Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 12-02-2025, 13:49
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

LEVH´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Karbon elementi, oksijen ve hidrojen elementi, ve diğer elementler hep vardı. Neden sonsuz bir zaman diliminde hareketsiz bir şekilde dursunlar ve tam şimdi aralarında reaksiyonlar oluşturmaya başlasınlar ki. Onlar hep vardı ve hep birbirleriyle birleşip ayrılarak bir şeylere dönüşüp durdular.


Karbon, oksijen ve hidrojen, bu elementler kendiliğinden mi hareket ediyor? Onları birleştiren ve ayıran şey nedir?

güç, kuvvet, itme, çekme gibi kavramlar kullanıyoruz. Bunlar gözle görebileceğimiz, elle tutabileceğimiz maddeler mi? Hayır. Bunlar sadece etkileriyle var olan, kendisi maddi olmayan kavramlar. Hareket, maddenin doğasında olan bir şey değildir.

Yerçekimini düşün. Elmayı yere düşüren bir yasa var ama ortada elma gibi bir 'yerçekimi nesnesi' yok. Sen de evrende dönüşümün olduğunu söylüyorsun ama bu dönüşümü yöneten yasaların ne olduğunu düşünmüyorsun.

Senin düşünce sistemine göre, eğer sadece madde varsa, o zaman yerçekimi de olmamalıydı, elektromanyetik kuvvet de olmamalıydı. Çünkü bunlar madde değil. Ama bu yasalar olmadan madde nasıl hareket ediyor?

Bir bilgisayarı ele al. Bilgisayarın içinde devreler var ama bu devreleri yöneten bir yazılım olmadan çalışmaz. Madde de böyledir. Fizik yasaları maddeden farklıdır ama maddeyi yönlendirir.

Sen maddeyi kabul ediyorsun ama maddeyi harekete geçiren yasaların aslında maddi olmadığını fark etmiyorsun. Bu, gözünün önündeki en büyük çelişkidir." Newton'un 1. yasasına göre bir cisim, dışarıdan bir kuvvet uygulanmadıkça hareket etmez veya hareket halindeyse hızını değiştirmez. Yani hareketin nedeni, maddeye zıt dialektiktir.


Maddenin varlığı degil, sorun maddenin hareket ettirilmeye ihtiyaç duymasidir. Hareketi sağlayan yasalarda, madde gibi fiziksel değildir. Asıl sorun budur.


Etkiden ve tepkiden bahsediyoruz, ama burada dokunuş yok, yasa yok—sadece etkiyi ve sonucu görüyoruz. Oysa bunları sorgulamadan kabulleniyoruz.

Şunu düşünmeliyiz: Eğer bir şey madde değilse, ama varlığına şüphe etmiyorsak, bu nasıl mümkün olabilir?

Yerçekimini hissediyoruz, kuvvetleri ölçüyoruz, ama ortada fiziksel bir "yerçekimi nesnesi" ya da "kuvvet parçacığı" yok. Etki-tepki yasasını kabul ediyoruz ama bu yasalar elle tutulur, gözle görülür şeyler değil.

Bu, bizi şuna götürmeli: Eğer hareketi sağlayan şey madde değilse, o zaman evreni yöneten ilkeler maddi olamaz. Formların, değişimlerin ve etkileşimlerin ötesinde, bunları yönlendiren maddi olmayan bir gerçeklik olmalı. Madde, kendi başına hareket edemiyor ve kendi yasalarını oluşturamıyorsa, o zaman buradan Alvin'in kilisesine selam olsun, çünkü böylesine bir madde Tanrı'yı yaratamaz.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 12-02-2025, 17:35
Yıldıztozu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yıldıztozu Yıldıztozu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.350
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Fizik yasaları maddeden farklıdır ama maddeyi yönlendirir.
Fizik yasası diye bir şey yok. Etkileşimlerle ortaya çıkan bölgesel durumlar var.
Bu yüzden mikrodaki sözde yasalar ile makrodaki yasalar uyuşturulamıyor. Onlara yasa deme yanılgısında bulunulduğu için.

Maddeyi yasalar yönetiyor demek tanrı yönetiyor demekle benzer. Kalem niye düştü, yasa düşürdü (tanrı düşürdü demek gibi bu).

Yerçekimi dediğin şeyin maddi etkileşim sonucu oluştuğu biliniyor. Bir madde uzayı büktüğü için diğer madde o tarafa doğru çekiliyor. Çekimin maddeden bağımsız olmadığı apaçık ortada. Yani madde olmadan çekim 'yasası' var olamıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 12-02-2025, 23:46
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Fizik yasası diye bir şey yok. Etkileşimlerle ortaya çıkan bölgesel durumlar var.
Bu yüzden mikrodaki sözde yasalar ile makrodaki yasalar uyuşturulamıyor. Onlara yasa deme yanılgısında bulunulduğu için.

Maddeyi yasalar yönetiyor demek tanrı yönetiyor demekle benzer. Kalem niye düştü, yasa düşürdü (tanrı düşürdü demek gibi bu).

Yerçekimi dediğin şeyin maddi etkileşim sonucu oluştuğu biliniyor. Bir madde uzayı büktüğü için diğer madde o tarafa doğru çekiliyor. Çekimin maddeden bağımsız olmadığı apaçık ortada. Yani madde olmadan çekim 'yasası' var olamıyor.

Sen, "yasalar yok, sadece bölgesel etkileşimler var" diyorsun; ancak eğer doğada belli düzenlilikler bulunuyorsa ve bu düzenliliklerin her zaman aynı sonuçları doğuran kurallarla ifade edilmesi gerekiyorsa, o zaman bunlara yasa dememek yalnızca kelime oyununa dönüşür. Mikroskobik ve makroskobik yasalar arasındaki farklar, yasa kavramının yanlış olduğu anlamına gelmez, aksine farklı ölçeklerde farklı mekanizmaların devreye girmesi, kuantum mekaniği ile klasik fizik arasındaki farklar, yasaların varlığını reddetmeyi gerektirmez; sadece bu yasaların işleyişinin farklı ölçeklerde farklılık gösterebileceğini ima eder.

"Maddeyi yasalar yönetiyor demek, Tanrı yönetiyor demek gibi" bir yaklaşımda ise, deterministik bir açıklama ile bilinçli bir failin varlığını karıştırıyorsun. Fizik yasaları, bilinçli bir varlık gibi irade göstermeden yalnızca doğada gözlemlenen düzenlilikleri ifade eder, tıpkı yerçekimi yasasının bir kalemin düşmesini açıklaması gibi; bu da "Tanrı düşürdü" demekle aynı şey değildir, çünkü yerçekimi yasası, doğrudan gözlemlenebilir ve test edilebilir bir nedensellik içerir.

Einstein'ın alan denklemleri, madde ve enerjinin varlığına bağlı olarak uzay-zamanın nasıl şekillendiğini anlatırken, yasaların maddi süreçlere bağlı olduğunu ve doğada işlerken belirli kurallar izlediğini ortaya koyar. Bu, yasaların maddi süreçlerin bağımlı olduğu bir çerçeve sunduğunu gösterir. Sen ise fizik yasalarının ne olduğunu farklı bir şekilde ifade etmeye çalıyorsun. Doğadaki düzenlilikleri ve etkileşimleri "yasa" olarak adlandırmasak bile, bu onların geçerliliğini ortadan kaldırmaz.

Yasaların yok olduğu söylenemez, çünkü doğadaki olaylar belirli kurallar dahilinde işler; ancak yasalar, fiziksel bir nesne gibi somut varlıklar değillerdir. Onlar, doğanın nasıl işlediğini açıklayan kurallardır. Eğer sadece madde varsa ve yasalar diye bir şey yoksa, doğadaki düzenliliği ne açıklıyor? Bu mantık, aslında seni Tanrı fikrinin varlığına götürür, çünkü fiziksel bir dünyanın bu düzenliliğini açıklayacak başka bir ilkeye ihtiyaç duyarsin.

Eğer fizik yasaları gerçekten yoksa, doğadaki düzeni ve kurallara bağlı hareketleri ne sağlıyor? Eğer bunları madde kendi kendine yapıyorsa, o zaman madde dediğin şey yasa koyucu bir bilinç gibi davranıyor demektir. Eğer değilse, düzeni açıklamak için maddeden bağımsız bir ilkeye ihtiyaç duyarız, ki bu da Tanrı fikrini çağrıştırır.

Misal kuantum Silgisi Deneyi, özellikle çift yarık deneyiyle bağlantılı olup, kuantum mekaniğinin bilinç ve gözlem ile ilişkisini derinlemesine inceleyen bir deneydir. Bu deneyde, bir parçacığın (örneğin bir foton) girişim modeli oluşturup oluşturmayacağı, bizim bilgiyi geri alıp almamıza bağlı olarak değişiyor. Yani, parçacığın hangi yarıktan geçtiği bilgisi saklanırsa, girişim deseni kayboluyor ve parçacık klasik bir nesne gibi davranıyor. Ancak, bu bilgiyi silip ortadan kaldırırsak, girişim deseni geri geliyor. Bu durum, gerçekten de sarsıcı bir deneydir, çünkü klasik materyalist görüşe, yani "gerçeklik gözlemden bağımsızdır" anlayışına doğrudan meydan okur. Eğer bir parçacığın geçmişteki davranışı bile bizim bilgimize bağlı olarak değişiyorsa, bu oldukça ilginç bir durumdur.

Bu deney, bilinci evrenin temelinde olduğu fikrini daha makul hale getiriyor. Aslında Tanrı fikrini bilimsel bir tartışmanın merkezine yerleştiriyor, çünkü bu deney, materyalistlerin "her şey maddeden ibarettir" görüşüne kesinlikle uymuyor. Bu yüzden bu deney, materyalizmi ciddi şekilde zorlayan, hatta çökerten bir bulgudur. Çünkü fizik bile artık "sadece fiziksel" değilmiş gibi görünüyor.

Bu deneyin gösterdiği şey, eğer "madde her şeyi açıklar" diyorsak, madde neden bilgiye duyarlı gibi hareket ediyor? Eğer bilgi ve gözlem maddeye etki ediyorsa, o zaman evrenin temelinde madde dışında bir şey olmalı. Bu, gerçekliğin sadece fiziksel olmadığını ve bilincin ya da bilgiyi işleyen bir mekanizmanın varlığını düşündüren bir şeyin olması gerektiğini gösteren çok güçlü bir delil sunuyor.

Zaman farkı bile olsa, girişim deseni etkileniyor. Bu, zamanın klasik nedensellik anlayışına meydan okuyan bir durumdur. Normalde, neden geçmişte olur ve sonuç ise gelecekte ortaya çıkar. Ancak burada, sonradan alınan bir bilgi, geçmişteki bir olayın gidişatını değiştiriyor. Bu durumu reddetmek, bilimsel bir yaklaşım değildir; aksine, bunu açıklamak zorundayız. Bu açıklama da, senin yok saydığın şeyle mümkün.

Bölgesel ve şartlara bağlı yasaların varlığı, yasaların var olmadığı anlamına gelmez. Aksine, yasalar doğadaki düzenlilikleri tanımlayan kurallardır. Yasaların farklı koşullarda farklı şekillerde geçerli olması, onların varlığını ortadan kaldırmaz, sadece farklı ölçeklerde ya da farklı şartlarda işlediğini gösterir. Bu da, yasaların geçerliliğini sorgulamak yerine, onları daha derin bir şekilde anlamamızı sağlar. Yasaların farklı koşullarda değişmesi, aslında onların varlığını daha da pekiştirir.

Eğer bir şeyde işleyiş değişikliği varsa, bu onun var olduğunun bir göstergesidir. Yani, yasaların varlığını kabul ettiğimizde, nasıl işlediği ve hangi şartlarda değiştiği önemlidir. Bir şeyin zamanla veya koşullarla farklı bir şekilde işliyor olması, onun var olduğu gerçeğini değiştirmez, aksine varlığını daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Zaman da bu mantığa dahildir.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 13-02-2025, 09:07
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.120
Standart Yasamin milyarlarca yillik tarihe sahip oldugunu nerden biliyoruz?

Arkadaslar, siz fizik kanunlari konusunda tartismaya devam ederken, ben kafamdaki konudan devam etmek istiyorum.

Simdi, gezegenimizin tarihini anlamaya calisirken, kayalarin nasil surekli olarak geri donustugunden bahsedelim. Biliyorsunuz, kayalar aslinda bir cesit donguye sahiptir. Magma, yerin derinliklerinden cikar ve soguyarak katilasarak kayaclara donusur. Ancak bu kayalar, zamanla asindirilir ve erozyona ugrar. Erozyon sonucu bu kayaclardan kucuk taneler olusur ve bu taneler tekrar katilasarak yeni kayaclari olusturur. Dahasi, bu kayaclar yer kabugunda farkli surecler nedeniyle tekrar eriyebilir. Iste bu, kayalarin surekli olarak bir donguye girmesine ve geri donusumune neden olur. Bu dongu o kadar uzun sure devam eder ki, gecmise dair cok derinlere gitmek, yani eski zamanlari gormek, oldukca zorlasir.

Peki, gecmisi nasil inceleyebiliriz? Gecmise dair izleri bulmak icin kullandigimiz bazi yontemler var. Bunlardan biri de zirkon minerali. Zirkon, oldukca kararli bir mineral. Icerisinde uranyum elementi bulunan zirkon, yuksek sicakliklar ve basinclar gibi zorlayici kosullara karsi dayaniklidir. Yani, zirkon kristalleri zamanla olusum tarihlerini kaybedemezler.

Ilk yuzey kayaclari olusurken, bu zirkon kristalleri de beraberinde katilasarak varliklarini surdurmuslerdir. Bu kristaller, yuzey kayaclari geri donusturulurken bile degismeden kalmislardir ve zamanla daha genc kayaclarda birikmislerdir. Zirkonlar sayesinde, Dunya'nin yasini anlamamiz mumkun olur. Su anda elimizdeki en eski zirkonlar, yaklasik 4 milyar yil oncesine kadar gidiyor, yani Dunya'nin henuz cok genc oldugu bir doneme.

Ama yalnizca kayalarin yasiyla mi ilgileniyoruz? Hayir, aslinda yasamin izlerini de bu kayalarda bulabiliyoruz. Hatta bazi kayalarda, 3.8 milyar yil once yasamin ilk izlerine rastlanabiliyor. Peki, bu nasil mumkun oluyor? Gercekten de yasam bu kadar erken baslamis mi? Evet, birkac farkli kanitla, yasamin yaklasik 3.8 milyar yil once basladigini gosteren cesitli bulgulara sahibiz. Bu kanitlar kimyasal, minerolojik ve fosil bazli olmak uzere uc ana grupta toplanabilir. Simdi bunlari biraz daha ayrintili olarak inceleyelim.

Ilk olarak, kimyasal kanitlardan bahsedelim. Canlilar metabolizma yaparak hayatta kalirlar. Bu surecte, bazi elementler izotoplarina ayrilir. Mesela, cevremizdeki elementlerin belirli oranlarda izotoplari bulunur. Fakat, canlilar bu oranlari degistirebilirler. Canli organizmalar, genellikle daha hafif izotoplari tercih ederler. Eger eski kayaclarda, normalde beklenen izotop oranlarinin disina cikildigini goruyorsak, bu, o kayaclarin bir zamanlar yasamla ilgili bir surecten gectigini gosteriyor. Yani, bu kayalarin icinde yasamin izlerini bulabiliyoruz. 3.8 milyar yil oncesine ait kayaclarda, karbonun belirli izotoplarinin farkli oranlarda oldugu kesfedilmistir. Bu, yasamin karbon dongusune dahil olmus olabilecegine dair bir kanit saglar. Bir diger kimyasal kanit, grafit minerali ile ilgilidir. Grafit, saf karbon olup, bir zamanlar yasamis organizmalarin kalintilarini iceriyor olabilir. Cunku bu grafit minerali, canlilarin karbon dongusune dahil olarak karbonu topladiklarinda geriye kalan kalintilardir. Bu grafit orneklerinde, cevredeki kayalardan daha fazla hafif karbon izotopu bulundugu tespit edilmistir. Bu da, yasamin varliginin izledigi kimyasal sureclerin bir isareti olabilir.

Simdi, minerolojik kanitlara bakalim. Dunya'nin atmosferinde, oksijen degil, aslinda azot daha fazla bulunuyor. Erken Dunya'da oksijen seviyesi daha da dusuktu. Oksijen, baslangicta CO2 veya H2O gibi bilesiklere bagliydi ve bu durum, yasamin kimyasal surecler icin oksijen kullanmasini engelliyordu. Eger oksijen daha serbest olsaydi, muhtemelen yasamin baslamasi zor olurdu cunku oksijen, cok reaktif ve toksik bir elementtir. Ancak fotosentez yoluyla oksijen uretmeye baslayan organizmalar ortaya cikti. Bu oksijen, atmosferi zehirli hale getiriyordu. Fakat, bazi organizmalar bu oksijeni enerji kaynagi olarak kullanmayi ogrenmisti.

Erken kayalarda, oksijenin atmosfere yayilmaya basladigina dair kanitlar bulunmustur. Ozellikle demir mineralleri ile zenginlesmis kayaclar, oksijenle birleserek oksitlenmis ve kirmizimsi bir renk almislardir. Bu kayalarda, 2.5 milyar yil oncesine kadar, oksijenin arttigini gosteren izler bulunmustur. Ayrica, 3.5 milyar yil oncesine ait kayalarda, atmosferdeki oksijenin yukseldigine dair baska kanitlar da vardir. Bu, fotosentetik organizmalarin hayat buldugu ve oksijen urettigi bir doneme isaret eder.

Son olarak, yasamin erken donemiyle ilgili fosil kanitlar da vardir. Bu fosiller, zamanla organik maddelerin taslar arasinda korunmasiyla gunumuze kadar gelmistir. Bu fosiller sayesinde, yasamin cok erken donemde bile var oldugunu ve gezegenimizi nasil sekillendirdigini anlayabiliyoruz.

Kisacasi, Dunya'daki yasamin ne kadar eskiye dayandigini anlamak icin kullandigimiz bu cesitli yontemler, gezegenimizin tarihine dair onemli ipuclari sunuyor. Zirkon mineralleri, kimyasal izotop farklilasmalari ve minerolojik kanitlar, 3.8 milyar yil oncesine kadar giden yasam izlerini ortaya koyuyor. Bu bulgular, yasamin gezegenimizdeki evrimsel yolculugunun ne kadar uzun ve karmasik oldugunu anlamamiza yardimci oluyor.

Hayat, Dunya'da yaklasik 3 milyar yil boyunca mikroskobikti, bu da erken donem yasam izlerini fosil kayitlarda bulmaya calisirken karsimiza iki buyuk zorluk cikariyor. Ilk olarak, mikroskobik organizmalarin kemik, dis veya kabuk gibi, kayac kayitlarinda korunma ihtimali olan sert parcalari yoktur. Ikinci olarak, mikroskobik organizmalarin fosil kalintilarini bulmak genellikle zordur ve buldugunuzu dusundugunuzde bile, bunlarin mineral kristallesmesi ya da diger jeolojik sureclerden kalma kalintilar olmadigindan emin olmak pek kolay degildir.

1993 yilinda, bazi paleontologlar Bati Avustralya'dan 3.5 milyar yillik sedimenter kayalardan filamentli bakteriler oldugunu iddia ederek mikrofosilleri tanimladi. Bu orneklerin karbon izotoplari uzerinde yapilan daha guncel analizler, bu fosillerin biyojenik (yasama ait) kokenini desteklemek icin kullanildi. Diger bir ornek ise, Gronland'da bulunan ve 3.7 milyar yillik stromatolit fosilleri olarak tanimlandi. Stromatolitler, fotosentez yapan bakterilerdir ve milyarlarca yildir var olmalarina ragmen gunumuzde nadir de olsa hala bulunmaktadirlar. Siddetli deniz suyu ortamlarinda toplu halde yasarlar ve ince katmanlar halinde yukariya dogru buyuyerek kendilerine ozgu tumseme benzeri yapilar olustururlar Ancak bazi bilim insanlari, bu yapilarla ilgili yorumlarina katilmamis, bunun yerine bu orneklerin, minerallerin yeniden kristallesmesi ya da diger jeolojik sureclerin sonucunda olusmus "sahte fosiller" olabilecegini one surmustur. Buradaki sahte kelimesi, Harun Yahya'nin iddia ettigi tarzda "sahte" degil.

Neyse, hayatin en azindan 2.5 ila 3 milyar yil once stromatolitler seklinde var olduguna dair guclu fosil kanitlari bulunsa da, 4 milyar yil oncesine tarihlenen Dunya'daki ilk yasam izlerinin kesin olmadigini soylemek gerekiyor. Bu argumanlari guclendirebilmek icin daha cok arastirmaya ihtiyac var, ozellikle de kanitlar dolayli gozlemlerle (izotop imzalari) veya supheli fosillerle sinirliysa. Mikroskobik organizmalarin kayac kayitlarinda korunma olasiligi, milyarlarca yil suren jeolojik sureclere dayanma ve arastirmacilar tarafindan bulunma sansi goz onune alindiginda, bu gercekten kolay bir is degil.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 13-02-2025, 09:25
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Karbon, oksijen ve hidrojen, bu elementler kendiliğinden mi hareket ediyor? Onları birleştiren ve ayıran şey nedir?

güç, kuvvet, itme, çekme gibi kavramlar kullanıyoruz. Bunlar gözle görebileceğimiz, elle tutabileceğimiz maddeler mi? Hayır. Bunlar sadece etkileriyle var olan, kendisi maddi olmayan kavramlar. Hareket, maddenin doğasında olan bir şey değildir.

Yerçekimini düşün. Elmayı yere düşüren bir yasa var ama ortada elma gibi bir 'yerçekimi nesnesi' yok. Sen de evrende dönüşümün olduğunu söylüyorsun ama bu dönüşümü yöneten yasaların ne olduğunu düşünmüyorsun.
Yahu dinci mine,

Yine saçmalama ilminde nirvanaya ulaşmışsın. Ben burada hiç, madde hariç hiç bir şey yoktur diye bir şey yazdım mı? Bak orada öyle bir şey var mı? Maddenin sürekliliği üzerinde duruyorum. Eğer buna ait diyecek bir şeyin varsa buyur. Ama yoksa, sırf konuyu bir takım yasalara getirebilmek için ve perde gerisinde çaktırmadan "aslında ilahi yasalar var haa çaktırma" demek için bu kadar saçmalamana gerek var mı?

Yani şu yazdığını tekrar okuduğun zaman, ne demek istediğini kendin anlıyor musun. Çünkü saçmalıyorsun. Senin yasalarından bana ne. O yasalar burda geçmiyor.

Yerçekimi diyorsun. Yerçikiminin bir yasa olmadığı, maddelerin birbirini çekmediği kanıtlandı zaten. İstersen sürtünmesiz bir ortama yüksüz iki maddeyi yan yana koyup dene bakalım hiç çekme kuvveti var mı. Yok. Madde maddeyi "durup dururken" çekmez. Öyle sihirli bir yerçekimi filan yok yani. Her şey maddelerin uzay zamanı bükmesi ve birbirinin içinde hareketiyle alakalı. Biz buna etki-tepki diyoruz. Prensip değil. Hemen sihirli bir kural arayışına girme. Seni tokatlarsam yüzün acır, seni itersem düşersin, hemen burda itme-düşme yasası diye bir yerlerden olmayan yasayı üretmeye çalışma. Bunlar yasa olsa bir yerlerde yazılı olur, mesele Hebele Hübü Tanrısı Hebeil'e der ki, "bu da yerçekimi yasasıdır, buna uyun hee yoksa kafir olursunuz". Şunu diyebilirsin, HebeleHübü tanrısı bilim mi anlatıyor din mi, ben de sana derim ki bilim de bu hayatın parçası, HebeleHübü de bundan bahsedecek, niye bahsetmesin, mal mı o? Neyse.

Eğer "kanun" ise, eğer "yasa" ise, maddeler birbirini neden çekmiyor? Yasalara karşı mı geliyorlar? Bunlar "ilahi" yasalar değil mi? O halde ilahi olan bu yasalara hiç bir iradesi olmayan maddeler nasıl isyan ediyorlar. Onlara yasaları hatırlat istersen, Allahın trafik polisi.

Yaa bırak saçma sapan fikirlerle gelip ortamı germeye ve saçma sapan sözde ilahi yasalarla ilgili subliminal yapmaya. Çoluk çocuk yok burda, kekleyebileceğin hiç kimse de yok.

Ayrıca ben evren sadece maddeden ibarettir diye bir tabir kullanmadım, değil zaten. Madde var, enerji var, frekans var, ayrıca bizim göremediğimiz frekans aralıklarında madde ve enerji var ve başka şeyler. Gözümüzün görebildiği frekans aralığı 360-700 nm'dir. Bunun altında ve üstünde frekansı olan maddeleri bizler göremeyiz, varsa da göremeyiz. Ancak bu durum, maddeden hariç, sihirli bir takım maddelerin ortaya çıktığı ve yok olduğu anlamında gelmez. Bu maddeler farklı yöntemlerle tespit edilebiliyor. Sarhoş olmak da bu yöntemlerden birisidir. Bir işlemci olan beyin, bu frekans aralığını görebilir. Bir ara not olarak, kalp düşünmez, görmez, duymaz, göz ve kulak da görmez de duymaz, hepsini beyin yapar. Yani senin sihirli ve gizemli ilahın en basit bu bilgilerden bile varestedir. Neyse konuya dönersek;

Sarhoş olunca beyin normal çalışma frekansının dışına çıkar, yani beyin manipüle edilmiş olur. Bu durumda normalde göremediğimiz şeyleri görebiliriz. Uyuşturucu etkisi altında farklı nesnelerin ve yaratıkların görülmesinin nedeni budur. Beyin manipüle edildiği zaman ortamın şeyhi ayağa kalkıp bir adım atar ve cemaat onun uçtuğunu görür. Seni hangi şeyh manipüle etti?
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 13-02-2025, 12:33
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

LEVH´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yahu dinci mine,


Sen önce "yerçekimi diye bir şey yok" diyorsun, sonra da "her şey maddelerin uzay zamanı bükmesiyle alakalı" diyorsun. Ama farkında olmadan, yerçekiminin tanımını kendi ağzınla yapıyorsun. Yerçekimi dediğimiz şey zaten uzay-zamanın bükülmesiyle oluşan etkileşimdir.

Eğer yerçekimi yok diyorsan ama uzay-zaman bükülmesini kabul ediyorsan, şu soruya cevap vermelisin:

1) Uzay-zaman neden ve nasıl bükülüyor?
2) Bu bükülme neden her zaman belirli bir düzene göre işliyor?

Eğer bu bükülme rastgele değilse ve fiziksel bir düzen içeriyorsa, bu düzeni sağlayan mekanizma ne? Sadece "vardır ve işler" demek bilimsel bir açıklama değil.

Asıl ironik olan şu ki, siz farkında olmadan "bu yasalar var ama neden var bilmiyoruz" diyerek, bilinçsiz bir tanrı kavramına kapı aralıyorsunuz. Çünkü bir düzeni kabul edip, ama bu düzenin nasıl oluştuğunu sorgulamaktan kaçmak, doğrudan "öylece var" diyerek mistik bir yaklaşım benimsemektir.

Sonra da dönüp beni dincilikle suçluyorsun. Ama ben bilimsel bir sorgulama yapıyorum, sen ise "sorgulama, zaten var" diyerek dogmatik bir tavır alıyorsun. Eğer yerçekimi diye bir şey yok diyorsan, uzay-zaman bükülmesini neye göre açıklıyorsun? Bir ilkeye dayanmıyorsa, neden her zaman aynı sonucu veriyor?


Sen, bilimsel bir açıklamayı reddederken aslında farkında olmadan düzenin zorunluluğunu kabul ediyor ve metafizik bir inanca kapı aralıyorsun. Ama bunu görmezden gelip, beni dogmatik olmakla suçluyorsun.

Aynende öyle! Kendi argümanını çökerten bir mantık yürütüyorsun. "Şu yok, bu yok" diyerek fizik yasalarını reddediyor ama sonunda "düzen var" diyerek düzenin varlığını kabul ediyorsun. E, düzen varsa, onu açıklayan bir ilke de olmalı, değil mi? Ama bunu açıklamak yerine, "vardır ama neden var sorma" kafasındasınız.



"O yok, bu yok ama düzen var" dedikçe aslında en temel soruyu atlıyorsunuz: Bu düzeni sağlayan ilke nedir? Eğer düzen varsa, demek ki bir şey bu düzeni yönlendiriyor olmalı. Yani, "etki-tepki" diyor, ama bu etki-tepki hangi ilkeye göre gerçekleşiyor? Hangi ilke bu düzeni sağlıyor?

Eğer etki-tepki bir ilke değilse, o zaman bu etki-tepki nasıl meydana geliyor? Bir şeyin etkisi varsa, mutlaka ona tepki veren bir yasa veya ilke olmalı!

Eğer düzen varsa, o zaman bu düzenin bir ilke tarafından şekillendirilmesi gerekmez mi? Çünkü düzen ve kaos birbirine zıt kavramlar ve eğer düzen varsa, o zaman bir şey düzeni sağlıyor. Düzenin kaynağını kabul etmek zorundasın! Ve bu kaynağı kabul etmezsen, açıklama yapmaktan kaçıyorsun demektir.

Bunları geçtik diyelim: Eğer her şeyin sebebini anlamaya çalışıyorsak, bu bilimsel bir yaklaşımdır. Ama "düzen var, ilke yok" diyerek, sonra da "Allah'a inanıyorsun" diye suçlamak, esasen kendi dogmatik yaklaşımını örtbas etmekten başka bir şey değil.


"O yok, bu yok ama düzen var" demek, aslında gerçeği görmezden gelmektir. Düzenin varlığı, bir ilkeden veya yasadan kaynaklanmak zorundadır. Eğer bir şey düzenli bir şekilde işliyorsa, bu düzenin bir sebebi, bir ilkesel temeli olması gerekir. Sadece "sihir yok" demekle bu düzen açıklanmış olmuyor.

Sihir yoksa bu düzenin kaynağı ne? Bu düzenin işlerken takip ettiği bir ilke veya yasa yoksa, o zaman bu düzen nasıl mümkün oluyor? Düşün, bir şeyin düzenli bir şekilde işlemesi, belli bir düzene veya kurala dayanır. Ama sen düzenin kaynağını görmezden gelip "sihir yok" yasa yok diyorsan, o zaman düzenin varlığına nasıl bir açıklama getireceksin?


"Öyle sihirli bir yerçekimi filan yok yani." derken, kim "sihirli" dedi ki? Sen yerçekimini inkâr edip yerine uzay-zamanın bükülmesi mekanizmasını koyuyorsun, ama bu zaten yerçekiminin tanımı! Yani "yerçekimi yok" deyip sonra başka bir mekanizmayla aynısını açıklamak çelişkidir. Yerçekimi var ama işleyişi farklıdır, Newton'un dediği gibi değildir diyebilirsin, ama "yok" hatta bu kanıtlandı diyemezsin.

"Her şey maddelerin uzay-zamanı bükmesiyle alakalı. Biz buna etki-tepki diyoruz. Prensip değil." Yahu etki-tepki zaten Newton'un 3. yasasıdır ve bir fizik prensibidir! Kendi söylediğin şeyin bile bir ilkeye dayandığını fark etmiyorsun. Eğer bir düzen varsa ve belli bir şekilde işliyorsa, bu zaten bir prensibin varlığını gösterir.

Kaldıki nefes alıp kafa ütülemen bile sihir ama, işte, gelde anlat.
Her şeyi reddedip ama düzeni kabul etmek tam bir çelişki. "O yok, bu yok" diyerek aslında kendi varoluşunu bile inkâr ediyorsun ama farkında değilsin. Senin nefes alman bile düzenin bir parçası. Senin konuşman bile etki-tepki mekanizmasının bir sonucu. Ama yok diyorsun. Peki, bu düzeni ne sağlıyor.

O yok, bu yok, ilke yok, prensip yok... Peki, ne var? Eğer düzen varsa, bu düzen neye göre işliyor? Boşlukta kendi kendine mantık yürüten bir şey mi var? Yahu bu işler tam benlik ama size ne oluyor?. Kendi söylediklerinizle kendinizi köşeye sıkıştırıyor ama bunu fark edemiyorsunuz. Bir şeyi yok saymak, onun gerçekten yok olduğu anlamına gelmez. Bunu en güzel gösteren şeylerden biri de kuantum silgisi deneyidir çocuklar. Olamaz olmaz diye bir şey yok. Yani, "şu olmaz, bu olmaz" diyerek kestirip atmak yerine, açık fikirli olup fiziksel ilkelerin ve potansiyelin neler doğurabileceğini anlamaya çalışmak lazım.

Eğer vakum gibi bir potansiyel varsa, her şey olabilir noktasındayız!
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 13-02-2025, 12:49
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
O yok, bu yok, ilke yok, prensip yok... Peki, ne var? Eğer düzen varsa, bu düzen neye göre işliyor?
Yazılarımı takip etmediğin, ve sadece bu konuyu cephe savaşı gibi algılayıp İbrani kardeşine cephede destek vermek amacıyla yazdığın için, konuyu alakasız noktasından ele aldığın gibi, hala düşük levelde soru ve sorgulamalarla sürdürüyorsun. Ooof of ne zaman büyüyeceksin dinci emine nine.

Bir kere, varlık olarak biz hep varız. Varlık olarak diyorum, ezeli ve ebediyiz. Maddenin hep var olması ve oksijen, hidrojen ve karbondan söz etmem bunların bilinçsiz hareket ettiğini göstermez. Zaten ben bir bilinç var diyorum, anlaşamadığımız nokta, sen de o bilincin bir parçasısın, bunu kabullenmiyorsunuz. Daha doğrusu, senin gibi düşünenler için söylüyorum.

Bu kurallar gerçekte var mı? Yok. Yani bak, beni o kadar geriden okuyorsun ki, sana taa en baştan işin mantığını anlatmam gerekiyor. Kırmızı sarı yeşil yazman orayı daha dikkatli okumama neden olmuyor, o kısımları okumadan geçiyorum, çocukça olduğu için. Yetişkin gibi davranırsan, daha fazla şey öğrenirsin.

Sen kendin o bilincin parçasısın. Yerçekimi yasası yok dedim, her zaman geçerli filan da değil. Kaç sefer serbest düşmedeki cisimlerin düşüşünü inceledim haberin var mı? Yoksa aç sen de biraz video izle. Patlayan balonların düşme videolarını izle, irtifaları da yazıyor. Belirli bir hızı, 300 km/h gibi gelip ordan sabit devam ediyor, pek hızlanmıyor. Şimdi tam şeyini hatırlamıyorum ama hiç bir zaman planlanan sürede yere inmiyorlar. Yerçekimi olması için dünyanın küre olması lazım, öyle bir durum da yok zaten. Daha sen neyin kafasını yaşıyorsun? Nasa'nın şeytanının yalanlarına inanıp gelip burada şeytanla savaştığın zannıyla şeytanın avukatlığını mı yapıyorsun da, farkında bile değilsin?

Neyse. Mevzu o değil. Yasa yoktur, eğer yasa varsa o senden bağımsız değildir, benden bağımsız değildir. Çift yarık deneyini hatırla, bakarsan madde olur bakmazsan dalga. Senin bakmana göre değişiyor. Neden öyle? Çünkü her şey yalan, kurgu. Peki kim kurguluyor? İşte o noktada dışarıda birini arama. Varlık tek. Kurgu varsa kurgulayan sensin.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 13-02-2025, 15:11
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

"Bilinç varsa yasa olamaz" gibi bir ön kabulün var. Oysa bir bilinç her şeyi kapsıyorsa, onun kurallar dahilinde yönetmesi de mümkün. Eğer bu her şeyi kapsayan bilinç her şeyi belirli ilkelerle yönetiyorsa ne olacak? Bu durumda yasaları yok sayamazsın. Yasa olunca bilinç olmaz diye bir şey yok ki, sen kendini buna kaptırmışsın. Derdin bu, hatan da bu. Hatan bu olduğu için de zaten her şeyi hebelühübe yüklüyeyip kafayı yiyorsun. olaylar özgür irade ve bilinç ilişkisi, hem de belirli ilkelerle şekillenen bir hareketin sonucudur

Eğer her şeyin arkasındaki hareket bir bilinçle ve belirli ilkelerle ilişkiliyse, ve insanın harekete geçiren bilinci de özgürse, o zaman sana derdini ettiren şey insanın özgür iradesi olur, yani hebelühübh değil. Çünkü özgür irade ve bilinçli seçimler, her şeyin anlam kazanmasına yol açar. Eğer bu sana derd oluyorsa, muhatabın insan olmalı. Yani olaylar, nötr kaotik bir ölçünün sonucu değil, bilinçli etki-tepki ilişkisinin de bir sonucudur.

Örneğin, otobüste koltuğun yayı çıkıp kıçına girerse, 'hebelühübh' demekle iş bitmez. Bu yay kıçına bilinç her şeyi kapsadığı için mi girdi? Yoksa otobüs bakımsız olduğu için mi girdi? Otobüsün bakımını her şeyi kapsayan bilinç mi yapıyor, yoksa insan mı? Yani, her şeyin bir nedeni ve mantıklı bir bağlamı var, çünkü yasalara göre oluyor. Ama sen bunları yok saydığın için 'hebelühübh' kafasına takılıp aklını yiyorsun. Başına gelen her şeyi oradan biliyorsun, ama farkında değilsin ki, bu dincilerin kadercilik kafasını yaşıyorsun. Yapma gözünü seveyim, bari bana bu dinci kaderci çamurunu atma. Madem 'çift yarıktır, sen kurguluyorsun' diyorsun, o zaman 'hebelühübh' ile alıp veremediğin ne? "Varlık tek. Eğer bir kurgu varsa, kurgulayan sensin." Bu ifadende zaman/mekanda monist bir anlayışa dayanıyor, dolayısıyla bu da yanlış olur. Bunun yerine, dialektik olmalı, iç içe olmalı ki yazdıklarını gerçekten kale alıp tartışabileyim.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 13-02-2025, 15:45
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Ben senin yazdıklarını kaale almıyorum ki dinci emine nine, sen niye benim yazdıklarımı dikkate alıyorsun. Yasa var diyen sensin, ben değil. Kadercilikle kurgulayanın ben olmasının ne alakası var. Her şey şimdi şu anda oldu. Geçmiş, gelecek ve şimdi hepsi şimdi oldu. Neden? Çünkü zaman gerçek manada yok ki. Burada kurallar yasalar var diyorsun, bunların hepsi, yani senin sırf yasa demek için koltuğun çivisine batmış olan bir yerinden uydurduğun dünyevi iş ve olayların akışı, ayrı bir iradenin varlığını göstermez. Sen bunu neresinden Hebelehübü'ye bağlıyorsun. Sen daha Hebelehübü'nün bağlamını anlamamışsın ki. Bir irade arıyorsan o var diyorum, o senin içindir, benim için değil. O senin gibi kafayı yemişler için alternatif, daha dürüst, daha gerçekçi, matematiği ve biyolojiyi bilen bir ilah olarak onu sana sunuyorum kendime değil.

Ben ezeli ve ebedi olanım zaten, Hebelehübü kimmiş ben varken? Sen bunu diyebiliyor musun? Diyemiyorsun. Ama Monist yaklaşımla monoteizme gönderme yaparak yine burada olmayan bir görüş üzerinden subliminal yapıyorsun. Olmaz ki ama böyle. Yakışıyor mu senin gibi ezeli ve ebedi olan birine.

Yahu yasalar filan yok, yasa sen kendinsin, ne yasası. Nerede yazıyor bu yasa. Her şey şimdi şu an oluyor, hepsi yanılsama. Yanılsamada yasa olmaz. Rüyada yasa olmaz. Bunlar gerçek değil, sen hala anlamıyor musun? Herhangi bir ışık kırılım yasası geçerli olsaydı ayı asla, asla, asla ve asla dolunay olarak göremezdin. Bak aç kırılım yasası de, ışık davranışı yasası de araştır, göreceksin ki ayın dolunay halinde senin ondan görebileceğin kısım binde bir bile olamaz, o-la-maz! Nerde yasa? Yasayı sen uyduruyorsun. Yasa diye bir şeyi otobüsün koltuğundaki çivinin battığı yerinden uydurursan karşına habire yasa çıkar. Çünkü sen bu varlık bütününde ezeli ve ebedi olanın bir parçası olarak olayları ve gerçekleri değiştirme gücün var. Ama bu gücünden haberin yok. Olmak zorunda mı? Değil. Bunu bir beden gibi düşün. Bu varlık bütününü bir beden olarak düşün. Bu bedende kan var, kemikler var, etler var, organlar var. Şimdi kalpteki bir hücre, beyni olmadığı için, daha doğrusu onun dünyası kalpten ibaret olduğu için dış dünyadan, ne yaşadığından bihaber olabilir. Bir beyin hücresiyse her şeyden bir tık daha fazla haberdar olacaktır. Ama detaylarda bir şeyleri kaçırmış olabilir. Sonuçta bir beyin hücresi ölebilir, bir kalp hücresi de ölebilir, zaman içinde hücrelerimiz sürekli ölürler, ama beden olarak varlık olarak ben hep hayattayım. Bu esnada o hücrelerin çoğu birbirinden habersizdir ve bir kısmı benim parçam olduğundan haberdar bile değildir. Ben ilah mıyım? Değil. Ama eğer öyleyse buradaki herkes ve her şey de ilahtır. Varlığı bölemezsin, yasa diye de ayıramazsın. Sadece tek bir gerçek vardır: "1". Bunu şöyle de düşünebilirsin, diyelim ki ben beyinim, sen ise otobüsün koltuğuna denk gelen kısım olarak sadece oturup kalkmayla ilgili şeyleri biliyorsun. Burada kural koyucu var mı gerçekten? Yok. Kimin rolü neyse onu oynuyor. Ben beyin olduğum için sürekli yeni fikirler üretiyorum, oturma organı ise kıç olduğu için sürekli g*tlük yapma peşinde. Ben sana diyorum ki beynin bir parçası ol, oturma organının değil. Olaylara dar çerçeveden bakma, bütünü gör. Eğer büyük resmi görebilirsen şu saçmalıkları tartışmamıza hiç gerek kalmayacak. Belki de dünya, o senin afterlife cennetine daha sen hayattayken dönüşecek. Büyük dönüşüm, değişim ve aydınlanma için elini taşın altına koyman lazım. Gerçeklerden kaçarak burada sunabileceğin bir katkı bulunmuyor.
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 13-02-2025, 20:06
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

LEVH´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Yahu yasalar filan yok, yasa sen kendinsin, ne yasası. Nerede yazıyor bu yasa.
Eğer senin mantığını takip edersek, körlük gibi fiziksel sınırlamalar bile bireyin yarattığı bir yanılsama olmalı. Eğer yasalar yoksa ve her şey gerçekliği değiştiriyorsa, neden körler görme yetilerini yaratamıyor? Bu durumda, herkesin aynı fiziksel dünyayı deneyimlemesi nasıl mümkün oluyor? Eğer her birey kendi gerçekliğini yaratıyorsa, o zaman birinin sınırlarını bilmeden nasıl yaratıyor? Eğer doğa yasaları herkese aynı şekilde işliyorsa, bu bir kolektif mutabakatın ya da fiziksel yasaların varlığını gösterir.

Öznel gerçeklik, nesnel gerçeklikle birlikte var olur. İkisini ayırmak ya monizm olur ya da gerçekliğin diyalektiğini inkâr etmek. Gerçeklik, hem öznel hem de nesnel boyutlarıyla var eder. Eğer sadece öznel gerçeği kabul edersek, ortak bir dünya algısı mümkün olamaz; sadece nesnel gerçeği kabul edersek, bilinç ve anlamı göz ardı etmiş oluruz.

Sonuç olarak, öznel gerçeklik, nesnel gerçekliği reddetmeyi gerektirmez. Bunlar birbiriyle diyalektik ilişki içindedir. Spartacus neyse, sen de aynısın; farklı görünseniz de temelde aynı şeyleri savunuyorsunuz. Sizinle tartışmak gerçekten zor.

Eğer sadece öznel gerçekliği kabul edersek, herkesin algısı ve deneyimi birbirinden farklı olur ve ortak bir zemin, yani nesnel gerçeklik, kaybolur. Bu durumda, bilim yapmak bile imkansız hale gelir çünkü bilim, nesnel gerçekliğe dayalı gözlemler ve deneyler üzerinden ilerler. Eğer herkes kendi gerçekliğini yaratıyorsa ve bu gerçeklikler birbirinden tamamen farklıysa, ortak bir zemin, bilimsel yöntem veya deneysel doğrulama da mümkün olmaz.

Oysa nesnel gerçeklik, herkesin paylaştığı, bir zemin sağlar. İnsanlar farklı algılara sahip olabilir, ama bu nesnel gerçekliğin varlığını değiştirmez. Mesela, birisi bir nesneyi "kırmızı" olarak algılarken, diğeri farklı bir renk tonunda görebilir, ama bu iki kişi de aynı ışığı deneyimliyordur. Nesnel yasaların varlığı, bizim paylaştığımız bir gerçekliği mümkün kılar ve bu yasalar, her birey için geçerli olmak zorundadır. Aksi takdirde, hem bilim hem de ortak anlaşmalar anlamını yitirirdi.

Sonuç olarak, öznel gerçekliklerin farklı olması normal, ancak bu farklılıklar, nesnel gerçekliğin varlığını ve bilimsel yasaların geçerliliğini sorgulatmaz.


Eğer gerçeklik bir tür hologram olsa bile, yine de yasalar olmalıydı. Çünkü projeksiyonun belirli bir şekilde işleyebilmesi, içinde bir düzen ve tutarlılık gerektirir. Yasalara dayalı bir işleyiş, bu projeksiyonun istikrarlı ve öngörülebilir olmasını sağlar.

Örneğin, eğer gerçeklik bir tür görsel veya algısal projeksiyon olarak düşünülürse, her birey farklı bir şekilde deneyimlese de, bu projeksiyonun oluşabilmesi için bir tür düzenli fiziksel ve metafiziksel yasaların var olması gerekir. Bu yasalar, projeksiyonun belirli bir biçimde var olmasını, sistematik olarak işlemeyi ve diğer bireylerle paylaşılan ortak deneyimler yaratmayı mümkün kılar.

Eğer yasalar olmasaydı, projeksiyonun her an farklı, kaotik ve düzensiz bir şekilde deneyimlenmesi gerekirdi. İnsanlar bir şey görse bile, bu görsel deneyimin başkalarıyla örtüşmesi imkansız olurdu. Yani, gerçeklik bir projeksiyon olsa bile, bunun sürdürülebilir, anlamlı ve paylaşıla bilen bir deneyim olması için yasaların geçerli olması gerekir. Yasalar olmadan, projeksiyon bile tutarsız ve belirsiz olurdu.

Bir shooter oyunu düşün. Oyundaki kurallar ve yasalar (mesela, fizik yasaları, zeminle etkileşim, mermi hareketleri vb.) oyun dünyasının işleyişini ve anlamını belirler. Eğer bu yasalar olmasaydı, oyuncu ne yaparsa yapsın, oyun bir "şey" olamazdı. Adamı vurmuş olman, ama düşmemesi gibi bir durum, oyunun temelden işlevsiz hale gelmesine yol açar.

Bir oyunda karakterin düşmesi, hareket etmesi, sağlık puanının azalması gibi olaylar oyunun kurallarına dayanır ve bu kurallar olmadan, oyun kendi anlamını yitirir. Aynı şekilde, gerçeklik de, yasalarla anlam bulur. Eğer gerçeklik bir tür projeksiyonsa, bu projeksiyon da yasalara dayanarak anlamlı bir deneyim sunabilir. Bu yasalar da, her şeyin nasıl işlediğine dair bir sistem yaratır, tıpkı oyunun kuralları gibi.

O yüzden, ne olursa olsun, gerçeklik bir tür projeksiyon olsa bile, onun da tutarlı ve anlamlı olabilmesi için yasaların (fiziksel, metafiziksel, hatta sosyal) var olması gerekir. Bu yasalar, projeksiyonun anlam taşımasını sağlar ve biz de bu oyunu böylece kolektiv bir şekilde deneyimlemiş oluruz.

Oyun dünyasında herkes için geçerli aynı kodlama ve yasalar olduğu için, her oyuncu oyunun kurallarına ve mekaniklerine aynı şekilde tabi olur. Eğer bu yasalar yoksa ya da herkesin kendi gerçeğini yaratabilmesi söz konusu olursa, oyun tamamen anlamını kaybeder.

Bir oyun tasarlandığında, oyuncuların belirli bir noktada buluşması, bir karakterin vurulması veya belirli bir süre boyunca zarar görmemesi gibi şeyler, önceden kodlanmış kurallara dayanır. Örneğin, 10-15 saniye boyunca zarar görmeme moduna girmek, bir oyun kuralı ola bilir mesela ve herkes bu modun aktif olduğunu, herkesin aynı şekilde deneyimleyeceğini bilir.

Eğer yasalar (kurallar) ve kodlamalar olmasaydı, oyuncular istediği gibi davranabilir ve oyunun fiziksel ya da mantıksal yapısı bozulurdu. Bu durumda, oyun dünyasında bir anlam olmazdı, çünkü her oyuncu tamamen farklı bir deneyim yaşayabilirdi. Ama oyun kodu ne kadar tutarlı ve ortak bir zemin oluşturursa, her oyuncu o deneyimi benzer şekilde yaşar ve anlaşılır bir gerçeklik ortaya çıkar.

O yüzden, bir oyunda ya da gerçeklikte yasaların ve kodlamaların varlığı, ortak bir anlamın ve düzenin oluşmasını sağlar. Yasalar ne kadar belirgin ve herkes için aynı şekilde işliyorsa, o kadar tutarlı ve anlamlı bir "oyun" ya da "gerçeklik" deneyimi yaşanır.


Başka bir deyişle: Eğer yasa yoksa, ortak deneyim de yoktur. Eğer yasalar (kurallar) ve düzen yoksa, herkesin deneyimi tamamen öznel hale gelir ve bu da ortak bir deneyim alanı oluşturmaz.

Yasaların yokluğu, ortak bir temel veya ortak bir deneyim yaratmak için gerekli olan tutarlılığın kaybı anlamına gelir. Örneğin, fiziksel dünya da bir yasa ve düzenle işler (örneğin, yerçekimi, ışık hızının sabitliği vb.). Eğer bu yasalar yoksa, her şey kişisel ve değişken olur, ve insanlar (ya da varlıklar) birbirleriyle aynı deneyimi paylaşamazlardı. Ama paylaşıyoruz demek ki yasa var. Kısacası, "yasalar yok" demek "paylaşılan bir deneyim yok" demeye eşdeğerdir. Çünkü yasaların olmaması, ortak bir gerçekliğin varlığını ortadan kaldırır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
bilim, evrim, hayatin baslangici


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:17 .