Ahlaksız hele hoşgeldin, sorduğun bir soruya (Terörle ilgili) verdiğim cevaba tepki verip küsüp gittin sanmıştım, malum insanlarımız farklı görüşlere, görüşlerinin eleştirilmesine de tahammül edemiyor, elbette ben bunun temelinde kişisel sebeplerden ziyade, yine inanca dayalı, dini ideoloji ve sağladığı kalıtsallığın(doğru ve tek doğrunun kendisi olduğu*) üzerimizde bıraktığı toplumdal etki, verili koşulda hali hazır ve kalıp olarak gelmesi, dayatılması bakımından da başka türlüsünü bilememe, başka türlü düşünememe kaynaklı görüyorum. * Burada kastedilen "doğru" bir yükleme işiyle ilgili, yani söylemin gerçekten dayanaklarıyla doğru-lanması- olması değil, ben böyle düşünmüşsem doğrudur, ben bu alanda ihtisas yaptım, ben bu alanda diz kırdım, ya da zaten bu alanda koca profu, alimi okudum, alimlerden daha mı iyi bilinecek vb. yüklenimi(oysa kıstas, ilkeler önemlidir, "e göre, e dair" bu olmadı mı irdelemek de mümkün olmuyor. Örneğin teröre başvuran bir devletin, yandaş profu eylemin terör olduğunu veya bir konu menfaatine olmadığı bir durumda, aslını söyler mi? Çoğunlukla söylemez, o sebeple irdelemek önemli.).. Yoksa insanlar tartışmalı, tartışabilmeli, hatta -kişisel olmamakla, görüşünün kavgası anlamında- kavga da edebilir, kavga etmeleri tek doğru inancıyla farklı, tek doğru inancı tam tersi işlev sağlar, tartışmaya tahammül edemediği için kavgadır, tartışmaya tahammül edemediği için kavga etmektense rakibine karşı kendi şahsını öne sürüp, sitem eden veya direk yönelen veya ortamı kötüleyerek, terketmekle ilgilidir, çünkü o tek dorğu kendisi olduğu ve bunun tartışılmasına tahammül edemediği için, engel olabilmek için ya rakibini, ya da bir baskı, şantaj unsuru olarak kendisni ortaya koymuştur.
Söylediklerine hem
usül hem de esas açısından
katılıyorum. Yine de
"kısıtlanamazlığın kısıtlanması" durumu da vardır. Elbette AKP ve hizmet ettiğinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz, o çerçevede
hukuk aramanın imklansız olduğunu da. Normalde bu işler, ancak
hukuki çerçevede yapılabilir ve bu gibi durumlarda bağımsız kurumlar olmalıdır. Bu kurumlar da keyfi ve kafalarına göre değil, belirli kriter ve kıstaslar, objektif ilkeler esasına dayalı olarak iş yapmak zorundadır.
1.) Örneğin bir insan bir ayet tefsirinde "Bu Allah'ın sözü olamaz, çünkü ..." diyerek, görüş ve düşüncesini aktarıyor, yorumluyorsa, bu ifade nesnel bir izaha dayanıyor ve açıklanabiliyor, eleştirilebiliyorsa bu tür ifadeler kullanıldı diye ilgili tesif çalışmalarının yasaklanması hem hukuksuzluk hem de suçtur. Bu kısıltama suçudur.
2.) Yeri geldiğinde kısıtlamama da bir hukuksuzluk, suç olabilir. Örneğin aynı kişi, aynı ayeti sunarken, ayeti keyfi bir biçimde değiştiriyor, üzerinde kalem oynatıyor veya tamamen alaksız biçimde boca ediyor ve ardınca görüş beyanından ziyade toplumsal bir dayatımda bulunnmak namına veya sırf kötülemek namına kullanıyorsa da hukuku(serbestiliği) ihlal ediyor demektir.
Ve evet, aslında Türkiye, kısıtlanamazlık üzerinden hukuki ihlallerde bulunanların çoğu, hukuki ilkelerle ters düşmektedir. Burası, sözde rivayetler, mesnetsiz hikaye, hadisler, bilinçli bir biçimde çarpık ve çarpıtılmış ayet yorumları üzerinden, topluma bir çok dayatımda bulunan şarlatanlar ülkesidir.
İşte AKP ve AKP'nin Diyaneti, tam da bunu yani 2 nolu olanı yapmak için, 1 nolu kullanarak hukuksuzluğuna kılıf oluşturmaktadır. Kısaca Diyanet İslam'ın günümüz dünyası, toplumu, bilim ve akıl, mantığıyla çelişen nesi varsa, hiç bir çelişkisi olmayan, eleştirlebilir hiç bir yanı bırakılmamış veya eleştirilemez biçimde sunulmuş ve toplum üzerinde menfaatleri temelinde daim bir egemenlik koşulu oluşturmaya çalışıyorlar.
AKP'den hukuki bir adım beklemek, samanlıkta iğne aramak gibidir ve eğer hukukiymiş gibi görünen ufacık bir parçaları varsa, onun da altında hukuku çiğneyebilme, kendini meşrulaştırma istemi yatar.
Şimdi denebilir ki "Etik Kurulları" gibi mi? Evet bir bakıma. Aslında "etik" kelimesini de tercih etmiyorum, yerine "ilke" kelimesini kullanmak, günümüz koşullarındaki tanımların sağlıksızlığından dolayı daha anlamlı buluyorum ya da, ahlakı referanslayan her türlü tanımlarımızı değiştirmek, yerine hukuku esas almak durumundayız. Çünkü toplumsal hukuk çerçevesi esas alındığında hukuka rağmen ahlak, mecvut koşullar açısından da baskı, kısıtlama, iradesizleştirme, hükmetme, istismar kısaca
hukuksuzluğun meşruiyeti olmaktan öteye gitmemektir. Ama "vicdan" denilebilir, doğru, ancak ahlak, vicdanla ilgili değildir, vicdan ahlakında üstündedir ve dahi vicdan belirleyici bir ölçüttür, ki hukuk, vicdanı da önemsemek zorundadır, çünkü vicdan insanın doğasından yalıtılamaz bir empati, empatiye dayalı kıyas(mantık), bir hak ölçütüdür de. Kısaca ahlaklı değil vicdanlı, hukuklu olunmalı...