Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #651  
Alt 10-12-2010, 05:52
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

konuyu tam olarak algıyamamış olabilirim..

o zaman sorumu şöyle sorayım..

evrensel insan denen şahıs; bu sitede "evrensel insan düşüncesi" dediği bilincini açıklarken nasıl bir amaç güdüyor?

bu kitlesel platform dediği ortamda düşüncelerini açıklamasının ve diğer insanlarla konuşup tartışmasının amacı nedir?

bu arada başarı/başarısızlık değerlendirmemi sormamdaki amaç; senin egosal tatminin değil diğer insanlara ne oranda ulaşıp onlara sağladığın fayda açısından idi..


Alıntı ile Cevapla
  #652  
Alt 10-12-2010, 06:54
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

evrensel insan denen şahıs; bu sitede "evrensel insan düşüncesi" dediği bilincini açıklarken nasıl bir amaç güdüyor?

bu kitlesel platform dediği ortamda düşüncelerini açıklamasının ve diğer insanlarla konuşup tartışmasının amacı nedir?

bu arada başarı/başarısızlık değerlendirmemi sormamdaki amaç; senin egosal tatminin değil diğer insanlara ne oranda ulaşıp onlara sağladığın fayda açısından idi.. -paslicivi-

Evrensel-insan zihniyeti dile geliyor, hepsi o kadar.

Eger konuya sahsim acisindan bakmak gerekirse; ben, sitede tum yazilanlari gozlemliyor ve kendi degerlendirmemi kendime yapiyorum. Hem yazarin, bulundugu yerden birey bilinci ve evrensel insan'a dusunce dile getirimi bakimindan nerede, nasil ve neden yakinlasip/uzaklastigini, hem de dusunceyi dile getiren yazari, dile gelen dusuncesinden, daha net algilamak icin.

Bu arada, sadece evrensel-insan zihniyetine has, cumlelerin, tamlamalarin ve kelimelerin v.s. baska yazarlar tarafindan da dile getirebilmesini, dile getirdikleri sekliyle ve kullanim adina, verildigi gibi, algilanip/algilanmadigini da gozlemliyorum.

Oyuzden senin yonelttigin sorularin, sahsimi iceren icerik ve anlaminin hic bir onemi yok. Sadece evrensel-insan zihniyetinin dile getirdiklerine paralel bir disaridan bakis acili ve notr algili bir gozlemi var.-e.i.-

Evrensel-insan zihniyetinin dile getirdikleri, eger birilerine fayda sagliyorsa, bu faydanin da degerlendirmesini, kendilerine fayda sagladigini dusunenler yapacaktir.

Bu arada ayni sorulari ben sana sorayim.

Paslicivi lakapli yazar, kendince zaman olarak "az" da olsa dile getirdiklerinden ne ve nasil bir amac guduyor?

bu kitlesel platform dediği ortamda düşüncelerini açıklamasının ve diğer insanlarla konuşup tartışmasının amacı nedir?

Meela, "Islam Formu" n da actigi, son basligi, neden ve hangi amac ile acmistir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #653  
Alt 15-12-2010, 07:35
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger paslicivi;

evrensel insan denen şahıs; bu sitede "evrensel insan düşüncesi" dediği bilincini açıklarken nasıl bir amaç güdüyor?

bu kitlesel platform dediği ortamda düşüncelerini açıklamasının ve diğer insanlarla konuşup tartışmasının amacı nedir?

bu arada başarı/başarısızlık değerlendirmemi sormamdaki amaç; senin egosal tatminin değil diğer insanlara ne oranda ulaşıp onlara sağladığın fayda açısından idi.. -paslicivi-

Evrensel-insan zihniyeti dile geliyor, hepsi o kadar.
2 yıl gibi bir süre içerisinde 14000 küsür yazı ve karşılığında "sadece amaçsız zihniyetimi dile getiriyorum" diyorsan, ben daha ileri gidip sorgulamam.. çünkü iş kendi açımdan insani olmayan bir duruma gelecektir..


benim burda asıl vurgulamak istediğim şey; ulaşılan üstbilincin konuşarak anlatarak diğer altbilinçlerin büyük bir çoğunluğuna aktarılamayacağı idi.. fayda derken bunu kastetmiştim..

benim islam topiğimde açtığım başlığa gelince..

ulaştığım bir bilinç var.. ve bu bilinç "insani" bir bilinç, varolan teizm ve nonteizm bilinç düzeylerinden çok farklı.. buna sen de ulaşmışsın..

benim amacım; islam zihinli teizm ve nonteizm bilinç düzeyinde yaşayan insanların ortasına taşı atmak.. ve bu taşın yaratabileceği dalganın çok sınırlı sayıda insanı etkileyiciğinin (faydası olacağının) farkındayım..

amacım bu çok sayıda sınırlı insana ulaşıp, "insani bilinci" aktarabilmek ve insanoğlunun "insanlaşma" sürecinde/evriminde yola bir taş da ben koyabilmek ve özümü tatmin etmek/beslemek..


Alıntı ile Cevapla
  #654  
Alt 16-12-2010, 21:16
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

Zihniyetinin surekli suregelen surec icinde, birey eliyle ve adina insansallasmasi ve evrensellesmesi, evrensel-insan dusuncesini dile getiren bireyin amacidir. Hem kendi adina, hem de insanoglu turunun her bir biri adina.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #655  
Alt 21-12-2010, 02:13
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

benim amacım; islam zihinli teizm ve nonteizm bilinç düzeyinde yaşayan insanların ortasına taşı atmak.. ve bu taşın yaratabileceği dalganın çok sınırlı sayıda insanı etkileyiciğinin (faydası olacağının) farkındayım..

amacım bu çok sayıda sınırlı insana ulaşıp, "insani bilinci" aktarabilmek ve insanoğlunun "insanlaşma" sürecinde/evriminde yola bir taş da ben koyabilmek ve özümü tatmin etmek/beslemek-paslicivi-

Yukarida, senden alintiladigim cumleler, pekte olayi; evrimin eline, norokimyasal yapinin ve varolusun eline birakmiyor, aksine devrimci bir dusunce gerektiriyor.

Yalniz uzucu olan nokta, bu devrimci icerikte, cumle sahibinin , yani paslicivinin yer almamasi. Gerci bu birey bilinci ve farkindaligi ile bagli; ama; sonucta, senin ust bilinc olarak gordugun ve tarihi tehlike olarak dile getirdigin bu tehlikeyi tasiyor.

Bu tehlikede, fikri ortaya atanin, KENDI DUSUNCESINI SABITLEMESI, SAHIPLENMESIDIR. Yani, kendi dusuncesinin, baskalarindan istedigi gibi, sorgulamamasi ve attigi tasin kendi uzerindeki etkisine yer vermemesidir.

Sonucta kendi dusuncesini, sorgulamayan ve degerlendirmeyenin, ust bilinc olarak yapacagi; kendi dile getirdigine taraftar kazanmaktir.

Tum tarih, birey bilincini almamis bu ust bilincli karakterlerle doludur. Sorunda hicbirinin kendi dusuncelerini insan ve insanlik adina sorgulamamis, degerlendirmemis; aksine, sabitlemis ve sahiplenmis olmalaridir.

Cunku, dile gelen dusunceler, dile getiren icindir de ayni zamanda ve dile getiren, dile getirdigi dusunceleri de surekli suregelen bir surec olarak sorgulamali ve insan ve insanliga gore de insansal zihniyet temelinde degerlendirmeli ve gerekirse de gozlem ile yanlislamalidir.

Aklin inandigi bir sabit dogrusu ile hareket eden bir kisi, sorgulamaz. Mesela, Hitler; her turlu olum emrini verirken ve insanlikdisi davranislara imza atarken "Dur, yahu; ben ne yapiyorum?" diye kendini sorgulamamistir. Bu da zaten aklin inanarak dogruladigi uygulamalarin uygulayan ve uygulatan tarafindan degerlendirmedigini ve sorgulanmadigini gosterir.

Tarih Hitler gibilerle doludur. Iste ust bilincin asil tehlikesi bu akilci inancin dogrulugunun sabitligi ve sahipliligidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti

Konu evrensel-insan tarafından (21-12-2010 Saat 02:23 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #656  
Alt 09-02-2011, 01:29
Ali80 Ali80 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Feb 2011
Mesajlar: 26
Standart

Sevgili Paslıçivi,

Bu başlık sanırım aylardır aktif değil, başlığı, bu kadar sayfayı son 3 gündür tek tek okumaya çalıştım, satır satır olmasa da büyük bir kısmını takip edebildim, dediklerinizin bir kısmına katılıyorum bir kısmına katılmıyorum bazı kısımlarda ise aklıma soru işaretleri oluştu.
Öncelikle sürekli islamı, hristiyanlığı, budizmi, hinduizmi örnek veriyorsunuz, hatta bir yerde o kadar iddialı konuşmuşsunuz ki “Buddhistler, Hindular meditasyonu adam gibi yapsalardı şu anda Buddhist/hindu olmazlardı” demişsiniz ya da buna çok benzer bir şey demişsiniz (şu anda kelimesi kelimesine aklımda değil ve hangi sayfada olduğunu unuttum)

Başka bir yerde de “meditasyonun başarıya ulaşamamasının en büyük sebebi, çocuk yaşta başlanmamasıdır” demişsiniz. Şimdi, bildiğiniz (ya da bilmediğiniz) gibi, Tibet’te Budistler genelde 5 yaşında meditasyona başlarlar ve meditasyonu hayatlarının en önemli olgusu yaparlar, hem de bu işi savsaklayarak değil, disiplin ve ciddiyetle yaparlar, sizin meditasyonda deneyimlediğiniz olguların belki de çok daha ileri ve radikal versiyonlarını deneyimlerler ve bunları kitaplarında kelimelere dökmeye çalışırlar.

Örneğin Tibet; sizin düşüncelerinizin, dediklerinizin aynısını hata çok daha derin ve ileri versiyonlarını dile getiren, “başka dinde olanlar hatalı onlarınki sahte benimki doğru” diye asla demeyen, ima bile etmeyen, düşünmeyen, hiç kimseyi yargılamayıp hiç kimseyi kırmayan, tartışmayan bunu yaşam felsefesi haline getirmiş, acılar ve aşırı sevinçler karşısında bir su gibi dingin kalabilen, her şeye hayata uzaktan yukardan bir gözlemci gibi bakabilen, huzur içinde yaşayan Budist ustalarla doludur. Bu dediklerimin en önemli uygulayıcılarından biri de son Dalai lama’dır, şimdiye kadar hiçbir din hakkında kötü bir şey dememiş, hiçbir konuşmasında kitabında ya da yazısında kendi dininin şu ya da bu şekilde başka dinlerden üstün olduğunu dile getirmemiş, materyalistlerle, nöroloji profesörleriyle tartışma olmadan, dostça uzun sohbetleri olmuş ve bunlar kitaplarda yayınlanmıştır, kendisine yine de Budist der.

Zen Budizminde de zaten “eğer karşına Buddha çıkarsa onu öldür” diye ünlü bir deyiş vardır, yani kavramlara bağlanılmaz, kavram zincirinden kurtulunması tavsiye edilir. Zaten Budizmin “kutsal” metinlerinde şöyle denir “bu yazılar ayı gösteren bir parmak gibidir, ama ayın kendisi değildir, lütfen ayı parmakla karıştırmayın, hiçbir yazı yolun kendisi değildir, onu ancak deneyimleyebilirsiniz”
Kendisine “budist” diyen bir usta şunları yazabilmektedir:

"Aydınlandığında artık herhangi bir kalıba bağlı değilsindir.
Sevgisin ve gerçeksin.
Ve sevgiyle gerçeğin formu olmaz.
Formlara dolarlar
Ama kelime asla kelimenin ifade ettiği ile aynı şey degildir
"Tanrı" kelimesi Tanrı değildir
'Anne' kelimesi anne değildir.
'Ben' kelimesi ben değildir.
Tüm bu sözler boştur.
Bunlar, zihin seviyesinde oynadığımız oyunlardır.
İçimizde anlamak isteyen şeyi besleyişimizdir. Ve iste söylenen onca sözün ardından buradayız.
Nereye gittiler?
Hepsini hatırlıyor musun?
Boş, boş ...
Onları duyduysan şu anda burada bomboşsun.
Sonraki söz için hazırsın.
Ama söz içinden geçip gidecek.
Hiç bir şeyi bilmene gerek yok, işin komik olan yanı da bu.
O kadar basitleşirsin ki,
Boşalırsın, hiç bir şey bilmezsin.
Sadece bilgelik olursun. Hiç bir şeye dönüşmeden Her şey olursun.”


Zira aynı şekilde birçok Hindu satguru, kendisine Hindu der ama “her din gerçeğe ulaştırma potansiyeline sahip kanatlardır ve hepsi de geçerlidir” yorumunu yapar (ki bu ifade Hindu kutsal Kitplarından da destek almaktadır zaten) ve hiçbir dindarla ya da materyalistle tartışmaya girmeye gerek de duymaz.

Zira kendisine “müslümanım” diyebilen, hakikate ermiş bir Sufi usta da hayata aynı bu şekilde veya sizin gibi bakabilir.
Şimdi bu örnektekiler de mi “aydınlanamamış” “tam derin uyku durumunda” bilinçkapalılığı halinde yaşamaktadır?

Her neyse şimdi daha da önemli mevzuya gelelim.

Öncelikle tamamen teist olan yani aklında, kendi inancının yanlış olabileceğine dair en ufak bir düşünce bile geçmeyen, şüphe duymayan insanları “derin uykuda” olarak tanımlıyorsunuz ve bu kişilerin bilinçaçıklığının en alt seviyede olduğunu söylüyorsunuz ve bu kişilerin “tamamen huzurlu bir şekilde uyumakta” olduklarını söylüyorsunuz. Bu kenarda bir dursun...

Ondan sonra sık sık, ölümün de “bir nefes sonrası kadar yakın” olduğunu söylüyorsunuz, “bilinç açılmaya başladıkça şüphe duygusu artmaya başlar ve huzurunuz kaçar” da diyorsunuz. Bu arada bir sonraki hayata, karmaya inanmadığınızı, bir materyalist olduğunuzu söylüyorsunuz.

O halde madem ölümden sonra bir hiç var, yapabileceğimizi en önemli şey şu “biricik” hayatı “ıskalamamak”, o halde sizin en “kapalı bilinç” olarak tarif ettiğiniz ve huzur içinde hiçbir şeyden haberi yok sadece inancıyla yaşıyor olarak tarif ettiğiniz durum en ideali olmuyor mu?

Madem sadece bu hayat var başka gerçeklik yok ve ortalama 60-70 yıl ömrümüz var o zaman bırakalım insanlar “en kapalı bilinç” halinde ama tam huzurla hiçbir şeyden şüphe etmeyerek hiçbir şeyi dert etmeyerek full teizm halinde yaşasınlar? En ideali bu değil mi?
Şu kısacık ömürde aslolan huzursa eğer ve siz “insanlar en kapalı bilinç hallerinde dinlerine sımsıkı bağlıdır hiçbir şüphe duymazlar ve huzurla uykudadırlar” diyorsanız, şu kısacık biricik hayatta böyle insanlar için aydınlanmaya ne gerek vardır? Şüphe etmeye araştırmaya egoyu kırmaya uğraşmaya ve bunun sonuçlarını, zor sonuçlarını yaşamaya kısaca “huzurlu derin uykudan” uyanmaya ne ihtiyaç vardır? 60 yıllık biricik bir ömürde huzur içinde uyumak varken, uyku mahmurluluğu sonra da uyanma durumlarını yaşamya ve bu ikisi arasında geçen sayısız zorlukla şüpheyle huzur kaçmasıyla başetmeye ne gerek vardır? Mantığınıza göre aydınlanan insan da ortalama 60 yıl sonra hiç olacak, “huzur içnide derin uykuda uyuyan” insan da ortalama 60 yıl sonra hiç olacak, ikisi de aynı noktaya gelecek?

Saygılarımla,
Alıntı ile Cevapla
  #657  
Alt 09-02-2011, 06:29
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

sevgili Ali80.. topiği reenkarne(hortlatmışsınız) etmişsiniz, hoşgeldiniz. bu aralar felsefeye ve siteye yazma konusunda çok hevessizim nedense. açtığım ve bitiremediğim 2 topiğim var, beni bekliyor..

yazdıklarınıza elimden geldiğince cevap yazmaya çalışayım.

Bu arada bir sonraki hayata, karmaya inanmadığınızı, bir materyalist olduğunuzu söylüyorsunuz.
önce burdan başlıyalım. ben materyalist de değilim idealist de. ölüm sonrası yaşam konusunda ne bilimin bir deklarasyonu var ne de benim bir deneyimim

böyle bir durumda benim ifade edeceğim tek şey "bilmiyorum"dur..

"ölüm sonrası yaşam vardır/yoktur" gibi bir ifade inançtır, bilgi değil.. çünkü dediğim gibi bilim tarafından deklare edilmiş ve evrensel onayı olan bir veri değildir..

O halde madem ölümden sonra bir hiç var, yapabileceğimizi en önemli şey şu “biricik” hayatı “ıskalamamak”, o halde sizin en “kapalı bilinç” olarak tarif ettiğiniz ve huzur içinde hiçbir şeyden haberi yok sadece inancıyla yaşıyor olarak tarif ettiğiniz durum en ideali olmuyor mu?
dinler aslında insanoğlunu çok büyük bir zulümden kurtarır.. insanoğlu evrene baktığında buna bir anlam vermek/evreni okumak ister ama evreni bir "bütün/mutlak 1" olarak ortaya koyamadığı için hem kendi zihninde hem diğer insanlarla cebelleşip durur..

işte dinler bu kişisel zihin cebelleşmesini engeller, insana evreni bir "bütün/mutlak 1" olarak verir. ve kişi bilincine yansıyan evreni herşeyiyle "bildiğini zannederek" bir yaşam sürer. tanrısıyla, ölüm sonrası yaşamlarıyla vs..

o yüzden varolan dinlerden herhangibirine tam iman etmiş biri kendi içinde ve aynı dine inanan insanlar arasında huzur ve güven hissiyle bir yaşam sürer ve ölüp gider..

ama aynı huzur ve güven hissi tüm dünya insanlığına yansıdığında sihirli bir şekilde bozulur.. o güven ve huzur içinde yaşayan kişi/toplum farklı bir inançlı kişi/toplumla karşılaştığında işin için egonun diğer kompenentleri(milliyet, politika, ahlak vs) de girer ve bu iki topluluk insan olduğunu unutup insani olmayan çok ilkel bir şekilde birbirilerini öldürmeye yoketmeye kalkarlar..

farklı dinlere inanan insanlar dünya üzerinde biribirleriyle karşılaşmasalar ya da tüm dünya insanlığı tek bir dine inansa dediğinizde haklısınız.. insanoğlu derin bir uykuda mışıl mışıl uyuyarak güven ve huzurda yaşayabilir ve bu durum insanlık için ideal olabilir..

ama gördüğünüz gibi teizm düzeyi bilinçaçıkığında yaşayan insanların inanç içerikleri çok farklıdır.. ve binlerce yıldır biribirleriyle yaptıkları tek şey savaşmak..

Buddhistler, Hindular meditasyonu adam gibi yapsalardı şu anda Buddhist/hindu olmazlardı” demişsiniz ya da buna çok benzer bir şey demişsiniz (şu anda kelimesi kelimesine aklımda değil ve hangi sayfada olduğunu unuttum)

Başka bir yerde de “meditasyonun başarıya ulaşamamasının en büyük sebebi, çocuk yaşta başlanmamasıdır” demişsiniz. Şimdi, bildiğiniz (ya da bilmediğiniz) gibi, Tibet’te Budistler genelde 5 yaşında meditasyona başlarlar ve meditasyonu hayatlarının en önemli olgusu yaparlar, hem de bu işi savsaklayarak değil, disiplin ve ciddiyetle yaparlar, sizin meditasyonda deneyimlediğiniz olguların belki de çok daha ileri ve radikal versiyonlarını deneyimlerler ve bunları kitaplarında kelimelere dökmeye çalışırlar.

meditasyon henüz bilimin inceleyip de bilgi/yasa düzeyinde ortaya konulabilen bir olgu değil.. sadece kişisel deneyimler ve tecrübeler ortalıkta dolaşıyor..

yukarda alıntı yapılan meditasyon hakkında söylediklerim tamamen kişisel tezlerimdir..

-meditasyona çocukluk yaşta başlanılmalıdır

-hakkıyla yapılması derken trans halindeyken oluşan görüntüde o "parlak renk halesinin" deneyimlenmesi gerekir..

-ve belki de tüm bunlardan daha önemlisi kişi çok ciddi bir psikolojik travma(insanoğlunun tutunduğu tüm değerlerin bir anlığına sıfırlanması) deneyimlemiş olması gerekir..

bunlar arttırılabilir ama dediğim gibi bunlar tamamen kişisel deneyim ve tezlerimdir.. bilgi/yasa düzeyinde veriler değildir zaten..


Zira aynı şekilde birçok Hindu satguru, kendisine Hindu der ama “her din gerçeğe ulaştırma potansiyeline sahip kanatlardır ve hepsi de geçerlidir” yorumunu yapar (ki bu ifade Hindu kutsal Kitplarından da destek almaktadır zaten) ve hiçbir dindarla ya da materyalistle tartışmaya girmeye gerek de duymaz.

Zira kendisine “müslümanım” diyebilen, "hakikate ermiş" bir Sufi usta da hayata aynı bu şekilde veya sizin gibi bakabilir.

Şimdi bu örnektekiler de mi “aydınlanamamış” “tam derin uyku durumunda” bilinçkapalılığı halinde yaşamaktadır?
bir insan ben hinduyum, müslümanım, budistim derken neyi kastettiği çok önemlidir..

şayet bu dinlerin öğretisi olan ölüm sonrası yaşam/yaşamları kabuledip gerçeklik olarak algılıyorsa kişi derin uykuya girmiştir..

"hakikate ermek" insanın kişisel değil insanlığın kollektif bilincinin ortaya koyduğu bilimin işidir.. insanın kişisel erdiği şey en fazla onun kişisel beyin donanımının inancıdır.. sınanamayan, tekrarlanamayan, evrensel onay almamış bir veri hakikat/gerçek değil inançtır.. ve sadece o kişiyi bağlar, diğer insanları değil..

hakikate ermek kişiye bağlı olsaydı "hangi kişinin hakikati?" diye bir soru sormamız gerekirdi.. doğrular/inançlar değişkendir ama gerçek/hakikat tektir.. baktığında tüm dünya insanlığı "aynılığı" görür, farklılığı değil..

gerçek/hakikat bulutsuz bir gökyüzü gibidir, bakıldığında herkes aynılığı görür ve insan bilincinin yorumuna açık değildir, insan tarafından savunulmasına gerek yoktur..

doğru/inanç ise bulutlu bir gökyüzü gibidir, baktığında herkes farklı şey görebilir ve insan bilincinin yorumuna açıktır ve insan tarafından savunulmaya ihtiyaç duyar..

burda bahsettiğim şey de bilmek ve inanmak arasındaki "farkın farkındalığıdır"..


Alıntı ile Cevapla
  #658  
Alt 26-08-2022, 23:21
ilahimasal ilahimasal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Oct 2017
Mesajlar: 3.462
Standart

--güncelleme---
Alıntı ile Cevapla
  #659  
Alt 08-10-2024, 20:45
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.120
Standart

Konuyu guncellemek acisindan bir ekleme yapayim.

Insan varliginin temellerini inceledigimizde, kacinilmaz olarak kimyasal ve fiziksel sureclerle karsilasiriz, ancak bu gercek insani yalnizca maddesel bir varlik olarak tanimlamak icin yeterli degildir. Insani sadece maddeye indirgemek, tipki onu yalnizca ruha indirgemek kadar yaniltici olacaktir, cunku insan bedenindeki maddelerin etkilesimi, maddi olmayan surecleri ve yapilari da ortaya cikarir. Bilinc, dusunce, duygu ve ruhsal/zihinsel deneyimler gibi soyut kavramlar, maddesel temellere dayansa da, salt madde ile aciklanamayacak kadar karmasik ve cok boyutludur.

Insani sadece "molekuller toplulugu" olarak tanimlamak, gercegi cok dar bir cerceveden gormek anlamina gelir. Bunun yerine, insani maddi ve maddi olmayan sureclerin karmasik bir butunu olarak algilamak daha dogru bir yaklasim olur. Bu durumu DNA ornegiyle aciklayabiliriz. DNA, dort farkli nukleotidin diziliminden olusan bir molekuldur. Ornegin, "AGTCATGA" gibi bir dizilim, genetik bilgiyi temsil eder. Bu dizilim fiziksel bir yapidadir, ancak icerdigi bilgi maddi degildir. DNA'daki genetik kod, vucudumuzdaki bircok sureci yonlendirir ve ozelliklerimizi belirler. Ancak bu bilgi, fiziksel bir varlik degil, soyut bir durumdur. Tipki bir kitabin sayfalarindaki kelimelerin murekkep ve kagittan olusmasina ragmen tasidigi anlamin maddi olmamasi gibi, DNA'daki bilgi de maddi olmayan bir unsurdur.

Bu yaklasim, John Stuart Mill'in emergentisme atifta bulundugunu dusundugum bir ornek vereyim--kendisi aslinda empiristtir.-- Su, H2O'dur, ancak ortaya cikan sey 'SU'dur. Suyun kokenine (hidrojen ve oksijen) atifta bulunmak, ortaya cikan yeni ve farkli seyden (su) ayridir, cunku su yepyeni ozellikler kazanmistir. Benzer sekilde, DNA'daki genetik kod da maddi bir temele sahip olmasina ragmen, ortaya cikardigi biyolojik surecler ve ozellikler, bilesenlerinin toplamindan cok daha fazlasidir, iste bu yuzden insan maddedir denemez. Ancak, insan, duygulari, dusunceleri, hayalleri, istekleri, amaclari, deneyimleri, yasami, dogada etkisi-tepkisi bulunan biyolojik bir varliktir denmelidir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #660  
Alt 09-10-2024, 18:35
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

Ya Alvin

"Maddi olmayan süreçler" diye bi laf etmişsin.

Nesin sen, salak mı.

Maddi olmayan süreç dediğin ne menem bişeydir AMK.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Uyku sargon İslam 19 16-04-2013 21:26
Derin provakasyon Soda Politika 5 13-12-2009 03:03
Materyalizm ve Diyalektik Materyalizm nedir? Felsefeci 87 Felsefik Tartışmalar 16 10-06-2009 10:58
Güçlü Hafıza İçin, Yeterli Uyku Gerekiyor Ayejj Biyoloji 3 02-03-2009 17:06
İdealizm ve Materyalizm Üzerine Felsefik Tartışmalar 11 26-05-2008 02:41

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:06 .