veya başka türlü bir bilim yapılsın diyebilirler. Materyalist varsayımları olmayan bir bilim talep edebilirler.
İş bir ispat meselesi değildir. Bir tercih meselesidir. Bu arada ben postalmarx olarak yazan aynı kişiyim. Sizle daha önce de bu konuyu konuşmuştuk.
canı öyle istedi deyip geçilebilir, başka hiçbir sebebe ihtiyaç kalmaz.
Bu ifadenle ateizmin teizmden çok daha mantıklı olduğunu itiraf etmiş oluyorsun. Çünkü ateizm evrimsel bir açıklama getirebilirken teizm ancak ''canı öyle istemiş'' diyebiliyor.
Senin teizme yatkın olma nedenin, teizmi mantıklı bulduğundan değil, teizmi bir türlü çürütememenden kaynaklı. Ateizme olan eleştirel yaklaşımlarını aynı dürüstlükte teizme de uygulasan en kötü ihtimal agnostik olmak durumunda kalırdın. Fakat teizme aynı eleştirel dürüstlükte yaklaş-a-mıyorsun.
SelGom´isimli üyeden Alıntı
Benzerlikler neden ortak atadan gelinerek akraba olunduğunun ispatı olur?
Benzerlik, tanımı gereği ortaklık içerir. Benzer canlıların ortak özellikler içermesi, bu canlıların geçmişinde ortak bir sebebe işaret eder. Şuanki ortak sonucun bir gereği olarak geçmişte böyle bir ortak sebebin olması kesindir.
Örnekteki gibi keseli canlıların avustrulyada olmasının ortak kökene işaret etmesine dair yapabileceğin tek itiraz; bu canlıların ortak atadan gelmek yerine şans eseri aynı bölgede ortaya çıktığını söylemen olurdu ki bu da olasılıksal açıdan kabul edilebilir değil.
Teizmin ispatları tam bin yıldır tartışmalıdır. Copernicus'un argümanları veya Galileo'nun argümanları bugün kabul ediliyor. Goethe'nin renk teorisi ise kabul edilmiyor. Atom teorisi bugün kabul ediliyor. Simya ise kabul edilmiyor. Bu konularda hemen hemen kesin sonuçlara varılmıştır. Ama tanrı ispatları konusu belirsizdir. Çünkü hala kitaplar çıkıyor ve filozoflar bu konuları tartışıyor. Tam bin senedir. Daha üç-dört sene önce Hollandalı filozof Herman Philipse "God in the Age of Science" adlı bir kitabıyla tartışmaya ateist taraftan katıldı. Polemiklerinin hedefinde çoğunlukla Richard Swinburne var.
Bu tartışmalar Tomas Akinasların elinden Gazali'lerin elinden çıkmış. Hume'ların, Kant'ların elinden geçmiş. Ve bugün hala tartışılıyor! Ama Copernicus'un güneşmerkezli kozmolojisi (Kepler tarafından düzeltilmiş haliyle) artık tartışılmıyor. Veya Boltzmann'ın istatistiksel mekaniği tartışılmıyor.
Demek ki teizmi reddetmek için bu evrimcilerin önce teistik ispatları çürütmesi gerekmiyor. Çünkü bu ispatlar zaten tartışmalı.
Materyalizm veya idealizm iki zıt metafizik görüş olarak ikisi de kendilerine atıf yaparak, yani döngüsel olarak ispat edilirler. Siz de buna değinmişsiniz. Burada iş bir tercih meselesidir.
Evrimcilerin göstermesi gereken tek şey materyalizmin doğru olduğu varsayımının başarılı olabildiğidir. Dünya materyalist varsayımlarla açıklanabilmektedir. Bunun ispatı 400 yıllık modern bilim serüveni ve bunun teknoloji ve tıptaki meyveleridir.
Bunun ötesinde bir ispat yoktur. Olması da gerekmez.
Burada iş siyasete gelip dayanmaktadır. İnsanlar (Batılılar ve Japonlar ve bunlar gibi ülkelerinde bilim üretilen yerlerdeki insanlar) vergileriyle üniversiteleri, ve haliyle bilimi finanse etmektedirler. Evrtim karşıtları diyebilir ki "vergimizi veriyoruz evrim gibi şeyler buluyorlar, biz artık bunu finanse etmiyoruz".
Veya başka türlü bir bilim yapılsın diyebilirler. Materyalist varsayımları olmayan bir bilim talep edebilirler.
İş bir ispat meselesi değildir. Bir tercih meselesidir. Bu arada ben postalmarx olarak yazan aynı kişiyim. Sizle daha önce de bu konuyu konuşmuştuk.
Aslında her şey tartışmalı değil midir? Yani siz bazı şeylerin tartışmalı olduğunu ve bazı şeylerin de neredeyse kesin olduğundan bahsediyorsunuz. Aslında masaya 5 elma koysak ve burda kaç elma var desek ona bile itiraz edilip de tartışılabilir, hatta bunlar zihnin kurgusudur, ilüzyondur bile denebilir. Yani masada 5 elma olması bile tartışılabilir. Ama dış dünyanın zihnimizin bir kurgusu olmadığını kabul ederek başlarsak 5 elma konusunda pek tartışma olmazmış gibi görünüyor. Fakat her şeyi 5 elma kadar net bilemeyiz. Yani mesela bardağı elimizle tutup gözümüzle görüyoruz, bardaktan su içiyoruz. Bunda şüphe edilecek bir şey göremiyorum. Fakat doğrudan bu şekilde algılayamadığımız şeylerde çok büyük şüpheler vardır. Özellikle tarihsel konularda sıkıntılar olabilir. Dünyanın düz olmadığı, yuvarlak olup döndüğü bugün genel kabuller arasında fakat komplocular ona da itiraz ediyor. Hatta şey diyenler var, aslında evren bu kadar büyük değil, tıpkı bir akvaryum kadar küçük ve dünya da özel olarak canlılar için yaratılmış ve bilim yalan diye düşünenler var, bilim insanları Allah inancından uzaklaştırmak için masonlar tarafından idare ettirilir diye düşünenler var. Bilime olan güven de sarsılabiliyor. Yani her konuda itiraz edilip tartışılabiliyor. Mesela spartacus diyorki kimin ne dediğine bakılmaz, o şeye bakılır diyordu. Yani dünya düz mü yuvarlak mı konusunda iddialara bakmak yerine bizzat dünyaya bakılır diyordu. Yani kimin ne dediği, tartıştığı önemsiz fakat ne algıladığımız önemlidir diye düşünüyordu. Mantıklı gibi görünüyor ama düşünecek olursak zaten o tartışmalar mesela dünyaya bakılarak yapılıyor, veya evrene veya canlılara bakılarak yapılıyor. Canlılara bakmadan kafadan sallanmıyor ki, zaten o fenomen incelendiği halde tartışmalar ortaya çıkıyor. Çok şüpheci bir tavır takınırsak hiçbir şeyi kabul edemeyiz, bazı şeyleri kabul etmemiz lazım. Yani evrim mesela 3.8 milyar yıllık bir süreç. Şu an günümüzde gördüğümüz türleşme örnekleri ise o kadar ufak ki 3.8 milyara göre aklımız hayalimiz almaz, o kadar ufak bir gözlem. Yani çok ufak bir kısmını görmüş oluyoruz, makro evrim konusu biraz şüpheli gibi kalıyor. Ama mesela bazıları diyor ki evrim konusunda hiç şüphe yoktur diyor, evrim karşıtları da evrim yalandır diyor. Yani bir taraf şüphe yoktur kesindir tartışma yoktur diyor, diğer taraf da tartışmalıdır diyor. Teizm konusu da biraz böyle. Yani teistler tartışmalı değil ispatlı diyorlar, karşı görüştekiler de görüş yanlış diyor. Ateizm konusunda da ateistler ateizmin doğru olduğunu düşünür, fakat teistler de ateizmin yanlış olduğunu söyler. Herkes kendi görüşünün doğru olduğunu ve tartışmasız olduğunu söyleyecektir. Burada kim neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyecek dersiniz? Boks maçlarındaki gibi hakem mi devreye girecek?
Dünya materyalist varsayımlarla açıklanabiliyor ama teist varsayımlarla da açıklanabiliyor, yani bir çelişki görülmüyor. Fakat şöyle düşünebiliriz, evrende gözlemlediğimiz her şey süreçle oluşuyor, pat diye değil. Ben evrime inanmak isteyen bir insanım, pat diye oluşmaktansa evrilerek oluşmak bana çok hoş geliyor. Şöyle düşünün evrim karşıtları canlılar o kadar kompleks ki evrilemez diyorlar. İşte canlılar o kadar kompleks ki süreçle olması lazım, pat diye değil de denebilir. Yani kademe kademe süreçlerle ortak atadan dallanarak evrim oldu denebilir. Ama masadaki 5 elma kadar iyi bilemiyoruz, geçmişe dair olduğu için tahmin olarak kalıyor. Kesin olarak emin olmak nasıl olacak?Özellikle şu itiraz edilen makro evrimleri sizce nasıl bilebiliriz?
Bu ifadenle ateizmin teizmden çok daha mantıklı olduğunu itiraf etmiş oluyorsun. Çünkü ateizm evrimsel bir açıklama getirebilirken teizm ancak ''canı öyle istemiş'' diyebiliyor.
Senin teizme yatkın olma nedenin, teizmi mantıklı bulduğundan değil, teizmi bir türlü çürütememenden kaynaklı. Ateizme olan eleştirel yaklaşımlarını aynı dürüstlükte teizme de uygulasan en kötü ihtimal agnostik olmak durumunda kalırdın. Fakat teizme aynı eleştirel dürüstlükte yaklaş-a-mıyorsun.
Benzerlik, tanımı gereği ortaklık içerir. Benzer canlıların ortak özellikler içermesi, bu canlıların geçmişinde ortak bir sebebe işaret eder. Şuanki ortak sonucun bir gereği olarak geçmişte böyle bir ortak sebebin olması kesindir.
Örnekteki gibi keseli canlıların avustrulyada olmasının ortak kökene işaret etmesine dair yapabileceğin tek itiraz; bu canlıların ortak atadan gelmek yerine şans eseri aynı bölgede ortaya çıktığını söylemen olurdu ki bu da olasılıksal açıdan kabul edilebilir değil.
Çok daha mantıklı olduğunun itirafı değil o yanlış anlamışsın. Tanrının yaratmak için evrim mevrim gibi şeylere ihtiyacı yokki, canı öyle istedi deyip mesele kapatılabilir. Böyle olması mantıksız olduğunu göstermez. Tanrı evrime muhtaç olsa ve evrimle değil de canının istediği gibi yarattı desek o zaman mantıksız olurdu. Tanrıyı varsaydığımızda ortaya bir keyfiyet ortamı çıkıyor diyebiliriz. Her şekilde ve istediği gibi yaratabilme imkanı ortaya çıkıyor, evrim mevrim diye kısıtlayamayız canının istediği gibi yaratır.
Bu çürütme meselesinde bence spartacus teizmi çürütmeye çok yaklaştı, spartacus'un dışındaki klasik ateist itirazlar ise tatmin etmiyor. Yani klasik ateist görüş pek tatmin edici değil, diyalektik materyalizm daha tatmin edici gibi görünüyor. Yani varlık, biçim, form yapı denilen görüş hoş bir görüş. Yani varlığın başlangıcı yok, bu kavramlar biçimler arası kıyastan elde edilir ve varlığa dayatılamaz, ayrı zemindir açıklamaları teizme karşı güçlü duruyor gibi gözüküyor. Ama bir görüşü seçmek zor gibi. Dediğim gibi teizmi çürütecek olan varsa o da diyalektik materyalizmdir, klasik ateizm kesinlikle değildir. Klasik ateizm görüşü değil de agnostik olmak bile daha mantıklı gibi. Ama teizmin yanlış olduğu kanaatine varılırsa bence diyalektik materyalist olmak gerekir. Fakat ben teizmi mantıksız buluyor değilim ki. Çürütülemiyorsa zaten bi mantığı vardır. Taslaman ne diyordu argüman masadadır, daha iyi bir görüş sunarsanız o görüşü çürütmüş olursunuz diyordu. Yani zaten daha iyisi konulsa o görüşü çürütür ve yerini alır, yani teizme gerek kalmamış olur ve teist olmak gerekmez idi. Dediğim gibi çürütmeye spartacusun diyalektik materyalizmi çok yaklaştı gibi görünüyor, diğer görüşler hiç yaklaşamadı. Aslında teizm de diyalektik materyalizm de mantıklı gibi görünüyor. Fakat şuna buna öyle yaklaşamıyorsun tarzı psikolojik yaklaşımlarla nereye varabiliriz bilinmez. İnsanız robot değiliz, şu ya da bu görüşe karşı daha yakın olabiliriz ve bişeye inanabiliriz ama bu psikolojik olarak yaklaşımlardan hareket edersek bilimsel kuramlar bile çöpe gidebilir. Mesela bilim adamı evrime inanıp onun gerçek olmasını isteyerek ortaya evrim teorisini koyabilir ve bulguları koyabilir. O buna inanıyor, şu buna inanıyor diye yaklaşırsak bilim de çöpe gidiyor. İnsan olduğumuz için inançlar illa girecek işin içine.
Benzerlik evet tanımı gereği ortaklık içerir. Ama ortaklık aynılık anlamına gelir bi nevi. Şu şu noktalar ortak deyince o noktalar aynı demiş olmuyor muyuz? Mesela insan ve şempanze benzerliğine bakıldığında ortak bi nokta yok, benzer noktalar var. Elimiz, yüzümüz, kafamız, vücudumuz aynı değil, sadece benziyor. Yani mesela elimiz, parmaklarımız şuramız buramız aynı değil, aynı olsa oramız ortak diyebilirdik. Fakat andırıyor yani tamamen aynı olmadığı için ortak demek yanlış olabilir. Benzerlik aynı zamanda andırmaktır. Andıran şeyler de tamamen aynı noktalar bulunmaz, benzeyen noktalar bulunur gibi görünüyor. Yani insan ve şempanzenin tamamen aynı olan yerleri yok, benzeyen var. Fakat işte 2 kulağı var 2 gözü var bunlar ortak denebilir ama göz ve kulaklar aynı değil, sadece sayısı aynı. Yani bunların yapısı ortak değil, sadece benziyor.
İşte bu benzerlik ortak bir atayı zorunlu kılmıyor, bir varsayım ve tahmin olarak kalıyor gibi. Çünkü günümüzde böyle bir gözlem yapmıyoruz. Mesela cins ve familya oluşumu gözlemleri günümüzde yapılmıyor. İşte mesela insan ve şempanze örneğine bakacak olursak bu 2 türün cinsleri farklı. Fosiller üzerinden giderek biraz takip edebiliyorz ama günümüzde yepyeni cins ve yepyeni familya oluşumu ve bu gruplara dahil edilebilecek yepyeni özelliklere sahip makro değişim bazında canlılar ortaya çıkmıyor, bunlar ortaya çıksa işte bak bunların şurası şu oranda benziyor, demekki ortak atadan gelince böyle benzerlikler olur diyip bu benzerlikleri ortak ataya yorabilirdik. Ama günümüzde gözlem yok, sadece elde fosiller var gibi bişey. Bir de günümüz türleşme örnekleri var ama onlar çok sınırlı gözlemler, onlar ile nereye varabiliriz emin değilim. Evrim var desek bile bunu mikro ve makro olarak sınıflandırdığımızda biz mikro düzeyde olanı görmüş oluyoruz. Yani türleşme oluyor ama cins ve familya ortaya çıkmıyor. Yani farklı kelebek türü ortaya çıkıyor ama kelebek denemeyecek ve başka aileye dahil edileblecek yepyeni türler ve yepyeni aileler ortaya çıkmıyor, işte bu noktada evrim teorisinin bilimsel kriterleri karşılamadığı ve bilimsel olmadığı itirazları da yapılabiliniyor.
Ortak kökene ayrı ayrı yaratılış itirazı yapılabilinir. Ama yaratılışı göz ardı edip şansa işi bıraksak tesadüfen orada çıkmış ve özellikleri benzer olmuş denebilir mi? Yani yaratılışı yok saydığımızda ortak atadan başka şans kalmaz mı? Aslında sen rastgelelik ve şans falan diyordun, işte işi tesadüfe verirsen ortak ataya falan gerek kalmayıp her şey mümkün hale geldiği için şans eseri aynı bölgede çıkmış olur. Aynı bölge aslında pek bir şey ifade etmiyor gibi. Aynı bölgede ortaya çıkar veya aynı bölgeye gider göç eder. Veyahut orta ayrı ayrı yaratılmış olunur. Ortak atadan gelindiğinin ve akraba olduğunun ispatını yapmak için bir takım veriler sunulsa bile bu verileri doğru kabul etmek için teizmin tamamen yanlış olduğundan emin olmak lazım gibi görünüyor. Yani hep materyalistik gözle baktığımızda orta ataya varabiliyoruz, yoksa varamıyoruz. Ama evrim imkansızdır diyenler de var. Mutasyon zararlıdır, yeni canlı oluşturmaz falan deniyor. Aslında okuduklarıma göre türleşme var fakat ötesi olabilir mi belli değil. Yani mutasyonların neler yapabileceğinı pek bilemiyoruz gibi. Sonuçta 3.8 milyar yıllık bir süreç var ve biz o sürecin inanılmaz az bir kısmını görebiliyoruz, yani 80 yıllık ömrümüzde o kadar ufak bir kısmı görüyoruz, 3.8 milyar yıllık kocaman makro evrim sürecini göremiyoruz. Bizim gördüklerimiz çok ufak ve sürecin çok çok küçük bir kısmı.