Varoluşun, varolanın bir nasılı yok. Bir adı da yok. Bir açıklaması yok. Bir neden yok. İlke yok. Olamaz. Bulunamayacak. Hepsi kısır, dil düzeyinde ve anlamsız.
Adlandırmalar dil ya da zihin düzeyinde kalır. Ne dendiğinin de önemi yok. Ne deneceğinin de önemi yok. Madde, bilinç hepsi kavramlar. Bunlara ihtiyaç yok.
Olan, varolan, zeka, bilinç, madde, varoluş vs gibi uzayan kırk ad takalım farketmez. Herhangi birini seçelim farketmez.
Biri sonsuz zeka der, diğeri şu der, bu der farketmez.
Biz hayal görüyoruz. Kendimizin hayalini görüyoruz.
Kendimizin hayal ürünüyüz. Kendi kendimizin.
Olanaklarımızın hayalini görüyoruz.
Bunun da bir açıklaması yok. Hayal gerçek yaratıyor. Olanın kendinin kendisi hakkındaki duyusal farkındalığı gerçeklikler üretiyor. Algı düş gerçek üretiyor. Olanın rüyası ya da düşüncesi gibiyiz ki bu açıklama ya da yapay. Optiğe dayalı sanal gerçeklikler gibiyiz. Yaratıcılık. Düşünce gücü. Yaratan da biziz. Kendimiziz. Başkası yok.
Şöyle düşün.
Paralel evrenler gibi paralel kendiler. Paralel evren gibi paralel öznel irade ve öznel kendi/kendilik birimleri/bölümleri.
Paralel benlikleriz.Paralel irade birimleri. Prizmadan yansıyan ışık gibi.
Öznel parçalı kendilik hüzmeleri. Öznel parçalı kendilik birimleri. Öznel parçalı irade yansıları. Özerk yapılar. Düş.
Özerk kendi birimleriyiz.
Özerk kendilik birimleriyiz.
Amaç ne yaparsak o. Ne istersek o ya da onu yaparız değişmiyor.
Amaç canımızın istediği
Biz kendi saltlığımızın parçalılıklı hayaliyiz ya da hayal parçalarıyız. Bölünmüş/yansımış eş zeka birimleri, bölünmüş eş irade birimleri. Aslıyla ve saltlık dediğimle tam aynı yeteneklere ve farkındalığa sahip subjektif parçalı öznel birimleriz.
Şuradan bakın. Salt bir bütünlük olsaydık? Düşleyebileceğimiz herşeyi düşler, düşünecebilceğimiz herşeyi düşünür, ve muhtemelen onları bir gerçekliğe sızdırırdık yani bir evrene dönüşürdü ve onu birileri yaşardı ve onu yaşayan aynı zamanda biz olurduk ,ta kendimiz .Olabileceğimiz herşeyi olurduk.
Patlıcan insanların olduğu ve patlıcanların yürüdüğü gerçeklikler bile olabilir. Birisi bir yer de düşündüyse birisi bir yer de yaşamıştır.
Bir kere saltlık olsaydık ilk yalnızlığı iterdik, kendimizi çoğul görme ve bulma arzusu üretirdik.
Tüm bunların bir açıklaması yok. Aklını ne kadar kurcalarsan kurcala aynı yere varacak. Optik hayal, optik hayal gücü ve optiğe dönüşmüş gerçeklik. Gerçekliğe dönüşmüş hayal ya da gerçek yoluyla kendini kavrama. Sonsuz oluş ve sonsuz gerçeklikler
Keşfedip başa dönüp tekrar yaratıyoruz. Sonsuza kadar aynısı. Bu bütünüyle farkedilebiliyor. İsteyen herkes için .Açık.
Farketmek istememe de normal. Indra hikayesi gibi. Kendini diğerleriyle tam aynı özdeş hem bütün hem bölünük bir saltlık ya da onun geçici/kısmi parçalılığı gibi hissetmek ister miydin ? Öznelliği böler parçalar ve bu sana hiç bir şey kazandırmaz. Sadece baş ağrısı yapar. Keyfini kaçırır ve böler.
Bir ilüzyonda gizlenmiş tanrı/sihirbaz/ilüzyonist gibi hissedersin. Kendini kuş ağaç, sen ve diğerleri kılığında parçalamış ilüzyonist gibi hissedersin. Tam böyle değil ama dil düzeyinde ne yapılabilir? Açıklama yok. Teşbih.
Anlamı amacı hiç bir şeyi yok, sonsuz sadece sonsuz. Sonsuz varoluş, sadece sonsuz. Doğamaz, ölemez, başlayamaz ve bitemezsin hepsi zihin düzeyinde sanal düzeyde gerçekleşir. İyilik kötülük felan yok, yapay, dil düzeyinde sınırlayıcı kavram
Sonsuz oluşu sonsuz oluşunu tanımlar açıklama yok. Kapalı da değil. Açıklama kapalılamanın antisi ya da açıklamasızlığın tersi. Herhangi bi açıklama uygun. Subjektif tüm açıklamalar subjektif. Subejktif olmayan kapalı değil.
|
Varoluşun, varolanın bir nasılı yok. Bir adı da yok. Bir açıklaması yok. Bir neden yok. İlke yok. Olamaz.
Anlamı amacı hiç bir şeyi yok
|
Bunlar olmayacağı için bulanamazlar. Subjektif telaşlar.
.