Avrupa'da milliyetçilik = sahte sağcılığın(esasen gericilik) yükselişi iyi bir şey değil, hatta aksine Avrupa'yı geriye, çöküşe götürecek, belirli bir azınlığın yağma, istismar, sürü psikolojisi, ucuz sömürü menfaatlerine dayalı potansiyeli temsil ediyor(ister din ister herhangi bir sosyo-kültürel aidiyetin siyasallaştırılıp, kutsallaştırılması ve üzerinde hamasetle tepinilmesi, ileri de değildir, muhafazakar da değildir, düpe düz gerici veya bazı hallerde haramiliktir). Zaten kaldı ki egemen olan feodal devletler değil ve artık yurttaş, vatandaş, birey ve temsil hakkı sorunu kalmadı, dolayısıyla ümmetçiliğe karşı benzer bir, ekonomi-politik, bilimsel temeli olmayan subjektif birlik, istismar, tabu, kutsal siyasetine veya hamasetine de gerek kalmadı. Bu bağlamda milliyetçilik, mezhepçilik, dincilik tandanslı(eğilim, tendance) hareketler 20 ve 21. yüzyılda ülkelere, toplumlara sadece zarar vermektedir. (feodal monarşiye karşı kurumsallaşma ve siyasi olarak güç, örgütlenme, kendini ortaya koyma v.b. adına muazzam yarar sağlamışsa da, o devirler geride kaldı, o zamanın gereği olarak kaldı ve başından beridir Türkiye'nin güçlü bir ülke olmasının temelini ekonomi, sanayi, toplumsal birlik, sosyal adalet, laiklik, cumhuriyetçilik(sisteme göre, gerçekten devletin, gerçek ve kamuca denetlenebilir ve kamuya/halka, vatandaşa hesap veren ve kamu yararına varlık gösteren kurumlardan oluşması) temsil ediyordu, peki ne oldu? Zübük(zibik) siyasetiyle varlık kazanmış bürokrasi hakim oldu ve ellerinde de afyon olarak ya dincilik ya da ırkçılık vardı, bütün varlık, ilerleme, ekonomi, olması gereken ne varsa ezan, bayrak gibi sembollerle saf dışı bırakıldı, popülist hamasetle, her şeyi istismar ettiler, akla, hayale gelecek her şeyi, korkunç suçlar işlediler, korkunç şeyler yaptılar, ama 3-5 sembolle aldatıp, kullaştırmayı başardıkları ve kamplaştırıp, birbirine düşürdükleri cahil toplumca kahraman ilan edildiler ve bunlar zaten Osmanlı bürokrasisi idi(özellikle Osmanlı Derin devleti İ. Terakki v.b.), puslu, daima çatışmalı, iç, dış düşmanlı havayı, entrika seven, provokasyon, komplosuz varlık sebebi kalmayan bunlar, bukalemun gibi kılık değiştirip, herkesi aldattılar, artık herkes ya vatan haini idi, ya da vatansever(kriteri ise basit, meze olarak kullanılan sembollere, geriye kalan her şeyi önemsizleştirir biçimde tapmak, feda olmak, o kadar, olmuyorsan hainsin. Çocuklara bile, 6 yaşındaki çocuklara bile, "varlığım Türk varlığına armağan olsun" dedirttiler, oysa doğrusu tam tersidir(insanın her türlü sosyo-kültürel edinimleri, ekonomi-politik edinimleri, insanı yaşatmak içindir, araçtır ve üstelik kendiliğindendir) ve insan ve sosyal hayatın bu denli değersizleştirilmesinin, yeni türde tabu, dinsel motiflerin hakim kılındığı-olduğu bir ülkenin varacağı nokta burası, toplumda mürit olacaktı))...
İddia edilenin aksine SİYASAL milliyetçilik, mezhepçilik, dincilik, ümmetçilik gibi çağın gerisinde kalmış anti laik, ekonomi-politik, sosyal, toplumsal dokuyla ve yurttaş hukukuyla da uyuşmayan gerici, sembolik subjektif hamasetler, sadec Avrupa değil dünyanın bütün diğer ülkelerine zarar vermektedir. Aksine bunlar verili(veri-bilinen, güncel, elde olan) sistem ve koşullarda bağımsızlığa, özgürlüğe, çağdaşlaşma ve ileri gitmeye karşı örülmüş birer set, kale duvarı gibi dikilmekteler...
Milliyetçilik, Avrupa'nın nesini kurtaracak? (Ukrayna'yı dahi bu hale sürükleyen aynı hamasi, zübük milliyetçiliktir ve elbette üzerlerine düşeni yaptılar, yapacaklardı, ülkeyi soymak, toplumu üstelik nazi artığı bir pespayelikle, illegal, paravan silahlı, silahsız örgütleri, entrika, provokasyonları da dahil ederek, kamplaştırmak, hırsızlar bürokrasisi oluşturmak, kişisel menfaatleri uğruna, onun, bunun soytarısı, yaveri olmak)... Avrupa haydut devlet ABD, İngiltere v.b. kıçında ve yönlendirmesiyle tongaya düşürüldü, köşeye sıkıştırıldı, kör milliyetçilik nasıl kurtaracak? Milliyetçilik ekonomi, politik değil, insan gereksinimleri, insan, sosyal canlı, toplum ve gündelik hayat, ilişkiler ve işleyişinde, gerçekte ekonomi-politik alanın %0,1'ine dahi tekabül etmez(çünkü bu bir model değil, biyolojik bir fark, farklı bir canlı türü de değil, bir ekonomi, politik, iradi veya teorik bir temele dayalı olarak seçilen bir yol, strateji-taktik, üretim, tüketim ilişkisi v.s, v.s. değil ve elbette her insan edinimi gibi onunda kökeninde ekonomi yatar, ancak bu onu(ortak dil ve kültüre sahip topluluk!) ekonomi veya ekonomi-politik bir dal, kurum, özelde planlamış politik ihtiyacın ürünü yapmaz), o sadece sosyo-kültürel özünden, zenginliğinden(sosyo-kültürel!) kopartılıp, dejenere de edilip, temel bağlarıyla da kopartılarak, içleri boşaltılarak siyasallaştırılıp meze olarak kullanılıyor. Yükselen milliyetçilik olsa olsa çöküşe götürüyor, çünkü bütün ekonomi-politik yönlü sistemlerin şu ya da bu olmasından bağımsız olarak, işleyen sistemin kendi kuralları koşullarında, bir ülkenin sağlığı, öncelikle o ülkenin ekonomi politiği, sosyal, toplumsal doku(kamplaştırma ve zübük siyaseti, hamasetinden kurtulmak), laikliği(! siyasal milliyetçilik = anti laiktir) gerçek anlamıyla tesis etmek, sosyal adaleti sağlamış olmaktan, sosyal esaslardan(!devlet kamu kurumu olmayacaksa ne olacak?), kısaca esasen lojistikten geçer(savaşları aslında ordular değil, orduları, teçhizatına değin besleyen lojistik(ekonomi-politik durumdan, sanayi, üretim, sosyal adalete, hukuka, toplumsal bütünlüğe değin) kazanır veya kaybeder)... Hukuktan söz ediyorsak, kamplaştırmayı değil sosyal adaleti esas almak gerekir çünkü bölgede bilhassa son 200 yıldır hakim olan feodal fetih, insan ve sosyal özneyi hiçe sayan feda hamaseti ekonomileri değil.
Suriye ne kadar milliyetçi olursa olsun ayakta kalamazdı, çünkü çağdaş, hukuki ve siyasi normlar, yani esasen lojistik yoktu, hakim olan brokrasiydi(Türkiye'de de olduğu gibi ve bu tarz devlet modelleri feodal devlet modelleridir, Osmanlı'dan miras) toplum başından beridir Arap milliyetçiliği saçmalığı, monarşi üzerinden, resmi ideoloji eliyle v.b. kamplaştırılmıştı ve o hale gelmişti ki, ordu maaş alamıyor, gıda, mermi sağlamak dahi temel sorun haline geliyordu(ne dinciliği, ne milliyetçiliği, hikaye, göz boyama, aldatma, dinci aldatılmış kitlenin hak, hukuk, iş, aş, ekmek, su dememesi gibi, diğerleri de aynı kafadır, insana, sosyal hayata, ekonomi-politik ve gereksinimlerine dair ne varsa uzaklaştırılmışlardır, öyle afyonlu bir psikoloji halindedirler ki, tarifi kolay(hüloooğ, trollerin elinde 3-5 kutsallaştırılmış politik sembol istismarıyla oyuncak olmuş bir toplum), ama çözümü zor)(!)
Yakın tarihe baktığımızda dahi görürüz, nerede milliyetçilik, dincilik, mezhepçillik, kabilecilik resmi ideoloji yapılmış o ülkeler, hükümetler veya her ne iseler çöküşe veya manda olmaya, arada, kendi sahtekarlıklarını hem perdelemek hem de kendilerini hakim kılmak adına milliyetçilik, dincilik, ezan, bayrak gibi ortak değerleri kutsallaştırıp, menfaatleri adına kullanan bir avuç işbirlikçi bürokratın, derin devlet mafyasının, siyasetçi, gazetecisinin saltanatına sürüklenmiştir, çünkü dincilik, milliyetçilik, yığınları, bütün toplumu aldatıp, bilim, akıl, mantık dışı sözde siyasi görünen bir avuç azınlığın harami saltanatı içindir... Ve bu tür azınlıklar için önemli olan sadece, ama sadece para kasaları, servetleri ve elbette sürüyü elde tutma v.s. gayretidir.
Ulus devlet demek, her ne kadar feodal sistemin hakim olduğu dönemlerde bir çıkış,i alternatif idiyse de, siyasal milliyetçi devlet demek değildir, devletin dini, mezhebi, milleti olmaz(varmış gibi görünüyorsa da bu bir aldatmaca, aldanma olur) ve ister devlet ister bir yığın sosyo-ekonomik, sosyo-politik kurum ve kuruluşlar olsun, tüm bunların kaynağında olan şey ekonomi, sosyo-kültürel edinim ve ihtiyaçlardır(örneğin dil, insanın iletişim kurmak için kullandığı bir araçtır, çıkış sebebi budur, dilin de milleti, dini, mezhebi v.s. olmaz, ancak o sağladığı toplumsal birlik çerçevesinde milli, ulusal bir yapıya kavuşur(milliyet veya milliyetçi değil, kurumsal anlamda, işte ulus devlet tabiri de kurumsal bir tabirdi, feodal ümmetçi devletlerin olduğu gibi alınıp, yerine milliyetçiliği koyması anlamına gelmiyordu)).
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (Dün Saat 14:34 ) değiştirilmiştir.
|