Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 07-03-2017, 01:47
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yani daha insan-maymun değilken belki de denizin dibinde bir yosunduk, ancak buraya kadar gelen süreçte müthiş bir var olma mücadelesi vermişiz, bu mücadele bizi evrimleşerek farklı bir yapıya getirmiş ama söz gelimi daha yosun iken var olmayı bu kadar istememizin bir kaynagı olmalı, işte o kaynak o zaman acaba neydi?...
Söyleyeceğim şey belki tuhaf gelecek ama diyelim ki o kaynağı öğrendik, bu problemi halleder mi?
Yoksa problemi iyice çıkmaza mı sürükler?

Demek istediğim bir soruya bir cevap aldık, bu problemleri çözseydi, geçmişte de çözerdi, çünkü geçmişte de pek çok şeyi araştırdık ettik, bunaldık, kafa patlattık ve mutlu sona da ulaştık.
Ama ne tuhaftır ki bu bilişler arayışımızı bitirmedi, bu kadar bilgiler, tecrübeler yetmedi, bu seferde kaynağın peşinde olmak, sıkıntısı devreye girdi.

Hasılı cevap bulmak problemi temelden çözmüyor, aksine problemi gittikçe de derinleştiriyor, çünkü son denilen şey, bu seferde başka bir şeyin başlangıcına denk geliyor, hayda bu sefer her şey tekrar başa dönüyor...
Tabi problem derken, biz esasta cevap aramaktan mı bıktık, yoksa aradığımız cevabı bulamamaktan mı bıktık?
Bu da önemli, sonuçta ikisi farklı şeyler.

Sorular çok elbet, lakin cevapları bulmak, soruları azaltacak mı? bu konuda hiç iyimser değilimdir.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 07-03-2017, 02:54
Natan Natan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 18 Sep 2006
Bulunduğu yer: usa
Mesajlar: 4.841
Standart

Belki de ben tam anlamadim. Yasama mucadelesi yada var olma mucadelesi nedir? Ontolojik temelin midir? Bunun devamliligi istegi midir? Anlamak istiyorum seni. Onceki yazimda daha genel ifade ettim. Seni tam olarak anladigimi dusundugumde ozgusel ickinlige dair yazabilirim. U saatlerde kafam calismiyor.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 07-03-2017, 13:20
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.929
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Söyleyeceğim şey belki tuhaf gelecek ama diyelim ki o kaynağı öğrendik, bu problemi halleder mi?
Yoksa problemi iyice çıkmaza mı sürükler?
Sevgili Felâsife, konunun asıl bam teline dokundun
Bu soru şunun için kafamda peydahlandı.
Bugün yaşamın bir anlamı yoksa, o halde biz ilk olarak hangi nedene dayanarak bu kadar istedik sorusundan oluştu.
Acaba senin "evrimi evirme" başlıgındaki nedenden dolayı bizim var olma istegimizi yok mu ediyorlar gibi sorular.
Öyle ya o zaman bugünkü sönük var olma istegi olsaydı bu kadar varlıgımızı sürdürmemiz imkansızdı.
İşte buna dikkat çekmek istedim, birilerinin yaşama azmimizi elimizden almasına seyirci mi kalacağız, yoksa bu gidişe dur mu diyecegiz...
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 07-03-2017, 13:33
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.929
Standart

Natan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Belki de ben tam anlamadim. Yasama mucadelesi yada var olma mucadelesi nedir? Ontolojik temelin midir? Bunun devamliligi istegi midir? Anlamak istiyorum seni. Onceki yazimda daha genel ifade ettim. Seni tam olarak anladigimi dusundugumde ozgusel ickinlige dair yazabilirim. U saatlerde kafam calismiyor.
Sevgili Natan, dogru anlamışsın, gayet güzel de izah etmişsin.
Soru, "neden var olduk" değil, "var olmamızın bu kadar çok istememizin kaynagı nedir". Çünkü var olmak için onu çok istemek ve onun için mücadele gerekir, biz çok istemişiz ve onun için zorlu bir mücadele vermişiz. Neden bu kadar istemişiz?

Bugün yaşamımıza çok büyük anlam katan müzikler, şiirler, aşklar ve sanat dahi yeterli gelmezken ve buna ragmen yaşamımızın bir anlamı yok derken, bir de bunların olmadıgı ilk var oldugumuz haleti ruhiyeyi tahmin edersek o kadar güçlü olan var olma istegi neydi?...
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 07-03-2017, 14:19
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili Felâsife, konunun asıl bam teline dokundun
Bu soru şunun için kafamda peydahlandı.
Bugün yaşamın bir anlamı yoksa, o halde biz ilk olarak hangi nedene dayanarak bu kadar istedik sorusundan oluştu.
Anlıyorum.
Tabi ben burada biraz daha ters düşünerek neden bu isteği istiyoruza odaklanıyorum.
Yani amaç ne diye amacı araştırmak yerine, neden araştırmak gereği hissediyoruma odaklanıyorum ve diyorum ki bu benim hissim değil. Ortada bir zorundalık olması, bunu illada bul diye zorlanmaya mecbur muyum 'a geliyor mesele.
Mecbursam demek ki bir robottan farkım yok, böyle bir kod yüklenmiş o da görevini yerine getirtiyor. Bir nevi kodların esaretinde olmak bu.

Lakin insan demek bu değil, isterse yapmayabilir, doğru diye etiketlense bile yapmayabilir, doğruya tabi olacaksın diye bir ŞART olsa bile, onu olmamak gibi TERCİHİ var insanın. Herkes yapıyor diye yapmamak bile hakkını kendinde görebilir.
Böyle tuhaf bir yönleri de var insanın. Sadece aklı ile hareket etmek zorunda değil.
Başkalarının delilik diye etiketlediği şeyi bile, çok rahat yapabilir.

İnsan bu, şunu yapacaksın diye kuralı olmayan bir canlı türü.

O yüzden bu tip sorulara cevap arama meselesi olduğunda, "zorunda mıyım" deyip es geçtiğim çok olmuştur.

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Acaba senin "evrimi evirme" başlıgındaki nedenden dolayı bizim var olma istegimizi yok mu ediyorlar gibi sorular.
Var olmadan ziyade, İNSAN olma özelliğimizi yok etmek istiyorlar, delilik diye tabir edilen şeylerin alayını, akıllılık idealleriyle silerlerken, altta yatan amaç robot insandır.

O yüzden delilik insan olma belirtilerin bir belirtisidir. Delilik bittiğinde geçmiş olsun, insan da bitmiş demektir.
Belki delice geliyor söylediklerim ama robot olmak yerine, deli kalmak her zaman tercihimdir. Delilik insanî bir tarafımızdır, kontrol edilemezdir.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 21-06-2017, 19:39
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Natan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Belki hatirlarsin, yasamin anlamsizligini Turgenyev'in "Babalar ve Ogullar"indaki Bazarov kadar iyi ifade edeni haatirlamiyorum. Ki, onun hayatin degerlerine iliskin yaklasimi ve o koca felsefesi (varlik ve fenomen karsisinda nihilizmsi gorunguleri) bir ask ile yikilmisti. Bana gore basit denilebilecek bir kavram ile. Ne yazik!
Aşk denilen şeyin maalesef böyle bir özelliği var, insanı büyülediği için, karşısında başka hiç bir şeyi var olarak bırakmıyor, onları da yok ediyor.
Kara delikler misali yutup gidiyor. O yüzden Turgenyev'in bu eserini okumadım ama denk gelince sanırım okumakta gerek mesajını aldım, teşekkürler.

Natan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Daha, kendi beninin parcalarini, organ yada bunlarin calisma sekillerini anla[ya]mayan yada baska bir ifade ile olgulari KAVRAMAKTA gucluk ceken insan-turu, koskoca varolussal gizem karsisinda affalyayacagi yerde, kendisine gecmisten verili epistemolojik icerikleri sahipleniyor, herseyi BILDIGI YANILGISINA KAPILIYOR. Insanin kendisini kandirmasi ne guzel degil ?
Çok güzeldir, evet... Normalde bir şey bilmemek ama biliyormuş gibi davranmak, meseleyi çözmese de günü kurtarmak açısından insana iyi gelmektedir.
İnsan da o kadar ilerisini düşünmez, günü kurtarsın o yeterlidir.

Öteki türlü "koskoca varolussal gizem" deyince hakikaten içinden çıkmak mümkün değil, afallamamak olası bile değil.
Lakin bir şekilde çaktırmıyoruzya bu müthiş.
Belkide buna bağışıklı bir biçimdeyiz, tıpkı hayvanlar gibi, bilemiyorum.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 21-06-2017, 21:00
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Salt yaşamın herhangi bir anlamı yok.
Sanat, teknoloji, mitoloji, dinlerle vs ona anlam katmaya çalışıyoruz.
Ama yaşamın kendisi anlamsızdır, amaçsızdır.
Ancak buna ragmen var olmanın dayanılmaz mücadelesinin kaynagı bilinmiyor. Var olmak için milyonlarca yıl doğayla mücadele etmişiz, bununla yetinmeyip bir de evrim geçirmek için ayrı bir mücadele vermişiz. Bütün bunları bize dayatan o müthiş ama bilinmeyen istek nedir? İnsanlar neredeyse varlığından bu yana bu soruları anlamlandırmak için çeşitli din uydurmuşlar, şeytan uydurmuşlar, hikayeler uydurmuşlar, kimileri teknolojinin gücünü esas almış, kimileri de sanat ile anlam katmaya çalışmış. Ancak hiç biri yaşamı anlanlandırmadan öte var olma mücadelesini açıklayamıyor.
Yaşamı anlamlandırma mücadelesi ile kendini teselli ederken, var olma mücadelesini anlamlandıramıyor. Yaşama ne kadar katkıda bulunursan bulun var olma mücadelesinin kaynagına bir faydası olmuyor. Canlı-cansız bu kadar maddenin var olma ve dönüşme mücadelesini bu kadar istekli yapan nedir?
Dinler uyduruldu olmadı, teknolojinin gücü bir işe yaramadı, sanat teselliden öte gitmedi, bilim o seviyeye gelmedi.
Var olma mücadelesinin nedenini açıklamak için herhalde bilimin bir kaç milyon yıl daha ilerlemesini bekleyecegiz...

"Var olma mücadelesini" anlamlandıramıyoruz demek doğru değil. Darwinci bilim bu sorunun cevabını çözeli çok oluyor.

Olay temelde moleküler kararlılıklardan ibarettir. Canlılık bundan ibarettir. Organizmanın içinde hayatta kalma, var olmaya devam etme, ve çoğalma itkisi vardır. Bunun sebebi de belli: Öyle olmayanların çoktan soyu tükendi. Olayın bundan öte mistik bir yanı yok.

İnsan davranışı hayvan davranışından ayrı birşey değildir. Bizim sadece diğer insanların niyetlerini okumak üzere fazladan beyin devrelerimiz var. Bu beyin devreleri ile kendimizin de "niyetini okuyoruz". Ve bu bilinçtir.

Hayatta kalma içgüdüsü ve buna bağlı en ilkel korkular ve endişeler bilince belli bir şekilde yansıtılıyor. Bilinç insan davranışının yönetici merkezi değil, olaylardan sonradan haberdar edilen bir yerdir. Burası sadece "bizim" nelerin farkında olduğumuzun bir kabataslak bir şemasıdır. Beyin bunu başka insanları daha etkili kandırmak için simüle ediyor. "Biz" de orada varoluyoruz.

Bu yüzden bu şekilde bilince yansıtılan "korkular" veya "hayatta kalma arzusu" gibi şeyler ikinci elden bilinen şeylerdir. Hayatta kalma arzusu ve buna bağlı ilkel korkuların "içerden nasıl birşey olduğu", yani tabiri caizse bunların tadı veya tecrübesi tabii ki gerçek değildir. Çünkü bahsettiğimiz şey sinir sistemine ait, ve yüz milyonlarca senelik bir geçmişi olan devrelerdir. Bunların temel amacı canlıyı "kaç veya savaş" gibi acil durumlara hazırlamak üzere kaslara ani refleks sinyalleri göndermektir. Sinir sisteminin merkezi kana belli stres hormonları adrenalin vs basıp vücudu acil manevraya hazırlar.

Bunların bilince belli bir tat olarak yansıması, dediğim gibi bilincin genel olarak beynin iç gidişatına dair edindiği çoğu bilgi gibi gerçek olanın bir gölgesi gibi yanıltıcıdır. Bu şeylerin gerçek bir tadı yoktur. Zaten bilinçte simüle edilen ve varlığı bundan ibaret olan bu "kişi" de yoktur.

Sonuç olarak niye bu varolma arzusu var sorusuna geri dönelim. Herşeyden önce "canlı cansız herşey" diye işi şiirleştirmeye gerek yok. Cansız madde varolmak istiyor diye birşey yok. Kainatın temel işleyişi bu şekilde; zaman ilerliyor ve madde varolmaya devam ediyor. Bunun temelindeki fiziksel işleyişin mantığı henüz bize kapalı. Sonsuza kadar kapalı da kalabilir. Eğer ki şiirsel bir dille temas etmeye çalıştığın bu idiyse haklısın.

Ama canlılıkdaki "varolma arzusu" sadece insan gibi büyük beyinli canlılarda tecrübe edilebilen, haliyle "arzu" olarak bilinen birşeydir. Ve diğer tüm tecrübe edilen şey gibi ikinci elden bilinir, ve sembollerle bilinir. Yani gerçek olan şeyin kendisi olmadığı gibi bir temsili bile değildir. Çünkü gerçek olan şeyin tecrübesi yoktur. Bu tecrübe tamamen uyduruluyor. Bunu yukarda da anlattım.

Bu "varolma arzusu" sonuç olarak evrimsel bir tabana dayanır. Organizmayı "hayatta kalma ve çoğalma" nihai hedefine yönelik başarılı davranışlar yapmaya programlayan genler tanım gereği hayatta kalır ve çoğalır. Ve dünyayı bunlar doldurur. Bu da Darwin'in temel buluşudur.

İşin içine mistik birşey getirmeye gerek yok. Olayı şiirleştirmeye de gerek yok.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 21-06-2017, 21:20
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

"Hayatta kalma ve çoğalma" nihai amacı dedim, bunu düzelteyim. Bu bir nihai amaç olarak baştan yoktur. Ama tanımı gereği nihai amaç olacaktır çünkü hayatta kalan (veya daha küçük ölçekte moleküler yapısını muhafaza eden) ve (kendini kopyalayarak) çoğalan şeyler tam da bu yüzden dünyayı dolduracaktır, çünkü hayatta kalıyorlar ve çoğalıyorlar, kendileri ölse bile bir kopyalarını bırakıyorlar ve aynı şey devam ediyor. Hayatta kalma ve çoğalma bunların nihai genetik amacı olacaktır. Bunun temelinde elektromanyetizmanın mümkün kıldığı moleküler kararlılıklardan başka birşey yoktur. Moleküller belli uçlarında belli elementler için artı veya eksi mıknatıslıdır. Birbirlerine belli yerlerden yapışırlar ve çok karmaşık şeyler oluşturabilirler. Bu sadece kainatın temel fiziksel özelliklerinden çıkan bir imkandır. Başka bir manası yoktur. Yani bunun böyle olması bizim varolmamız için olan birşey değildir. Tam tersidir. Bizim varolmamız bu imkana bağlıdır. Çünkü mümkün olunca gerçek de oluyor. Ve sonu insan medeniyeti kadar karmaşık bir şeyi üretmeye kadar varabilen karmaşık moleküler yapılar ortaya çıkıyor. Darwin'in teorisi bunu açıklıyor. "Açıklanamıyor" dendi, yanlış. Açıklanamayan tek şey fizik kanunlarının kendileridir. Bunların kökenidir. Bunun dışında dünyada bizimle alakalı herşey açıklanıyor. Karanlık madde, karanlık enerji falan bir tarafa.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 22-06-2017, 14:32
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Var olma mücadelesini" anlamlandıramıyoruz demek doğru değil. Darwinci bilim bu sorunun cevabını çözeli çok oluyor.

Olay temelde moleküler kararlılıklardan ibarettir. Canlılık bundan ibarettir. Organizmanın içinde hayatta kalma, var olmaya devam etme, ve çoğalma itkisi vardır. Bunun sebebi de belli: Öyle olmayanların çoktan soyu tükendi. Olayın bundan öte mistik bir yanı yok.
Bu yazdiklarina escinselik ters düsmüyormu?.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:23 .