- O var evet. Akapunktur sayesinde anestezisiz açık kalp ameliyatı bile yapıyorlar (TV'de görmüştüm).
Mıknatıs da tamam.
Bitkisel ilacı sormadan kullanmayın derler.
Hayvani ilaç (yılan zehri, Ayı'nın karaciğeri, Gergedan boynuzu), bitkisel ilaçtan türetilmiş, ama %99 etkisiz ilaçlar. Çok uzak geçmişte, modern tıp yokken "işe yaradığı" varsayılan, sonra efsaneleşen bir takım ilaçlar. Nesli tükenen bazı hayvanları kafese koyup, antibiyotikle besleyip, safra sıcıları düzenli olarak boşaltıp, sonra bu ürünü yüzlerce Avro'ya filan Çinli zenginlere satıyorlar.
Hani bize "Avrupalı değilsin" derler ama, Asya kafası işte. Adama mantıklı geliyor ki yapıyor
Mesela peynirde deneyebilirsiniz. daha besleyicidir, tadı da daha güzeldir. Ekstra pahalıdır ama bana göre değer.
Sırada da belki tavuk var. Da organiğe geçmişsen, vejetaryenliğe geçmen de yakındır. Yani daha sağlıklı seçenek her zaman var.
Değer elbette, en azından tat olarakta değer ama demek istediğim, organik dediğimiz şeyde ne kadar organik.
Artık köy/şehir ayrımı kalmamış, köylerde de tarım olsun, hayvancılık olsun kontrol altına girmiş, veterinerler sürekli kontrol ediyor mesela, işi de sıkı tutuyorlar.
Yani olayın adı organikte kendi organik filan değil.
Yarı vejeteryanız zaten, et yüzü kırkta bir görüyoruz
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
bazı şeyler hurafe değil (hurafe iddiasına karşılık olarak)
mıknatıslı tarak ve mıknatıslı sürahi/termos almıştım çin icadı.
tarak saçlara faydalı,saç çıkarıcı,beyaz saçları siyahlaştırmak ve baş ağrısı için tavsiye ediliyor,(tarak olan yerde yuvarlak bir mıknatıs var)
sürahinin üstünde yani kapağının içinde silindir şeklinde bir mıknatıs var,sürahinin tam altındada yine aynı şekilde silindir mıknatıs var.sürahi metal.mıknatıs sadece üstünde ve altında.kapağı açıyorsunuz,su,süt herhangi bir sıvıyı içine koyuyorsunuz.kapağını kapatıp beş on veya yirmi dakika,1 saat bekletip içiyorsunuz.bekletilen bu su alkali oluyor,su,süt,bitki çayı vs içindeki oksijen miktarı artıyor.hatta içkinizi bu sürahide bekletir içerseniz zararlı etkileri epey azalırmış.(baş ağrısı ,sersemlik yapmaz)
bunu tatbik ettim,bana dokunan ama kilo verdirici etkisi olduğuna inandığım bir bitkisel çayı bu sürahinin içinde bekletip içtiğimde daha önce beni rahatsız eden yan tesirlerin yok olduğunu gördüm.artık etkisine inanıyorum.mıktasıların yönü önemli.yani rastgele üstte bir,altta bir adet mıknatısla olmuyor.mıknatıs yönü şu anda hafızamda değil ama uygun yerleştirilmiş iki mıknatıs arasında oluşan manyetik alan sürahinin içinde sıvıyı daha faydalı ve daha az zararlı hale getiriyormuş.
Bu sürahilerin bir linki filan var mı? Ben merak ettim açıkcası, varsa sevinirim.
En son LPG li aracımızda neodmium mıknatıs denemiştim, az da olsa fark etti, daha seri oldu bana göre. Suda da etkili olursa ilginç olur.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Değer elbette, en azından tat olarakta değer ama demek istediğim, organik dediğimiz şeyde ne kadar organik.
Artık köy/şehir ayrımı kalmamış, köylerde de tarım olsun, hayvancılık olsun kontrol altına girmiş, veterinerler sürekli kontrol ediyor mesela, işi de sıkı tutuyorlar.
Yani olayın adı organikte kendi organik filan değil.
Yarı vejeteryanız zaten, et yüzü kırkta bir görüyoruz
- Görme, Boş ver. Türk Halkının et sevdası da bir çeşit hurafe. Bitkilerde besleyici olan hemen hemen her şey var. Tamamen kaldır at demiyorum. Ama az et yemek en iyisi diyorlar.
/Dediğini anladım. Domates bile eskiden farklıymış. Tavuk eti filan sert bir etmiş. Ama insanlar yumurta yüzü göremezlermiş. Birçok şey sadece zenginin sofrasında olurmuş.
Organik tarım da şöyle, Piyasa oluştukça biraz parası ve bilgisi olan herkesin atlayabileceği bir alan. Tabi tam "organik" değil. Ama mesela hormon kullanmıyor, GDP kullanmıyor, tavuk ise besinine dikkat ediyor, Böcek ilacı yerine tabi yağ filan kullanıyor, öyle öyle "daha doğal" ürün oluyor.
- Biraz da seçmeyi bileceksin. Tam tahıllı ekmek / tahıllı ekmek ayrımı gibi. %1 tahıl atınca normal ekmek tahıllı oluyor örneğin. Ama "Tam tahıllı" yazabilmesi için ona uygun yöntemle üretilmiş olması lazım.
100% başarı da amaçlamıyoruz. Ne kadar ekolojik beslenirsen kar.
- Görme, Boş ver. Türk Halkının et sevdası da bir çeşit hurafe. Bitkilerde besleyici olan hemen hemen her şey var. Tamamen kaldır at demiyorum. Ama az et yemek en iyisi diyorlar.
Diyorlarda, neye göre dedikleri belli değil.
Forumda et konusu vardı, Müslüman ülkeler et tüketiminde dipte, bu bile kafalarının niye az çalıştığının göstergesi gibi, zira etin Evrimsel açıdan bile, Sapiense vites attırdığını biliyorum.
Ama tabii yoksa yoktur, dr.ların dediğini uyarak (mecburiyetten) az et yiyoruz.
Leonardo´isimli üyeden Alıntı
/Dediğini anladım. Domates bile eskiden farklıymış.
Başka bir sorunda toprakta eski toprak değil, vitamin mineral yönünden topraklar bitti gibi, toprak mı toprak işte.
Bunun dünyada böyle olduğunu biliyorum, Amerika'sı, Avrupa'sı hepsi böyle, mesela benim Magnezyum eksikliğim var, başlıca sebebi toprakların ilaçlanması, gübrelenmesi yüzünden MG nin eksilmesi.
Toprakta MG bitince, sebzeler de bitiyor doğal olarak.
İstediğin kadar sebze/meyve ye, fark etmiyor MG takviyesi almak zorunda kalıyorsun.
Vitamin mineral eczaneler de artık.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Bu sürahilerin bir linki filan var mı? Ben merak ettim açıkcası, varsa sevinirim.
En son LPG li aracımızda neodmium mıknatıs denemiştim, az da olsa fark etti, daha seri oldu bana göre. Suda da etkili olursa ilginç olur.
Sevgiler
Galiba 2005 de İstanbul'da Manyetik tedavi,akupunktur uzmanı Dr.Nimetullah Reşidi 'den almıştım.internette kendisine ait sitesi var.belki ordan ulaşılıp temin edilebilir."bir yudum mıknatıs" diye yazısı var.sitesinde mıknatısla tedaviden detaylıca bahsetmiş.
ingilizce internette araştırdım benzer ürünler var ama sanki daha gelişmişi,nano teknolojiden falan bahsediliyor.bendeki iki adet disk şeklinde mıknatıstan yapılmış gayet basit bir şey.kapağın üzerinde KEXIN yazıyor.
mıknatısların yönünü basitce tarif edersem : kapağın üstü alttaki mıknatısa yani bardağın/termosun tabanına temas ettirince yapışıyor.kapağı ters çevirip bardağın tabanına yaklaştırınce itiyor.bu şekilde iki adet mıknatıslada yapılabilir diye düşünüyorum.
''senin derdin ne biliyor musun cevap yetiştirmenin seni büyük adam yaptığını sanıyorsun''
Galiba 2005 de İstanbul'da Manyetik tedavi,akupunktur uzmanı Dr.Nimetullah Reşidi 'den almıştım.internette kendisine ait sitesi var.belki ordan ulaşılıp temin edilebilir."bir yudum mıknatıs" diye yazısı var.sitesinde mıknatısla tedaviden detaylıca bahsetmiş.
ingilizce internette araştırdım benzer ürünler var ama sanki daha gelişmişi,nano teknolojiden falan bahsediliyor.bendeki iki adet disk şeklinde mıknatıstan yapılmış gayet basit bir şey.kapağın üzerinde KEXIN yazıyor.
mıknatısların yönünü basitce tarif edersem : kapağın üstü alttaki mıknatısa yani bardağın/termosun tabanına temas ettirince yapışıyor.kapağı ters çevirip bardağın tabanına yaklaştırınce itiyor.bu şekilde iki adet mıknatıslada yapılabilir diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim, sayende bilmediğim bir şey öğrenmiş oldum, işime ne kadar yarar orasını da bilemem ama manyetik su olayını deneyeceğim bakalım.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Diyorlarda, neye göre dedikleri belli değil.
Forumda et konusu vardı, Müslüman ülkeler et tüketiminde dipte, bu bile kafalarının niye az çalıştığının göstergesi gibi, zira etin Evrimsel açıdan bile, Sapiense vites attırdığını biliyorum.
Ama tabii yoksa yoktur, dr.ların dediğini uyarak (mecburiyetten) az et yiyoruz.
- Kişisel seçim diyelim. Spor yapıyorsan, kilo da almıyorsan afiyetle yiyebilirsin.
Başka bir sorunda toprakta eski toprak değil, vitamin mineral yönünden topraklar bitti gibi, toprak mı toprak işte.
Bunun dünyada böyle olduğunu biliyorum, Amerika'sı, Avrupa'sı hepsi böyle, mesela benim Magnezyum eksikliğim var, başlıca sebebi toprakların ilaçlanması, gübrelenmesi yüzünden MG nin eksilmesi.
Toprakta MG bitince, sebzeler de bitiyor doğal olarak.
İstediğin kadar sebze/meyve ye, fark etmiyor MG takviyesi almak zorunda kalıyorsun.
Vitamin mineral eczaneler de artık.
- İşte sorarak kullanmak en iyisi. Mesela Supradyn'in %99'u olduğu gibi atılıyor diyorlar. Gerçek sebzenin yerini tutmaz. + Vücut bazı şeyleri sindirmek için çok güç harcıyor ve enerji elde edemiyor. Olduğu gibi yağ oluyor. Hamburger böyle bir şey.
Ama örneğin bir fındığı yakmayı dene, Okuldayken alevin sıcaklığını ölçmüştük. Fındık saf enerjidir. Yağ yapmaz / kilo yapmaz. Gerekirse kitaplarla filan kendini eğiteceksin.
Dünyada hayatında 1 tane hamburger yememiş ve "ben bunu yemem" diyen insan var.
/İşte siyaset diye kendimizi parçalıyoruz. Tayyip demokrasiyi bitirirse ben nasıl hükümetten dağa sağlıklı yöntemlerle tarım yapılmasını isteyeceğim. Türk insanının yeni mantığı "sat gitsin, özelleştir gitsin, borç al gitsin".
Da işte önümüzde iki yol var (dünyada)
1) GDO'lu filan daha da sanayileşmiş, toprağın canına okuyan, kimyasal tarım.
2) Bizim talep oluşturmamız sayesinde, GDO'nun tamamen yasaklanması ve bilimsel ama mesela toprak kalitesini göz önünde bulunduran zihniyein gelişmesi.
Türkiye'de mesela Evian suyu satılmaya başlandı. Saçmalık ama bir mantığı var. tarımsal gübre zamanla yer altı sularına filan karışıyor. Avrupa'da parası olan da Kıtanın en yüksek dağından gelen (Alp dağları) su talep ediyorlar.
Buna girmişken, Sanayi olayına da girmek lazım. Geçmişte (bizdeki yaşlılar da) mesela arabanın lastiğini değiştirdiyse, eski lastiği öylece atarmış. Nüfus da az olduğu için daha o bilinç yok o dönemde.
Şimdi, tarımı geç sanayinin daha az atık ürettiği kimyasallara dikkat ettiği bir döneme filan giriyoruz.
Nükleer de öyle bir şey. Cahil de sayılmayacak biri "nükleer olmadan nasıl gelişeceğiz?" demişti. Nükleer enerji atık üretir. Tayyip bu atıkları ya denize atar, ya gömer, haberimiz de olmaz. Ya da parasını verip Hollanda'ya nükleer atık işleme merkezine göndermesi lazım. Ki zannetmiyorum ona parasının yeteceğini.
Ve Hollanda'ya göndersen bile, geriye yine atık kalıyor. Okyanusa atılıyor ya da bazı ülkelerde çok derin yerlere gömüyorlar. Bizde hiçbiri yok. Atıkları ne yapacaklarını da bilmiyoruz
- İşte sorarak kullanmak en iyisi. Mesela Supradyn'in %99'u olduğu gibi atılıyor diyorlar. Gerçek sebzenin yerini tutmaz. + Vücut bazı şeyleri sindirmek için çok güç harcıyor ve enerji elde edemiyor.
Normalin yerini elbette hiç bir süslü pahalı ürün tutmaz. Onlar ticari kaygılar, reklam için abartılan şeyler. Ok.
Yo "klasik" beslenme çeşitinden dünya bir yana kaysa, ben vaz geçmem.
İstediklerini desinler, yok şu zararlı, yok bu yararlı, şu iyi şu kötü, hiç bir önemi yok, dünyanın kendinden daha iyi, daha gelişmiş bir laboratuvar tanımıyorum.
Denenmiş, kararlı, bu günlere gelmişse, onun zararında bile bir yarar vardır.
Az yenebilir, öz yenebilir, diyet filan edilebilir ama klasik beslenmede ki komple yasaklara karşıyım.
Tarım devrimi kandırmacaydı diyenler var, ne denilebilir ki, civciv kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş, zarara bakar mısınız? İnsanlığı bugünlere getirmiş!
Marjinal görüneceğiz derken, bindiği dalı kesiyorlar, bir de akıldan bahsediyorlar.
Hasılı klasik iyidir.
Leonardo´isimli üyeden Alıntı
1) GDO'lu filan daha da sanayileşmiş, toprağın canına okuyan, kimyasal tarım.
2) Bizim talep oluşturmamız sayesinde, GDO'nun tamamen yasaklanması ve bilimsel ama mesela toprak kalitesini göz önünde bulunduran zihniyein gelişmesi.
Bu gdo işlerini devletler mecbur destekliyor, yoksa millet bir birini yer, katlaya katlaya giden nüfuslara organik tarım zaten yetişmez.
Haliyle bunlar mecburen destekleniyor.
Nüfus çoğalınca, yiyeceğinde çoğalması gerek.
Leonardo´isimli üyeden Alıntı
/konudan uzaklaştık ama ilginç mevzulara girdik.
Ne konuşuyorduk ki
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Bu gdo işlerini devletler mecbur destekliyor, yoksa millet bir birini yer, katlaya katlaya giden nüfuslara organik tarım zaten yetişmez.
Haliyle bunlar mecburen destekleniyor.
Nüfus çoğalınca, yiyeceğinde çoğalması gerek.
- GDO, Nükleerden daha büyük bir kandırmaca. Mesela Brezilya'da yeni seçilen aşırı sağcı Jair Bolsonaro muhtemelen, özellikle Soya gibi besinlerde GDO'yu destekleyip Türkiye gibi ülkelere sokmaya çalışacak.
20 sene önce hatırlıyorum. Fransa komple yasaklamıştı. GDO kaynaklı ürünün ülkeye girişi yasak.
Bizim şansımız: Brezilya'Nın ürettiği hemen hemen her şeyi kendimiz üretiyoruz. Almanya gibi olsaydık her türlü çoluk-çocuğa filan yediriyorlardı.
Tek derdimiz, bazı ürünlerde aşırı kimyasal / böcek ilacı kullanımı filan. Ki onda bile mesela Meksika'ya yetişemiyoruz. Yine bir şey izlemiştim: "Meksika Avokadosunu yemeyin" diyorlar. İklim sıcak olduğu için böcek ilacını çok sıkıyorlar. Hiçbir düzenleme de yok. Meksika Avokadosu yemek böcek ilacı yemekle aynı şey diyorlar.
/Neyse, GDO'da öyle bir şey. Çiftçiye ters çünkü çiftçi kendi tohumunu üretemeyecek. Yani bulan şirket para kazanacak. Fiyatları onlar belirleyecek. Yalan-dolan hepsi.
2) Mısırın genleri ile biz oynadık (GDO olmadan oynadık). O yüzden sağda-solda duyarsınız. "Mısırı dietinizden çıkartın" filan diye. yüzyıllarca oynandığı için, kilo yapan bir besin haline gelmiş. Buğday / pirinç, bulgur vs. daha sağlıklı.
GDO'nun 1000 yıl sonra olabilecek faydası: Ay'a filan yerleşirsek, teknoloji de ilerlerse, mesela ay toprağında büyüyen bitki filan yapabilirler, o da bilim kurgu.