Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 04-01-2017, 01:43
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart Cehalet bâki kalır!

İnsan her ne kadar kendini öğrenmeye programlasa da, en temelde ki cehaleti asla değişmez, çünkü temeli cehalet olanın, aslı cehalet demektir.
İnsan o kadar şey tahsil edince, öğrenince cehaleti bâki kalmaz diye düşünebilir.
Yo hayır, kalır!

Bu ta doğumundan başlayan bir hikayedir, bu aşamalardan herkes geçer ve günün birinde bir şeyler öğrenmesi, bunu değiştirmez. Cehalet hiç bir zaman değişmez, yok olmaz. Cehalet sadece VİZYON değiştirir. Biçim değiştirir, İnsanla birlikte o da gelişir, İnsanın kendini büyülediği bir illüzyondur bu.
Süslü dünyanın parıltılı bilgi ışıkları cezbedicidir, bu cezbeye kapılanın kendini büyülemesi de kaçınılmazdır.

İnsan bir takım sorulara cevaplar aradıkça ve bazı cevapları buldukça, cehaletin artık değiştiğini, yerini bilgiye/bilmeye bıraktığını zanneder. Zan ise kesin bilgi olmadığı gibi, aldatıcı da olur bir yandan.

Burada ki konuda olduğu gibi, geçmişte ki mitolojik Tanrı anlayışları, kölelikler kalkmadığı, sadece VİZYON değiştirdiği gibi, cehalette aynen öyle VİZYON değiştirir.
VİZYONİK TAKLA her zaman geçerlidir, çünkü o her zamana mükemmel bir UYUM sağlar. VİZYONİK TAKLA ile cehalet değişmemiş, yok olmamış, aksine o da gelişmiştir, gelişim göstermiştir.
İnsanlarla birlikte gelişen yegane şey cehalettir!
Bu imkansız bir bilgi gibi mi geldi?
Devam edelim öyleyse...
Eskinin tekerlekleri ile şimdikilerin arasında ne fark var? Fark gelişmişliktir!
Çataldan bıçaktan tabaklara, oturulan evlerden yapılan işlere, hayatın pek çok alanına değişim gibi görülen şeylerin hepsi, bir GELİŞMİŞLİK olarak çıkar karşımıza. Yani hiç biri aslında yok olmamış, sadece ÇAĞA göre gelişmiştir.

Müzelerde ki tabak çanaklar, alet edevatların hiç biri boşa değildir, hiç onları hissetmeye çalıştınız mı? Bugüne göre değerlendirdiniz mi?
İnsanlık olarak o günde de bu günde de, çok farklı bir şey yapmıyoruz aslında, aynı şeyleri farklı bir VİZYON altında yapıyoruz.
Aslolan şeylerin hepsi bire bir aynı görünüm de kalmaz, bizle paralel onlarda gelişir.
Çünkü bizde hayat evrelerimizde bire bir aynı değildik, sürekli gelişim gösterdikçe değiştik, değiştikçe de geliştik.

Aynı bunlar gibi cehalette ÇAĞLARA göre İNSANLA birlikte gelişen bir şeydir. Her çağın kendine göre cehaleti olur, tabi burada cehalet insanın dışında değil, içinde olduğu için, o hiç bir zaman YOK olmaz.
Şekli değişebilir, görünümü değişebilir, ismi değişebilir, lakin TEMEL asla değişmez, onu değişmiş gibi görmemiz bir aldanmacadır, çünkü sizle birlikte o da GELİŞMİŞTİR aynı kalmamıştır.
Fiziksel olarak siz nasıl gelişim gösteriyorsanız, cehalette o derece gelişim gösterir.
Onun yok olmuş gibi görünmesi bile, cehaletten kaynaklıdır. Cehalet ölmez, yok olmaz.

Bunun bilincinde olan insan, cahil olduğunu bilir, bilmediğini bilen bu demektir.
Bunun bilincinde olmayan insanda, kendinin cahil olduğunu unutur, alim olduğunu hisseder ve kendini bilen zanneder, artık cahilliği kendine kondurmaz bile, bu ise bilmediğini bilmeyen demektir.
Cahil bilmez, bilmediğini de bilmez dedikleri tam da budur. Kast edilen okuyan cahildir, yoksa hiç bir bilgisi olmayan, iddia sahibi de olmaz, olamaz.

CAHİL olmak kötü değildir, suç değilir, aşağılanma değildir, durum TESPİTİDİR sadece, zira insanın aslı budur ve aslı bu olduğu için, cehalet insandan ayrı olmaz ve eğreti de durmaz, ama BİLEN insan görünümün de olmak, insana kendini iyi hissettirsede, havası olsada, işte bu o insan da eğreti durur.
Cahil olduğunu bilmeyen insan, bilgiyi yanlış öğrenmiştir. Onu yanlış anlamıştır, Bilmek bu değildir.
Bilmek, bilmediğini bilmektir, o da cehaletini bilmektir. Cehaletini bilmeyen, kendini bilen olamaz.
Bir insanın kendine dair bilip bilebileceği, yegâne bilgi, cehaletini bilmektir. Ötesi yoktur.
Yunus'un dediği "Sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır"
Kendini bilmeyen, cahil olduğunun bilincine ermeyen, niye okur ki?
Okuyarak kişi kendinden anca uzaklaşır, böyle bir okuyarak öğrenme çeşiti yoktur. Dinler, Bilimler bile bu noktada birer meslektirler, size sizi öğreteceğiz deseler bile, anca sizi sizden daha da uzaklaştırırlar. Neticede onlarda sizden kendine iman etmenizi isterler ve onlara iman ederken, bir yandan da kendinizi bulamazsınız.

Okumakla insan kendini bilemez, zaten bilemediğini de dünya binlerce yıldır ispat etmiştir!
Okumadan bilir ki ama okumamakta medeniyetlerce büyük suç sayılmıştır.


İnsan okuyarak anca kendini kandırmıştır, süslü dünyanın illüzyonlarına aldanmıştır, çünkü kitaplar insanlara CEHALETİN kötü bir şey olduğunu ballandıra ballandıra anlatırlar, o yüzden de insanlar kötü bir şey olmak yerine, iyi bir şey olayım derken, daldığı kitaplar arasında bir şeyi kaybederler, kendilerini kaybederler!

Kendini kaybedende cehaletini unutur, çünkü kendi çok zamanlar önce, kitaplar arasında kaybolmuştur, kaybolduğu içinde kendine ulaşamaz, ulaşamayınca da CAHİL olduğunu bilemez.
Neticede insanların ZAAFLARI vardır, güçten ihtirasa, cinsellikten açlığa, vefasızlıktan hayırsızlığa, sağlıktan unutmaya kadar pek çok alanda ZAAF gösterirler. bu ZAAFİYETİN etkisiyle de çokları kendi karanlıkları içinde kaybolurlar, lakin başkalarına da yol tarif etmekten de vaz geçmezler.
İnsan aciz bir varlıktır, güçsüzdür, zayıftır, öyle kitapların dediği gibi "Mükemmel, çok güçlü bir varlık değildir" belkide doğada en güçsüz bebekliği geçirirler, başkaları olmadan hayatta 1 gün kalması bile mümkün değildir, ne zaman ki kendi ayakları üstünde durur, kişilik dizayn eder, tahsiller eder, "güç bende artık" demeye başlar, bu insan artık çevresine de zarar vermeye başlar. Kalp kırmaktan, kusur aramaya, kendini dev aynasından görmekten, her şeyleri bilme edalarına, bam başka bir canlı oluverir çıkar o bebek!

Neye el atsa zarardır artık, dine atsa, bilime atsa neye atarsa atsın, zarardır, Bilim diyerek doğanın ayarlarıyla oynar, zarardır... Din diye insanların inançlarıyla oynar, zarardır... Ve bunu da iyi bir şey adı altıda yapar ki kötü niyet olmadan bile bu böyledir. Kötü niyeti hiç söylemeye gerek yoktur.
Oysa ki bir bilse! bebeklikten başlayan acizlik hâlâ devam eder, VİZYONİK TAKLA burada da devrededir, zengin olsa işçiye, siyasetçi olsa halka, komutan olsa askere muhtaçlık devam eder gider. Yani gelişen insanla birlikte ACİZLİKLERDE gelişir. O da yerinde saymaz.

O büyümüş bebek hâlâ başkalarına muhtaçtır! Çünkü o hâlâ kocaman da olsa bir bebektir!
İnsan gelişim göstermiş kocaman bir bebektir, bu değişmez... Onun kocaman olması, bilgilerle donatılması, saçının sakalının uzaması o bebişten koptuğu anlamına gelmez, bilakis o bebişin YENİ bir VİZYONU anlamına gelir.
Bu inanılmaz mı geldi!
Şöyle düşünün, bir bebiş yarınını bilmez, ölümden sonrası var mı yok mu bilmez, Tanrı var mı yok mu bilmez. Kısacası yarınlara ait olan hiç bir şeyi bilmez,, o büyüyen insan da ne öğrenirse öğrensin, yarınını gene bilmez. Mümkün değil çünkü, anca biliyorum der iddia eder, böyle zanneder, tahminler de bulunur ama bu gerçeği değiştirmez.
Bebişten tek farkı, bilgi olarak, artık o isimleri bilmesidir ve tabi ki hayal gücü de vardır artık.
Dünyanın yarınlara ait bilgisi isimler ve hayal gücü üzerindendir, ötesini KİMSE bilemez. Lakin kavgalarda hep bu yönde olur.
Bebek bilmiyordu yarınları, kocaman insanda bilmiyor!

Burada ki büyümek bir nevi illüzyondur, büyüyen bir şey yoktur esasında dedik, lakin dediğimiz gibi ZAAFİYETLER de bizle beraber gelişerek devam eder gider. Bunda bir inanılmazlık yok, sadece kendimizi şimdiye endekslediğimizden böyle oluyor, oysa geçmişten hiç bir zaman kopamayız, o durur oralarda bir yerlerde.
Aradığımız şey bu olabilir mi? ya da bu duygu?
Arayışta olan insan neticede sahip olduğu bir şeyi kaybetmiş demektir ki bulduğunda onu tanısın, diğer türlü bilmediğimiz bir şeyi bulsakta onu nasıl tanıyacağız?

Bu zaafiyet olayına Kim bilir belkide "Zaafiyet teorisi" demek gerekir, ya da "Zaafiyet döngüsü" adının çok bir önemi yok.
Kendini güçlü zanneden insanın, zaaflarını örtme telaşının adıdır, Zaafiyet teorisi !...

"Zaafiyet teorileri"
Döner durur etrafımızda.

En büyük zaafiyette bilgiye, bilmeye olan açlıktır. En çok baş döndüren, yan etkisi olan budur.
Bilginin bedeli vardır, her bilgi huzurunuzdan çalar ve sizi o bebişten bir adım daha uzaklaştırır.
Bilgiye olan açlık, öyle bir noktaya gelir ki o da artık doyumsuzluk denilen bir döngüye girer, bu döngü zaten zaaflar ile buraya gelmiştir ve zaaflar ilede iyice güçlenerek dönmeye devam eder.
Diğer güç, para, siyaset vs.lere hiç girmiyorum, bunları zaten yazmaya bile gerek yok. Lakin bilme olayı hakikaten çok ayrı bir mesele.
Anneden süt emen çocuk nasıl ki sütten kesiliyor, bilgi ile doyan kişide bir gün bu bilgiden kesilmelidir.
Bilgi yetişkin insanın sütüdür !...
Belki bu bilgiden kesilen, süte gerek kalmadığı için büyümüş olarak addedilebilir !...
Son olarak, bunca şey yazıpta iki kelamda kendimden örneklemezsem olmaz, neticede Cahil olduğumu biliyorum, zira yarınlar kavramı üstünde kimseyle tartışmam bile anlamlı değil, çünkü yarınımı hakikaten bilmiyorum, ölümden sonrası var mı yok mu bilmiyorum, Tanrı var mı yok mu, onu hele hiç bilmiyorum. Bilmediğim şeyi niye tartışayım ki? Zaten bu kadar bilinmez beni bilen de yapmıyor anca cehaletimin farkına vardırıyor, o yüzden bu yazdığım şeyler bilinmez şeyler değil, anca unutulmuş şeyler olabilir ki o da insanlar cehaletini unutalı çok zaman olduğu içindir.
Tabi unutulan bir şeyi her zaman hatırlamak seçeneğimiz vardır, ne kadar unutsakta YAŞANMIŞLIK ayrıdır, o çok kolay unutulmaz.

Bilen bir insandan, her zaman 1 farkım vardır o da yalnızca cahilliğimdir, bilen cahilliğini unutmuştur, işine gelmez vs. ama ben unutamam, insanın yarını olmayınca hep şimdide kalıyor ve şimdide de cahilliğim hep karşımda duruyor.
Neticede ilk okul mezunu o da 6 senede bitiren, diploması bile olmayanın, kafadan zaten bilen pozisyonun da kocaman bir delik oluşuyor. Gerçi bu çok problem değil karşımda ki insan bunu hissetmez bile.
Peki bu kadar şey nasıl yazılıyor denince, derim ki, cehaleti kabullenmek onu bilmenin ilk adımıdır, bu bir bilgidir, bu kabullenme, ya da kanıksama demeliyim zamanla bir bilgi oluşturuyor.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi, cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!

Zaten yazdıklarım aslında bilinmeyene dair şeyler değildir, insana dair şeylerdir ve insan denilen şeyde aslı cehalet olunca, o bir farkım ile bu şeyleri yazmak zor değildir.
Elbette hayallerim, düşündüklerim var ama onlar adı üstünde hayallerim, bunlar gerçek diye bir iddiam yok, olmazda, zira kendime bile bunları kanıtlamaya çalışmam ki başkasına asla yapmam, cehalet zaten böyle bir şey birazda, o büyümeyen bebek gibi yani, her gün kendine bir oyuncak bulmak ve onunla bir süre oynadıktan sonra atmak. Onun doğru veya yanlış olmasının bir önemi yok, önemli olan olması bu yeterli.

Bugünkü oyuncağım buydu, "Cehalet bâki kalır!"
Yarın bana ne getirir bilmem.
Dostlukların da bâki kalması dileğiyle.

Sevgiler saygılar.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04-01-2017, 02:36
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.926
Standart

Bir zaman bir örgüte takıldım, o örgütü tanımak istiyordum.
Çok konuşan biri değilim, belki de ondan olacak, takıldığım sıralarda bana kendilerini alim zaneden bir şekilde bakıyorlardı. Tabi onların hata ve eksiklerini görecek kadardım ama bu davranışları yüzünden bunu kendilerine söylemiyordum.
Çünkü kabullenen tipler olmadığını biliyordum.
Bu insanlarda gördüğüm en büyük eksiklik hislerinden yoksun oluşlarıydı.
Hislerin de kendine göre bir algılama gücü olduğunu ve bu gücün bilgi ile donatıldığında olayların daha bir nitelik kazanacağı gerçegini anlamaktan uzaktılar.
Daha sonraları o örgütün panosuna gazeteden kestiğim bir köşe yazısını hergün asmaya başladım.
O köşe yazılarını okuyanlar yazarın kim olduğunu bilmeseler de hep övgüyle bahsettiler. Yazıları çok beğendiler ve olumlu eleştirilerde bulundular.
Aradan bir kaç ay geçtikten sonra o yazarı bulup örgütte bir konuşma yapmasına karar verdiler. O gazete parçasını ben astığım için o yazarı bulmamı da benden istediler.
Ben de onlara şunu söyledim, aylardır bu yazar size gereğinden fazla konuşmuş, bunu anlayıp ve o yazarı takdir ettiyseniz o yazarın gelmesine gerek kalmamış demektir.
Tabi ben öyle deyince afalladılar, ne demek istediğimi pek çözemediler.
Sonra gittim o gazetenin sahibini getirdim.
Gazetenin sahibi onlara şunu söyledi, bu yazarın örgütünüzde bir konuşma yapmasını istemişsiniz, yazarımız adına size teşekkür ederim, ancak o yazar her zaman buradaydı ama siz görmemişsiniz.
Böyle deyince herkes kim diyerek birbirine baktı, hiç kimsenin o yazar ben olduğum akıllarına gelmiyordu. Dedim ya his olmazsa salt bilgi işe yaramaz...

Teşekkürler Felâsife...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04-01-2017, 03:06
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Böyle deyince herkes kim diyerek birbirine baktı, hiç kimsenin o yazar ben olduğum akıllarına gelmiyordu. Dedim ya his olmazsa salt bilgi işe yaramaz...

Teşekkürler Felâsife...
Bende teşekkür ederim bilgivehis, güzel bir anını paylaştığın için, dediğin gibi sadece bilgi, gerçeği göstermez, hatta burnunun önünü bile göstermez.
Aslında sadece histe göstermez, o yüzden rumuzun zaten bu anlamda çokta manidar, "bilgi ve his" bir birini tamamlamalı, o zaman bir anlamı olur bilginin. Haklısın, eyvallah.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 23-03-2017, 05:38
Engse Hohol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Engse Hohol Engse Hohol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Feb 2010
Mesajlar: 1.879
Standart

Alman spor kulübü Bayern'i kent sanan Akp'li milletvekili, kim olabilir?
Onun adı Ahmet Hamdi Çamlı fakat arkadaşları ona Yeliz diyerek hitap ediyor.
Bayern'de yaşayan Hans. Stad'da yatıp kalkıyor heralde !

islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 23-03-2017, 06:53
Engse Hohol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Engse Hohol Engse Hohol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Feb 2010
Mesajlar: 1.879
Standart

Cehalet kaynaklı bir trajedi daha: Kekik sanarak Bonzai ile mangal yapan kadın yanlışlıkla ailesinden 9 kişiyi zehirledi. Bahçesinde poşet içerisinde bulduğu bonzai'yi kekik sanıp, mangalda pişirdiği ete koydu. Yediği yemekten zehirlenen 9 kişi hastaneye kaldırıldı, 1 kişi kurtarılamadı. 55 yaşındaki enişte Bayram A. hastanede öldü.

islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 15-07-2017, 17:26
Cercis Hz Circis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cercis Hz Circis Cercis Hz Circis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Jan 2015
Mesajlar: 200
Standart

islam akıl ve bilime düşman bir din. muhammedi taklit edene sevap yazan islam, akıl ve bilim destekçisi bir din olabilir mi? islamın girdiği her toplumda cehaletin ve riyanın tavan yapması, islamın özünün aslında tam da bu olduğu gerçeğini yansıtmaktadır. "bir rivayete göre gece saat 03:21'de aynanın karşısında 5 dakika kıpırdamadan dimdik bir şekilde durursanız saat 03:26 oluyormuş" derseniz, bunu duyan hemen her müslüanın bu rivayete inanacağını görürsünüz. matematik ve uzay konusunda islam zaten bilinen en sıkıntılı ilahi din.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 16-07-2017, 11:26
kartopu kartopu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2014
Mesajlar: 3.695
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bir zaman bir örgüte takıldım, o örgütü tanımak istiyordum.
Çok konuşan biri değilim, belki de ondan olacak, takıldığım sıralarda bana kendilerini alim zaneden bir şekilde bakıyorlardı. Tabi onların hata ve eksiklerini görecek kadardım ama bu davranışları yüzünden bunu kendilerine söylemiyordum.
Çünkü kabullenen tipler olmadığını biliyordum.
Bu insanlarda gördüğüm en büyük eksiklik hislerinden yoksun oluşlarıydı.
Hislerin de kendine göre bir algılama gücü olduğunu ve bu gücün bilgi ile donatıldığında olayların daha bir nitelik kazanacağı gerçegini anlamaktan uzaktılar.
Daha sonraları o örgütün panosuna gazeteden kestiğim bir köşe yazısını hergün asmaya başladım.
O köşe yazılarını okuyanlar yazarın kim olduğunu bilmeseler de hep övgüyle bahsettiler. Yazıları çok beğendiler ve olumlu eleştirilerde bulundular.
Aradan bir kaç ay geçtikten sonra o yazarı bulup örgütte bir konuşma yapmasına karar verdiler. O gazete parçasını ben astığım için o yazarı bulmamı da benden istediler.
Ben de onlara şunu söyledim, aylardır bu yazar size gereğinden fazla konuşmuş, bunu anlayıp ve o yazarı takdir ettiyseniz o yazarın gelmesine gerek kalmamış demektir.
Tabi ben öyle deyince afalladılar, ne demek istediğimi pek çözemediler.
Sonra gittim o gazetenin sahibini getirdim.
Gazetenin sahibi onlara şunu söyledi, bu yazarın örgütünüzde bir konuşma yapmasını istemişsiniz, yazarımız adına size teşekkür ederim, ancak o yazar her zaman buradaydı ama siz görmemişsiniz.
Böyle deyince herkes kim diyerek birbirine baktı, hiç kimsenin o yazar ben olduğum akıllarına gelmiyordu. Dedim ya his olmazsa salt bilgi işe yaramaz...

Teşekkürler Felâsife...
Sn Bilgivehis
Halbuki örgütlerde özellikle 12 eylül öncesi örgütlerde 1. İnandıranlar(probagandistler). 2 İnanlar(asker olanlar). 3 gözlemciler (örgütçüler)vardı .O gözlemciler bir köşeye oturur toplumda kaybolmuş gibi yapar. Konuşanları, dinleyenleri, ilgisiz olanları gözler. Takibe alınmasını isterdi.

Sizin gözden kaçmanız bayağı garip olmuş.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 16-07-2017, 16:10
ereninthenature - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ereninthenature ereninthenature isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 May 2011
Bulunduğu yer: Uzay
Mesajlar: 1.588
Standart

Kitaplar almaz cahilligi, tecrube alir. Iyisiyle kotusuyle uclari yasayan ogrenir.

Cahil olmak iyidir cahil oldugunun farkindaysan. Hic kimse herseyi bilmiyor ve bilgelik-cahillik spektrumunun metrigi yok. (Egitim, bilmem kac kitap sonra cahil olmayacaksin denilemez)

Science is not only compatible with spirituality; it is a profound source of spirituality.
-Carl Sagan

All ideology is toxic because ideology is a kind of insult to the gift of human free thinking.
-Terence McKenna
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 16-07-2017, 18:43
manas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
manas manas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Feb 2017
Mesajlar: 461
Standart

insan cehalet olgusunu sevmese de, kendini o kategoride görmemek/göstermemek için çok çabalasa da özümüz cahildir o hep vardır alim olsak bile. nasıl ki aslan yavrusunu alıp onu eğitsek insana alıştırsak bile onun vahşiliği ölmez o hep vahşidir, onu suçlayamayız. insan da doğanın bir parçası olarak vahşidir sonradan edindikleriyle yoluna ilerler ama cehaleti özünde hep baki kalacak.

teşekkürler felasife cahil olduğumuz gerçeğini hatırlattığın için..

***Tanrı mineral de uyudu, bitki de düş kurdu, hayvanda uyandı, insan da kendini buldu ***
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 17-07-2017, 03:18
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

kartopu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sizin gözden kaçmanız bayağı garip olmuş.
Sanırım göze takılsaymış esas o zaman garip olurmuş, adamların kafaları başka yerlerdeymiş anlaşılan.

ereninthenature´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kitaplar almaz cahilligi, tecrube alir. Iyisiyle kotusuyle uclari yasayan ogrenir.
Tecrübe gerçekten özel bir kelime, teşekkür ederim hatırlattığın için. Aklıma gelse yazının bir yerine illaki ilişkilendirirdim ama zaten konu cehalet ve akılda her zaman yerinde olmuyor. Olması da çok mümkün görünmüyor, cehalet daha baskın geliyor.

manas´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
teşekkürler felasife cahil olduğumuz gerçeğini hatırlattığın için..
Genelde bizler gerçeklerimizle bu kadar sakin yüzleşmeyiz, ama konu cehalet olunca bir problem de kalmıyor anlaşılan, bu iyi bir şeymiş
Bunu gerçeğimiz olarak gördüğün için ben de teşekkür ederim.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
baki, bebek, cehalet, zaaf, zaafiyet


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:25 .