
08-08-2006, 13:27
|
|
|
Re: Alevi Şeriatı
Sayin Billur
*Medem kimliginizin bir parcasi olarak aleviligi kendinizde tanimliyorsunuz
sayın Turok bu size son cevabımdır kişiselleştirmek istemiyorum
ben kimliğimin bir parçası olarak görmüyorum Aleviliği
nasıl ki sizde sunniliği kendinizin bir parçası görmediğiniz gibi
insanın ailesini seçme hakkı yoktur bilirsiniz ama
düşüncelerinizi seçebilirsiniz
ailemin Alevi olması beni bağlamaz
ve keza sizinde sunni olup ailenizi bağlamadığınız gibi..
iyigünler dilerim...
|

08-08-2006, 14:12
|
|
|
Re: Alevi Şeriatı
Sayın Turok,
Bana yazdığınız ilk yazınızdan itibaren olaya ön yargıyla yaklaştığınızı görüyorum. Burada aleviliği felan savunan yok. Nerden bu yargıya vardığınızı da anlamış değilim. İnsanlar kalkıyor düşüncelerini açıklıyor. Bu düşünceleri genelleştirmeye hakkınız var mı? Siz de kendi düşüncelerinizi belirtiyorsunuz. Olay bundan ibarettir. Kalkıp da başka yönlere çekmenin doğru olmadığı düşüncesindeyim. Bence de bu konu böylece kapanmış olsun.Sevgiyle kalın...
|

08-08-2006, 21:12
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Alevi Şeriatı
Arkadaşlar,
ben bu alıntıyı dediğim gibi Alican Baytekin'in "Öteki Aleviler" adlı kitabından aktardım. O da Nejat Birdoğan'dan almış.
Nejat Birdoğan son derece değerli bir alevi kültürü araştırmacısı. İnternetten eserleri hakkında birçok bilgi bulabilirsiniz. Ben bir liste vereyim
http://www.ideefixe.com/Kitap/urun_liste.asp?kid=1099
Alican Baytekin ise Bremen ve Çevresi Alevi Dernekleri Başkanı. Alevi ve yıllardır aleviliği inceleme ile uğraşmış. Yani kaynaklar alevilere düşmanlık yapan kişiler değil, tersine alevi kültürünü savunan kişiler. Ben de aynı şekilde bir alevi düşmanı değilim. Tersine alevi anlayışının İslam'ı kabul etmek istemeyen ve eski dinlerini, kültürlerini sürdürmeye çalışan göçebe türk boylarının geliştirdiği bir din ve kültür olduğunu düşünüyorum.
Ancak bunlar bizim Aleviliğin bu yönüne gözümüzü kapatmamız anlamına gelmez. Bunu tartışmak, bir grubu karalamak falan değildir. Yoksa tarihsel gerçeklere sırt mı çevirelim. Belgenin aslının olup olmadığını tartışabilirsiniz. Bunun da yöntemi var tabii. Yok, inanmam diyerek reddetmek doğru yöntem değil.
Alıntıya devam edeyim ben
|

08-08-2006, 21:15
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Alevi Şeriatı
Burç 4: Komşu ve akrabalarının evlerini, harmanlarını, ağaçlarını, ormanlarını yakanlar; köprüleri, çeşmeleri, yolları ve su kanallarını yıkıp tahrip edenler suçludurlar. Bu suçları işleyenler beş yıl boyunca pir ve cemaat huzuruna alınmaz. Yakıp yıktıkları herşeyi onarmak zorundadırlar. Beş yıl sonra, yaptığı tahribatı onarmışsa, suçlu rehberin huzuruna getirilir; rehber de suçlunun boynuna kirli bir ip geçirip eşek gibi anırtarak, köpek gibi havlatarak pir ve cemaatin huzuruna getirir. Huzurda yedi okkalık bir ağırlık boynuna asılarak otuz dakika ayakta bekletilir, sonra kırk sopa vurulup kızgın demirle el ve ayakları dağlanır. 18 akçe halife için, 28 akçe de pir hakkı olmak üzere para cezası uygulanır. Ancak bundan sonra bir kurban keserek ceme katılabilir.
Burç 5: allah’ın emriyle söz kesip kızını biriyle nişanlamış ve sonradan sözünden dönüp başkasına vermiş olanlar; allah’ın emriyle kıyılmış nikahı bozanlar ve bunlara yardım edenler suçludur. Bu suçları işleyenler altı yıl pir huzuruna alınmazlar. Komşuluk ve akrabalık ilişkileri kesilir. Bu süre boyunca hiç kimse bunlara yardım edemez, selamlaşamaz, ekmeğini yiyemez, suyunu içemez. Altı yıl sonra rehber, pislik sürülmüş bir ipi suçlunun boynuna geçirip pir ve cemaatin huzuruna getirir. Getirirken çeşitli hayvanların yerine koyarak aşağılar. Suçlu, cemaatin huzuruna getirilirken ağlar, Allah’a ve Ehl-i Beyt’e yakarır ve dua eder. Pir ve cemaat huzurunda boynuna on okkalık ağırlık sılır. 50 akçe halife, 65 akçe pir, 110 pararehber hakkı olmak üzere para cezası verilir. Tövbe ve yemin ettirilip bir kurbanla ceme alınır.
Burç 6: Faizle para verenler, alanlar ve aracılk edenler; faiz yoluyla başkalarını kandırarak evini, tarlasını, malını mülkünü elinden alanlar; kumar yoluyla başkalarınınmallarını elinden alanlar “Günah-ı kebir” işlemiş olurlar. Bu suçlular altı yıl boyunca pir ve cemaat yüzünü göremeyecektir. Her türlü akrabalık ve komşuluk ilişkileri kesilecek, ekmeği yenilmeyecek, konuşulmayacak, selam verilmeyecektir. Altı yıl sonra rehbere getirilecektir. Rehber, pisliğe bulanmış bir ipi suçlunun boynuna geçirip, sırtına da 3 batman (24 kilo) yük bindirip hayvan gibi dört ayağı üzerinde yürüterek pir ve cemaatin huzuruna çıkarır. Pir ve cemaat huzurunda yeniden bir batman (8 kilo) ağırlık boynuna asılıp 45 dakika ayakta bekletilir. 45 dakika dolduktan sonra el ve ayakları dağlanır. 60 akçe halife, 70 akçe pir, 125 para rehber hakkı olmak üzere para cezası verilir, bir kurban kestirilerek ceme alınır.
Burç 7: Eşini boşayıp evli ve hikahlı kadın alanlar; nikahını bozanlar ve bunlara yardım edenler suçludur. Bu suçu işleyenler 7 yıl sonra pir ve cemaatin huzuruna getirilir. Getirilirken eşek gibi anıracak, domuz gibi burnunu yere sürtecek ve 3 defa pir huzurundan kovulacak, her getirilişte aynı şeyler uygulanacak; üç kurban kesip, birini köpeklere, birini öksüz çocuklara dağıtacak, diğerini de cemaate getirecektir. Pir ve cemaat huzurunda boynuna ağırlık takılıp bir saat ayakta bekletilecektir. Ardından, 80 sopa vurulup taşlı ve dikenli bir yolda bir saat süreyle yalınayak yürütüldükten sonra tekrar huzura getirilip dili ve ayakları dağlanır. O yıl kurbanı ayrı kazanda pişirilip dağıtılır. 90 akçe halife, 100 akçe pir, 150 para rehber hakkı olmak üzere para cezası verilir, ayrıca, boşadığı kadına her yıl nafaka ödeyecektir.
Burç 8: Kuran ayetlerini değiştirenler veya tersi anlamda yorumlayanlar; peygamber ve Ehl-i Beyt’e dil uzatanlar; onların emirlerini inkar edenler büyük günah işlemiş olurlar. Bunlar en büyük suçlulardır, bu suçları işleyenler 12 yıl süreyle pir huzuruna çıkamazlar. Akrabalık ve komşuluktan çıkarılır, ölürlerse cenaze namazları kılınmaz. Ekmeği, aşı yenmez, evine gidilmez, selam verilip alınmaz, herhangi bir yardım yapılmaz. 12 yıl sonra rehbere gelip, yaptığı fenalıklardan kurtulduğunu töbe ile bildirir. Rehber, suçluyu belden yukarı soyar ve çıplak yerlerine pislik sürer, boynuna da gene pisliğe bulanmış bir ip geçirip her türlü hayvani aşağılamayla pir ve cemaat huzuruna getirilir. Huzura getirildiğinde pir ve cemaat onun yüzünü görmemek için yere kapanır, Allah’a ve Ehl-i Beyt’e yakarır ve suçluyu huzurdan kovarlar. Aynı işlem üç defa tekrarlanır. Her defasında aynı şekilde getirilir. Üçüncü getirilişinde cemaatin dışında oturtulur. İki yıl kurbanı ayrı kesilerek sofilerin kurbanına katılmaz. İki yıl sonra üç kurbanla huzura gelir, biri köpeklere, biri öksüz ve fakirlere, biri de cemaate getirilir. Pir ve cemaatin huzurunda boynuna 15 okka ağırlık asılıp bir saat ayakta bekletilir. Sonra 90 sopa vurulup kızgın demirle elleri, ayakları ve dili dağlanır. 100 akçe halife, 130 akçe pir ve 30 akçe de rehbere verilmek üzere ceza kesilir. 2 yıl boyunca cemlere en arkada oturur. Ancak üçüncü yılda kurbanla birlikte cemaate katılabilir.
Benim Notum: Alevilikte kutsal sayılan kitap aslında İmam Cafer'in "Buyruk" adlı kitabıdır. Bu kitabı okuyan var mı aramızda?
|

19-11-2011, 21:49
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
|
|
Bazı arkadaşlar alevilik söz konusu olunca neden bu kadar gaza geliyo anlamış değilim, tamam alevilere ben de sempatiyle yaklaşırım ama, neden bi topluluğun kendi hukukunu oluşturabileceği akla gelmiyo? (Ki Alevi toplulukların cemaat yapısı olduğunu da hesaba katarsak) olması pek de anormal sayılmaz.
Ne yani siz Alevilerin de diğer insanlarla beraber aynı sosyal evrimini geçirmeyip doğrudan modern evrensel değerlerle evrimleşmeye başladığını falan mı sanıyodunuz?
Sünnilerin de, Alevilerin de, Hristiyanların da, Yahudilerin de, diğerlerinin de geçmişin de tasvibetmedikleri şeyler olmuş olabilir, önemli olan biz bunları tekrarlayacakmıyız?
|

20-11-2011, 06:15
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.337
|
|
|
Alevilikte kutsal sayılan kitap aslında İmam Cafer'in "Buyruk" adlı kitabıdır. Bu kitabı okuyan var mAlevilikte kutsal sayılan kitap aslında İmam Cafer'in "Buyruk" adlı kitabıdır. Bu kitabı okuyan var mı aramızda? ı aramızda?
|
SARGON
O kitabı yıllar önce okumuştum kitapta islam ile çelişen sözler bulunmakta kitabın tamamı hak verirsinizki aklımda değil.Kitap daha çok tarikat ile alakalı vede İmam Cafer Sadık ile alakası yok sadece ismi kullanılmış yazarı İmam Cafer değil anlayacağın.
Kitapta Miraç konusunda Allahın Muhammed ile Alinin lisanınında konuştuğu Muhammedin Allaha sen Alisin diye hitap ettiği Allahın ben benim dediği Muhammedin ben sende Alinin lisanını buldum dediği Allahın senin kalbine nüfus ettim orada Ali sevgisinden başka sevgi görmedim dediği korkmayasın diye Alinin lisanında seslendiği filan yazıyordu.Perdeden Alinin eli filan göründüğü yazıyordu.Zaten Şia bu kitabı tamamen red eder.
Kırklar meclisinden filan bahsedilir ki bahsi edilen konu başka hiçbir eserde geçmez.Muhammed öteki alemde bu meclise rastlar Allah kapıyı çal içeri gir der Muhammed kapıyı çalar içerdekiler kimsin deyince ben peygamberim der kırklar bize peygamber gerekmez sen var ümmetine der bu üç defa tekrarlanır Muhammed Allaha beni içeri almıyorlar ne yapayım deyince Allah bu sefer ben fakir bir kulum de der.Muhammed birdaha kapıyı çalar kimsin sözüne fakir bir kulum cevabını verip içeri girer.İçeride Alinin yanına oturur başta onu tanımaz.Siz kimsiniz diye sorar kırklarız cevabını alır ama otuzdokuz kişilerdir.Kırkıncısı Selmani Farisidir o an orada değildir.Cebrail bir üzüm getirir onu kap içinde ezer suyunu biri içer hepsi mest olur.Kendilerinden geçip semah dönmeye başlarlar o an Muhammed yanındakinin Ali olduğunu anlar.Muhammed Aliyi abası içine alır vucutları tek başları ayrı olur.İki nur birleşir.Böyle şeyler yazıyordu.
Kitapta soru cevap tarzı öğütler vardı.Kitabı bulabilirsin öyle Ali Mushafı gibi bulunmayacak bir kitap değildir.Kitabı okudunda başka okuyan varmı diye soruyorsan evet okudum.
|

21-11-2011, 03:14
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2011
Bulunduğu yer: Suskunluğun kırılma noktası...
Mesajlar: 84
|
|
Küçük bir çırpınışım; esmer bir soluk... Söylenmemiş sözleri uçuruyorum... (Gökhan Özcan)
|

05-08-2024, 12:34
|
|
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2024
Mesajlar: 20
|
|
Alevilik'te şeriat yoktur, Şiilik ile Alevilik birbirinden oldukça farklı kavramlardır. Sünniliği saymıyorum bile.
|

07-08-2024, 12:59
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668
|
|
Şeriat kavramını nasıl kullandığımıza da bağlı. Alevilikte, İslam'da olduğu gibi, köleci-rejim tarzında bir şeriat anlayışı yoktur. Ha çeşitli dönemlerde, çeşitli coğrafyalarda çeşitli kuralları elbette vardır, bu kurallar da ise temeli HAK olgusu temsil eder. Aleviliğin haksızlığa karşı tahammülü yoktur ancak cezalandırmalar da konu başlığında iddia edildiği gibi değildir veya indirgenemez. Genelde toplum tarafından dışlamak, ilgili hak yerini bulana, haksızlık yapan telafi edene ve bir daha yapmayacağına dair söz verene kadar cezalıdır. Diğer temel kural ise, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamak, haliyle bu halde bunu yapmak da suç halini alır, hukuk meselesi olur. Alevlikte affı ve telafisi olmayan ise tecavüzdür, tecavüz eden en ağır yaptırımlara maruz kalabilir veya idam edilebilir, saçma sapan ahlak-namus kavramı açısından değil, eylemin mahiyeti açısından cezalandırılır.
Cemevi toplanma yeri, cem ise toplantıdır, yani toplumun istişare günü, toplantısıdır, sorunlar, sorunlular, sorumlular ele alınır, bir nevi meclis ise diğer yönüyle de hukukidir(yani hem meclistir hem de mahkeme). Ayine ne zaman dönüştürüldü -İslam veya Mecusi etkisi olabilir, hatta İslam'da da namaz, sünnet yoktur aslında, İslam'a da namaz ve camilerin ayin(sırf robotik namaz yeri) yeri haline getirilmesi muhtemel 7. yıl ortalarında başlayıp, Musevileşme süreciyle olmuş olabilir (camiler de haftada bir gün toplanma yeridir, namaz diye bir şey yoktur sadece günde 3 vakit Allah'ı anmak, sala-va-t vardır, ki bu durum da muhtemel Musevileşmeden önceki Hristiyan etkisi, anlayışı olabilir)... İslam'a Yahudi etkisi ve Musevilik de, Mecusilik'ten hayli etkilenmiş, ancak Yahudiler Mecusiliğin ayinlerini alırken, tanrı seçimi açısından "iyi" değil "kötüyü" esas almış gibi...
Elbette geçmiş yüz yıllarda bir çok katliam, baskı, zulüm ve asimilasyona maruz kalmışlardır. Mezhepler de din ve millet gibi sosyo-kültürel aidiyet-edinimlerdir, dolayısıyla çeşitli dönem ve koşullarda değişime uğrarlar. Aleviğin özünde aslında Tao(yol) anlayışı yatar, en azından Tao hakkında bir biçimde fikir sahibi olduğumuz için söylüyorum, gerçek tersi de olabilir. Taoculuğun özünde, alevilik yatar da denebilir. İsmi Alevi olmayabilir, Kızılbaş olmayabilir, hatta bir zamanlar ismi de olmayabilir(ki bu en normal, doğal halidir, sadece belirli bir dönemde belirli toplumların yaşam biçimi, kültürü olabilir), paleolitik çağ ile neolitik çağ arasında bir döneme tekabül eden bir süreci de temsil ediyor olabilir.
Alevilikte, örneğin Allah'ın birliği (ki bir dönem baskılardan dolayı sır olarak saklanmaktadır), sayısal birlik değil, toplumsal birliktir. Yani tanrı her şeydir, her şeyde ve her şeyin toplamı(birliği) ile anlam kazanır. Burada kastedilen birlik budur.
Onca asimilasyona rağmen Bedreddin'in Varidat adlı eserinde "ben tanrıyım diyemem", ama ben(kişi, irade, özne) tanrıyım diyemem, ama tanrı beni ademdedir -bir parçadır- diyebilirim, derken, kastettiği budur. Ancak ilgili dönemler Aleviler üzerinde sürdürülen baskı, zulümlerden dolayı muğlak, ezop dili ve sık sık İslami terimler kullanmış, kullanmak zorunda kalmıştır(ki bu açıktır, mesajlarını paragraf aralarında muğlak bir dille iletmeye çalışmış).
Kısaca tanrının kendi şahsına münhasır bir varlığından, kendi şahsına münhasır bir iradesi olduğu-olabiliceğinden söz edil-e-mez. Kaldı ki tanrının kerameti kendinden menkul bir birey olduğu iddiası, balığı yüzerek Ay'a çıkarmak gibi, akıl-mantık dışı, bir argüman olurdu, kaldı ki sözde irade, öznel yeti-sıfatlar sahibi(imkansız!) bir birey var olabiliyorsa, neden O'nun dışında kalanlar var olamasın ki?(her ikisi de, kerameti kendinden menkul, muhtevasız birey -ancak öncül, özde muhtevaya bağlı gelip-geçici form-yapının nevi şahsına münhasır özellikleri-açısından saçmadır. Kerameti kendinden menkul varlık doğadır, ancak doğanın bir birey olarak irade sahibi -yani şahsına mahsus bir yığın zihinsel edinim, öznellik, özel sıfatlara sahip olduğu iddiası da, akıl, mantık, eşyanın tabiatına aykırı -zira bu sıfatları, özellikleri, iradeyi nasıl kazandı, nasıl bireyleşiyor(mümkün değil)?. Oysa varlığın, doğanın, kendiliğinden kendi şahsına münhasır bir iradesi, benliği, öznel sıfatlarından söz edilemez, sayılamaz(birdir-1,2,3- denemez), niceliğe, öznelliğe indirgenemez. O, şu, bu diye herhangi bir şey'in şahsına mahsus olarak işaret edilemez(*). Kaldı ki zaman dediğimiz kavram da doğanın değişimlerine(maddi hareket ve değişimlere) dayalı bir kavramdır, dolayısıyla bir başlangıç-başlatan mefhumundan da söz etmek de yine akıl-mantık dışı ve saçmadır. Doğa ne bir yerde ne de her yerdedir, doğa, uzay, evren namına böyle bir kriter anlamsızdır, bu ancak şey'ler nazarında anlam kazanan bir ifadedir ki, bu halde bir şey ya bir yerdedir, ya da hiç bir yerde değildir. Her yerde olan ise hiç bir yerde değildir, bir yerde olan da başka bir yerde değildir, bir şey'in yokluğu mefhumu dahi varlığı, varlığı ise yokluğu mefhumuna bağlıdır, ayrıştırılamaz. Bir şey'(!)in yokluğundan söz edilemiyorsa varlığı, varlığından söz edilemiyorsa yokluğu olmaz-anlam taşımaz, varlığı, yokluğu sayesinde, yokluğu, varlığı sayesinde anlam kazanır.
(*) Ne demişti, Allah beni ademdedir(İnsandadır,insan türetimi). Asli ifade ise tanrı(doğa-yol) o her şeyde ve her şey'in birliğindedir(beraberliği), doğadır - ama daha doğrusu doğa da değildir, yoldur, yani doğanın izlediği yol -ki bu da ilişkiler, hareket ve değişimlerle anlam kazanan oluşumlara dairdir. Yol denen bu oluşuma vesile olandır(ilişki, hareket, değişim vb.)...
"Aynı şekilde bütün âlemler, kâinat "özden" meydana gelmektedir ve asıl da bütünden gerçekleşmektedir. Bütün kâinat bir zerrede vardır ve buradan imân sahibi kişiler gizli sırrı an‐larlar." Şeyh Bedreddin - Varidat
İlgili dönem Aleviler (ki bilenler), muğlak, sansürlü dil kullanmak zorunda kalmış, ancak asıl görüşleri paragraf aralarına gizlemek zorunda kalmışlardır. Alevilikte kutsal, tabu, sözde tanrı sözü üfürüğü kurallardan söz edilemeyeceği gibi, ilahi bir şeriat lafzından da söz edilemez. Çünkü Alevilik açısından tanrı şahsileştirilemez, kişisel irade verilemez, konuşamz, görmez, duymaz, buyuramaz, kısaca şahsına münhasır irade sahibi bir birey, kişi değildir.
Ben tanrıyım(tanrı benim) diyemem, "ben tanrıyım -bütünde birlik-parçasıyım" diyebilirim.
İfadede adı geçen birinci ben iradeyi temsil eder, yani özneye dair, ikinci "ben" ifadesi ise işaret eden haliyle, nesneldir. Örnek vermem gerekirse;
Muhtevaca, ben maddeyim, ama madde benim veya madde bendir diyemem...
İster felsefi, edebiyat, isterse de herhangi bilimsel, tarihi bir metin olsun, bizim anlayış ve algı yönünden en önemli sorunlarımızdan birisi, süreğen dile getirdiğim gibi, "-e dair, -e göre" ve "öznel, nesnel işaret,temel, dayanak, soyutlama üzerinden verilen anlamın somut zemini" kıstası-ayrımını kuramıyor oluşumuzdur.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (07-08-2024 Saat 14:44 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:56 .
|