
27-08-2017, 17:50
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
öncelikle "yüklemdir" demek istemiştim. Kusura bakmayın...
ben yanlış yazmışım. sonuç, gerçekleştirme ve başarı olarak iş oluş fiili olarak yüklem...
Tanrı/gerçek arayışının gerçekleşmesi sonucu ve yüklemi olarak yüklem..
|
Aslında fark etmiyor pek, sonuçta ha başkaları yüklemiş ha kendi yüklemiş, illada Tanrı yüklemi aranıyor.
Mesela şu sözde " Allahı ararken kendimi buldum!" diyen ne gibi bir yüklem yapabilir.
Ben Allahım.
Allah benim.
Öyleya Allahı ararken, kendimi bulduğuma göre, bu Kendim = Allahım demektir (!)
Ya da bulduğum çok daha başka bir şey! " Allahı aradım ama bulamadım, sonunda kendimi buldum"
Bu bulup bulabileceğim kendimmiş, kendim olacağı gerçeği olamaz mı.
Ama,
Eğer kişiler Allah ile yoğrulmuşsa, hayal dünyaları bununla şekillenmişşe, burada ki "O başka şeyi" es geçerler. Hallaçta da olan budur.
Hallaç "ben Allahım" dese belki bu kadar tepki çekmeyecekti, ama söylediği çok farklı bir şey olunca, ya bu ne diyor? Galiba Ben Allahım diyor diye yaka paça ediliyor.
Sonuçta insanlar kendini Bulmuştur, Bilmiştir. Gerçeğin ne demek olduğunu iyi bilirler!!
Aslında burada bir örtü var ve o örtüde " Gerçek" denilen şeydir, gerçek başka bir gerçekle örtülür.
Bu acayip bir şey ama böyle olur bir yandanda.
Sufizmin de gerçeği var ama bu görülmek istenmez. Neticede insanlar kendi gerçekleriyle olayı analiz ederler ki gerçeği başka bir gerçekle böyle örterler. Tabi burada örten gerçek değildir Sufizme göre, örtülendir.
Vahdeti vücut denilen şeyde, bu meselede ki başka bir örtüdür. Madalyonun bir yüzüdür sadece bu, öteki yüzü kesrettir. Yani Vahdeti vücut denilen aynı zamanda Vahdeti kesrettir.
Sonuçta işler insanların ne anladığıyla ilintili olduğu için, bir Sufi ben benim dese bile, buna da illa yüklemler olacaktır. Oysa söz yüklemsizse, bir hâlin itirafı veya tespiti ise, o hâlden geçmeyen için, o söze yüklemsiz kalamaz. Kendi anlamlar yükler. Buna da yapacak bir şey yok, o söz o kişiye örtülür gider.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

27-08-2017, 18:07
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
Vahdet-i Vücud denilen
ne şiş yansın en kabap mıdır?.
bir orta yol ya da dengeleme politikası olarak, barışçıl bir tanrı yaratmaya (hümanist bir tanrı yaratmaya, eylemsiz bir yaratmaya kuşanmanın adımı ya da) halk ve ahaliye dönüp tanrı yoktur/tanrı yokmuşun dillenmesi ya da kendi içinde bu gerçeğin yüzleşmesi çıkmazı patikasında gezinip halk ve halik aslında birdir ya da biz biriz esasında, herşey aynı şey ve (benim tanrı olmadığıyla yüzleşmem ve) onlara da tanrı olmadığının söylenmesi gerekmiyor ve bu durumda herkesin tanrı olduğu söylenmesi/düşünülmesi (ve barışçıl bir tanrı yaratılması da) de iyi bir yol (ve dengeleme politikası) deme arayışı mıdır?
Vahdet-i Vücut, denilen,
tanrı fikrini bozmamak, aşındırmamak ya da birden yıkıp sekteye uğratmamak, bu kadar inanan var deyip acımak ya da kendi çıkmazını sürdürmek ve dayatmak sonrası sözde inananlarla din icra edene acımak ve sözde saygı sonrası gelişen bozuk bir düşünce midir?
Tanrı yoktur diyemeyen mi tanrı herşeydir demeye getiriyor? ya da tanrı yoktur ile yüzleşemeyen/barışamayan mı mi tanrı herşeydir buluyor/bulguluyor?
Vahdet-i vücut alttakine acıyor. tanrılıya acıyor ve onun adına karar verip ona tanrı olmadığını söylemenin dürüst ve ince bir yolunu arıyor. vahdet-i vücut sadece bunu yapıyor
---bence ve bana kalırsa;
Tanrı fikrine kamunun büyük tutunması üzerine, vahdet-i vücud söylemi esasında (tanrı yokla tanrı var arasını kurarak) bir ara geçiş formu benzeri bir söylem ile birlikte; bilimini/bilişini bildirmiş ve susmamış insan benzeri portre imgesi de taşıyarak bize tanrı olmadığını daha nazikçe belirtiyor sadece...
|

27-08-2017, 21:27
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
Vahdet-i Vücut, denilen,
tanrı fikrini bozmamak, aşındırmamak ya da birden yıkıp sekteye uğratmamak, bu kadar inanan var deyip acımak ya da kendi çıkmazını sürdürmek ve dayatmak sonrası sözde inananlarla din icra edene acımak ve sözde saygı sonrası gelişen bozuk bir düşünce midir?
|
O bir düşünceden ziyade bir yaşayıştır, bozuk veya sağlam bir düşünce biçimi değildir. Bir sonuçtur o, sebep değildir.
Çünkü Tasavvuf ölmeden önce denen manevi ölüme kişiyi hazırlar, amaç budur ötesine karışmaz, bu aşılmadan/gerçekleşmeden Vahdeti vücut zaten yaşanmaz, yaşanmayan şeyde anlaşılmaz. Vahdeti vücut hakkında konuşanlar bu kısmı "es geçerler" Ölümden sonrasıdır o, öncesi değildir. ve bu olmadan işi kelimelerle kotarmaya, anladıklarını yüklemeye çalışırlar.
Kişi önce manen ölecek, akabinde de manen doğacaktır. Ondan sonra Vahdeti vücut yaşanacak. Nihayetinde bu da bir hâldir ve o da bitecek.
Bundan sonra Vahdeti vücut sebep olmaya başlayacak, önce sonuçtu çünkü, sonra da sebep olacak. Zira o hâlden dolayı kişide açılım olur, kişi kendi hakkında yeni bir bilgiye kavuşur, buna yeniden yapılanmada diyebiliriz, zira hayat artık birilerinin anlattığı, kitapların yazdığı bir hayat değildir artık, bunu bizzat gören, başkasını dinler mi.
Aslında hayat aynıdır, sırları gizemleri yoktur ama öğrenilen kavramlar, bilgiler, inançlar, ideolojiler hayatı farklı algılatırlar. Manevi ölüm, adeta bu algılarıda öldürür.
Sonuçta Sufinin hayat gene aynısı gibi devam edecektir, bu da dışardan hiç bir şekilde anlaşılmayacaktır.
Tanrının varlığı yokluğu meselesi aslında bu işin içinde bile değildir, bir bebek/çocuk için var/yok meselesi ne kadar önemli olabilir ki?
Yeni konuşmaya başlayan bir bebek, yürümeye başlayan bir bebek, ya da cıvır cıvır bir kaç yaşında ki çocuk için Tanrının var/yokluğu ne kadar önemliyse, Vahdeti vücutta da o kadar önemlidir.
Bu Tanrıyı varlamak/yoklamak değildir. Mesele o değildir. Birilerine acımak, veya onları kurtarmak meselesi de değildir mesele, zaten öyle olsa bunun için mücadele edilir, o da yoktur. Yeniden doğmuşsunuz ve adeta sıfır bilgi ile hayatı öğrenmeye başlıyorsunuz, önceki bilgilerin anlamı da kalmıyor, önce kalmıyor. Zira an baskın geliyor ve o coşku bir şey bırakmıyor. Bunlar çocuklarda çok açık ve seçik görülür. Ama işte bu sâflık ne kadar anlatılabilir ki? Bu anlatılamıyor.
O yüzden Sufiler, Sufizme kâl ilmi değil, hâl ilmidir derler. Demeye mecbur da kalmışlardır.
Zira insanlar büyüdükçe o sâflık yerini bilgilere bırakıyor, bilgi kirletir demeyeceğim ama o sâflıkta gidiyor bir kere.
Ve insanlarda bunu unutmuşsa-ki unutur- an her zaman baskın gelir, geçmişin o sâflığı artık görülmez. Çok gerilerde kalmıştır o.
Bilgi varsa sâflık yoktur.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

27-08-2017, 22:55
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
O bir düşünceden ziyade bir yaşayıştır, bozuk veya sağlam bir düşünce biçimi değildir. Bir sonuçtur o, sebep değildir.
...
Sevgiler
|
Anladım. Sevgiler...
|

27-08-2017, 23:35
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
O bir düşünceden ziyade bir yaşayıştır, bozuk veya sağlam bir düşünce biçimi değildir. Bir sonuçtur o, sebep değildir.
...
Sevgiler
|
Şimdi özünde (başlığa dayanarak tasavvuf diyorum) tasavvuf dediğimiz kavramı ve sufilik olarak tanımlanabileni neye indirgiyoruz. Hakk arama/gerçek aramaya mı? Vahdet-i Vücut a mı? Dini tarikatsal örgütlenmeye mi?
Buna katılıyor musunuz? Ya da nedir?
Örneğin tasavvuf yada sufilik kavramını tanımlar mısınız?
--)
Ve ne vaadediyor. Bilme mi? kurtuluş mu?, ölüm yengisi mi? Zihinsel kurtuluş mu, zihinsel esaret mi? örneğin
Örneğin Sufilik diyeceğimizi güdüleyen ya da ortaya koyan şunlar değil midir? Ya da nedir?
Tanrı kavramının kargaşaları
Bilgi arayışı
Dinsel yetersizlik, dinsel bilginin karmaşıklığı, çaresizliği, eksikliği ya da dinin çelişkileri ve tutarsızlığı
Dinsel bilginin gerçeğini arama.ardını arama.
Dinsel bilgiyi doğrulatma yanlışlatma.
İlim sahibi olma.
Dinde gizli ilimler ve üstü örtük kapalı üstü bilgiler olduğu gibi söylenceler
Din bilgisinden gelen toplumsal üst sınıf hissi
Bilgi örgütlemenin zorluğu ve bilgisel enerişimin zorlukları
arınma ve kurtuluş hisleri, suçluluk korku dualiteleri ve ikilemleri
tanrıdan ceza görme hisleri ve ikilemleri
diğerlerinin bilmediğini bilme, olmadığını olma, erme, sırra ya da makama erme çekimleri
başkalarının sahip olmadığı bilgiye sahip olma ya da orda varmış 40 aşama geçip bizde alalım olgusu
ya da korku tünelleri
ya da tanrı gözdesi olmak ve tanrının gözünde en seçkini olmak
Kendini kanıtlamak
Gerçek dağıtılıyormuş bizde ki sahte mi?
Ya da sır varmış
Vs
---
Bizce tasavvuftaki yalpayı ve sargı kuşatmayı gizemleştirmeyi ya da sır algısını türeten tanrı gerçeğinin din gerçeğinin daha bilgisi
Benim anladığım 40 aşama geçilip sonrada kişiye tanrı olmadığı bilgisi veriliyor ya da sağlanıyor ya da öğretiliyor....
. siz bilirsiniz.biz yorumladık boyle.bize kalırsa...
|

28-08-2017, 17:37
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
Şimdi özünde (başlığa dayanarak tasavvuf diyorum) tasavvuf dediğimiz kavramı ve sufilik olarak tanımlanabileni neye indirgiyoruz. Hakk arama/gerçek aramaya mı? Vahdet-i Vücut a mı? Dini tarikatsal örgütlenmeye mi?
Buna katılıyor musunuz? Ya da nedir?
Örneğin tasavvuf yada sufilik kavramını tanımlar mısınız?
|
İndirgenecek, tanımlanacak bir şeyi de yoktur aslında, bir "yok olma" öğretisidir. Kişiye bir şeyde vaat etmez, bilakis olanıda elinden alır, terki terket, manevi ölümdür derken, geriye bir şey kalmaz.
Öyle tekamülmüş gibi diğer öğretilerin varlığın ilerisi boyutları da olmaz, tam tersi aşağı bir tekamüldür, dibe çöküştür. En dipte yaşamaktır.
O yüzden envai çeşit hayaller kuranlar meseleyi bilmedikleri için, kendi akıllarına göre değerlendirdikleri için, daha doğrusu öyle "zan" ettikleri için, derler de derler.
Zaten Sufizm aklın yolu değil, aklın ötesi (keşfi akıl) denilen, delilik sınırına da geçmenin de yoludur. Aklın ötesi deliliktir. Akıl bu delilikle bir bütündür Sufizmde.
Tarikatlaşma, örgütlenme de değildir, o zaten kalabalıklar içinde değildir, onun aradığı 1-2 kişidir hepsi o.
Sufilik yalnız bir yoldur.
Bu ara bir kitaba bakıyorum. "İslamın mistik boyutları - Annemaria Schimmel" kadıncağız orada yakalamış inceliği. En başından beri mutasavvıflar, daha yüksek bir manevi düzeye yükselmeyi amaçlayan gerçek sûfi, 'mutasavvıfı, mutasavvıf geçinen ama aslında boş, hatta tehlikeli olan 'mustasvifden kesin olarak ayırmışlardır.
"Manaları (idrak) için yaratılanlar müstesna" mana yolunu tutmanın çetin bir iş olduğunu ve doğuştan sûfi değilse insanın gerçek bir sûfi olmasının olanaksız olduğunu çok iyi biliyorlardı: "Bu murakkanın [sûfilerin giydiği yamalı elbise] ezelde dikilmiş olması gerekti" Bunu bilen Sufinin kalabalıklarla, peşinde adam toplamakla işi olmaz, neticede kaderî bir iştir bu.
Sufizm bu yüzden herkese değildir, Sufizm kendi yolunun yolcularını anaforlar gibi çeker.
Nasıl ki diğer herkes kendi yollarına çekilirler, ya da itilirler, orada yürürler, Sufilerde de bu böyledir.
Hasılı Sufi olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur, eğer Sufilik varsa o gelir sizi bulur, bir kıvılcım tüm ormanı yakmaya yeterlidir.
Sufilik bu yüzden " Her şey merkezinde" der, bir şey yapmaya gerek kalmaz, Sufilik bir şeyler yaparak olmaz, bilakis yapmayarak olur, öyle ki hemde hiç bir şey.
Ama başlangıçta bunu kimse bilemez, Sufilerde bilmez, ta ki iş işten geçer, bulutlar dağılır güneş doğar, böyleymiş olduğu meydana çıkar. Schimmel'in dediğine gelir olay.
Bu kadar soru sormak, cevaplar aramak, aklın gereklerini göre hareketler vs. ler de zaten yasaklanmıştır Sufizmde, kimseyi kendinden aşağıda görmeyeceksin, her gördüğü Hızır belleyeceksin, kötü düşünmeyeceksin, zorlamayacaksın, yadırgamayacaksın vs.
Bunlar aklın (inançların, ideolojilerin) işi değildir.
Sufiliğin kendinden olmayanı " elemek" için bu tip ilkeleri de vardır. O yolun yolcusu değilseniz, illaki kişi kendinde üstünlük görecektir. Oldum diyecektir. Ayrıma gidecektir. Akibet eleğe takılacak, yerinde sayacaktır. Yani olmayacaktır.
Sözün özü Sufilik kaderdir.
Sufinin tüm hayatını, gelişini gidişini, kader belirler, Sufide bunu tüm hücrelerinde (eninde sonunda) bilecektir, " her şey merkezinde" demesi bile o yüzdendir.
Sufiliği Tanrı yolu olarak görenler, kaderi bilmedikleri için böyle derler. O kaderin yoludur, arada fark vardır.
Kader ise semavi dinlerden bile çok eski bir konudur, dinler kader meselesini ismi dışında bilmezler bile, dahasını merak eden Şamanlığı da inceleyebilir. Bir Şaman'ın Şaman olması da onun kaderidir.
O ya Şaman olacaktır, ya da kabul etmeyip delirip ölecektir.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

29-08-2017, 00:33
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
En başından beri mutasavvıflar, daha yüksek bir manevi düzeye yükselmeyi amaçlayan gerçek sûfi, 'mutasavvıfı, mutasavvıf geçinen ama aslında boş, hatta tehlikeli olan 'mustasvifden kesin olarak ayırmışlardır.
"Manaları (idrak) için yaratılanlar müstesna" mana yolunu tutmanın çetin bir iş olduğunu ve doğuştan sûfi değilse insanın gerçek bir sûfi olmasının olanaksız olduğunu çok iyi biliyorlardı: "Bu murakkanın [sûfilerin giydiği yamalı elbise] ezelde dikilmiş olması gerekti" Sevgiler
|
Anladım....
Benim demek istediğim sanırım vikipedia da bulacağımız Sufilik/Sufizm, Tasavvuf ya da Sufi Metafiziği gibi tanımlar ya da Sufizm kavramını yeniden tanımak/tanımlamak ölçütlemekti.
bunu tarihi gerçeklerle ve olgularla, ölçütlerle yapmaktı
Sizin yukarıdaki tanımlamalarınıza gelince; sanırım siz Sufiliği ve Tasavvuf'u kendinizce tanımladınız.
Bir diğeri konu başlığı diyor ki;
" Tasavvufta Felsefi Panteizm Eleştirisi"
Sanırım bu başlığa , ilgi tutmayı denersek şöyle yorumlayacağız.
Sanırım genel olarak anlaşılan ve bilinen sufizmde, aranılan özdeşilen ya da ya da bulunmak ve erişilmek istenen/gerçekler ve gizemler ve yanı sıra birleşilmek,ulaşılmak,erişilmek ve tanınmak-bilinmek istenen bir tanrı gerçeği de var değil mi?
Ve sanırım, Vahdet-i Vücut olmakta diyor ki bize, bir çeşit Panteizm evet
Sonuçta bu anlayış diyor ki; Tanrı gayrı değil/benden/bizden ayrı değil
Örneğin Tasavvuf anlayışındaki bu birliklilik ya da tanrı ile birliklilik bir çeşit panteizm değil midir?
Ya da bu anlayış tasavvufu temsil etmez mi?
Örneğin tasavvuftaki tanrı ve doğa-varlık kavramı, Doğudaki doğa-birlik ya da tümvarlık-birlik Brahman anlayışı gibi midir? Bir Tanrı varlığı mıdır?
bunun dışında yine Tasavvuf İslam mistisizmi olarak yorumlansa da , tasavvufun varlığını bağrından taşıran tanrısı ile islam anlayışında ki yoktan yaratan ve yarattığı varlıklardan ayrı konu olan tanrı ile de uyuşmaz/farklıdır..
bilmiyorum ne sorulması söylenmesi gerekir ama Tasavvuf bir çeşit felsefi panteizm değil midir o halde? nediR? din yordamı mıdır? onu ortaya koyan koşullar nelerdir? neden türemiştir? hangi ihtiyaçlar ?
gizli bilgi ve öğreti cemiyetleri ve örgütlenmeleri neden ortaya çıkar ya da neden bilgiye kilit vurulur ve neden bu yordamlar sırlanarak kapılar ardına gizlenir?
bunları düşünüyoruz seslice ve soruyoruz da
saygılar...
--
aklıam şu geldi;
örneğin panteizmi de geçtim. Brahman kavramını ele alalım. Brahman kavramı bana bir adam çağrıştırmıyor-bir kişi çağrıştırmıyor. Bir kişi tanrı benzeri de
Brahman kavramı bana bir doğa ya da doğa bütünlük çağrıştırıyor.
Şunu da sormak isterim. Örneğin Herşeyin Brahman olması ile Tanrı ile bir olmak arasında bir fark çizgi var değil mi?
Bence Tanrı ile bir/birlik olmada yine de ayrı bir tanrı var...
Doğa dediğimizde bu tek merkeze yönelmez-tüm olguyu kucaklar ya da tüm olguya materyale yönelir, kucaklar değil mi? örneğin...
Brahman da bir kucaklayıcılık var mı?
Monizm kavramıyla çelişki yaşadığım içi nbu kavramı kullanıyorum özünde;
Tek merkezçi-tüm odaklı ayırdı sağlamak için. Brahman tek merkezli midir? herşeyi kucaklar mı? sorumu ve düşüncemi taşıyorum sadece bir yere... bunu götürüyorum onun için yazdım bunu da..
Bana kalırsa, tasavvuf metafiziğinin eşya ile bir olma söylenceleri bile eksiktir temayüle/söyleyişe dayanır...kavrayış boşluklarını doldurmaz ve bilmez...anlamak için bunu telaffuz ediyorlar-kendilerini oraya götürmek için....
tek merkezli/merkezde oturan/merkezi bir güneş biliş vb. gibi olan tanrı ya da varlık özü/kaynağı gibi düşünmeler
ya da bir merkezden fışkırarak olan varlık düşünümleri ve buna benzeri tanrı arayışları ve yargıları ile tümmerkezli Brahman benzeri, materyali de içeren bütünleyen ve kişilk bildirmeyen belirtmeyen düşünce sistemi vurgulamasını bu yüzden yaptım...
Tasavvufun tanrı anlayışı tekmerkeli midir?
Tasavvufun bölünmüş bir tanrısı var mıdır? tanrı kuşatmacı mıdır? korumacı mıdır? bütüncül müdür? nedir nasıldır?
eşya ile varlık/eşya ile tanrı kişi ayrımları/ayırtları var mıdır?
|

29-08-2017, 03:13
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
Sizin yukarıdaki tanımlamalarınıza gelince; sanırım siz Sufiliği ve Tasavvuf'u kendinizce tanımladınız.
|
Evet kendimce yorumladım.
Şimdi söyleyeceklerim kafanızı karıştırabilir ama bunu zaten herkes kendince yorumlar, "çoklarının" bunu wikide ki gibi yorumlaması Sufi nazarda zaten, taklit denen şeye denk gelir ki Sufizmde bu kafadan yoktur. Bu delil değildir. Sufilik takliti onaylamaz, tahkik denen keşfi/vehbi bilgiyi onaylar ki bu da zaten "çokların" bildiği okuduğu bir şey değildir.
Öte yandan Sufizm akademik bir yapıda olmadığı için, içinde ümmisi bile vardır. Ben mesela ilk okul mezunuyumdur, olay kitaplarla çok alakalı değildir yani.
Evet usta/çırak olayı vardır ama bunun tahsili kendi içinde cereyan eder. Kişiden kişiye de değişir. Öğretisinde "tecellide tekrar yoktur" tekrar denen şey, taklit ile de aynıdır aslında.
Diyeceğim herkesin öyle yorması, meseleyi anladığı anlamına gelmez. Sadece meseleye böylede bir açıyla bakmanız için bunları dedim, kabul etmeniz için değil tabi, bir bilgi sadece.
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
Sanırım genel olarak anlaşılan ve bilinen sufizmde, aranılan özdeşilen ya da ya da bulunmak ve erişilmek istenen/gerçekler ve gizemler ve yanı sıra birleşilmek,ulaşılmak,erişilmek ve tanınmak-bilinmek istenen bir tanrı gerçeği de var değil mi?
Ve sanırım, Vahdet-i Vücut olmakta diyor ki bize, bir çeşit Panteizm evet
Sonuçta bu anlayış diyor ki; Tanrı gayrı değil/benden/bizden ayrı değil
Örneğin Tasavvuf anlayışındaki bu birliklilik ya da tanrı ile birliklilik bir çeşit panteizm değil midir?
Ya da bu anlayış tasavvufu temsil etmez mi?
|
"Her şey o dur!" "Her şey ondandır!"
Bunlarda vardır elbette tasavvufta, ama nedir ; her zaman dahası vardır. Ötesi vardır.
Tanrı da ya da O insanların en son noktası olduğu için, ötesini bilmezler. Normalde insanlar aklın ötesini de bilmezler, bu sözü duydukların da bunu süper akıl gibi bir şey zannederler. Oysa aklın ötesi deliliktir. Tabi bunu anlatın anlatabilirseniz.
Aslında Sufilik tek bir yer, küçücük bir dünyada değildir, başından sonuna koca bir dünyadır. Bir söze göre Sufilik bu demek doğruda değildir, belki bu aşamada vardır denilebilir.
O yüzden Tanrı gerçeği var mıdır, vardır elbette ama hepsi bu değildir, ötesi de vardır.
Bu noktada da Sufiler anca kendi makamlarına göre konuşurlar ki, bu konuşanı bağlar.
Ama tabi din aşılması gereken, tadılması gereken bir şeydir ve bu da tadılır yoksa eksiklik olur. Hayat bunlarla bir bütündür.
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
bilmiyorum ne sorulması söylenmesi gerekir ama Tasavvuf bir çeşit felsefi panteizm değil midir o halde? nediR? din yordamı mıdır? onu ortaya koyan koşullar nelerdir? neden türemiştir? hangi ihtiyaçlar ?
|
Diğer inançları, ideolojileri, görüşleri ortaya koyan ne gibi bir ihtiyaçsa, bu da öyle olsa gerektir. Olmasa sizce eksiklik olmaz mıydı?
Şu an hayatta olan ne varsa, olmasa eksiklik olmaz mıydı?
Hayata gözlerimizi açıyoruz ve her şey hazır bir dünyaya geliyoruz, bir eksiklik yok, bu da bana çok ilginç geliyor mesela.
Her şey hazırsa düşünceye ne gerek var!
Hayvanlar için de her şey hazır ama fazla bir düşünceye gerekleri yok, fakat insan asırlardır kitap yazıyor, dinler, ideolojiler icat ediyor ama gel gelelim, huzur mutluluk nasıl olur çözememiş.
Aklı fikri her türlü donanımı var, nasıl mutsuz olunur anca öğrendiği bu.
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
gizli bilgi ve öğreti cemiyetleri ve örgütlenmeleri neden ortaya çıkar ya da neden bilgiye kilit vurulur ve neden bu yordamlar sırlanarak kapılar ardına gizlenir?
bunları düşünüyoruz seslice ve soruyoruz da
|
Sufiliğin fazla bir gizliliği yok aslında, helede şiirsel açık seçiktir ama 5 yaşında ki çocuğada voktayı al iç demek gibi olur ileri bilgiyi vermek.
Bilgi mutsuz eder aslında ama o bilgi sarhoşta eder, komaya da sokar. En güzeli sırası geldikçedir.
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
örneğin panteizmi de geçtim. Brahman kavramını ele alalım. Brahman kavramı bana bir adam çağrıştırmıyor-bir kişi çağrıştırmıyor. Bir kişi tanrı benzeri de
Brahman kavramı bana bir doğa ya da doğa bütünlük çağrıştırıyor.
Şunu da sormak isterim. Örneğin Herşeyin Brahman olması ile Tanrı ile bir olmak arasında bir fark çizgi var değil mi?
Bence Tanrı ile bir/birlik olmada yine de ayrı bir tanrı var...
|
Özür dilerim Brahman ile bilgim yok, diyeceklerim sorunuza cevap olmaz ama klasik bir şey ile cevaplayayım.
Tanrı her yerdedir derler mesela, iyi güzel.
Tanrı her yerde olunca, bu Tanrı nasıl hareket edecek/ediyor bunu düşünmezler.
Sevgi Tanrıdır, Tanrı sevgidir. Bu da güzel.
Fakat sevginin gücü, Tanrı kavramını da yok eder, bunu da düşünmezler. Salt sevgi kendinden başka bir şeyi ortada bırakmaz ki sevgiye ulaşınca bu Tanrıya ulaşmak olsun. Ortada bir BEN bile kalmaz, sevgi onuda yok eder.
Sadece güneş doğunca kalan gölgeler gibi
Ya da geceleyin parlayan yıldızlar gibi
Gölgeler veya parıltılar kalır.
Vahdeti vücutta böyledir, onun bütünlüğüne ulaşıldığında BEN kavramı kalkar, bir bebeğinde BEN kavramı yoktur mesela, BEN olmayınca BEN'e dair, korkular, sevinçler, önceki kavramlar, bilgiler vs. nötrleşir.
Gölgeler veya parıltılar mesafesine düşer.
O yüzden Tanrı kavramı BEN 'nin dünyasında geçerlidir, BEN kalktığın da olay neyse odur.
Sufizmde BENSİZLİK insan olmak denen şeyden, hakikaten kopartabilir, o yüzden geçicidir, kalıcı değildir. Eğer Brahman'ın bahsettiği bütünlük kalıcılık ise o artık insanî bir şey barındırmaz.
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
Bana kalırsa, tasavvuf metafiziğinin eşya ile bir olma söylenceleri bile eksiktir temayüle/söyleyişe dayanır...kavrayış boşluklarını doldurmaz ve bilmez...anlamak için bunu telaffuz ediyorlar-kendilerini oraya götürmek için....
|
Bencede, abartmışlar.
uydurtu´isimli üyeden Alıntı
Tasavvufun tanrı anlayışı tekmerkeli midir?
Tasavvufun bölünmüş bir tanrısı var mıdır? tanrı kuşatmacı mıdır? korumacı mıdır? bütüncül müdür? nedir nasıldır?
eşya ile varlık/eşya ile tanrı kişi ayrımları/ayırtları var mıdır?
|
Bu konuda herkes bir şey dediği için, en güzeli sağlam kitaplara bakmak olacaktır. Galiba ben size yetişemeyeceğim. 
Şu 2 kitabı tavsiye ederim.
İkiside aynı yazara aittir.
Tao-culuk'daki Anahtar-Kavramlar
İbn Arabi'nin Fusus'undaki Anahtar-Kavramlar
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:32 .
|