
04-12-2017, 04:38
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 18 Sep 2006
Bulunduğu yer: usa
Mesajlar: 4.841
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Enerji dediğimiz, kapasiteyle ilgili bir kavram da ondan. Tersi, düzü farketmiyor, tanım değişmiyor.
maddeyi enerjiye çevirmediniz, siz çeşitli maddeleri, yine birbirilerine kuvvet uygulayabilecekleri biçimde çatıştırdınız, yapılarda alışverişler meydana geldi, alış ve verişler...
Anlamak için ısı elektrik gibi kavramları kullanmak ilk elden doğru değil. örneğin bez bir çadır çökerse, 1 oranında iş açığa çıkartır, bir demir bina çökerse 10 gibi, örneğin bu binanın çökerken etrafına uyguladığı kuvvet, etkinin meydana getirdiği değişim iş, bakın bina, etrafta oluşturduğu değişime dönüşmüyor  etrafta oluşan değişim de -çok farklı bir kavram!- tersin geri o binaya dönüşmüyor...
Oksidasyon->yanma dediğimiz olay, bir sistemden-atom, moleküler YAPI, elektron ayrılması-bunu tetikleyen bir kuvvet olmalı, ona da ateş dediniz, ama ateş dediğinzide maddenin bir halidir, bir hali, diğer halle, ilişkiye sokarak birbirine dayatarak, çatıştırıyorsunuz(kaba yazıyorum,diğer türlüsü anlaşılırlığı zor).. Elektronlar ayrıldıysa o halde başka yapılara, ayrılan elektronlar vasıtasıyla etkiyecektir, onlarda elektron alınca buna redüksiyon deniyor. Bir göle taş attınız, ne olur, aldınız, verdiniz. Yani bir sistemden ayrılan elektronlar, kimyasal tepki vermenizi sağlıyor, alıyorsunuz, veriyorsunuz, yani madde bir yerden kopuyor, diğerine geçiyor veya etkiyebilir, etkilenebilir ilişki oluşuyor... işte o tepkime de, o an, etki-tepki metabolizmanızı hareketli kılıyor, işte o hareketlilik değişimi sağlıyor, İŞ oluyor. ne kadar(nicelik) hareket edebilirlik, kapasite, o kapasite miktarına da enerji diyoruz... bunlar ilgili örnekte neye bağlı? Oksidasyon ve redüksyona, erimine... meselenin temeli, madde alış-verişine düğümleniyor, hani dile getirmiştim, ne kadar madde miktarı o kadar "iş kapasitesi"(eneji).
hani yukarıda çöken binadan söz ettim, eğer metabolizmanızı hareketli kılacak, form yapınızı da koruyamayacağınız düzeyde bozmayacak olsaydı, o çöken binanın etrafa uyguladığı etki, kuvveti de kullanacaktınız...
Nicelikler, maddeye dönüşmez veya madde niceliğe... madenin kendisi nicelik değildir, ama bir yerdeki maddelerin sayısı-miktarı, veya bir maddenin, madde miktarı niceliktir(m), ışığın hızı da niceliktir.. enerji de zaten bu niceliklerin, formülüyle bulunuyor.
Sevgili fabula, madde ısıya d.ö.n.ü.ş.m.ü.y.o.r, kabaca yazıyorum ama en anlaşılır olanı, maddi yapılar, sistemler birbirlerinden parça alıp veriyor, kimyasal tepkimeler oluyor, hatta elementler dahi değişiyor(molekül sayısı, elektron sayısı, moleküllerin diziliş FORMU yapısı), bu alıp verme ile açığa çıkan, size yansıyan tarafıyla tepkime, o tepkime de esasında bir iş, iş gerçekleşiyor böylece, siz o iş'e ısı diyorsunuz, ısı kapasitesine ise ısı enerjisi, yani o kapasiteyi kullanmak... İşi sağlayan faktörler azaldığında, tepki veriyorsunuz-çünkü iş düşüyor-, buna üşümek diyorsunuz, aksi durumda etkiye maruz kaldığınızda ise ısınmak diyorsunuz...
form ve yapılar değişiyor, madde başka bir şeye dönüşmüyor, form-yapılar değişiyor, değişerek başka formlara dönüşüyor. madde ve hareket birliktedir, lakn form-yapı farklı bir kavram, maddenin hareketi, hareketliliği, en nihayetinde form-yapıalrıda değiştiriyor, süreğen dinamik bir zemin.. peki iş ne idi?
Diyelim ki elinizde 10 taş var ve bir suya atacaksınız, taşları attığınız süreç boyunca, atmış olduğunuz taşlar, su'da hareketlenmeye, tepkimeye yol açtı. iyi ama neden sona erdi diyeceksiniz, çünkü taşın, suya etkisi, yer çekimi ekseniyledir de, o kuvvetledir, taş suya ilk çarptığında kuvvet uyguladı, aksetti, sonra yüklendiği çekim kuvvetiyle aşağı indi, zemine düştü ve o zemin, taşın çekim doğrultusunda hareket edemez, örnek bağlamında görünür bir iş meydana getirme-diğer maddelere etki, değişim sağlama koşulu tükendi... Taşı attınız, bir ÇARPIŞMA, hareketlenme gerçekleşti, oldu ve bitti, şimdi o haraket bittiği an iş'de bitti, enerji o işin kapasitesiydi, siz bana suda oluşan ve sonrada artık olmayan iş'in, kapasitesinin, ineden tekrar geri taşa dönüşmediğini sormuş oldunuz...
peki ne kadar madde miktarlı taş? O kadar iş, işte bu "o kadar" ifadem, kapasiteyle ilgili...
ya da, bir su değirmeni, su aktığı ve etkidiği sürece dönecek, su ne kadar çok ve ne kadar yer çekimiyle ivmeleniyor(o kadar direk çekim gücüyle yükleniyor), yüklenebiliyor-o kadar kapasite!, haliyle açığa bir iş çıkacak. 10 metre yüksekten 1 damla suyu bıraksak, ama o da değirmeni çevirmeyecek, hızına rağmen, oysa orada asıl ölçüt, bizim yerin çekim kuvvetinden yararlanma çabamızdır, dolayısıyla bu madde miktarı ve yüklenme süresine de bağlı. ne kadar yüksekten düşüyor, yüklenme birikimi-ki bu da süre kavramını soyutluyor- o kadar uzuyor. ivmelenme de, hız yüklenen kuvvetin artmasıyla doğru orantılı artıyor, ama esas işi yapan, maddenin, yüklendiği kütle çekimi kuvveti, böylece ne kadar madde-miktar o kadar yüksek oranlı yüklenme durumu ve yükenebilirlik kapasitesi.. İşte biz buna da, işin mahiyetine göre "su-akışkan sıvı- enerjisi" diyoruz, ısı enerjisi, elektrik enerjisi değimiz de böyle, farklı değil, maddi bir akış, bir kuvvet, kuvvetle yüklenebilirlik, direnç, tepkilenme var esasın temelinde.
|
Kapasite dedigin sey, insanin atifta bulundugu birsey. Yani sadece anlam yuklenen bir kelime. Maddenin kapasitesini bilim belirleyemedi. Henuz evren ve varlik dahi tanimlanamadi.(cern'de dikkate deger calismalar hala suruyor) Tanimlayanlar dahi suphe ve bilgi arayisinda, mevcut bilimsel bilgi ile bunu yapiyorlarken kalkip da DIR-li cumleler kurmak erken kacmiyor mu? Kaldi ki bir kac yuzyil daha yasayacaksin ve bilginin dogasi degisecek. Bu kesin birsey.
Burada anlatilan tanri, metafizik vs degil.
Anlatmaya calistigim sorgulama ve bu sinirli bilgi icinde dir-li cumleler. Bilim bilgi koyar sevgili ihtiyar.
Mevcut bilgi, (sahip oldugumuz yada henuz olmadigimiz) bizi dir-lere ulastirmaz.
Varginin naturalist dogasi dogru olsa da sonucu sanki dogmatik oluyor.
Olmuyor mu?
|

04-12-2017, 07:32
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668
|
|
Natan´isimli üyeden Alıntı
Kapasite dedigin sey, insanin atifta bulundugu birsey. Yani sadece anlam yuklenen bir kelime. Maddenin kapasitesini bilim belirleyemedi. Henuz evren ve varlik dahi tanimlanamadi.(cern'de dikkate deger calismalar hala suruyor) Tanimlayanlar dahi suphe ve bilgi arayisinda, mevcut bilimsel bilgi ile bunu yapiyorlarken kalkip da DIR-li cumleler kurmak erken kacmiyor mu? Kaldi ki bir kac yuzyil daha yasayacaksin ve bilginin dogasi degisecek. Bu kesin birsey.
Burada anlatilan tanri, metafizik vs degil.
Anlatmaya calistigim sorgulama ve bu sinirli bilgi icinde dir-li cumleler. Bilim bilgi koyar sevgili ihtiyar.
Mevcut bilgi, (sahip oldugumuz yada henuz olmadigimiz) bizi dir-lere ulastirmaz.
Varginin naturalist dogasi dogru olsa da sonucu sanki dogmatik oluyor.
Olmuyor mu?
|
O benden alıntı yaptığın alıntı da, iddia ettiğin tarzda DİR'LEYİCİ ifadeler nerede, neyin ihtiyacından doğmuşlar merak ettim. bir alıntı yapabilir misin? enerji anlam yüklenmiş bir kelime değil, atıfta bulunmuşluğu anlamlı, ama kelimeye indirgemen geçersiz... Acıkınca ekmek yerine, kelimesini ve atıfta bulunmuşluğumuzu yemiyoruz...
maddenin kapasitesini bilim belirleyemez zaten, tanrı mı bu?  Bir kaç yüzyıl sonra kesinliği belirterek, bilginin doğası değişecek diyorsun. bir şeye, olguy a dair bilgiler, bilgi edinmenin yolları, araçları gelişebilir, değişebilir veya revize olabilir, lakin bu şapkadan, tavşan çıkacağı anlamına ve bilginin doğasının değiştiği anlamına gelmez. binlerce yıldır doğası değişmedi ve şimdi bize lazım olan şimdiki doğası. kaldı ki öyle gelirsen biz 100 yıl bilgi edinmeyelim, zaten edinmeyeceğiz, doğası değişecekmiş ve sen şimdkilere bilgi diyemiyorsun... ama 100 yıl sonrada aynı şeyi, bir 100 yıl sonra da söylersin, kaldı ki öyleyse bilim de olmaz, şimdi de yok, hiç olmayacak demiş oldun... neyse, paradoksa bir anlam bulamadım...
Anlayamadım, sonucu doğmatik derken kasıt ne, neye göre? varlığın hiç bir felsefik bağlamda doğası doğru değil, yanlış da değil.
Enerji tanımlananı beri 100 yıl oldu, beğenir beğenmezsiniz ama tanım orada. i ddialar ise ne olduğu belirsiz ve bilinmediğini iddia ettiğin bir bilinmeze dayalı değil ki, tanımlanmış olandan yola çıkış arzediyor. yanıtlayanlar veya iddiaları irdeleyenler(ki asıl yapılan bu) başka türlüsünü, başka bir tanımı kullanamaz ki...
sevgili Natan, hani özel durumlardan genel sonuç safsatalı Kuantum istismarları bitip, şimdide aynı biçimde bilimi kötürümleştiren, kör, topal eyleme kampanyalarının istismarı CERN olmasın-ayrı konu. bildiklerimiz, yanlış bildiklerimizden de anlam kazanıyor, kısıtlar, çitler örmeyin önün-m-üze, bizler hatalarımızla daha ileri olana erişiyoruz, hatalarımızı da dile getirmeliyiz, henüz hata olduğunu bilmesek de.
Bilimin en kısa tanımı-ki dilediğin tüm tanımlara bak, Enerji, bir sistemin iş yapma kapasitesidir. Deprem, yer sarsıntısı veya zelzele, .... olayıdır. "dır"ı kaldırınca bambaşka tanıma dönüşmüyor...
Ne diyeyim, nasıl izah edeyim bilmiyorum. izah ile tanıyı, tespitin ifadesi ile anladığım kadarıyla bana yüklemeye çalıştığın "bilmişlik" algılı yükleyişi, anlayamadım...TANIMLAR dirli, durlu olur Natan, bu senin kullandığın biçimde DİR, DUR yapmak için, bilmişlik temelinde değil, tanının-tespitin doğası ve ifadesinin dayattığı, dille ilgili de bir sorun[dur], ayrıca yapmak(bir şeye endeksli ifade olması veya endekslenebilirlik vb) fiili taşır, o maksatladır, insan şu ve buna dayanarak tanımlamış çünkü.
Neden öyle dediysem öyledir gibi bir algı noktasına getirdin ki, gözlem, veri, böylece yorum->bilgi değişince tanısının dir'inin konumu da değişir.. sen bütün anlamı cümlenin sonundaki "dir"'e yüklemiş oldun. Dirli cümlelerde araman gereken, öyle demişsem öyledir yani ifadeleri öne sürenin, ifadelerinin kaynağı olarak yine kendi keyfine başvurması durumları, sorun "dir" de değil, yönteminde, hala kavrayamadık bunu
diyorsun ki, bilim bilgi koyar, nasıl olacak Natan? örneğin bilim, Harujuni diye bir şeyi aramaz, nesnel zeminde bilgi aranmaz, çünkü kendi halinde bir yerlerde saklı bilgi bulunmaz. bilgi gözlemlerden elde edilen duyu, algı, bağlı sorular ardınca yapılan gözlem, tespitle(amaç yorumlayabilir veri edinmek), verilerin yorumuyla oluşur, o veriler alınırken oluşur ve o verilerle kıstas edilir, konmaz,. bilgiyi arama söylemi öznenin bireysel çabasıyla ilgilidir, gözlemlerden elde edilen, yapılmış yorumlara ulaşmak biçimiyle yoksa gözlemi olmayanın, henüz hiç bir bilgiside yok ki -ki aranıp bulunsun... çıkıp bir şey bilmiyoruz ama CERN de araştırıyoruz demez, demeniz bir anlam ifade etmez, bir şey bilmiyorsak neyi araştırdığımıza dair hiç bir fikrimiz de yok demektir... işte o zaman o bilim değil, dogma olur.
Neyse, iddialara ve o iddialara kaynaklık eden ve mevcut kavramların, çarpık olarak kullanımıyla olagelmiş yargılara ve bunları irdeleyen ifadelere dair eleştirin ne? gerçekten benim için bu önemli...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

04-12-2017, 14:33
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
Nero´isimli üyeden Alıntı
Bence bir daha oku big bang'i. Hatta bir daha bir daha...
Ben burada yoğunlukları ve boyutları tartışmıyorum ki. Sadece maddeyi mutlaklaştirmak için yaptığınız bu aşırı çarpıtmaya dayanamayıp müdahil oldum.
|
hangisini.
30 tane bin(g) bang var.
hangisinin okunmasını öneriyorsun.
bi de şu alıntılayacağım cümleye takıldım.
''Demek şimşek bulutların iş kapasitesinden ibaret bir şey, yıldırım da... maddenin boyu, ağırlığı gibi bir özelliği?..''
değil mi.ne peki.
yıldırım dediğin elektron akışı değil mi.
sistem/yapı ne demek.
spartacus bu kavramı niye ısrarla kullanır, hiç düşündün mü/düşündünüz mü.
senin enerji dediğin şey materyalistin materia kavramında içkin olabilir mi.
düşündün mü.
kafandaki kağıttan kaplanla kavga edip
sonra da fantom ormanda on kaplan gücünde ayağına yatma.
spartakusu anlamadan da hoplama.
şu cümlene bak.
''maddeyi öne çıkarmak için enerjiyi bu kadar basitleştirme.''
yahu sen materyalistleri ne zannediyorsun.
adam sana enerji yapı/sistemin kapasitesi diyor.
ama tabi ya.
büyük patlama zırvaları tırtlayınca neredeyse enerjiyi tanrıya eşitleyeceksiniz. derdiniz bu zırva mı.
yani tanrınız maddenin iş yapma kapasitesi olsun istiyorsunuz da farkına dahi varmaktan acz içindesiniz.
yazmayın birader
harbiden katlanılmıyo.
amına koyayım okumayın da.
çekin esrarı çakralarınız açılsın başka alemlerde gezin.
harbiden diyorum.
|

05-12-2017, 15:33
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
Spartaküs
Saolun durumu anladım
Şekil ve biçim değişikliğini , madde ye ve enerjiye dönüş gibi yanlış bir bilgiye sahip olmaktan kurtardın.
İyi ki varsın. Şuursuz bilgi sahibi olanlara kalsak ne olur halimiz.
Odun ----> yanınca ----> kül ve duman gibi form değişikliğine uğruyor.
Bu vesile ile , Paslanma dediğimiz olayın da , yanma dediğimiz kimyasal bir olay olduğunun da bilgisine ulaşmış oldum.
|

05-12-2017, 19:44
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668
|
|
Fabula´isimli üyeden Alıntı
Odun ----> yanınca ----> kül ve duman gibi form değişikliğine uğruyor.
|
Evet ve birde etrafa ise elektron salıyor(bizi ısıtan aslında salınan elektronlar, elektronların salınımıyla bize doğru yönlenen diğer maddeler(rüzgar gibi hissedilir))...
Ateşe ne kadar yakınsanız, o kadar fazla sayıda elektron alıyorsunuz, ne kadar uzaklaşıyorsanız o kadar az alıyorsunuz, böylece yakın iken daha fazla sayıda elektrona-şiddete maruz kalıyor, böylece daha yüksek tepki veriyorsunuz, tepki beyine sinyal olarak gönderiliyor, tepki şiddeti ve frekansı arttıkça, sinyal aralığı kısalıyor böylece tepki oranı yükseliyor.
Ateş ile aranızda bir sürü madde var, havayı dolduruyor, onlarda elektron alıyor, böylece yanan bir cisim kül, duman derken, o etrafa saçılan elektronları da kaybediyor.
Maddenin plazma hali, yapısal olarak atomlardan kurtulmuş, saçılmış elektron ile, elektronsuz kalmış atom çorbası, işte o gördüğünüz alevde o çorba(maddenin plazma hali)... Elektronlar etraftaki diğer maddelerle birleşiyor, o maddeler kimyasal olarak değişiyor, serbest atomlarda kısa sürede maddenin gaz hali olan havaya karışınca, serbest elektronları bağlıyor, moleküler bileşikler yapıyor vs, plazma hali kayboluyor...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

05-12-2017, 20:37
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
Spartaküs ,Sana bir sorum olucak.
Sıcak olan şeyler soğurken , soğuk olanlar neden ısınmaz ?
Caydanlıktaki sıcak çay soğur. Soğuk olan bu çay neden aynı şartlarda ısınmaz.
|

05-12-2017, 21:34
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668
|
|
Fabula´isimli üyeden Alıntı
Spartaküs ,Sana bir sorum olucak.
Sıcak olan şeyler soğurken , soğuk olanlar neden ısınmaz ?
Caydanlıktaki sıcak çay soğur. Soğuk olan bu çay neden aynı şartlarda ısınmaz.
|
Sıcak şeyler dediğimizde zaten soğuk iken ısınıyor...
Soğuma gerçekleştiyse, ısınma olması için tekrar ısındığı koşula girmesi gerekir... Örneğin termosların mantığı nedir? Önceden ısıtılmış(içine bir dolu deli dana elektron, atom girmiş, almış, aldığı kadarını da verememiş, yapısı değişmiş, bir savaş hali!), biz termosa koyarak, alış-veriş koşulundan mahrum bırkmaya çalışıyoruz. Aslında içeride saçılan, elektronların, atomların, birbiriyle çatışan moleküllerin, gidip başka maddelere tutunmamasını sağlamak için, hava ile irtibat kesilmiştir ve irtibat gaz kadar agresif alış-veriş yapmayan katı bir cisimle çevrelenmiştir. Şimdi termosun içerisindeki madde nasıl soğur? Daha evvel saçılan, dağılan atomlar, dış-diğer maddelerle buluşamadığı için, dağılanlar, dağıtanlara geri döner, yakalanır kapılır ve bu sürecin sonunda sistem kararlı duruma gelir, kısaca İŞ düşer.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

05-12-2017, 22:24
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Fabula´isimli üyeden Alıntı
Sıcak olan şeyler soğurken , soğuk olanlar neden ısınmaz ?
Caydanlıktaki sıcak çay soğur. Soğuk olan bu çay neden aynı şartlarda ısınmaz.
|
Soğuk olan ısınmadığı gibi aslında kolay donmazda, daha doğrusu sıcak su, normal sudan çok daha çabuk donar.
Mpemba Etkisi diye bir şey var. Bunun ne olduğu çokta açıklanabilmiş değil, bir kaç yıl önce, büyük ödüllü ciddi bir yarışma filanda düzenlenmişti. Araştırıp bulabilirsiniz.
Benim basit mantıkla anladığım, soğuk su da direnç var, yani direniyor, kendi halini koruyor ama ateş gibi yüksek ısılar suyun bu direncini kırıyor ve kendini savunamayan su, kaynıyor, ölü gibi oluyor yani, sonrada kolayca donabiliyor.
Ölülerinde kolayca donması gibi, direnç yok.
Su normal haline geldiğinde, direncini geri kazanıyor. Ortama direniyor.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

06-12-2017, 01:04
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Sıcak şeyler dediğimizde zaten soğuk iken ısınıyor...
Soğuma gerçekleştiyse, ısınma olması için tekrar ısındığı koşula girmesi gerekir... Örneğin termosların mantığı nedir? Önceden ısıtılmış(içine bir dolu deli dana elektron, atom girmiş, almış, aldığı kadarını da verememiş, yapısı değişmiş, bir savaş hali!), biz termosa koyarak, alış-veriş koşulundan mahrum bırkmaya çalışıyoruz. Aslında içeride saçılan, elektronların, atomların, birbiriyle çatışan moleküllerin, gidip başka maddelere tutunmamasını sağlamak için, hava ile irtibat kesilmiştir ve irtibat gaz kadar agresif alış-veriş yapmayan katı bir cisimle çevrelenmiştir. Şimdi termosun içerisindeki madde nasıl soğur? Daha evvel saçılan, dağılan atomlar, dış-diğer maddelerle buluşamadığı için, dağılanlar, dağıtanlara geri döner, yakalanır kapılır ve bu sürecin sonunda sistem kararlı duruma gelir, kısaca İŞ düşer.
|
Soğuk olanın , ısınması için tekrar İŞ yani enerji gerekli . Isınan şey ne olursa olsun , bir süreliğine enerjiyi depolar ve sonrasında , enerjisi düşer . Dogru anladım galiba
Saol spartaküs .
|

06-12-2017, 01:25
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
Soğuk olan ısınmadığı gibi aslında kolay donmazda, daha doğrusu sıcak su, normal sudan çok daha çabuk donar.
Mpemba Etkisi diye bir şey var. Bunun ne olduğu çokta açıklanabilmiş değil, bir kaç yıl önce, büyük ödüllü ciddi bir yarışma filanda düzenlenmişti. Araştırıp bulabilirsiniz.
Benim basit mantıkla anladığım, soğuk su da direnç var, yani direniyor, kendi halini koruyor ama ateş gibi yüksek ısılar suyun bu direncini kırıyor ve kendini savunamayan su, kaynıyor, ölü gibi oluyor yani, sonrada kolayca donabiliyor.
Ölülerinde kolayca donması gibi, direnç yok.
Su normal haline geldiğinde, direncini geri kazanıyor. Ortama direniyor.
|
Felasife bu olay termodinamigin 2 yasasına dayanarak cevaplandırılmış. Düzen --------> düzensizliğe
"Hiçbir enerji akışı, düşük enerji konumundan yüksek enerji konumuna olamaz.". Bunun zıttını yapmak için , iş yani enerji gerekiyor.
Bir bardak masadan yere düşüp kırılabilir.. ancak bu bardak eski haline kendi başına gelemez, iş yani enerji ile tekrar bardak yapılabilir. Diyor ... termodinamik yasası.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:22 .
|