|
Mevlana'yı, bu tür konuları aşmış bir insan olarak görüyorum. Bu öykülerin sexle, porno ile vs. ilgisi yoktur. Hepsi ibretliktir, sonucunda insana bir ders verir, düşündürür. Nitekim öykülerin sonunda bu öyküden çıkarılacak dersleri sıralar, öğütleri verir.
Farzedelim ki bunlar yakışmamıştır Mevlana'ya. "Bu öyküler olmasaydı daha iyi olurdu." diye düşünenler olabilir. Şems'le olan yakınlığını normalin ötesinde görüp de şüphe duyanlar olabilir.
Bir bakıma da bunun iyi bir tarafı var. Böyle önemli, büyük insanların putlaştırılmasını önlemiş oluyor bunlar.
Benim Mevlana'dan, Yunus'tan ayrıldığım birçok nokta var, bu öykülerin yeri yok bunlar arasında. Öyküleri hiç önemsemiyorum dahi. Ama onlarda bulduklarım o denli önemli ki diğer katılmadıklarımın önemi kalmıyor.
|
Bu alıntıladıklarımı biraz daha açmak istiyorum.
Çünkü genellikle insanlar bu noktalarda yanılgıya düşüyorlar.
Mevlana'nın 25.000'i aşkın beytinden sadece 5-10 tanesindeki cinsel içerikli öyküye takılanlar çok.
Bunun sebebi insanların, herhangi bir konuda önder, lider, örnek olan kişilerde herşeyi 4/4'lük aramasıdır.
İnsan bu arayışı kendi değerlerine göre yapar. Ama herkesin değerleri farklıdır. Dolayısıyla bir insanın herkese, her kesime, her bakımdan kendini beğendirebilmesi mümkün değildir.
Örneğin, dindar bir kişi peygamberleri hatasız, her yanıyla mükemmel görür. Bu arayış nedeniyle de peygamberler birtakım uydurmalarla şişirilir, efsaneleştirilir. Ama meraklısı, detaylara indiğinde gerçeklerle yüzyüze gelir ve hayal kırıklığına uğrar. Muhammed bunun en basit örneğidir.
Atatürk de öyle. Bazıları "Bana ne içkisinden, sigarasından, aleminden" demez, bunları öne çıkarır. Sanki kendisine uygun put arıyor, tanrı arıyor.
Benim için eğer bir milli futbolcu görevini yapıyor, başarılı oluyorsa kafidir. Onun hangi partiyi tuttuğu, nelerden hoşlandığı, nereli olduğu vs. konular ilgilendirmez. Yeter ki o futbolunun yanında bunları öne çıkarmasın.
Mevlana ve Yunus gibi ,şarlatan olmayan hakiki tasavvufçular da, tasavvufi yapılarıyla, insani değerleriyle ve verdikleri mesajlarla önemlidir.
Kimse onlarda tam bir müslümanlık aramasın, bulamaz.
Sonra başlar: "Niye Tanrı diyor?" "Niye içki içiyor?" "Niye müzik çalıyor, dinliyor, oynuyor?" demeye.
Kimse onlarda milliyetçilik, vatanseverlik aramasın. Yoktu çünkü o zamanlar. Ümmet vatanı vardı. Ne Selçuklu onların milletiydi, ne İran, ne Moğollar.
Kimse onlarda İsa'nın, Hallac'ın deli yüreğini de aramasın. “Ben ve Hallac aynı şey idik. Ne var ki o sır’rı açığa vurdu ben sakladım.” der Mevlana.
Mevlana insanı hor görmez. Bırakın insanı, hayvana da, bitkiye de, eşyaya da sevgiyle yaklaşır.
O, inancı nedeniyle kimseyi aşağılamaz. "Namaz kılmayanı dövün" demez. " Dinden döneni öldürün" demez. Aşkı, sevgiyi, hoşgörüyü herşeyin üstünde tutar. Fanileri sevmeyen Tanrıyı sevemez. Mecazi aşkı yaşayamayan gerçek aşkı bulamaz.
Sonuç olarak mevlanacılık, Yunusçuluk diye bir izm de yoktur, olmamalıdır.
Onlar bir düşünce sisteminin, bir felsefenin öğeleri, temsilcileridir. Bu sistemde Pisagor da vardır, Platon da. Platonus da vardır, Farabi de. İbni Sina da vardır Mevlana da.
Çok basit bir düşünce farklılığından dolayı, bir taşın farklı yere konmasından dolayı yolları ayrılan farklı felsefelerde görülen çok değerli düşünürler de dahildir buna. Çünkü araları bir pamuk ipliği ile ayrılmıştır. Koparın pamuk ipliğini kavuşurlar birbirlerine. Dolayısıyla Aristo'dan da bal alırsınız, İbni Haldun'dan da. İbni Rüşd'den de esinlenirsiniz Nietzsche'den de.