Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #471  
Alt 16-06-2017, 00:00
bakkalmahmud - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bakkalmahmud bakkalmahmud isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Nov 2010
Mesajlar: 1.625
Standart

evrim
ad
1.
birdenbire olmayan, zaman içinde ve doğal biçimde, kendiliğinden ve sürekli olarak, evre evre olan gelişim, ağır ağır ve kendiliğinden olan niteliksel ve niceliksel değişme süreci.
2.
YAŞBILIM (BIYOLOJI) TERIMI
bir canlıyı ötekilerden ayrımlı duruma getiren biçimsel ve yapısal özelliklerin gelişmesi yolunda geçirilen bir dizi değişme olay

"Din sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır." - Lucius Annaeus Seneca
Alıntı ile Cevapla
  #472  
Alt 16-06-2017, 00:01
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

SelGom´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Aslında her şey tartışmalı değil midir? Yani siz bazı şeylerin tartışmalı olduğunu ve bazı şeylerin de neredeyse kesin olduğundan bahsediyorsunuz. Aslında masaya 5 elma koysak ve burda kaç elma var desek ona bile itiraz edilip de tartışılabilir, hatta bunlar zihnin kurgusudur, ilüzyondur bile denebilir. Yani masada 5 elma olması bile tartışılabilir. Ama dış dünyanın zihnimizin bir kurgusu olmadığını kabul ederek başlarsak 5 elma konusunda pek tartışma olmazmış gibi görünüyor. Fakat her şeyi 5 elma kadar net bilemeyiz. Yani mesela bardağı elimizle tutup gözümüzle görüyoruz, bardaktan su içiyoruz. Bunda şüphe edilecek bir şey göremiyorum. Fakat doğrudan bu şekilde algılayamadığımız şeylerde çok büyük şüpheler vardır. Özellikle tarihsel konularda sıkıntılar olabilir. Dünyanın düz olmadığı, yuvarlak olup döndüğü bugün genel kabuller arasında fakat komplocular ona da itiraz ediyor. Hatta şey diyenler var, aslında evren bu kadar büyük değil, tıpkı bir akvaryum kadar küçük ve dünya da özel olarak canlılar için yaratılmış ve bilim yalan diye düşünenler var, bilim insanları Allah inancından uzaklaştırmak için masonlar tarafından idare ettirilir diye düşünenler var. Bilime olan güven de sarsılabiliyor. Yani her konuda itiraz edilip tartışılabiliyor. Mesela spartacus diyorki kimin ne dediğine bakılmaz, o şeye bakılır diyordu. Yani dünya düz mü yuvarlak mı konusunda iddialara bakmak yerine bizzat dünyaya bakılır diyordu. Yani kimin ne dediği, tartıştığı önemsiz fakat ne algıladığımız önemlidir diye düşünüyordu. Mantıklı gibi görünüyor ama düşünecek olursak zaten o tartışmalar mesela dünyaya bakılarak yapılıyor, veya evrene veya canlılara bakılarak yapılıyor. Canlılara bakmadan kafadan sallanmıyor ki, zaten o fenomen incelendiği halde tartışmalar ortaya çıkıyor. Çok şüpheci bir tavır takınırsak hiçbir şeyi kabul edemeyiz, bazı şeyleri kabul etmemiz lazım. Yani evrim mesela 3.8 milyar yıllık bir süreç. Şu an günümüzde gördüğümüz türleşme örnekleri ise o kadar ufak ki 3.8 milyara göre aklımız hayalimiz almaz, o kadar ufak bir gözlem. Yani çok ufak bir kısmını görmüş oluyoruz, makro evrim konusu biraz şüpheli gibi kalıyor. Ama mesela bazıları diyor ki evrim konusunda hiç şüphe yoktur diyor, evrim karşıtları da evrim yalandır diyor. Yani bir taraf şüphe yoktur kesindir tartışma yoktur diyor, diğer taraf da tartışmalıdır diyor. Teizm konusu da biraz böyle. Yani teistler tartışmalı değil ispatlı diyorlar, karşı görüştekiler de görüş yanlış diyor. Ateizm konusunda da ateistler ateizmin doğru olduğunu düşünür, fakat teistler de ateizmin yanlış olduğunu söyler. Herkes kendi görüşünün doğru olduğunu ve tartışmasız olduğunu söyleyecektir. Burada kim neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyecek dersiniz? Boks maçlarındaki gibi hakem mi devreye girecek?

Dünya materyalist varsayımlarla açıklanabiliyor ama teist varsayımlarla da açıklanabiliyor, yani bir çelişki görülmüyor. Fakat şöyle düşünebiliriz, evrende gözlemlediğimiz her şey süreçle oluşuyor, pat diye değil. Ben evrime inanmak isteyen bir insanım, pat diye oluşmaktansa evrilerek oluşmak bana çok hoş geliyor. Şöyle düşünün evrim karşıtları canlılar o kadar kompleks ki evrilemez diyorlar. İşte canlılar o kadar kompleks ki süreçle olması lazım, pat diye değil de denebilir. Yani kademe kademe süreçlerle ortak atadan dallanarak evrim oldu denebilir. Ama masadaki 5 elma kadar iyi bilemiyoruz, geçmişe dair olduğu için tahmin olarak kalıyor. Kesin olarak emin olmak nasıl olacak?Özellikle şu itiraz edilen makro evrimleri sizce nasıl bilebiliriz?
Hocam "evrim kesindir" diye yazan bir Vikipedi makalesi göstermiştiniz. Bu makale Türkçe vikipedi'de yazıyor. Türkçe vikipedi malesef çok kaliteli değildir. İngilizce Wikipedia'da aynı makalede bunun gibi kesinlikler belirten sözler olduğunu sanmam.

Bilimde kesinlik malesef yoktur. Evrim sadece kendi terimleriyle kendi varsayımlarıyla, ve nihayetinde bilimin varsayımlarıyla belli bir kesinliğe sahip olabilir.

Evrimin bilimsel olup olmadığı sorusu Karl Popper tarafından ilk başlarda negatif cevaplanmıştır. Daha sonra ise fikrini değiştirdiği söyleniyor. Ama yanlışlanabilirlik kıstasını bilimselliğin kıstası olarak ortaya süren bu filozof evrim için "bilimsel değil ama faydalı bir metafizik araştırma programı" demişti.

Bugün bilimciler yeri gelince yanlışlanabilirliği ortaya sürerler. Ama benim kanaatimce bilimselliğin tek kıstası bilimcilerin bir teoriye "bilimsel" demesinden ibarettir. Her bilimin kendi geleneği ve kurumsallığı içinde belli bir metodu gelişmiştir. Belli varsayımlarla bilimlerini icra etmekteler.

Her ne kadar kitaplarda bilimin metoduna dair "gözlem, deney" gibi algoritmik şeyler yazılmış olsa da, bence her bilimin kendi ayrı metodu vardır ve bu metotlar bu bilimleri icra edenler tarafından bilinmemektedir. Nasıl ki usta bir futbolcu frikikle gol atmayı çok iyi bilse de "nasıl yapıyorsun" sorusuna nasıl cevap vereceğini tam bilemezse veya "kaleye bakıp vuruyorum" gibi birşey derse, bilimclerin durumu da buna benzerdir.

Burada bilimclerin birsezgisi var. Bazen buna "matematik güzellik" diyorlar. Bazen teorinin "basit" olmasından dem vuruyorlar. Sözkonusu teorinin fiziğe indirgenebilmesini göz önüne alıyorlar.

Evrimi de bu şekilde görmek gerekir. Burada aradığınız şekilde ispatlar yoktur. Evrim teorisi bazı balinaların veya bazı yılanların kalça kemiğinin olması gibi, insanların apandisi veya yirmi yaş dişi gibi sorun çıkaran organlarının olması gibi şeyleri, veya fosil kaydını kendi varsayımlarıyla açıklıyor. Bu açıklama bu olgulara verilebilecek tek açıklama değildir tabii. Teistik açıklamalar her zaman mümkündür. Çünkü Tanrı için herşey mümkündür.

Bunun dışında materyalist açıklama olarak evrim teorisi bu olguları ve bunlara benzer tüm diğer olguları da açıklayan tek seçenek gibi duruyor.

Bilim ise metot olarak materyalizm doğruymuş gibi hareket eder. Evrim teorisi bu yüzden tercih ediliyor.

Bunun ötesinde bir ispat yoktur. Bu bir tercih meselesidir.

"Bilim ne diye gözlemsiz kabul ediyor" diye itiraz edilirse burada iş siyasete geliyor. Çünkü "bilimselliğin ne olduğuna" demokratik kurumlar karar vermiyor. Meclislerde, veya ulu önderlerin rakı veya şalgam sofralarında bunlar karara bağlanmıyor günümüzde. Öyle de olabilirdi ama değil. Bunlar Batı medeniyetine ait üniversitelerde o ülke vatandaşlarının vergileriyle finanse edilen bu kurumlarda, "bilim adamı" denilen ve bu kurumlarda yetişmiş insanlar tarafından karara bağlanıyor. Bu bir olgudur. Bunu görmeden "bilim niye böyle" dememek lazımdır bence.

Bunu değiştirmenin tek yolu (Batılı) bilimadamlarının elinden bu tekeli almaktır. Veya "bilimsellik ismi sizin olsun" diye vazgeçmektir. Üçüncü bir yol da bilimadamı olup, bilimin kurallarıyla, onların terimleriyle evrimi bilimselliğin dışına itmeye onları ikna etmektir. Bunun dışında bizi ikna etmek bu durumu değiştiremez. Türkiye üniversitelerinde evrimi yasak etmek bile bir şeyi değiştirmez. Çünkü zaten Bilim denilen şey burada üretilmiyor ve merkez burası değil. Merkez Amerikan ve Avrupa üniversiteleri.
Alıntı ile Cevapla
  #473  
Alt 16-06-2017, 00:21
Yıldıztozu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yıldıztozu Yıldıztozu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.350
Standart

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu bir tercih meselesidir.
Hayır evrim tercih meselesi değildir. Evrimin gerçekliği ortadadır ve bu gerçeklik bilinebilir durumdadır. Bu bilgiyi senin veya selgomun bilememiş olması bilinemez yapmaz.

Evrimin ortada oluşunu bilebilmenin yolu sadece bilimle değil, bilim ve felsefeyle mümkündür.

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Üçüncü bir yol da bilimadamı olup, bilimin kurallarıyla, onların terimleriyle evrimi bilimselliğin dışına itmeye onları ikna etmektir.
Hangi bilimsel kural veya terim evrimi bilimin dışına iter?
Alıntı ile Cevapla
  #474  
Alt 16-06-2017, 00:28
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hayır evrim tercih meselesi değildir. Evrimin gerçekliği ortadadır ve bu gerçeklik bilinebilir durumdadır. Bu bilgiyi senin veya selgomun bilememiş olması bilinemez yapmaz.

Evrimin ortada oluşunu bilebilmenin yolu sadece bilimle değil, bilim ve felsefeyle mümkündür.


Hangi bilimsel kural veya terim evrimi bilimin dışına iter?
Evrimcileri bilimin kurallarıyla bilimin sahasında yenmek nerdeyse imkansızdır. Evrim karşıtlarının hepsi bunun farkında değildir.
Alıntı ile Cevapla
  #475  
Alt 16-06-2017, 00:53
SelGom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SelGom SelGom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 03 May 2017
Mesajlar: 369
Standart

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hocam "evrim kesindir" diye yazan bir Vikipedi makalesi göstermiştiniz. Bu makale Türkçe vikipedi'de yazıyor. Türkçe vikipedi malesef çok kaliteli değildir. İngilizce Wikipedia'da aynı makalede bunun gibi kesinlikler belirten sözler olduğunu sanmam.

Bilimde kesinlik malesef yoktur. Evrim sadece kendi terimleriyle kendi varsayımlarıyla, ve nihayetinde bilimin varsayımlarıyla belli bir kesinliğe sahip olabilir.

Evrimin bilimsel olup olmadığı sorusu Karl Popper tarafından ilk başlarda negatif cevaplanmıştır. Daha sonra ise fikrini değiştirdiği söyleniyor. Ama yanlışlanabilirlik kıstasını bilimselliğin kıstası olarak ortaya süren bu filozof evrim için "bilimsel değil ama faydalı bir metafizik araştırma programı" demişti.

Bugün bilimciler yeri gelince yanlışlanabilirliği ortaya sürerler. Ama benim kanaatimce bilimselliğin tek kıstası bilimcilerin bir teoriye "bilimsel" demesinden ibarettir. Her bilimin kendi geleneği ve kurumsallığı içinde belli bir metodu gelişmiştir. Belli varsayımlarla bilimlerini icra etmekteler.

Her ne kadar kitaplarda bilimin metoduna dair "gözlem, deney" gibi algoritmik şeyler yazılmış olsa da, bence her bilimin kendi ayrı metodu vardır ve bu metotlar bu bilimleri icra edenler tarafından bilinmemektedir. Nasıl ki usta bir futbolcu frikikle gol atmayı çok iyi bilse de "nasıl yapıyorsun" sorusuna nasıl cevap vereceğini tam bilemezse veya "kaleye bakıp vuruyorum" gibi birşey derse, bilimclerin durumu da buna benzerdir.

Burada bilimclerin birsezgisi var. Bazen buna "matematik güzellik" diyorlar. Bazen teorinin "basit" olmasından dem vuruyorlar. Sözkonusu teorinin fiziğe indirgenebilmesini göz önüne alıyorlar.

Evrimi de bu şekilde görmek gerekir. Burada aradığınız şekilde ispatlar yoktur. Evrim teorisi bazı balinaların veya bazı yılanların kalça kemiğinin olması gibi, insanların apandisi veya yirmi yaş dişi gibi sorun çıkaran organlarının olması gibi şeyleri, veya fosil kaydını kendi varsayımlarıyla açıklıyor. Bu açıklama bu olgulara verilebilecek tek açıklama değildir tabii. Teistik açıklamalar her zaman mümkündür. Çünkü Tanrı için herşey mümkündür.

Bunun dışında materyalist açıklama olarak evrim teorisi bu olguları ve bunlara benzer tüm diğer olguları da açıklayan tek seçenek gibi duruyor.

Bilim ise metot olarak materyalizm doğruymuş gibi hareket eder. Evrim teorisi bu yüzden tercih ediliyor.

Bunun ötesinde bir ispat yoktur. Bu bir tercih meselesidir.

"Bilim ne diye gözlemsiz kabul ediyor" diye itiraz edilirse burada iş siyasete geliyor. Çünkü "bilimselliğin ne olduğuna" demokratik kurumlar karar vermiyor. Meclislerde, veya ulu önderlerin rakı veya şalgam sofralarında bunlar karara bağlanmıyor günümüzde. Öyle de olabilirdi ama değil. Bunlar Batı medeniyetine ait üniversitelerde o ülke vatandaşlarının vergileriyle finanse edilen bu kurumlarda, "bilim adamı" denilen ve bu kurumlarda yetişmiş insanlar tarafından karara bağlanıyor. Bu bir olgudur. Bunu görmeden "bilim niye böyle" dememek lazımdır bence.

Bunu değiştirmenin tek yolu (Batılı) bilimadamlarının elinden bu tekeli almaktır. Veya "bilimsellik ismi sizin olsun" diye vazgeçmektir. Üçüncü bir yol da bilimadamı olup, bilimin kurallarıyla, onların terimleriyle evrimi bilimselliğin dışına itmeye onları ikna etmektir. Bunun dışında bizi ikna etmek bu durumu değiştiremez. Türkiye üniversitelerinde evrimi yasak etmek bile bir şeyi değiştirmez. Çünkü zaten Bilim denilen şey burada üretilmiyor ve merkez burası değil. Merkez Amerikan ve Avrupa üniversiteleri.
Evrim kesindir lafzı evet Türkçe vikide yazıyordu, ama evrimci biyologlar da kesin olduğunu vurguluyorlar, hiç şüphe yok diyorlar. Yani bütün organizmaların akraba olup ortak bir atadan gelmeleri konusunda şüphe yok fakat bunun nasıl olduğu yani mekanizmasıyla ilgili tartışmalar var diyorlar. Ben sadece mekanizma değil, bu şüphe yok dedikleri şeyi bilmek istiyorum. Bardak kadar emin olmak istiyorum. Felsefi kesinlik değil tabiki evrimin kesinliği. Bardağı elimle tutup gözümle görmem kadar yani bu derecedeki kesinlik kadar evrimden emin olmak istiyorum. Ama evrim deyince yanlış anlaşılma olabilir, evrimsel biyolojideki evrim kavramından bahsediyorum, sadece günümüz evrim gözleminden bahsetmiyorum. Yani bütün organizmaların akraba olup ortak atadan geldiği bilgisinden emin olmak istiyorum. Yani felsefi kesinlik değil de bardağı tutma kesinliği kadar bir kesinlikte bunu bilmek sizce mümkün müdür?

Siz bu bir tercih meselesidir falan diyorsunuz ama yıldıztozu hiç şüphe yokmuş gibi davranıyor. Bu kesin emin olmak bilgisizlikten mi kaynaklanıyor yoksa inançtan mı bilmiyorum. Çünkü bakacak olursak insanlar kendilerini belirli görüşlere yakın görür ve onlara inanırlar. Yıldıztozu o kadar emin konuşmuş ki bardağı tutmaktan bile daha kesinmiş izlenimi vermiş. Halbuki evrim üzerine o kadar tartışma yapılıyor ki aklımız hayalimiz durur. Yani öyle bir iki kelimeyle gerçektir diyip geçilecek bir mesele değil, tartışılması gereken bir mesele. Bardağı tutmak kadar bir gerçeklikten bahsetmek her zaman kolay olmuyor. Evrimde tarihsel süreç var, biz geçmişte bulunmadığımız için geçmişi bilmek konusunda çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. He gerçektir diyip geçme yaklaşımı çok subjektif ve sığ bir yaklaşım, at gözlüğünden bakma yaklaşımıdır.

Evet Popper'ın evrim teorisi hakkında bilimsel olmadığını söylediği ama sonra görüşünü değiştirdiği falan söyleniyor. Düşünecek olursak nasıl yanlışlanır ki? Canlıların nesiller içerisinde gen ve özellik frekansları değişir ve bu evrimdir iddiası geliyor mesela. Mesela baktık baktık ve canlılar değişmiyorsa o zaman mı yanlışlamış oluruz? Yani ne kadar bekleyeceğimizi de bilmiyoruz ki. Baktık değişmiyorsa bu sefer de az bekledin, milyonlarca yıla yayılsa değişim görülecekti diyebilirler. İyi de milyonlarca yıl bekleme lüksümüz yok, insan ömrü ne kadar ise en fazla o kadar canlıları gözlem yaparız, bu gözlem süresi içerisinde hiçbir evrim olmuyorsa sizce yanlışlanmış mıdır, veyahut evrim olduysa bile bu artık doğru olduğu ve hiç yanlışlanamayacağı anlamına gelir mi?

Siz bilimcileri bir otorite olarak görüyorsunuz ve onlar ne derse doğrudur şeklinde bakılması gerektiğini söylüyorsunuz. Aslında hastalandığımızda doktora gideriz ve doktorlar da tıp alanında bilimcidir. Onlara bir itiraz yapmayız, onlar ne derse onu uygularız ve dikkate alırız. İşte biyolojiye gelince de yan çizmeden sizce böyle mi yapmak lazım? Ama hiç itiraz edip düşünmeyelim mi, bilimciler böyle diyor diye gözümüz kapalı doğru mu kabul edelim? Bence bilimcilerin belli açıklamlar yapması lazım. Bilimciler tamam bilimi yaparlar ama laflarla teorik olarak izah edemez diye düşünüyorsunuz. Yani bisikletçiye nasıl sürüyorsun desek pedala basarak cevabı alırız örneğine benziyor. Veyahut ameliyat yapan doktor tamam uygulamaları olarak işini yapıyor ama teorik olarak adım adım belki lafla izah edemeyebilir ama uygulamasını çok iyi yapar. İşte siz de sanırım böyle düşünüyorsunuz. Evrimci akademisyenlerin ve genel olarak bilimcilerin kendi alanları konusunda tıkanmaları ve cevap verememelerini böyle açıklayabiliriz. Hatta Ray Comfort'un videosunu hatırlayın, ordaki akademisyenler kitlenip kalıyordu. İşte bu bilimciler teorik olarak izahı bilmiyor yani metodu bilmiyor ama uyguluyor dersek neden izah edemediklerini anlamış oluruz gibi görünüyor. Ama bana kalırsa lafzi olarak da izah edilebilmeli. Tamam bilimin uygulamalı bir alanı var ama laflar üzerinden de yürüyor. Şu doğrudur, bu yanlıştır bu şöyledir böyledir diye teoriler ve açıklamalar var. Yani salt uygulama değil, bunların açıklaması önemli. Mesela evrimin kanıtı için fosil bilimciler fosilleri gösterip tek kelime etmeseler olmaz. Bu şu zamanda yaşadı, şu türün atası ve bir ara geçiş türü vs diye izah da lazım, yoksa hiç ağızlarını bile açmayıp fosilleri masaya koysalar kanıt niteliği taşımaz diye düşünüyorum. Yani kendi alanlarını anlatıp savunabilmeleri lazım, açıklayabilmeleri lazım diye düşünüyorum. İşte bilimciler kendi alanlarındaki bir konuyu açıklamayınca insanlar düşünüyor ki o görüş çürük olduğu için savunamadı diye düşünüyorlar. Yani akademisyenler evrimi savunamayınca evrim fikri çürükmüş izlenimi ediniyor insanlar. Halk o yüzden evrim karşıtı tavır takınmış oluyor. Aslında bilimciler tek bir görüşü savunsa tamam bilimciler böyle diyor bunu doğru kabul edelim diyebiliriz ama hepsi aynı şeyi söylemiyor, hepsi farklı şeyi söyleyebiliyor. Yani ayrı birey oldukları için farklı görüşleri olabiliyor. Bu durumda neye inanacağını şaşırıyor insan. Evrim karşıtı bir profesör diyorduki birisi bu fosil için şunu diyor, öbürü başka diyor, öbürü başka diyor hangisine inanayım ispatı yokki bir din bu falan diyordu. Ben şunu isterim bilimden. Yani bardağın varlığından emin olmak kadar evrimden de emin olmamızı sağlayabilmesi lazım, yani bu kadar sağlam kanıtları sunabilmesi lazım. Hah sunduktan sonra kişi ister kabul eder ister reddeder ama işte önemli olan bu kanıtları sunabilmek. Bardağı elle tutmak kadar kesin kanıt sunabiliyorlar mı bilmiyorum. Siz tercih meselesi dediğinize göre bu kadar kesin kanıt yok, teorik olarak lafzi açıklamalar yok ama bilimciler doğru kabul ettiği için bizim de doğru kabul etmemiz makul olur şeklinde düşünüyorsunuz.

Siyasetten bahsettiniz. Bilime ve üniversitelere güvenmeme sebeplerinden biri de bu siyaset. Üniversiteleri bilim kurumu olarak değil de siyasi kurum olarak görecek olursak bilim gümbürtüye gidiyor, istediğini insanlar aşılarlar kanıt manıt hiç önemli değil. Yani insanlara ne aşılamak istiyorlarsa bilimsel gerçek sosu altında ve bilimsel kanıt sosu altında siyasiler bunu sunabilir. Bilimin ve üniversitelerin siyasetten bağımsız olması lazım ama bu mümkün değil çünkü üniversiteler bir ülkeye bağlıdır ve ülkeye bağlı olduğu için o ülkenin yönetiminie bağlıdır ve ayrı hareket edemez. Üniversitede ünvanlar işler, kim profsa o kral gibidir ve öğrencilerin pek bir önemi yoktur. Yani üniversitelerde kitapta ne varsa onu yalayıp yutmamız istenir ve öğrencileri sınav yaptıklarında da en iyi ezberleyen en iyi notu alacaktır. Yani burda ezber var, bilim yok. Halbuki üniversite hocasına öğrenciler itiraz edebilir, hocam şurda şöyle yanlışınız var, ders kitabında şöyle hata var diyebilirler. Hoca orda neden hata olmadığını ve şu şu şu gerekçeler yüzünden doğru olduğunu izah edebilmesi lazım, açıklama gücü olmayanı akademisyen yapmamalılar. Sırf kitabı ezberlemekle bitmiyor bence, izah da edip tartışabilmesi lazım. Mesela forumlarda insanlar tartışıyor fakat bilim adamı olmuş bir insan sadece bilimin uygulamasını yapıp izah edemiyorsa bence bilim adamı olmaya uygun değildir. Aslında o bilimsel uygulamaları yapmadan önce de ağır bir teorik eğitimden geçiliyor yani kitap ezberleme döneminden geçiliyor, kitabı iyi ezberleyenler akademisyen oluyor ve uygulamasına geçiyor. Fakat ezberci oldukları için izah edemiyorlar, uygulamasını zamanla yapa yapa öğrenebilirler ama ezberci oldukları için biyerde tıkanıyorlar, konunun gerçek uzmanı olmuş olmazlar. O yüzden eğitim sisteminin değiştirilmesi lazımdır bence. Yani bilimcileri robot ve memur gibi yetiştirmek bilime zarar verir ve sadece ezberci pratisyenler yetiştirir, bu sadece ülkemiz için değil bütün dünya için geçerlidir. Ray Comfort'un sıkıştırdığı akademisyenler dandik üniversitelerde görev yapmıyordu, dünya çapında iyi diyebileceğimiz üniversite görev yapmalarına rağmen tıkanmışlardı maalesef.

Batının elinden bu işi almak deyince aklıma şey geldi. Ergi Deniz Özsoy bir biyoloji profesöri ve evrimin gerçek olduğunu ve şüphe olmadığını söylüyor. Hatta masadaki bardak kadar gerçek demişti. İşte kendisi hep Nature gibi bilimsel yayın ve dergilerin akademik evrim makalelerini gösteriyor ve bunları kanıt olarak sunuyor. Yani otoriteleri gösteriyor ve bunların makalelerini de kanıt olarak görüyor. Yani sizin düşüncelerinze benzer şekilde düşünüyor kendisi. Fakat mesela evrim karşıtı profesörler de o yayınları ve o kurumları kabul etmiyorlar, Darwinistler toplanmış ve bir şey yazmışlar tabi evrimi övecekler diye bakıyorlar. Yani kutuplaşma oluyor. Her ne kadar şu kurum şu bilim adamı evrimi doğru kabul ediyor desek bile evrim karşıtı bilimciler de o kurum ve kişileri reddediyor. Ergi hoca yayınlayın da görelim dediği zaman karşıdaki akademisyenler de diyor ki ben de kendi dergimde kendi yayınımda yayınlarım diyor. Hatta bırakın dergiyi blog sayfasında bile yayınlayabilirler. Çünkü akademik ortamı kabul etmiyorlar, daha doğrusu evrimin doğru olduğunu anlatan kurum ve yayınları kesinlikle kabul etmiyor evrim karşıtları. Belli bir dünya görüşü ile kurulmuş taraflı ve darwinist olarak görüyorlar. İşte otorite yerine bardağın gerçekliği şeklinde gösterilmesi lazım diye düşünüyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #476  
Alt 16-06-2017, 00:57
SelGom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SelGom SelGom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 03 May 2017
Mesajlar: 369
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hayır evrim tercih meselesi değildir. Evrimin gerçekliği ortadadır ve bu gerçeklik bilinebilir durumdadır. Bu bilgiyi senin veya selgomun bilememiş olması bilinemez yapmaz.

Evrimin ortada oluşunu bilebilmenin yolu sadece bilimle değil, bilim ve felsefeyle mümkündür.


Hangi bilimsel kural veya terim evrimi bilimin dışına iter?
Yıldıztozu bardak gibi ortada bir şey var ama çok ufak bir kısmı var, gerisi zamana yayılmış olduğu için çok metafizik ve tarihsel kaçıyor. Yani 3.8 milyar yılın 80 yılı görülüyor, gerisi ortada yok ve 3.8 milyar yıl boyunca böyle devam ede ede evrilmiştir demek ise subjektif bir yorum ve tahmin oluyor. Sonuçta o süreci görmüyoruz ve tahmin etmiş oluyoruz. Buna birisinin gerçek demesinin ne önemi olur? Masadaki bardak veya 5 elmaya gerçek de veya tahmin de, ne dediğini önemi yok. Masaya bakınca zaten emin oluyorsun. İşte evrimde bu eminliği göremiyorum, yorumları görüyorum. Sen 3.8 milyar yılı da görüyorsan zaman makinesiyle geçmişe mi gittin yoksa? Türler türleşme ile oluştu desen bile yeni cins ve familya oluşumunun gözlemi yok, daha nicesi ortada yok. 3.8 milyar yıllık sürecin gözlemi ortada yok. Kendi ömrün içerisinde gördüğün sınırlı ve aşırı ufak değişimler böyle devam ede ede evrilmiştir demek tahmin oluyor, bir ispat olmuyor. 3.8 milyar yıllık süreci görüp öyle devam ettiğini bi kere bile görseydik öyle devam eder diyebilirdik.
Alıntı ile Cevapla
  #477  
Alt 16-06-2017, 00:58
Amon yarebbi Amon yarebbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Apr 2017
Mesajlar: 720
Standart

Aslında konu başlığı yazarın cehaletinden kaynaklı yanlış açılmış.Kendisini UYANDIRMAYI kendime görev sayıyorum.

Evrim teorisinin ispatı nedir ? diye açmalıydın.

Evrim her alanda ( bilinen tüm evrende ki canlı , cansız her şey )geçerli olan ve fark edilmesinin en basit yolu olan gözlemle ispatlanan bir olgudur.

Evrim teorisi ise bir teoridir ve sadece canlıların nasıl bir değişim içerisinde olduğunu , yaşama adapte olurken , adına doğal seçilim dediğimiz bilimsel olan araştırmanın adıdır ve çürütülmesi bile olanaksız bilim alanıdır.

Evrim teorisini ortaya koyup canlılar üzerinde bilimsel araştırmalar yapan değerli bilim insanlarının ısrarla " yaratılış üfürmesini değil , canlılık ta meydana gelen adaptasyonunun doğaya göre nasıl meydana gelip canlı üzerinde ne tür değişiklikler olduğunu araştırıyoruz " demesine rağmen , tanrıcı safsatacıların " tanrı şöyle yarattı , evrimin ispatı nedir ki " gibi vasıfsız soru ve hatta saldırılarına mağruz kalıyorlar.


Konu başlığını açan üye , aklını kiraya vermiş ve kendisine ezberlettirilen tanrısal hikayelere bel bağlamadan, özgür bir beyin le düşünseydim di , bu kadar cahilce bir başlık açmaz dı. Açması ve eleştirmesi gerekli olan başlığın canlılığı ifade eden " evrim TEORİSİNİN ispatı nedir " diye bir başlık açabilirdi. Bu konuda bile canlılıktaki evrimi çürütemezdi. Tabiki tanrısına yönelerek , canlılar üzerinde çalışan evrim teorisinin değerli bilim insanlarının iplemediği, yaratıcısı tanrı dediklerinin üzerinden yine aynı safsataları yazıp duracaktı.

Evrim dediğimiz olguyu madde ve canlılık üzerinde göremeyen ve ispatı nedir ki diye cahilce soran bu zevata kendisinin evrimini örnek vermek gerekir . Varsa elinde bebeklik fotoğrafların, ki vardır. Onları eline al , sonrada bir boy aynasının karşısına geç ve değişimine (EVRİMİNE) bak.

Canlı olmayan evrime örnek vermeye gerek var mı ? O kadar da ..... değilsindir.

İki kavramı da birbirine karıştırma.
- EVRİM
-EVRİM TEORİSİ

Taslaman abin bunları bilmez , bilse de işine gelmez . Bu foruma geldin biraz da olsa aklını kiraya verdiklerini bırakta gel.

Şimdi forumdan özür dile ve forum başlığında yaptığın cahilce yanlışlık için forum yöneticilerinden değiştirmek için yardım talep et.
Alıntı ile Cevapla
  #478  
Alt 16-06-2017, 01:49
SelGom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SelGom SelGom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 03 May 2017
Mesajlar: 369
Standart

Wittgenstein güzel söylemiş. Ne diyor adam: "Örnek olarak Darwin teorisi hakkında yapılan yaygarayı ele alalım. Teoriyi destekleyen ve ‘Tabii ki' diyen çevreler vardır, bir de ‘Tabii ki hayır' diyen çevreler vardır. Hangi mantıkla ‘Tabii ki' denilebilir? Tek-hücreli organizmaların zamanla daha karmaşık organizmalara dönüştükleri ve memeli hayvanlardan insanlara kadar geliştikleri düşüncesi savunuluyor. Peki, bu süreci gözlemleyen biri var mı? Hayır. Peki, bu süreci şu anda kimse gözlemliyor mu? Hayır. Yapılan gözlemler bir damla suyun kızgın bir taşa damlatılması gibi. Buna rağmen binlerce kitapta bu teorinin akla en yatkın çözüm olduğu yazmaktadır. İnsanlar çok zayıf kanıtlara rağmen bu teorinin doğruluğundan emin. ‘Bilmiyorum, bu ilginç bir hipotez ama daha fazla güçlendirilmesi gerekir' gibi bir tutum savunulamaz mıydı? Bu, nasıl herhangi bir şeye ikna olunabileceğini gösteriyor. Sonunda cevapsız kalan sorular unutuluyor ve kişiler bunun mutlaka böyle olduğuna kanaat getiriyorlar."
Alıntı ile Cevapla
  #479  
Alt 16-06-2017, 02:01
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

SelGom´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İşte otorite yerine bardağın gerçekliği şeklinde gösterilmesi lazım diye düşünüyorum.
Evrimin ispatı yoktur. İspat sadece matematikte olur. Olan şudur: Evrim doğruysa bazı olgular materyalist olarak açıklanabilir. Ama "bazı olgular doğruysa evrim doğrudur" denemez. Bilimde zaten mantık genelde bu şekildedir. Yani teori/açıklama olguları açıklar. Olgular teoriyi ispat etmez.

Açıklar derken de demek istenen şudur: Teori bu bahsedilen olgulara bir bağlam sunar. Bu olgular bu bağlamda bir yere oturur ve anlam kazanır. Farklı bağlamlar yani teoriler de mümkündür. Ama bilim adamları şu veya bu teoride genelde anlaşıyorar ve bunu neye göre seçtiklerini de anlatmaları zordur. Burada Kuhn'un paradigmaları aklımıza gelmeli.

Yani bilimde ilerleme tümevarımla olmaz. Olgulardan teorilere gidilmez. Bardağın gerçekliği bir olgudur. Ama bilim olguların kataloglanması değildir. Bilim olgulara teorik bağlamlar bulunmasıdır. Bu bağlamların da daha derin bir seviyede metodolojik materyalizmde ve fiziğe indirgenebilmede, "matematik güzellikte" ve "basitlikte" bunun gibi nerdeyse esrarlı denebilecek, ve bilimcilerin açıklayamayacağı bazı kıstaslara göre birleştirilmesidir.

Uzun lafın kısası evrim bardağın gerçekliği gibi bir gerçeklik değildir. Bu sadece bir materyalist için doğru olabilir. Materyalizm evrimi ispat etmez. Evrim de matgeryalizmi ispat etmez. Önce materyalizm tercih edilir veya varsayılır. Sonra da evrim bu varsayımlar üzerinde mümkündür veya değildir. Görünüşe göre evrim teorisi biyolojik gerçekliği açıklamada gayet başarılıdır.

Ama materyalizm doğru olmak zorunda değildir. Materyalizmin de döngüsel olmayan bir ispatı yoktur. Bu noktada bir insan materyalizm yerine teizmi tercih edebilir. Teizmin de kesin bir ispatı yoktur ve iş bir tercih meselesidir.

Teizmi kabul eden bir insan evrimi kabul etmek zorunda kalmaz. Çünkü biyolojik gerçekliği açıklayan kendi anlatısı vardır. Tanrı yaratmıştır.

Bu açıdan tartışma anlamsız görünüyor. Sizin asıl rahatsız olduğunuz yer sanırım insanların "evrim kesindir" diye diretmeleri. Veya bazı akademisyenlerin konularına yeterince hakim olamamaları. Bence bunlar çok önemli şeyler değil. Benim evrime inancımı sarsmaz.

Bilimin otoritesine güveniyorum. Ortada bir komplo olduğunu zannetmiyorum. Evrim bana akıldışı da gelmiyor. Bir kuantum mekaniği kadar da anlaşılmaz ve hatta akla mantığa ters de gelmiyor. Kuantum mekaniğinde bir parçacık iki yarıktan da geçip kendi kendisiyle dalga etkileşimine giriyor. Bunu akıl almaz. Ama kabul ediyoruz. Çünkü bilimciler öyle diyor. Evrim açısından da böyle.

Siz dine zarar verir diye endişe ediyorsunuz. Gençler evrime inanırsa din bundan zarar görür ve gelecek nesillerde din kalmaz diye endişe ediyorsunuz. Bu yüzden de evrimin yanlış olması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Ama olaya ters tarafından yaklaşıyorsunuz. "Evrim yanlış olmak zorunda, evrimin yanlış olduğunu nasıl bilebilirim, çünkü din ve vatan-millet açısından, geleceğimiz açısından bu konu önemli, evrimin yanlışlığı gösterilmeli" diye yaklaşıyorsunuz. Bu şekilde önyargıyla bakacağınıza, bilimin herhangi bir diğer kısmı olarak bakmalısınız. Bilimciler ne diyor diye bakmalısınız.

Ama "bilimden bana ne, ben canımın istediğine inanırım" da diyebilirsiniz. İnsan diyebilir ki "Bilimin modası geçti artık Milim var, ben icat ettim, içeriğini de ben yazıyorum, isteyen gelsin inansın" diyebilir. İnsan bunda özgür.

Bence siz bilimin isminin verdiği güvenden evrim teorisinin faydalanmasından rahatsızsınız. Çünkü gençlerin çoğu "bilimin otoritesi"ne kanıp evrim teorisini de sorgulamadan kabul edebilir.

Dediğim gibi bunu değiştirmenin yolları belli. Ya evrim teorisini bilimin kendi sahasında çürüteceksiniz, ki bunu yapmak artık imkansız görünüyor. Veya bilimin finansmasını kontrol eden halk üniversiteleri bu konuda zorlayacak. Ama artık cin şişeden çıkmış vaziyette ve bu bilgi yokolmaz.

Ama belki de asıl sorgulamanız gereken "ne diye evrim teorisinin topluma, milletimize, insanlığa zararlı birşey olduğunu düşünüyorum" sorusunu sormaktır.

Evrim teorisi dinin altını oyacak diye bir kaide yok. Katolik kilisesi, Anglikan kilisesi kabul ediyor. Ülkemizde bazı alimler kabul ediyor. Din ve evrim yanyana gidebiliyor.

Diğer taraftan dinin altını oysa bile bu Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bir komünizm tehlikesi anlamına gelmiyor. Belki de bu "anti-materyalist" refleks o zamanlardan kalmadır ve 70lere ait bir kuşağın artık anlamsız bir edişesinden ibarettir.

Din yokolsa bile bu toplumun ahlaken çökeceği belli değil. Belki tam tersi bize daha iyi gelir. Dincilerin neler yaptıklarını gördük. Önce sınav sorularını çalarak geldikleri yerlerde gazeteciyi politikacıyı aşnafişnasını öğrenmek ve şantaj yapmak için dinlediler. Sonra kendi uçaklarımızla kendi şehirlerimizi bombaladılar. Kendi tanklarımızla şehirlerde terör estirdiler.

Suriye'de Irak'ta neler yaptıklarını görüyoruz, ki keşke görmeseydik. Keşke bilmeseydik. Öyle şeyler ki bu coğrafya bu kültür bunun altından kalkamaz. Öyle bir delilik hali bu.

Avrupa'dan Filipinlere neler yaptıklarını görüyoruz. Nijerya'da bile okul basıp kızları kaçırmışlar, kendilerine cariye etmişler. Taliban gidip okul bombalıyor. Okul kızlarını makinalıyla tarıyor! Çünkü okula gitmemeleri gerekiyormuş! İşte Melale, kafasında makinelı tüfek yarasıyla gitti Nobel ödülünü aldı. Pikapın arkasında okula gidip geliyorlar. Bu sefaletle okumaya çalışıyorlar. Bir de gerzeğin biri gelip makinalıyla bunlara ceza veriyor. Din adına!

Eğer ki din buysa biz zaten dinsiz olalım büyük ihtimalle bu halden çok daha iyi bir durumda oluruz. Çünkü hiçbirşey şu anki halden daha kötü olamaz. İslam toplumu ve kültürü bugün tamamen dibe vurmuş durumda. Kendi haline bırakılsa iyi veya zararsız bir insan olabilecek insanlar bu din sayesinde çok kötü işler yaptılar. Belki de biraz da bu açıdan bakmalsınız.

"Din ahlakı ayakta tutuyor, bu toplum çöker" ezberleriyle bakmak yerine "belki de din olmasa bu toplum daha ahlaklı olur" demeyi de düşünelim. Çünkü zannederim şu anki görüntüden daha ahlaksız olmamız mümkün değil. Bu kadar dindar olmamıza rağmen. Ve en büyük pislikleri de kendini tamamen dine adamış olanlar yapıyor. FETÖ ve İŞİD başta olmak üzere, Boko Haram, Taliban, ta Filipinlerde Ebu Seyyaf'a kadar yüz tane farklı terör örgütü var din adına akılalmaz vahşetler zulümler yapan. Ki bunların hepsi "Batı bize zulmetti intikam alıyoruz"un ötesinde şeyler. Ve bu yapılan vahşetin çoğu fakir gariban halka, köylüye yapılan, mesela Irak'ın Suriye'nin kadim hristiyan halkına yapılan zulümler. Örgütlü bir vahşet ve zulüm. Ahlak zaten çökeli çok olmuş.

Yoksa mesele bir kürt ayrımcılığı meselesi mi? İslam olmazsa Kürtler kesin milliyetçi olup ayrılmak mı ister? Bu yüzden mi dinin ayakta kalması lazım? Ve bu yüzden mi evrim teorisinin yanlış olması lazım?

Bu hesaplar çok da iyice düşünülmemiş şeyler.

Bence din bu ülkede ve coğrafyada herşeyi en çok kızıştıran şeylerin başında geliyor, çünkü Atatürkçü oligarşi zaten bu dincilerin saldırganlığı yüzünden başımıza bela olmuştu yıllarca. Dinciler adam gibi otursaydı ülke daha baştan demokratik olurdu. Suriye'de Irak'ta "demokratik haklar" için mi iç savaş çıkartıp cenazeleri, pazar yerlerini bombaladılar? Yoksa bu din özünde saldırgan bir din mi? Ütopyasını kurmak için yakıp yıkmaktan çekinmeyen bir din mi? Tek kelimeyle yıkıcı bir din mi?

Kürt mevzusu ise dinle değil milliyetçilikle alakalı ve bu yüzden kaçınılmaz gibi görünüyor çünkü ortadoğuda toplamda 30 milyonun üstünde bir nüfusu olan bir milletin gün gelip bağımsızlık talep etmemesi asıl şaşırtıcı olurdu. Savaşmak yerine oturup konuşmak ve bu işi 50 yıllık falan bir sürece yaymak gerekir bence. Çünkü bu işten kaçış yok. Bunlar Lazlar gibi 100.000 kişi olsa idare edilirdi durum.

Savaşıldığına da değmiyor. Bu kavgalar yüzünden demokrasimizden olduğumuza da değmiyor. Kültürümüzün sanatımızın sadece sığ bir milliyetçilik, popülizm ve hamaset üreten entelektüel çöle döndüğüne de değmiyor. Bu davalar uğruna bilime savaş açıp zaten cahil geri kalmış ülkemize ve coğrafyamıza daha da zarar verdiğimize değmiyor. Kaçınılmaz olanı ertelemekten başka işe de yaramıyor. Kürt milliyetçiliği veya ayrılıkçılığı sorunu dini ayakta tutmakla çözülmez. Zaten halihazırda Avrupa'nın en dindar ülkesiyiz Romanya ile birlikte. Bu haldeyiz. Demek ki sorunumuz din eksikliği değil.

Gelecek kuşaklara bu yaptığımız artık yeter. Bizden öncekiler bir mesafe katedemedi ve biz de bugün "dini ayakta tutsak götürdük bu işi" diye saçmasapan bir hesaba bağlamışız herşeyi. Bugün içimizde önceki kuşakların tembelliğinden, akılsızlığından, birey olamayışlarından, demokratik kültürü yerleştirememiş oluşlarından ve yaratıcılıktan yoksun oluşlarından yakınan çok insan var. Batıya bakıp "biz niye böyle geriyiz" diyen çok var. Gelecek kuşaklar da bu kuşağa demeyecek mi? Gayet haklı olarak diyecekler. Çünkü "dini ayakta tuttuk mu götürdük bu işi" zihniyeti sadece sorunları daha da kronikleştirmekten başka işe yaramıyor. Potansiyelimizi heba etmekten başka işe yaramıyor.

Sonuç olarak "evrim teorisinin bilimsel olması bizi niye rahatsız ediyor" sorusunu bir sormamız lazım. Siz kendi perspektifinizi sorgulayabilen filozof birisiniz. Bunu bir başlıkta tartışabiliriz.
Alıntı ile Cevapla
  #480  
Alt 16-06-2017, 03:38
SelGom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SelGom SelGom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 03 May 2017
Mesajlar: 369
Standart

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Evrimin ispatı yoktur. İspat sadece matematikte olur. Olan şudur: Evrim doğruysa bazı olgular materyalist olarak açıklanabilir. Ama "bazı olgular doğruysa evrim doğrudur" denemez. Bilimde zaten mantık genelde bu şekildedir. Yani teori/açıklama olguları açıklar. Olgular teoriyi ispat etmez.

Açıklar derken de demek istenen şudur: Teori bu bahsedilen olgulara bir bağlam sunar. Bu olgular bu bağlamda bir yere oturur ve anlam kazanır. Farklı bağlamlar yani teoriler de mümkündür. Ama bilim adamları şu veya bu teoride genelde anlaşıyorar ve bunu neye göre seçtiklerini de anlatmaları zordur. Burada Kuhn'un paradigmaları aklımıza gelmeli.

Yani bilimde ilerleme tümevarımla olmaz. Olgulardan teorilere gidilmez. Bardağın gerçekliği bir olgudur. Ama bilim olguların kataloglanması değildir. Bilim olgulara teorik bağlamlar bulunmasıdır. Bu bağlamların da daha derin bir seviyede metodolojik materyalizmde ve fiziğe indirgenebilmede, "matematik güzellikte" ve "basitlikte" bunun gibi nerdeyse esrarlı denebilecek, ve bilimcilerin açıklayamayacağı bazı kıstaslara göre birleştirilmesidir.

Uzun lafın kısası evrim bardağın gerçekliği gibi bir gerçeklik değildir. Bu sadece bir materyalist için doğru olabilir. Materyalizm evrimi ispat etmez. Evrim de matgeryalizmi ispat etmez. Önce materyalizm tercih edilir veya varsayılır. Sonra da evrim bu varsayımlar üzerinde mümkündür veya değildir. Görünüşe göre evrim teorisi biyolojik gerçekliği açıklamada gayet başarılıdır.

Ama materyalizm doğru olmak zorunda değildir. Materyalizmin de döngüsel olmayan bir ispatı yoktur. Bu noktada bir insan materyalizm yerine teizmi tercih edebilir. Teizmin de kesin bir ispatı yoktur ve iş bir tercih meselesidir.

Teizmi kabul eden bir insan evrimi kabul etmek zorunda kalmaz. Çünkü biyolojik gerçekliği açıklayan kendi anlatısı vardır. Tanrı yaratmıştır.

Bu açıdan tartışma anlamsız görünüyor. Sizin asıl rahatsız olduğunuz yer sanırım insanların "evrim kesindir" diye diretmeleri. Veya bazı akademisyenlerin konularına yeterince hakim olamamaları. Bence bunlar çok önemli şeyler değil. Benim evrime inancımı sarsmaz.

Bilimin otoritesine güveniyorum. Ortada bir komplo olduğunu zannetmiyorum. Evrim bana akıldışı da gelmiyor. Bir kuantum mekaniği kadar da anlaşılmaz ve hatta akla mantığa ters de gelmiyor. Kuantum mekaniğinde bir parçacık iki yarıktan da geçip kendi kendisiyle dalga etkileşimine giriyor. Bunu akıl almaz. Ama kabul ediyoruz. Çünkü bilimciler öyle diyor. Evrim açısından da böyle.

Siz dine zarar verir diye endişe ediyorsunuz. Gençler evrime inanırsa din bundan zarar görür ve gelecek nesillerde din kalmaz diye endişe ediyorsunuz. Bu yüzden de evrimin yanlış olması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Ama olaya ters tarafından yaklaşıyorsunuz. "Evrim yanlış olmak zorunda, evrimin yanlış olduğunu nasıl bilebilirim, çünkü din ve vatan-millet açısından, geleceğimiz açısından bu konu önemli, evrimin yanlışlığı gösterilmeli" diye yaklaşıyorsunuz. Bu şekilde önyargıyla bakacağınıza, bilimin herhangi bir diğer kısmı olarak bakmalısınız. Bilimciler ne diyor diye bakmalısınız.

Ama "bilimden bana ne, ben canımın istediğine inanırım" da diyebilirsiniz. İnsan diyebilir ki "Bilimin modası geçti artık Milim var, ben icat ettim, içeriğini de ben yazıyorum, isteyen gelsin inansın" diyebilir. İnsan bunda özgür.

Bence siz bilimin isminin verdiği güvenden evrim teorisinin faydalanmasından rahatsızsınız. Çünkü gençlerin çoğu "bilimin otoritesi"ne kanıp evrim teorisini de sorgulamadan kabul edebilir.

Dediğim gibi bunu değiştirmenin yolları belli. Ya evrim teorisini bilimin kendi sahasında çürüteceksiniz, ki bunu yapmak artık imkansız görünüyor. Veya bilimin finansmasını kontrol eden halk üniversiteleri bu konuda zorlayacak. Ama artık cin şişeden çıkmış vaziyette ve bu bilgi yokolmaz.

Ama belki de asıl sorgulamanız gereken "ne diye evrim teorisinin topluma, milletimize, insanlığa zararlı birşey olduğunu düşünüyorum" sorusunu sormaktır.

Evrim teorisi dinin altını oyacak diye bir kaide yok. Katolik kilisesi, Anglikan kilisesi kabul ediyor. Ülkemizde bazı alimler kabul ediyor. Din ve evrim yanyana gidebiliyor.

Diğer taraftan dinin altını oysa bile bu Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bir komünizm tehlikesi anlamına gelmiyor. Belki de bu "anti-materyalist" refleks o zamanlardan kalmadır ve 70lere ait bir kuşağın artık anlamsız bir edişesinden ibarettir.

Din yokolsa bile bu toplumun ahlaken çökeceği belli değil. Belki tam tersi bize daha iyi gelir. Dincilerin neler yaptıklarını gördük. Önce sınav sorularını çalarak geldikleri yerlerde gazeteciyi politikacıyı aşnafişnasını öğrenmek ve şantaj yapmak için dinlediler. Sonra kendi uçaklarımızla kendi şehirlerimizi bombaladılar. Kendi tanklarımızla şehirlerde terör estirdiler.

Suriye'de Irak'ta neler yaptıklarını görüyoruz, ki keşke görmeseydik. Keşke bilmeseydik. Öyle şeyler ki bu coğrafya bu kültür bunun altından kalkamaz. Öyle bir delilik hali bu.

Avrupa'dan Filipinlere neler yaptıklarını görüyoruz. Nijerya'da bile okul basıp kızları kaçırmışlar, kendilerine cariye etmişler. Taliban gidip okul bombalıyor. Okul kızlarını makinalıyla tarıyor! Çünkü okula gitmemeleri gerekiyormuş! İşte Melale, kafasında makinelı tüfek yarasıyla gitti Nobel ödülünü aldı. Pikapın arkasında okula gidip geliyorlar. Bu sefaletle okumaya çalışıyorlar. Bir de gerzeğin biri gelip makinalıyla bunlara ceza veriyor. Din adına!

Eğer ki din buysa biz zaten dinsiz olalım büyük ihtimalle bu halden çok daha iyi bir durumda oluruz. Çünkü hiçbirşey şu anki halden daha kötü olamaz. İslam toplumu ve kültürü bugün tamamen dibe vurmuş durumda. Kendi haline bırakılsa iyi veya zararsız bir insan olabilecek insanlar bu din sayesinde çok kötü işler yaptılar. Belki de biraz da bu açıdan bakmalsınız.

"Din ahlakı ayakta tutuyor, bu toplum çöker" ezberleriyle bakmak yerine "belki de din olmasa bu toplum daha ahlaklı olur" demeyi de düşünelim. Çünkü zannederim şu anki görüntüden daha ahlaksız olmamız mümkün değil. Bu kadar dindar olmamıza rağmen. Ve en büyük pislikleri de kendini tamamen dine adamış olanlar yapıyor. FETÖ ve İŞİD başta olmak üzere, Boko Haram, Taliban, ta Filipinlerde Ebu Seyyaf'a kadar yüz tane farklı terör örgütü var din adına akılalmaz vahşetler zulümler yapan. Ki bunların hepsi "Batı bize zulmetti intikam alıyoruz"un ötesinde şeyler. Ve bu yapılan vahşetin çoğu fakir gariban halka, köylüye yapılan, mesela Irak'ın Suriye'nin kadim hristiyan halkına yapılan zulümler. Örgütlü bir vahşet ve zulüm. Ahlak zaten çökeli çok olmuş.

Yoksa mesele bir kürt ayrımcılığı meselesi mi? İslam olmazsa Kürtler kesin milliyetçi olup ayrılmak mı ister? Bu yüzden mi dinin ayakta kalması lazım? Ve bu yüzden mi evrim teorisinin yanlış olması lazım?

Bu hesaplar çok da iyice düşünülmemiş şeyler.

Bence din bu ülkede ve coğrafyada herşeyi en çok kızıştıran şeylerin başında geliyor, çünkü Atatürkçü oligarşi zaten bu dincilerin saldırganlığı yüzünden başımıza bela olmuştu yıllarca. Dinciler adam gibi otursaydı ülke daha baştan demokratik olurdu. Suriye'de Irak'ta "demokratik haklar" için mi iç savaş çıkartıp cenazeleri, pazar yerlerini bombaladılar? Yoksa bu din özünde saldırgan bir din mi? Ütopyasını kurmak için yakıp yıkmaktan çekinmeyen bir din mi? Tek kelimeyle yıkıcı bir din mi?

Kürt mevzusu ise dinle değil milliyetçilikle alakalı ve bu yüzden kaçınılmaz gibi görünüyor çünkü ortadoğuda toplamda 30 milyonun üstünde bir nüfusu olan bir milletin gün gelip bağımsızlık talep etmemesi asıl şaşırtıcı olurdu. Savaşmak yerine oturup konuşmak ve bu işi 50 yıllık falan bir sürece yaymak gerekir bence. Çünkü bu işten kaçış yok. Bunlar Lazlar gibi 100.000 kişi olsa idare edilirdi durum.

Savaşıldığına da değmiyor. Bu kavgalar yüzünden demokrasimizden olduğumuza da değmiyor. Kültürümüzün sanatımızın sadece sığ bir milliyetçilik, popülizm ve hamaset üreten entelektüel çöle döndüğüne de değmiyor. Bu davalar uğruna bilime savaş açıp zaten cahil geri kalmış ülkemize ve coğrafyamıza daha da zarar verdiğimize değmiyor. Kaçınılmaz olanı ertelemekten başka işe de yaramıyor. Kürt milliyetçiliği veya ayrılıkçılığı sorunu dini ayakta tutmakla çözülmez. Zaten halihazırda Avrupa'nın en dindar ülkesiyiz Romanya ile birlikte. Bu haldeyiz. Demek ki sorunumuz din eksikliği değil.

Gelecek kuşaklara bu yaptığımız artık yeter. Bizden öncekiler bir mesafe katedemedi ve biz de bugün "dini ayakta tutsak götürdük bu işi" diye saçmasapan bir hesaba bağlamışız herşeyi. Bugün içimizde önceki kuşakların tembelliğinden, akılsızlığından, birey olamayışlarından, demokratik kültürü yerleştirememiş oluşlarından ve yaratıcılıktan yoksun oluşlarından yakınan çok insan var. Batıya bakıp "biz niye böyle geriyiz" diyen çok var. Gelecek kuşaklar da bu kuşağa demeyecek mi? Gayet haklı olarak diyecekler. Çünkü "dini ayakta tuttuk mu götürdük bu işi" zihniyeti sadece sorunları daha da kronikleştirmekten başka işe yaramıyor. Potansiyelimizi heba etmekten başka işe yaramıyor.

Sonuç olarak "evrim teorisinin bilimsel olması bizi niye rahatsız ediyor" sorusunu bir sormamız lazım. Siz kendi perspektifinizi sorgulayabilen filozof birisiniz. Bunu bir başlıkta tartışabiliriz.
Aslında evrim ve evrim teorilerini de bu noktada ayırmak lazım. Evrimin ispatı yoktur derken evrim teorilerinin ispatı yoktur mu yoksa bizzat evrimin mi ispatı yoktur diyorsunuz? Evrim çok geniş tanımlanabilen bir kavram. Evrim=değişim diyenler bile var. Fakat evrimsel biyoloji ve evrim teorisi bağlamında baktığımızda görüyoruz ki belirli bir terim anlamı var. Canlı popülasyonunun nesiller içerisindeki kalıtsal değişimi olarak kabaca tanımlanabilir gibi. Aslında nesiller içerisindeki değişim olarak alırsak ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor ve evrimciler bunu görmezden geliyor bence. Mesela evrim tablosunda 3.8 milyar yıllık koskocaman bir evrim süreci var. Fakat salt nesiller içeirsindeki mikro evrime indirgersek ortaya çıkan tablo ise şu. Mesela türlerin ilk bireylerinin tanrı tarafından yaratıldığını ve türlerin birbirine geçmediğini ve ilk yaratılan bireylerin de çoğalarak var olduklarını düşünelim. Yani ilk insan Adem ve Havva fikrini düşünelim. Adem ve Havvadan itibaren nesiller içerisinde elbette değişim olmuştur ama farklı bir türe geçilmedi diye düşünülüyor. Yani nesiller içerisinde değişim var ama türden tür geçiş yok. Nesiller içerisinde değişim olduğu için buna bile evrim denebilir. Yani evrimcilerin karşı çıktığı ve ilk insan yaratılış tablosuna bile evrim diyebiliyoruz. Halbuki evrimcilerin bahsettiği evrim çok farklı bir şey. Evrimcilerin evrim dediği, dünyada oluşan ilk canlıların veyahut evrensel ortak atanın gen havuzundan bütün türler türeyip akraba olmuş oluyor, bu türeme de nesiller içerisinde değişimle oluyor ama tek hücreli aşırı basit bi canlıdan günümüz süper kompleks canlıları çıkıyor ve 3.8 milyar yıl sürüyor, yani koskocaman makro evrim var. Yani türün ilk bireyleri yaratılıp da evrim geçirmeleri ile evrimcilerin evrim dedikleri şeyler arasında dağlar kadar fark var. O yüzden evrim gerçektir diye meseleyi kapatma eğilimindedir evrimciler, detaylara girmek istemezler. Halbuki böyle farklı tablolar var. Sizce olgu olan bu nesiller içerisindeki değişim mi? Nesiller içerisindeki değişimin birikip makro evrime yol açtığının mı kanıtı yok, yoksa evrim teorisinin mi kanıtı yok?

Tümevarım ve tümden gelim konusunda aslında bilim ikisini de kullanır. Kuğuların beyaz olma meselesi güzel bir örnek. Bakıyoruz ki bütün kuğular beyaz, yani kuğuları tek tek inceliyoruz ve hepsi beyaz. Bundan tüme vararak kuğular beyaz diyoruz. Bilim ilk aşamada böyle ilerliyor fakat bu tüme vardığı kuğuların beyaz olma iddiasını test etmek için ise tümden geliyor. Yani tek tek kuğulara bakıyor ve beyaz mı diye kontrol ediyor, beyaz olmayan çıkarsa görüş yanlışlanmış oluyor. Böyle böyle ilerliyor bilim bi şekilde. Bir de teori ile olgu ilişkisinie bakmak burda önemli. Olgudan teoriye çıkmak veya teoriden olguya gitmek gibi şeyler sanırım tüme varmak ve tümden gelmek ile alakalı değil. Tüme varmak ve tümden gelmek olguyu tespit etmeye dair şeyler, olgunun açıklaması ise daha farklı bir bağlam arz ediyor diye düşünüyorum. Ama açıklaması için de ayrıca tüme varıp sonra tümden gelerek açıklamayı test edebiliriz, ama önce olgu lazım öyle değil mi? Yani bir şeyin teorisini kurmak için önce o şeyin olgusunu tespiti lazım, ondan sonra mı teorisi kurulabilir? Mesela evrim teorisi diyorsak bu teori hangi olguyu açıklamaktadır? Evrim olgusunu mu? Yani evrim bir olgu mudur? İşte evrim bir olgu olarak kabul ediliyorsa yalnızca materyalizmi varsaydığımızda doğru olabilir, bardağın gerçekliği gibi değildir demek size doğru mudur? Yoksa evrim teorisinin açıkladığı olgu değişim değil de benzerlik olgusu mudur? Yani evrim teorisinin hangi olguyu açıkladığını tespit edip o olgu denilen şeyi gerçek olarak kabul etmek mi gerekir sizce? Bu materyalizm veya teizm görüşlerinden bağımsız değil midir?

Bilimin otoritesine güvenme konusunda siyaset ve paralar bence bu güvene gölge düşürmek için yeter. Aklıma domuz gribi ve kuş gribi hastalıkları geliyor en basitinden. Bu hastalıkları ilaç ve aşı satmak için doktorların ortaya çıkardığı söyleniyordu. İşin ucunda para ve güç varsa insanoğlu her şeyi yapar, bilimin de bir otoritesi ve fantezili sosu olduğu için de bunu araç olarak kullanır. Dini nasıl ki kullanıyorlarsa aynı şekilde bilim de kullanılabilir. Çünkü mesela kuantum konusunda bilimcilere güvendiğimizi söylüyorsunuz. Yani bilimciler labaratuvarda şunu bunu yaptım bunu gördüm diyor, biz ise onlara şahit olmuyoruz. Yani görgü tanığı var ama kamera kaydı yok gibi bir şey. Adam gördüm yaptım diyor ve biz de ünvanlar yüzünden inanıyoruz, devletin o kurumları resmi üniversite kabul etmesi yüzünden inanıyoruz bilimcilere. Yani iş siyasi aslında. Mesela birisi gidip kendi evinde falan eğitim verebilir insanlara, ama resmi bir bilim kurumu olmaz ve devlet tarafından desteklenmez. Bizim resmi kurumlara güvenmemiz devletin otoritesine güvenmemizdir ve siyasi bir meseledir. Yani işin içinde insanları yönetmek, devlet yönetmek, paralar gibi siyasi şeyler dönüyor ve bu siyaset işi bence hoş bir şey değil ve dürüstlük olduğunu sanmıyorum. Labaratuvara girip bizzat anlatılan şeyleri deneyimlemedikçe bilemeyiz, sadece bilimcilere inanmış ve güvenmiş oluruz. Bilimciler de babamızın oğlu değil, tanımadığımız insanlar. Yani siyasete güvenmiş oluyoruz, paranın insanları ne hale getirdiğini görsek bile yine de inanmak istiyoruz, güce tapma içgüdüsü var çünkü insanın doğasında. Bilim ne zaman ki bizim hayatımıza etki etmeye başlarsa o zaman ancak bilebiliriz, mesela doktora gidip hastalığımızı tespit edip iyileştirebilirse işte o zaman bilim işe yaramış olur, veyahut gidip teknolojik alet alıyoruz alet çok güzel bir şekilde çalışıyor taş gibi. Hatta şu an bilgisayardan yazıyoruz yani bilim bazı yerlerde işe yarayabiliyor ama her zaman ve her konuda bilimin dürüst olduğunu bilemeyiz. Aslında bazı dine inanan ve yaratılışçı kimseler insanları bilime inanmakla itham ediyor ve siz bilime inanıyorsanız biz de dine veya tanrıya inanıyoruz gibi bir mantık kuruyorlar. İlginç bir mantık.

Evrim kesindir diye diretmekten rahatsız olmak konusunda şunu söyleyim. İnsanların saçma tutumları yüzünden o görüşten veya o konudan soğuyabiliyorum, bu sadece evrim için geçerli değil her şey için geçerli. Mesela bazı evrimci kimseler var ki körü körüne inanıyor ve aşırı saçma yorumlar yapıyor, evrimden soğutuyor insanı. Veyahut çok sığ evrim karşıtları var onlar da yaratılıştan ve akılı tasarımdan soğutuyor. Yani insanların sığ yaklaşımı çok üzücü oluyor. Ama objektif olarak yaklaşmak o kadar zor ki insanları da bir noktada anlamak lazım. İnsan inanmak ister, güvenmek ister. İnsan her şeyi bilemez, algısı ve bilgisi oldukça kısıtlıdır, işte o noktada da emin olmak, inanmak, güvenmek falan ister ve inanır da. Yani hayatı boyunca tarafsız olamaz, belli bir görüş penceresinden hayata bakar. Bazıları bunu abarttığı için körü körüne görüşünü savunur ve bu çok rahatsız edici olabilir bazı kimseler için. Ama insanın bilgiye ulaşması çok çok problemlidir bence. Salt evrim için demiyorum genel olarak söylüyorum. Her şey görecelidir , doğru , gerçek yoktur falan bile denebilir. Çünkü baktığımızda insanlar hep farklı şeyler söylüyor, farklı görüşler öne sürüyorlar. Siz felsefeyi bilirsiniz, felsefe tarihinde görecelik görüşleri ortaya atılmış, hatta felsefe tarihinda Piron bir yargıda bulunmamayı ve görüşü askıya almayı tavsiye etmiş, tartışmalar gereksizdir ve mutsuz eder rahatsız eder gibi bir şey demiş. İnsanların belli doğruları vardır, o doğruları hayatta o insan için yararlı oluyorsa veya sorun çıkarmıyorsa o doğruları kullanabilir. Fakat sıkıntı çıkardığını görüyorsa doğrularını değiştirebilir. Ama her insanın aynı şeyi doğru olarak kabul etmesini beklemek olanaksız gibidir. Her insan bir dünyadır tadında bir laf vardı. Yani her insan farklıdır ve farklı pencereden baktığı için ve göreceli olduğu için herkes farklı kanaatlere varabiliyor ve bu bilimin kafasına tokmağı bile indirir diye düşünüyorum. Bu görecelik konusunu da konuşmak isterim, hoş bir konu.

Evrim ve din ile ilişkisi çok ilgi çekici bir konu. Caner Taslaman ısrarla din ile evrimin çelişmediğini öne sürüyor. İşte yediğimiz tavuğun hücrelerimize girmesi, çocuğun doğması gibi süreç örnekleri veriyor ve türlerin de bu süreçlerle oluşmasının İslam açısından hiçbir sıkıntı içermediğini söylüyor. Fakat buna rağmen evrime birçok itiraz vardır dindarlar tarafından. Neden bu itirazlar vardır diye baktığımızda tesadüf yüzünden oluyor gibi. Evrim rastlantısal ve tesadüfi bir süreç gibi gözüküyor yani çok kaotik ve fizikteki yasalarla basitçe işleyen değil de tesadüfi rastgele işleyen bir şey gibi göründüğü için ve bu rastgelelik tanrının varlığına tehdit olma olasılığı taşıdığı için galiba dindarlar evrime çok karşı çıkıyor. Yani bu tesadüf meselesi olmasa bu kadar karşı çıkmazlardı heralde. Çünkü diğer süreçlere karşı çıkmıyorlar, türlerin süreçle oluşmasına karşı çıkıyorlar. Ama ilk insan inancı, cennetten dünyaya indirilme gibi inançlar yüzünden de olabilir. Yani işin içinde tesadüf olmasa bile bu ilk insan gibi şeyler yüzünden de evrime karşı çıkıyor olabilirler, bir de insan maymundan gelemez diye çok karşı çıkış var. Maymundan gelmeyi kendine yakıştıramıyorlar maalesef. Yaratılışçılar her şeyi planın bir parçası olarak görür ve bir bütündür onlar için. Yani her şey amaca yönelik, düzenli ve planlı olarak olmalıdır ki o zaman tanrıya varılabilsin. İşte evrim planlı ve düzenli bir şey olmayıp kaotik ve rastgele olduğu için oldukça karşı çıkış var. O yüzden dine zarar verebileceğini de düşünenler var. Ben din ve evrimin bir arada yürüyebileceğinden emin değilim. Nedense evrimi kabul edince din saçmaymış gibi oluyor sanki. Yani dinde insanın diğer canlılardan daha üstün olduğu falan gibi şeylerden bahsedilir ya da böyle bir algı vardır. Diğer canlılar düşünemez, biz düşünürüz biz akıllıyız o yüzden de imtihan ediliyoruz inancı var din görüşünde. Yani diğer canlılardan üstün olma durumu var. İşte evrim o üstünlüğü ortadan kaldırıyor, özel olarak dünyaya gelmeyi kaldırıyor ve sıradan bir hayvan türü olduğunu söylüyor evrim teorisi. İşte bu dine zarar vermez mi sizce? Dinle evrim nasıl birarada yürür bilmiyorum.

Ama ben size şunu söyleyim. Din insanlara dayatılmamalıdır, insanlar dinden kendi iradeleri ile uzaklaşabilir. Hatta evrimi öğrenip de uzaklaşabilirler. ''İnsanlar dindar olsun, dinden uzaklaşmasın ve evrime inanmasın'' gibi bir düşüncem yok. Din dayatmalarına da karşıyım, dine özgür bir şekilde inanılması gerekir, kimseye dayatılmaması lazım. Yani dine kaç kişinin inandığının hiç önemi yok. Din güç kazanıp ya da kaybetmez. Kişinin kendi tercihiyle ilgili bir durum. Kişi tatmin oluyorsa, güveniyorsa, inanıyorsa dini doğru kabul edebilir. Hatta belki birtakım özel deneyimler yaşamıştır, bu noktada inanması da kolaylaşmış olabilir. Yani dinci değilim, insanların dine inanmasını veya dinden dönmemesini isteyen biri değilim. Sadece birey çapında inanılması lazım, toplum olarak değil. O yüzden insanlar evrimi öğrenerek dinden çıkabilirler özgürdürler. Ben hiçbir şey yapmaya çalışmam. Fakat bazı insanlar da vardır ki dini dayatmaya çalışır, insanlar dinden uzaklaşmasın diye evrimle mücadele eder. Bunun ülkemizde ve yurtdışında çok örneği var, hatta bunun için dini istismar da edebiliyorlar para kazanmak için. İşte bu gibi şeylerin çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Yani dini inanç diğer bireyleri bağlamaz, bireyi bağlar bence. Dinin doğruluğu ve yanlışlığına dair elbette bazı argümanlar sunmak mümkündür ama son kertede birey ya inanır ya da inanmaz ve kendisine kalmış bir durumdur. O yüzden toplumsal olarak insanlar dine inansın veya inanmasın diye çalışma yapmak veya evrime savaş açmak çok gereksizdir ve yanlıştır. İnsanlar kendisi karar versin, onları yönlendirmeye gerek yok din konusunda diye düşünüyorum.

Hitler evrimciydi, ateistti diye evrime saçma itirazlar yapılabiliniyor. Yani işte insanları üstün ırk, alt ırk diye ayırarak savaşlara yol açabileceğini söylüyorlar. Ama bu evrimin gerçekliğiyle hiçbir alakası yok. Yani savaş açsa bile gerçek olup olmadığını gösteren bir şey değil. Evrimin gerçekliğini kişilerin nasıl kullanacağı kendisine kalıyor. Ama kötü kullandı da savaş açtı diye evrim yalan olmuyor. Yani ırk savaşı yüzünden evrim yalandır demek yanlış bir yaklaşımdır. Aslında evrim derken orda bilimciler olguyu anlatmaya çalışıyorlar, yani böyle bir gerçek var diye anlatmaya çalışıyorlar. Bunu şöyle düşünelim. Mesela yer çekimi olduğu için şeylerin yere düşeceğini biliyoruz. Ama bu bilgiyi yararımıza da kullanabiliriz, zararımıza da kullanabiliriz. Bir insan aşağı atlarken onu tutup kurtarabiliriz ve bu bilgiyi fayda amaçlı kullanmış oluruz. Ama tutup da eşyaları da aşağı atabiliriz veya kendimiz aşağı atlayabiliriz bu da zararlı bir şey olur. Aşağı bişey attık veya aşağı atladık diye yer çekimi gerçekliğini kaybetmedi. Yani evrim bahsinde de evrim orda şu gerçektir der, fakat insanlar onu nasıl kullanırsa kullansın o gerçek ortadan kaybolmaz, gerçekse zaten bizden bağımsız olarak gerçekliğini sürdürecektir. İnsanlar onu kötüye kullanır diye gerçekliği gizlemeye gerek yoktur, kötüye kullanmalarını engellemek daha akıllıca olacaktır diye düşünmekteyim.

Din ve ahlak konusu ise çok çok ilginç bir konu. Bu konuda da çok tartışmalar dönüyor, hatta ahlaktan Allah'ın var olduğu sonucuna varanlar oluyor, mantıki olarak ancak Allah'ın varlığı ile temellendirilebilinir ahlak falan deniyor. Ama din olmadan ahlak olabilir gibi. İşte bu noktada ateist ülkere bakmak lazım. İskandinav ülkeleri ve Japonya falan genelde ateist ülkelere örnek olarak verilir. Buralardaki suç oranı, dindar ve dinle yönetilen ülkerere göre çok daha azdır denir. İşte bu durum, din olmadan ahlak olabileceğini kanıtlar mı sizce? Ahlak aslında toplumda insanların koyduğu belli kurallardır. Hukuk kurallarını ve kanunları ahlak kuralları olarak mı görmek lazım? O ateist ülkelerde hukuk çok sağlam olduğu için mi suç oranı az? O insanlar ahlaklı olduğu için mi o kurallara uyuyorlar? Bir de ahlak kuralını hukuk kurallarından ayırara bazı ahlaki kurallardan da bahsedenler oluyor. Mesela büyüklere karşı özellikle de ebeveynlere karşı saygılı olmamız, sesimizi yükseltmememiz ve küçüklere de sevgi göstermemiz mesela hukuk kurallarında ve kanunlarda yok ama bunu ahlak kuralı olarak görenler var. Veyahut küfür etmemek, herkesin içinde af buyurun gaz çıkarmamak ve geğirmemek gerektiğini söyleyenler var. Yani bunlar kanunlarda yok ama ahlak kuralıdır diyenler var. Sizce ahlak ve ahlak kuralı nedir? Hukuk ve kanunlardan bağımsız mıdır? Hukuktan bağımsız olarak toplumdaki bireylerin bazı şeylere hoş bakması, bazı şeylere ise hoş bakmaması mıdır ahlak ve kuralları? Din olmadan ahlakı sizce ne sağlar? İnsanın içgüdüleri mi, sezgileri mi? Mesela dine inanın veya inanmayın insan olduğumuz için ayna nöronlarımız var, birisine zarar verildiğini görsek canımız yanar veya üzülürüz, haksızlıklara tepki göstermek de bundandır. Yani bir hayvana bile zarar veren birini gördüğümüzde çok tepki gösteririz insan olarak. İşte bu gibi biyolojik faktörler yüzünden mi ahlakımız vardır? Ahlakın rasyonel temeli nedir? Dine ihtiyaç olmadan yalnızca hukuk kuralları yeterli midir sizce? Hukuk kuralları ve bu biyolojik faktörleri de birleştirdiğimizde ahlak ortaya mı çıkmış olur? Yani bazı kişilerin dediği gibi ahlak dinin tekelinde değildir şeklinde mi düşünüyorsunuz? Ahlaka rasyonel temel olarak tanrı ve dinden başka bir şey belki gösteremeyiz ama din olmadan ahlak olur bence. İnsanlar belli kurallara uyuyor ve birlikte yaşayabiliyor. İşin ilginci dinle yönetilen ülkelerde çok kötü durumlar mevcut olabiliyor hatta dini kullanan örgütler ve ülkeler savaşıp insanlar katledebiliyor. Peki sizce sorun dinde midir yoksa dini kullananlarda mıdır? Bir de şunu sorayım. Sizce görece geri ülke ve medeniyetler din yüzünden mi geri kalmıştır? Yani din geçmiş devrin zihniyetini mi taşır? Bazı insanlar din yüzünden geri kalındığını düşünüyor ama bazıları da dinin bilim yapmaya teşvik ettiğini söylüyor. Çok ilginç konular bunlar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
biyoloji, evrim, evrim teorisi, ispat, kanıt


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:11 .