
25-07-2024, 00:18
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Bilim Tarihinin Ozetinin Ozeti
Baslik biraz garip oldu ama yine de konu iceriginde daha iddialiyim. Bu yazida eger yapabilirsem, bilim tarihini anlatacagim. Her noktaya deginmemiz mumkun degise de, ozetinin ozetinin ozetini yazacagim.
Yunan bilimi
Yunan biliminden baslayalim. M.O. 5. yuzyildan itibaren, Mezopotamya, Misir ve Anadoluda'dki erken bilimsel cabalar modern bilime pek benzemiyordu, ancak bireyler evrenin yapisina dair kavramlar gelistirmeye baslamislardi. En yuksek gelisim duzeyine ulasan bilim Yunanistan'da ortaya cikti. Bu donemin uc unlu temsilcisi Sokrates (M.O. 470–399), ogrencisi Platon (M.O. 429–347) ve Platon'un ogrencisi Aristoteles (M.O. 384–322). Bu dusunurler, hem insan davranislariyla hem de fiziksel dunya ile ilgilenmislerdir.
Aristoteles, Platon'un en buyuk, en one cikan ogrencisi olarak biliniyor. Etik, politika, biyoloji, kozmoloji ve mantik gibi bircok alanda eserler yazmislar. Zaman dilimine bakacak olursak, hakikatten tutarli bir dusunce sistemi gelistirmisler. Ancak ve dogal olarak bircok fikri de yanlistir. Fakat Aristotales'in calismalari, Helenistik donemdeki Yunan bilimini besleyen bir cesit ilham kaynagi olmustur. Ne yazik ki, daha sonraki bircok kisi onun arastirmalarini surdurmemis; gercege erismek icin ondan sonra gelenler bu Yuanli abilere basvurmak zorunda kalmistir.
Yunan bilimi gerilemeye basliyor
Yunan bilimi, Roma hâkimiyeti donemine kadar gelisimini surdurmus. Daha sonra gerilemeye baslamis. M.S. 200 yili itibariyla neredeyse yok olmus. Sonunda Roma cokunce, Cermen barbarlari Avrupa'yi ele gecirmis ve Yunan kulturu buyuk olcude kaybolmus. Orta Cag'da Muslumanlar, Orta Dogu, Kuzey Afrika ve Avrupa'nin bazi bolgelerinde genis alanlari isgal etmisler. Bu donemde, ogrenim merkezleri Arap ulkelerindeydi. Fakat bunun da bir sebebi var; bu bilim insanlari, Yunanlardan ve gelismis Cin biliminden araklamalarda bulunmuslar ve kendi katkilarini ekleyerek Avrupa biliminin temellerini de atmislardir.
Avrupa, Yunan'a ve Cin'e bakmaya baslar ve ilerlemeye baslar
M.S. 12. yuzyildan itibaren, Hristiyan Avrupa kendi bilimsel mirasini, Muslumanlarin ve Cinlilerin katkilariyla kesfetmistir. Ronesans doneminde, bircok orijinal Yunan elyazmasi cevrilmistir. Orta Cag'daki bilim insanlari cok az deney yapmislardir. Matbaanin (1454) icadi ve manyetik pusula (Cin'den) gibi Avrupa teknolojisinin baslangici, toplumu donusturmeye ve bilime yardimci olmaya baslamistir.
Bu sekilde, Orta Cag'da Avrupa, Yunan dusuncesini yeniden ele gecirip, onu kavrayarak yeni beceriler ve yeni bir entelektuel yaklasim gelistirmistir. 16. yuzyilin ortalarina gelindiginde, Avrupa entelektuel tarihinin -- tam anlamiyla--sahibi olmus ve bilim insanlari bilimin altin caginin gelecekte olacagina inanmaya baslamistir. Modern bilime giden yol bu sekilde hazirlanmistir. Bu erken donemlerdeki birkac onemli calismayla diger yazida devam edecegim.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

25-07-2024, 01:20
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Kozmoloji ile devam edelim
Kozmoloji, evrenimizin dogasi ve kokeniyle ilgilenen bir alan. Platon, gezegenlerin mukemmel daireler icinde hareket ettigini dusunuyordu ve o donemde bilim insanlari, dunyanin evrenin merkezinde oldugunu kabul ediyorlardi. Bu donemden itibaren, bilim insanlari dunyanin yuvarlak oldugunu biliyorlardi ve boyutuyla ilgili bazi erken hesaplamalar yapilmisti ve oldukca dogruydu. Eudoxos, gezegen hareketlerinin ilk matematiksel modelini gelistirdi. Bu modelde gezegenler, diger teorik kureler tarafindan tasiniyordu. Bu model, gezegen hareketlerinin gozlemlenen fenomenlerini aciklayabiliyordu. Yani, geosantrik bir modeldi; yani dunya evrenin merkezinde kabul ediliyordu. Bazi bilim insanlari, gezegenlerin kurelerinin sadece teorik matematiksel kureler degil, "kristal" maddeden yapilmis, fiziksel olarak baglantili seffaf kureler oldugunu dusunduler. Orta Cag'da bu fikir dogma haline geldi.
Ancak, tum antik kozmologlar geosantrik teori konusunda hemfikir degildi. Aristoteles'in cagdasi olan Herakleides, dunyanin kendi ekseni etrafinda dondugunu one surdu. Philolaus ise (M.O. 470–385) daha da once ayni seyi onerdi. Gelecekteki bir gelismeyi ongoren klasik bir ornek olarak, Aristarchus (M.O. 310–230) gunesin ve sabit yildizlarin hareketsiz oldugunu ve dunyanin ile gezegenlerin gunes etrafinda dondugunu, dunyanin gunes etrafinda yilda bir kez dondugunu onerdi. Ayrica, dunyanin kendi ekseni etrafinda dondugunu de soyledi. Ancak, bu fikirler genis capta kabul gormedi. Bunun yerine, geosantrik teori daha da gelistirilip yeni verilere uyacak sekilde rafine edildi. Ptolemaios (M.S. 85–165), buyuk Yunan astronomlarinin sonuncusu olarak, kozmoloji uzerine kapsamli bir eser olan "Almagest"i yazdi. O, geosantrik kozmolojiyi savunuyor ve dunyanin sabit oldugunu iddia ediyordu. O donemde mevcut olan bilgilere gore bu, mantikli bir sonuctu.
Ptolemaic sistemde, Dunya, evrenin merkezindedir
Bu calismanin temel kavramlarindan biri, gezegen hareketlerindeki gorunur duzensizlikleri matematiksel bir yasaya indirgemekti. Ornegin, Mars, Jupiter ve Saturn, Dunya'dan daha yavas donerken, Dunya onlara yetisiyordu.
Kozmoloji alaninda, gezegenlerin hareketleriyle ilgili bazi ilginc gozlemler var. Ornegin, bazi gezegenler (Mars gibi) yil boyunca Dunya'dan uzakliklari degistigi icin parlakliklarinda dalgalanmalar gosteriyor. Ptolemaios, bu gozlemleri aciklamak icin iki mekanizma gelistirdi. Bunlardan biri, merkezinin Dunya olmadigi bir eksantrik kureydi. Digeri ise, daha buyuk bir kurenin cevresinde donen kucuk bir kure olan epikuredir. Bu mekanizmalar, gozlemlenen verileri oldukca dogru bir sekilde matematiksel olarak aciklayabiliyordu. Ancak, teorinin karmasikligi biraz endise verici hale gelmeye basladi. Nicolaus Copernicus (1473–1543), bu duruma yaratici ve vizyoner bir yanit verdi ve heliosentrik teorisini gelistirdi. Bu teorisini "Goksel Kurelerin Devrimleri Uzerine" adli bir kitapta sundu. Copernicus'un teorisi, gezegenlerin hareketini aciklarken hâlâ geosantrik teoriye benzerdi; gezegenleri tasiyan kureler ve sabit yildizlari tasiyan dis kureler vardi. Ancak onun teorisinin onemli bir ozelligi, odak noktasinin Dunya'dan Gunes'e kaymasiydi. Gunes, evrenin merkezinde ya da yakininda yer aliyor ve gezegenler onun etrafinda donuyordu.
Cogu bilim insani, Copernicus'un kitabini reddetti. Bilim insanlari, radikal yeni fikirlere kolayca acik degillerdir ve Copernicus'un teorisi, aslinda Aristoteles'ten kaynaklanan Kilise ogretileriyle celisiyordu. Ayrica, bazi veriler de Copernicus'un sistemini desteklemiyordu. Ancak, Italyan bilim insani Galileo Galilei (1564–1642) ve digerlerinin yardimiyla, Copernicus'un teorisi yavas yavas daha fazla kabul gormeye basladi.
Sonuc olarak, bazi gezegenler (ornegin Mars), yil boyunca Dunya'ya degisik uzakliklarda olur. Bundan dolayi parlaklikta degisiklik gosterir ve bu nedenle geriye dogru hareket ediyor gibi gorunurler. Ptolemy bu gozlemleri iki mekanizma ile aciklamistir. Birincisi eksantrik bir kuredir, bu kurenin merkezi Dunya degildir. Digeri ise epiklerdir, bu kucuk kure buyuk bir kurenin cemberi uzerinde doner, bu buyuk kure de deferent olarak adlandirilir. Bu mekanizmalar matematiksel olarak verileri sasirtici bir dogrulukla aciklayabilirdi. Ancak teorinin karmasikligi endice verici duzeydeydi. Kopernik (1473–1543), Gunes merkezli teorisini ortaya koyan yaratici bir kozmologdu. Bu teori, Goksel Kurelerin Devrimleri adli kitapta yayinlandi. Bazi yonleriyle hala jeosantrik teoriye benzerdir; gezegenlerden olusan kureler ve sabit yildizlardan bahsetti. Ancak teorisinin onemli bir ozelligi, Dunya yerine Gunes'e vurgu yapmasiydi. Yani Gunes evrenin merkezinde veya yakininda oldugunu soyledi.
Cogu bilim insani ilk basta onun kitabini reddetti. Bilim insanlari radikal yeni fikirleri kolayca kabul etmezlerdi--simdi de etmezler--ve diger problem de Kopernik'in teorisi Kilise'nin Aristoteles kokenli ogretilerine aykiriydi. Italyan bilim insani Galileo Galilei (1564–1642) ve digerlerinin bilimsel calismalariyla, Kopernik teorisi zamanla kabul gormeye basladi.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

25-07-2024, 01:27
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Dogal olusum-- Ingilizce mealiyle spontaneous generation
Orta Cag boyunca organizmalarin kendiliginden ortaya ciktigi yaygin bir inancti. Herkes, bir kosede bir yigin bez birakildiginda farelerin ortaya cikacagini ve etin icinde kurtcuklarin herhangi bir yerden gelmeden belirecegini gozlemleyebilirdi. Ayrica, besin cozeltisi icinde mikroplarin kendiliginden ortaya ciktigina da inanilirdi. Bilim insanlari bile bu organizmalarin kendiliginden gelistigine inaniyordu. Elbette ki, bu teoriye supheyle yaklasanlar da vardi ve bu tezi curutmek icin yaptiklari cabalar bilimin uzun ve ilginc bir bolumunu olusturur.
On yedinci ve on dokuzuncu yuzyillara gelindiginde isler daha da ilginclesmeye basladi. Francesco Redi (1626–1697), Lazzaro Spallanzani (1729–1799) ve Louis Pasteur (1822–1895) tarafindan yapilan bir dizi deney yapildi. Bu deneylerle dogal olusum gorusu giderek zayifladi.. ilk olarak ette kurtcuklarin kendiliginden ortaya cikisi curutuldu; besin cozeltisi icinde mikroplarin kendiliginden ortaya cikmadigini ikna edici bir sekilde gostermek daha uzun zaman aldi. Pasteur'un deney serileri sonunda dogal olusum inancinin icinin bos oldugu goruldu.
Bugunluk bu kadar daha sonra devam edecegim.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

25-07-2024, 02:57
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Dogalciliga dogru
Bir zamanlar bilim insanlari, bilimsel calismalarinin Yaratici ve O'nun isleri hakkindaki anlayislari tarafindan yonlendirildigine inaniyorlardi. John Ray'in kitabi, Tanri'ya olan inanclarinin bir ornegidir. Peki, nasil oldu bu? Tarihsel baglam acisindan bakalim. Yuzyillar boyunca, bilimsel dusuncede bir ilerleme sureci vardi; bu surec, Incil'deki Yaratici Tanri'ya olan inanci terk etme ve modern dogalcilik kavramina dogru yaklasma seklindeydi - yani bilimin, hicbir zaman mucize yapmamis bir Tanri fikrini kabul edemeyecegi fikri.
Gecmis yuzyillarda, dogada pek cok olay icin kanita dayali aciklamalar bulunmuyordu. Kanimizin neden aktigini veya evrenin nasil isledigini aciklayan bircok islev icin aciklamalar eksikti. Zorlu fiziksel veya biyolojik ozellikler icin mucizeler kolay cevaplardi.
Bilgi ilerledikce, bu ozelliklerin normal, dogaustu olmayan fiziksel ve kimyasal yasalarla aciklanabilecegi kesfedildi. Ray, Isaac Newton ve Robert Boyle gibi onde gelen bilim insanlari, yine de tanrilarindan vazgecmediler. Onlarin dusuncesi iki ana kavrama odaklanmisti: (1) doga, madde ve hareketi yasalara bagli bir sistem olarak gorduler ve (2) doga, akilli varliklar ve diger canlilar icin bilge bir Tanri tarafindan yaratilmis bir yasam alanidir gorusu. Bu bakis acisiyla Tanri evreni insanligin yarari icin yaratti, ancak onun belirli yasalarina gore islemesini sagladi.
Digerleri, bu felsefenin iki ayagini bir arada gormeye pek istekli degildi. Dogayi "madde ve hareketin yasalara bagli bir sistem" olarak kabul etme fikrini, kokenler ve hayatin tarihi ile gunluk islemlere ve laboratuvarda inceleyebilecegimiz olaylara uyguladilar ve yaratim olasiligina yonelik calistilar. Dogaustu olan mistik gucler, tanrilar vb. giderek daha da geri itildi ve zamanla tamamen dogalci aciklamalarla degistirildi. Evrenin islemesi icin Tanri'ya artik ihtiyac duyulmadigi goruldu. Bilgi ilerliyordu.
Toplumdaki egilimler, bu dusunce degisikliginin neden ve nasil gerceklestigini aciklamada yardimci olan tarihsel baglamin bir parcasidir. Bilim modern caga dogru ilerlerken, cesitli turlerin otoritesine karsi degisen tutumlar vardi. Kilise ve devletin otoriter, despotca guc kullanimina karsi artan bir yorgunluk vardi. Yuzyillar boyunca, devlet ve kulturel kast sistemi, dusunce ve eylem ozgurlugunu deneyimlemek isteyen nufusun buyuk bir kismini engelledi. Orta Cag'daki Hristiyan kilisesi, inanc sistemine ve guc yapisina baglilik talep ediyordu ve genellikle devletin destegi ve gucuyle bunu sagliyordu. "Sapkin" dusunce, genellikle olumle sonuclaniyordu. Insanlar degisime hazirdi, hem kilise hem de devletin baskin otoritesini reddetmeye hazirdi. Ozgurluk arayisinin bir parcasi olarak, bilimsel dunya, mucizevi olaylarin hikayeleriyle birlikte Incil otoritesinden uzaklasmaya hazirdi. Metodolojik naturalizm sekillenmeye basladi.
MN, her seyi maddeye, yasa bagli sureclere dayali olarak aciklayan bilimsel bir paradigmadir. Bu; dogalci ve materyalistik sureclerin disinda hicbir mucizevi veya dogaustu sureci kabul etmez. Orta Cag'da yaygin olan bu kullanisli dogaustu veya mistik aciklamalar nihayet dusuncelerimizden kaldirildiginda, sonuc olarak dogal, yasaya bagli ve kanita dayali aciklamalar arayisi artti. Dogalci bilimsel dusuncenin artmasiyla, bilimde etkileyici bir ilerleme caginin modern donemi basladi. O zamanin basarisi, evrenin tarihinde hicbir zaman herhangi bir mucizevi eyleme ihtiyac duyulmadigini gosterdigi gibi, Tanri'nin evrende rolu de sorgulanmaya baslandi. Bilim her seyi dogalci, materyalistik sureclerle aciklayabilecegine dair buyuyen bir iyimserlik de gelisti.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

25-07-2024, 03:07
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Bilgi ve felsefe yogruluyor
Bilim ilerledikce, yeni kozmolojik teoriler ortaya cikti, ancak bunlar giderek naturalist-/materyalist cercevesinde sekillenmeye basladi. Yildizlar eskiden tanri tarafindan yaratilmis, mukemmel ve degismez seyler olarak dusunuluyordu. Ancak on altinci ve on yedinci yuzyillarda, gokbilimciler gunes uzerinde lekeler ve ay uzerinde kraterler kesfettiler ve gercekte gokyuzunun degisebilir oldugunu fark ettiler. Filozof Immanuel Kant (1724–1804) ve digerleri, hareket yasalarinin isleyisiyle evrenin ve felsefi dusuncenin evrimine katki sundular.
Jeolojide benzer bir devrim yasaniyordu. Depremlerin, volkanik patlamalarin, sellerin ve toprak kaymalarinin onemi daha fazla tanindi, ancak 1700'lere kadar jeolojide tutarli bir teori bulunmuyordu. Bazi jeologlar, jeolojik depozitlere neden olan gercek bir tufan olduguna inaniyorlardi. Baska bir yorum ise birden fazla yaratilis ve felaketin meydana geldigi ve Yaratilis'in yalnizca en son boyle bir donguyu kaydettigi seklindeydi. Digerleri ise jeolojiyi yorumlarken hicbir sekilde Incil'in kullanilmamasi gerektigini ve bilimsel yontemlerle bilim yapmayi savundular.
Jeolojide kapsamli bir teori yayinlayan ilk kisi James Hutton (1726–1797) oldu. "Yeryuzu Teorisi" adli kitabi, jeolojiyi tamamen uniformitarist bir aciklama olarak sunuyordu, Ardindan Charles Lyell (1797–1875) "Jeolojinin Ilkeleri" adli kitabi yazdi ve Hutton'un fikirlerini daha da gelistirdi. Lyell'in kitabi, Hutton'un kitabindan daha okunabilir ve genis etkiye sahipti. Bu kitap, jeolojiyi duzenli bir bilim olarak baslatmanin yani sira evrim dusuncesinin yukselisi icin de cok onemliydi, cunku uniformitarist jeoloji ve uzun zaman cercevesi olmadan evrimin genel teorisi mumkun olamazdi. Uniformitarizm, "gercekcilik"e dayali bir yorumlama yontemi kullandi - bilinmeyen konular hakkindaki sorulari sadece deneylerde veya saha gozlemlerinde gozlemlenebilen verilere dayanarak cevaplandirdi. Bu, biyolojik veya jeolojik tarih hakkinda hipotezlerin simdi gozlemlenen sureclerle karsilastirilarak test edilecegi anlamina geliyordu.
Surec, gecmis veya su an icin hicbir dogaustu faaliyet gerektirmeyen teorileri ve aciklamalari kabul eden tamamen materyalistve bilimsel bir yon dogrultusunda ilerledi. Jeoloji, paleontoloji ve biyolojik degisim gibi konularda ilk tutarli teoriler, din ve genel otoriterlige karsi artan bir isyanin zamaninda gelisti. Suphesiz ki, bu disiplinlerin gelisebilmesi icin degismeyen bir evren kavraminin reddedilmesi gerekiyordu. Zamanin entelektuel atmosferi, gelisen ozel teorilerin dogasini da etkiledi. Dogalci dusunce, entelektuel dunyaya yayilmaya basliyordu ve jeoloji ve biyoloji alaninda etkili bilim insanlari da bu dusunceden guclu bir sekilde etkileniyordu. Ayni zamanda bircok bilim insani da bir Tanri'ya inaniyordu, ancak fikirleri cogunlugu olusturmuyordu.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

25-07-2024, 04:29
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Kopernik, Tanri'ya cikisi gosteriyor, Darwin de kapiyi kapatiyor
Bilim ve fikir tarihine dair iki cok onemli sey gerceklesti. Bunlar; Kopernik ve Darwin'in devrimleridir. Bunlar arasinda bir paralellik bir paralellik var. Kopernik Devrimi, Dunya'yi evrenin merkezi olarak kabul edilen yerinden alip, Gunes etrafinda donen siradan bir gezegen olarak konumlandirmakla ilgiliydi. Benzer sekilde, Darwin Devrimi de insanlari, yeryuzundeki hayatin merkezi ve diger tum turlerin insanlara hizmet etmek icin yaratildigi dusuncesinden uzaklastirdi. Bu entelektuel temelli bilimsel ve tarihsel olguya gore, Kopernik, gunes merkezli gunes sistemi teorisiyle devrimini gerceklestirdi. Darwin'in basarisi ise organik evrim teorisiyle ilgiliydi.
Bu iki devrimin bu sekilde anlatilmasi dogru ama yetersiz, cunku bu iki entelektuel devrimin en onemli yonunu soylemedik: o da modern anlamda bilimin baslangicini baslatmalari. Bu iki devrim, birlikte, iki asamali bir Bilimsel Devrim olarak gorulebilir: Kopernik ve Darwin asamalari.
Kopernik Devrimi, 1543'te Nicolaus Copernicus'un olum yili olan "De revolutionibus orbium celestium" (Goksel Kurelerin Devrimleri Uzerine) adli eserinin yayimlanmasiyla basladi ve 1687'de Isaac Newton'un "Philosophiae naturalis principia mathematica" (Doga Felsefesinin Matematiksel Ilkeleri) adli eserinin yayimlanmasiyla zirveye ulasti. Kopernik, Kepler, Galileo, Newton ve digerlerinin 16. ve 17. yuzyillarda yaptigi kesifler, evrenin dogal yasalarla yonetilen hareket halindeki madde olarak kavranmasini sagladi. Dunya'nin evrenin merkezi olmadigi, siradan bir yildizin etrafinda donen kucuk bir gezegen oldugu; evrenin uzayda ve zamanda muazzam oldugu ve gezegenlerin Gunes etrafindaki hareketlerinin, Dunya'daki fiziksel nesnelerin hareketini aciklayan basit yasalarla aciklanabilecegi gosterildi. Bu yasalar, kuvvet = kutle × ivme veya cekim kuvveti yasasi gibi yasalardi.
Bu ve diger kesifler, insan bilgisini buyuk olcude genisletti. Ancak getirdikleri kavramsal devrim daha da temeldi: evrenin dogal fenomenleri aciklayan ickin yasalara uydugu postulatina baglilik. Evrenin isleyisi, dogal yasalarla aciklama alanina getirildi. Tum fiziksel fenomenler, nedenleri yeterince bilindigi surece aciklanabilirdi.
Kopernik Devrimi'yle doga bilimlerinde ilerlemeler yasandi, insanligin evren konusundaki anlayisini sekillendirdi. Dogal yasalardan turetilen bilimsel aciklamalar, cansiz madde dunyasina isik tuttu. Ancak, canlilarin kokeni ve yapisinin aciklamasi olarak, Yaratici'nin anlasilmaz eylemlerine dayanan dogaustu aciklamalar hala populerdi. William Paley gibi yazarlar ortaya cikti, organizmalarin karmasik tasariminin sans eseri ya da fizik, kimya ve astronominin bilimsel yasalariyla ortaya cikamayacagini, aksine Akilli Bir Tasarimci tarafindan yapildigini savundu. Tipki bir saatin karmasikliginin, zamani gostermek icin akilli bir saatci tarafindan yapilmasi gibi.
Darwin'in dehasi, bu kavramsal celiskiyi cozmekteydi. Darwin, biyoloji icin doganin, insan aklinin dogaustu elemanlara --bu kelimeyi seviyorum--basvurmadan aciklayabilecegi yasal bir sistem olarak kavranmasini saglayarak Kopernik Devrimi'ni tamamladi. Tasarim argumani, Yaratici'nin rolunu gostermek icin filozoflar ve teologlar tarafindan guclu bir sekilde savunuluyordu. Nerede islev veya tasarim varsa, onun yazarini arariz. Darwin'in en buyuk basarisi, canlilarin karmasik organizasyonu ve islevselliginin, bir Yaratici veya baska bir dis elemana basvurmadan dogal bir surec olan dogal secilim sonucu olarak aciklanabilecegini gostermesiydi. Organizmalarin kokeni ve uyumlari, cesitlilikleri ve harika degisiklikleri boylece bilimin alanina getirildi.
Darwin, organizmalarin belirli amaclar icin "tasarlandigini", yani islevsel olarak organize oldugunu kabul etti. Organizmalar belirli yasam bicimlerine uyum saglar ve parcalari belirli islevleri yerine getirmek icin uyarlanmistir. Baliklar suda yasamaya uyum saglar, bobrekler kanin bilesimini duzenler ve insan eli tutmak icin yapilmistir. Ancak Darwin, tasarimin dogal bir aciklamasini sundu. Canlilarin gorunuste amacli olan yonleri, cansiz dunyadaki fenomenler gibi, dogal sureclerde ortaya cikan dogal yasalarin sonucu olarak bilimsel yontemlerle aciklanabilir hale geldi.
Darwin, Bati dusunce tarihinde cok ama cok onemli bir yere sahiptir ve evrim teorisi icin hakli olarak bu konuma sahiptir. 1859'da yayimlanan "Turlerin Kokeni" adli eserinde, organizmalarin evrimini gosteren kanitlari ortaya koydu. Darwin, "evrim" terimini kullanmadi, cunku bu terim o donemde bugunku anlamina sahip degildi, ancak organizmalarin evrimini "ortak atadan degisim" ve benzeri ifadelerle tanimladi. Ancak Darwin, entelektuel tarih icin evrimi gostermenin otesinde cok daha onemli bir sey basardi. Darwin'in "Turlerin Kokeni" eseri, her seyden once, organizmalarin tasarimini bilimsel olarak nasil aciklayacagini cozmek icin rehberdir. Darwin, organizmalarin tasarimini, karmasikligini, cesitliligini ve harika duzenlemelerini dogal sureclerin sonucu olarak aciklamaya calisir.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

26-07-2024, 03:49
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
William Paley ve Dogal Teoloji: Tasarimin Gorusu
Evvet, bugun William Paley (1743-1805) hakkinda konusacagiz. Paley, kendi doneminin en etkili Ingiliz yazarlarindan biriydi. 1802 yilinda Dogal Teoloji adli eserini yayimladi. Organizmalarin karmasik ve "hassas tasarimini" --onun ifadesiyle konusalim--, yalnizca zeki ve her seye gucu yeten bir "Tasarlayici" tarafindan gerceklestirilebilecegini savundu. Bu eserinde, rganizmalarin tasariminin Yaratici'nin varliginin acik ve tartismasiz bir kaniti oldugunu one surmustu.
Paley, kole ticaretine karsi bir Ingiliz papazdi. 1780'ler boyunca kolelige karsi halka acik konusmalar yapti. Paley, bu konudaki etkili konusmalariyla taninmisti. Ayni zamanda Hiristiyan felsefesi, etik ve teoloji uzerine onemli eserler kaleme aldi. Ahlaki ve Siyasi Felsefenin Ilkeleri (1785) ve Hiristiyanligin Kanitlarina Bir Bakis (1794) adli calismalari vardir. Bu sekilde tanninmis biri oldu ve epey para kazandi. Zengin oldugu icin, bu prestijle konforlu bir yasam surdu. 1800 yilinda saglik nedenleriyle halk onundeki konusma verme olayina son verdi. Bu sekilde, bilim, ozellikle biyoloji uzerine daha fazla zaman ayirma firsati buldu. Bu donemde, en cok taninan eseri olan Dogal Teoloji; veya, Tanri'nin Varligi ve Niteliklerinin Kanitlari adli kitabini yazdi. Bu eser, Darwin'i de buyuk olcude etkilemistir. Paley, bu kitabinda, bir diger Ingiliz papazi John Ray'in Yaratilisin Eserlerinde Tanri'nin Bilgeligi adli eserini guncelleyerek, biyoloji alanindaki bir yuzyillik bilgi birikiminden faydalandi. Paley'nin temel iddiasi ise sudur: Tasarim, tasarimci olmadan var olamaz; duzen, duzenleyici olmadan olamaz; ... bir amaca uygun araclar, amac dusunulmeden var olamazlar. --Assagi yukari soyluyorum.--
Dogal Teoloji, Tanri'nin varligini savunan genis kapsamli bir arguman ve insanlarin ve organlarinin tasarimi ile tum organizmalarin tasarimini, hem kendi baslarina hem de birbirleriyle ve cevreleriyle olan iliskileri icinde incelemeye calisr. Arguman iki temel seyden olusur: ilk olarak, organizmalarin tasarlandigini gosteren kanitlar sunar; ikinci olarak, bu tasarimlarin mukemmelligi, cesitliligi ve coklugunu yalnizca her seye gucu yeten bir Tanri'nin aciklayabilecegini belirtir.
Paley'nin kitabinda insan gozunun karmasik tasarimina, insan iskeletinin hassas mekanik duzenine, kan dolasimina, kan damarlarinin duzenine, insanlar ve hayvanlar arasindaki karsilastirmali anatomik farklara, sindirim sistemine, bobreklere, idrar yollarina, mesaneye, kuslarin kanatlarina ve baliklarin yuzgeclerine dair cesitli bolumler vardir. Kitabi, Paley'nin kapsamli biyolojik bilgisini, hassas bilgilerle sunar. biyolojik varliklar, iliski veya surecin hassas organizasyonu ve mukemmel islevselligini detaylandirdiktan sonra, Paley surekli olarak ayni sonuca ulasir: sadece her seyi bilen ve her seye gucu yeten bir Tanri, bu mekanik mukemmellik, amac ve islevsellik harikalarini ve bu tasarimlarin getirdigi buyuk cesitliligi aciklayabilir.
Paley'nin Dogal Teoloji kitabindaki ilk orneklerinden biri insan gozudur. 3. bolumun basinda Paley, goz ile teleskopun "ayni prensiplere gore yapildigini; her ikisinin de isigin iletim ve kirilma yasalarina uygun sekilde duzenlendigini" vurgular. Ozellikle, teleskop merceklerinin ve gozun sivilarinin sekil, konum ve isigin retina uzerinde belirli bir mesafede odaklanma yetenegi acisindan benzerligi dikkat cekicidir.
Paley, gozun tasarim olduguna iliskin argimanini gozlemle sunar. Ilk gozlem, isik isinlarinin su icinden gecerken daha konveks bir yuzey tarafindan kirilmasi gerektigidir. Bu baglamda, "baliklarin gozundeki kristalin mercek, kara hayvanlarinin gozlerinden cok daha yuvarlaktir der ve tasarima iliskin bir arguman kurar.
Paley'nin argumanini destekleyen ikinci gozlem ise diyoptrik bozulmadir. Isik isinlarinin cam merceklerden gecerken farkli renklere ayrilmasi ve nesneyi prizma araciligiyla izleniyormus gibi renklendirmesi, sanatcilarin yapmaya calisitigi bir seydir der.
Paley'nin detayli gozlemleri, organizmalardaki tasarimin karmasikligini ve 'mukemmelligini' vurgulayan onemli bir kanit sunar ve bu tasarimin yalnizca akilli bir tasarimci tarafindan mumkun olabilecegini savunur.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

28-07-2024, 08:55
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.056
|
|
Paley'den biraz daha devam edelim.
Paley, gozun karmasik yapisini anlatarak argumanini ozetler. Goz, oncelikle, vucudun geri kalan kisminin opak materyallerinden cok farkli, seffaf lenslerden olusur. Ikincisi, gozde retina vardir. Paley, retinanin vucuttaki tek siyah zar oldugunu ve lenslerden gecen isigi alacak sekilde yerlestirildigini belirtir. Bu zar, kirilmis isinlarin birlesim noktasinda, sadece orada net bir goruntu olusturabilecek geometrik mesafede yer alir. Ucuncusu, retina ile beyin arasinda iletisim saglayan buyuk bir sinir vardir. Aksi takdirde, isigin retinaya etkisi duyum icin ise yaramazdi der.
Paley, gozun tasarim olmadan, sans eseri olusup olusamayacagini sorar. Natural Theology'nin ilk paragrafinda bu argumani ortaya koyar ve analoji ile aciklar: "Bir cayirlikta yururken ayagimi bir tasa carpsaydim ve tasin orada nasil bulundugu sorulsaydi, belki de tasin orada sonsuzdan beri var oldugunu soylerdim. Bu cevabin yanlis oldugunu gostermek belki de zor olurdu. Ama yerde bir saat bulsaydim ve saatin orada nasil bulundugu sorulsaydi, daha once verdigim cevabi vermek aklima gelmezdi. Yani saatin orada sonsuzdan beri var oldugunu soylemezdim. Peki bu cevap neden tas icin uygunken saat icin degildir? Cunku saati inceledigimizde, tasta goremedigimiz bir sey fark ederiz—parcalarinin belirli bir amaca hizmet edecek sekilde bir araya getirildigini goruruz; hareket uretmek icin boyle sekillendirildiklerini ve bu hareketin saatin zamani gosterdigini anlariz. Farkli sekilde sekillendirilmis veya farkli sekilde yerlestirilmis olsalardi, saat ya hic calismazdi ya da su anki islevini yerine getiremezdi." Yani, saatin mekanizmasi o kadar karmasiktir ki, sans eseri olusmus olamaz der.
Paley, argumaninin gucunu "iliski" olarak adlandirdigi bir kavramdan aldigini soyler. Bu kavram, bazi cagdas yazarlarin "indirgenemez karmasiklik" olarak adlandirdigi seye benzer. Paley bu argumani soyle ifade eder: "Farkli parcalar tek bir etkiye katkida bulundugunda veya farkli araclarin ortak eylemiyle bir etki uretildiginde, bu parcalarin veya araclarin birbirine uygunlugu, benim iliski dedigim seydir; ve bu, dogada veya insan yapiminda gozlemlendiginde, bana gore anlayis, niyet, sanatin kesin kanitlarini tasir." Sans eseri olusan seylerde parcalar arasinda iliski gorulmez; yani, organize karmasiklik gostermezler. "Bir sigil, bir ben, bir sivilce sans eseri olusabilir," diye yazar Paley, "ama asla bir goz; bir saat veya teleskop..bunlar asla olusamaz."
Paley, sadece bir organin parcalari arasindaki iliskiyi degil, ayni zamanda bir hayvanin tum parcalari, uzuvlari ve organlari arasindaki iliskiyi de fark eder. Bu parcalar, hayvani kendine ozgu yasam tarzina adapte eder. "Kuguda, ayaklari, gagasi, uzun boynu, tuyleri, midesi, birbirine iliskilidir... Kostebegin ayaklari kazmak icin yapilmistir; boynu, burnu, gozleri, kulaklari ve derisi yeralti yasamina ozel olarak uyarlanmistir. Iste bu, benim iliski dedigim seydir."
Natural Theology boyunca, Paley biyolojik yapilarla ilgili derin bir bilgi verir. Baligin hava kesesini, yilanin disini, balikcilin pencesini, devenin midesini, agackakanin dilini, filin hortumunu, yarasanin kanat kancasini, orumcegin agini, boceklerin bilesik gozlerini ve metamorfozunu, ates bocegini, tek kabuklu ve cift kabuklu yumusakcalari, tohum dagilimini ve daha bircok seyi detayli ve dogru bir sekilde tartisir. Her bir durumda, organize karmasiklik ve amacli islev, zeki bir tasarimciyi ortaya koyar. Tasarimlarin cesitliligi, zenginligi ve yayginligi, bu zeki tasarimcinin yalnizca her seye gucu yeten Yaratici olabilecegini gosterir.
Paley, 19. yuzyilin ilk yarisinda tasarim argumanini savunan tek kisi degildi. Ingiltere'de, Natural Theology'nin yayimlanmasindan birkac yil sonra, sekizinci Bridgewater Kontu, "Yaratilista Allah'in Gucu, Bilgeligi ve Iyiligi'ni" ortaya koyacak incelemeler yayimlanmasi icin fon sagladi. 1833-1840 yillari arasinda sekiz inceleme yayimlandi ve bunlar donemin en iyi bilimini ustalikla icermekteydi. Bu incelemeler, halk arasinda ve bilim insanlari arasinda onemli bir etki yaratmistir. Bu incelemelerden biri olan "The Hand, Its Mechanisms and Vital Endowments as Evincing Design", unlu noroloji kesifleri ile taninan anatomist ve cerrah Sir Charles Bell tarafindan yazilmistir. Bell, Paley'nin arguman tarzini izleyerek, insan elinin harika tasarimini ve on uzvun farkli hayvanlarda farkli amaclar icin mukemmel sekilde nasil tasarlandigini ayrintili olarak incelemistir. "Insanin kolu nesneleri tutmak icin, kopegin bacagi kosmak icin, kusun kanadi ucmak icin hizmet eder."
Paley ve Bell, 19. yuzyilin ilk yarisinda Ingiltere'de ve Kita Avrupasinda hakim olan entelektuel ortamin tipik temsilcileridir. Darwin, 1827-1831 yillari arasinda Cambridge Universitesi'nde lisans ogrencisi iken Paley'nin Natural Theology'sini okumustur. Darwin, Paley'nin eserinden "buyuk zevk" aldigini ve bundan faydalandigini yazar. "B.A. sinavini gecmek icin, Paley'nin Hristiyanligin Kanitlari ve Ahlak Felsefesi uzerine yazdigi eserleri de ogrenmek gerekiyordu... Natural Theology'nin mantigi bana Euclid kadar zevk verdi... O zamanlar Paley'nin oncullerini sorgulamadim; uzun arguman zinciriyle buyulenip ikna oldum."
Ancak daha sonra, Beagle ile dunya capinda yaptigi bes yillik yolculuktan dondugunde, Darwin organizmalarin tasarimina bilimsel bir aciklama buldu. Bu bulus, bilimin gelisiminde buyuk bir sicrama anlamina geliyordu.
Darwin ile devam edecegiz
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:25 .
|