Re: İNSAN HAKLARI BİLDİRGESİ VE KUR'AN AYETLERİ
1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.
Tevbe/ 28. Ey iman edenler! Müsrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yillarindan sonra Mescid-i Haram'a yaklasmasınlar. Eger yoksulluktan korkarsaniz, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Süphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.
2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.
Madde 28- Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.
Bakara/159. İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.
Maide/44. …….Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Madde 29-
1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.
2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.
3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.Madde 30- Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.
Görüyoruz ki, bugün hala yeryüzünde birçok coğrafyada ahlaksal değerlerin, toplumun ve devletin yaşam şekli bilime ve hoşgörüye sırt çevirerek elindeki bu yaşam biçimini ilkelliğine rağmen sürdürmeye ve kendisi gibi olmayan diğer toplumları aşağılayarak bakmakta ve fırsat buldukça saldırmaya devam etmektedir. Onlara göre kendi ahlaksal değerleri ve yönetim şekilleri değişemez olup her türlü yeniliğe ve gelişime kapalıdır. Bunun gerekçesi ise bu değerlerin ‘Tanrı’dan geldiği ve ancak Tanrı tarafından bildirilen yasalar ve ahlaki değerler evrensel olmalıdır’ şeklinde karşımıza çıkar. Bugün artık insanlar her türlü ahlak yapısını, siyasi sistemi, bilimi rahatça sorguladıktan sonra demokrasi ve bilim yardımı ile güncelleyip daha gelişmiş bir düzeye çıkma çabası içinde bulunurken, Din buna asla izin vermez. Din kavramı kendi yapısı içinde sorgulanamaz, değiştirilemez, ve dinin her sözü insanın bir hayat kılavuzu olarak görülür. Peki eğer dinde, dolayısıyla Tanrı’nın insana verdiği bu yaşam kılavuzunda mantığa ve sağduyuya aykırı kavramlar varsa bunlar nasıl karşılanır? Birde akıl ve sağduyu dediğimizde ne anlıyoruz? Akıl ve sağduyunun bugünkü seviyeye ulaşmasını sağlayan en büyük faktör bilim ve insanın vicdani gelişmişliğidir. Bugün dinlerde karşımıza çıkan ve bize akıl dışı olarak görülen kavramlar o dinin ilk ortaya çıktığı zamanda ve coğrafyada o zamanın bilim seviyesi ve toplumun ahlak anlayışı çerçevesinde ‘doğru’ olarak kabul görülüyordu ve aksini ispatlayacak verilerden yoksundu. Dinlerin hüküm sürdürdüğü dönemlerde zaman zaman birtakım teoriler ortaya atıldıysa da kısa zamanda dinin ölümcül emirleri karşısında yaşam imkanı bulamadı. Bilim ve felsefe alanında yeni fikirler ve kanıtlar ‘büyücülük’ olarak adlandırıldı ve derhal fikir ve kanıtlar sahipleri ile birlikte engizisyonda yok edildi. Fakat sonunda aklın isyanı galip geldi ve ortaçağın Reform dönemi ile, değişmez denilen kanunlar, dolayısıyla Tanrı sözü olarak kabul edilen kutsal kitaplar kiliseye tıkılması sonucu bilim ve felsefenin önü açılmıştır. Ve hemen bunun ardından yine aklın isyanı sonucu Fransız ihtilalinin etkisiyle ahlaksal bir devrim gerçekleştirilmiş ve bugünün demokrasi yapısının temelleri atılmıştır. Özetle şöyle diyebiliriz ki insanlık kendi yarattığı din ile kendini prangaya bağlamış ve karanlık çağ dediğimiz uzun bir döneme girmiştir, ve nihayet yine kendi yarattığı bilim ve ahlak anlayışı ile bu prangalardan kurtulmuştur.
* * * * * *İnsanlığa sunulan herhangi bir sosyal sistem ne kadar Tanrı’dan gelme ve kutsal olarak adlandırılırsa adlandırılsın nihayetinde bugünün bilim, sağduyu ve ahlak süzgecinden geçmediği sürece varlığını koruması söz konusu değildir, elbette ki gelişmiş ve çağdaş bir toplum olmaktan söz etmek istiyorsa.
http//dolfen.blogcu.com/
Son söylediğim her zaman doğrudur, bir sonraki onu yalanlasa da...!
|