Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 25-01-2007, 18:59
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Cahiliye döneminde Araplar cenazelerini yıkayıp kefenlerler ve ölü için dua
ederlerdi. Ölünün velisi cenaze tabuta konduktan sonra ayağa kalkar “ Allah’ın rahmeti
senin üzerine olsun” der, yakın akrabasından en büyüğü onun iyiliklerini sayar ve onu
gömerdi. Bundan sonra ölenin mezarının yanına bir deve getirilir, devenin başını
sırtından arkasına veya göğsünden karnına doğru bağlarlar, boynuna bir halka takarlar
ve ölünceye kadar mezarın yanında bırakırlardı Araplar buna Beliyye derlerdi(Çağatay,
1982: 138 ; Günaltay, 1997: 13).

İbni İshak’ın belirttiğine göre; risaletin onuncu yılında Peygamber’in amcası Ebu Talip öldüğü zaman oğlu Ali’ye onu yıkayıp kefenlemesini ve defnetmesini emretmiştir. (İbn İshak, 1981: 223).
Bedir harbinden sonra ölen Ebu Leheb’de üzerine su serpilerek yıkanmış ve gömülmüştür.
(İbn Sa’d, 1989: IV, 74).
Cahiliye adetlerinde ölünün nasıl yıkandığıyla ilgili ayrıntılar bilinmemekle birlikte ölünün soğuk suyla yıkandığı Evfah el-Evdi’in şu şiirinde görülüyor; “Beni yıkayacakları soğuk bir su getirdiler” (İbn Habib, [t.y.] : 320)

Yine cahiliye döneminde bir kimse öldüğü zaman bunun özel bir ilan şekli vardı.
Bir kimse öldüğü zaman içlerinden biri halkın içinde “ filan kişi öldü, cenazesinde hazır
bulunulsun” diye bağırırdı. Buna “Na’y” denilirdi. (Ateş, 1996: 86)

Cahiliye devrinde kocası ölen kadın, bir yıl mağaramsı bir kulübeye kapatılır,
kimseyle temas etmez, yıkanmaz, saçlarını taramaz, tırnaklarını kesmezdi. Hatta bu
devrin Arapları arasında, ölümünden sonra kendisi için bağıra çağıra, iyiliklerinin
sayılarak ağlanmasını vasiyet edenler bile vardı. Böyle yas tutmayı Peygamber yasaklamış, sadece ölenin hatırasına hürmeten yakın akraba için üç gün, koca için de dört ay on gün bir nevi yas tutmayı meşru kılmıstır. Bu konuyla ilgili olarak bir hadiste şöyle yazar:

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının kocasından başka bir ölü için üç gün den fazla yas tutması helâl değildir. Ancak kadın, kocasının ölümü halinde dört ay on gün matemini sürdürür" (Zebidi, 1973: IV, 363).
Cahiliye döneminde ölü tabutla mezara götürülürdü. Cenazeye katılanlar normal
elbiselerini değiştirip matem elbisesi giyerlerdi. Cenaze giderken alaya katılanların bir
takım asırılıkları da olurdu. Bazen ridalarını atıp boyundan diz altına kadar uzanan
gömlekle yürürlerdi. Peygamber bu âdeti de yasaklamıstır. (İbni Mace, 1982: I,
476)
Cenaze geçerken alayda olmayanlar ayağa kalkarlar tabutu görünce “İki kere
(hayatta ve ölü iken) kendi ailen içinde olduğun gibi oldun” derlerdi. Böylece onlar
“hayatta nasılsan simdi de öylesin. O zaman iyiysen simdi (ikinci sefer) de iyisin.
Kötüysen kötüsün” demek isterlerdi. Yani burada ölümden sonra iyi olmanın, hayatta iyi
olmaya bağlı olduğu anlatılır. Burada ahiret inancının izleride görülmektedir.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 25-01-2007, 19:24
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

İslamiyet'e- Ehli-sünnete göre ölünün ardından ağlamak, yas tutmak doğru değildir; çünkü ardından ağlanan ölü kabirde rahat edemez, kabir azabı görür.

Kişi ölünce çenesi bağlanır, gözleri kapatılır, elbiseleri çıkartılır ve ince bir örtüyle üzeri örtülür. Ölünün şişmemesi için ölünün üzerine bir demir parçası-bıçak konur.

Ölünün Yıkanması

İslam inancına göre ölünün yıkanması gerekir. Bunun için ölü, teneşir üzerine veya yüksekçe bir yere sırtüstü yatırılır. Sonra ölüye abdest aldırılır. Abdeste önce yüzden başlanır, ağza ve buruna su verilmez; parmağa sarılı bir bezle dudaklarının içi, dişleri ve burun delikleri ıslatılır. Kolları yıkanır, başı meshedilir, ayakları yıkanır. Abdest bittikten sonra üzerine ısıtılmış su dökülür, saçı ve sakalı başı ve bedeni iyice temizlenir. Sonra sol tarafına çevrilerek sağ tarafı, sağ tarafa çevrilerek sol tarafı yıkanır. Yıkayıcı, ölünün karnına yavaşça dokunarak ölünün vücudundan bir şey çıkarsa onu da yıkar. Ölüyü yıkarken her organı üç defa yıkamak sünnettir. Ölünün tırnak ve saçları kesilmez. Saçları ve sakalı kesilmez. Erkek ölüyü erkek, kadın ölüyü kadın yıkar. Kadın, ölen kocasının cesedini yıkayabilir; ancak erkek ölen karısını yıkayamaz.

Kefenleme

İslam'da kefen üç çeşittir:

a) Sünnet Kefeni: Erkekler için gömlek, izar ve lifafe olmak üzere üç kattır. Boyun kökünden ayaklara kadar uzanan gömleğin yeni ve yakası yoktur. İzar ve lifafe baştan ayağa kadar uzanır. Lifafe, İzar ve gömleğin üzerine giydirilir. İzardan biraz daha uzun tutulur. Kadın kefeninde ise bunlara ek olarak baş ve göğüs örtüsü kullanılır.

b) Kifayet Kefeni: Ölen kişinin maddi durumunun bozukluğuna paralel olarak kifayet kefeni ile yetinebilir. Bu kefen izar ve lifafeden ibaret olup ölen kadınsa bunlara ek olarak baş örtüsü dahil edilir.

c) Zaruret Kefeni: Zorunluluk halinde ölü, ne bulunursa onunla kefenlenir.

"Kefen hazırlandıktan sonra tütsülenir" "Sünnet kefen şöyle yapılır: Önce lifafe yayılır. Onun üzerine izar konulur. Daha sonra ölüye kefen gömleği giydirilip izarın üstüne konur. İzar önce ölünün soluna, sonra sağına sarılır." Lifafe de sağa, sonra sola sarılır. Ayaklarının altından ve başının üstünden bağlanır."

"Kadın cenazenin kefenlenmesinde, kadının saçları ikiye ayrılarak göğsünün üstüne konur. Kadın kefenlendikten sonra başı ve yüzü başörtüsü ile örtülür. İzarın üstünden göğüs örtüsü bağlanır. Göğüs örtüsü, göğüsten göbeğe veya dizkapaklara kadar olan bir örtüdür." Daha sonra ise lifafe sarılır.

Cenaze Namazı

Ölen bir kişinin cenaze namazının kılınabilmesi için, her şeyden önce Müslüman olması ve ölünün yıkanmış olması gerekir. Bunun yanında ölünün vücudunun bütünlüğünü korumuş olması, yani başı ile beraber vücudunun yarıdan çoğunun olması şarttır. Cenaze namazını topluluk içinde birkaç kişinin kılması da yeterlidir. Tüm topluluğun kılması şart değildir. Cenaze namazını, usulünü bilen herkes kıldırabilir."

Ölünün Gömülmesi

"Cenaze namazından sonra ölü mezara konur. Mezarın en az göğüs hizasına kadar kazılması şarttır. Ölü gömülürken kefenin bağları çözülür ve sağ yanına yatırılarak kıbleye yöneltilir." "Ölü kadın ise, ölünün en yakınının onu mezara koyması gerekir. Kadının mezara inmesi yasaktır. Mezarların üzerine yapı yapmak, süslemek, islamda haramdır. Ancak taş dikmek, isim yazmak, ağaç dikmek yasak değildir."

Telkin

Ölü mezara konulduktan sonra ve üzeri toprakla örtüldükten sonra topluluk mezarın başına oturarak, imam veya başka birisinin okuduğu Kur'an-ı dinler ve ölünün ruhuna fatiha okur. İslamiyet'e göre bütün insanlar ister Müslüman olsun, ister olmasın ölüp de mezara konunca Münkir ve Nekir adlı iki melek tarafından sorgulanır. Sorgu dinsel olup ölünün Müslüman olup olmadığını saptamak için yapılır. Cenazenin defin edilmesi sırasında imamın mezar başında verdiği telkin sorgu sırasında ölünün korkudan dilinin kekelememesi içindir.

ÖLÜM SONRASI

Taziye

Ölünün yakınları, komşuları, akrabaları tarafından ziyaret edilerek "Allah size sabır ve ecir versin, hüküm Allah'ındır, Allah cennete kavuştursun" denilerek teselli edilirler.Taziye üç gündür; ancak uzakta olanlar daha sonra da taziyeye gelebilirler. Bu süre içinde komşular yemek yaparak ölü evine getirirler.

Mezar Ziyareti

Kabirde, hem ruha hem de bedene nimet ve azap vardır. Peygamberler, veliler ve şehitler mezarlarında da diridirler. Kabirde ölü kendini ziyarete gelenleri tanır. Bunun için kabirde bulunan ölülere selam vermek sünnettir. Kabir ziyaretleri peygamber tarafından yasaklanmışken daha sonra ibret olması maksadıyla yasağa son verilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 25-01-2007, 20:16
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Alevilerde Ölü Gömme Kültü:

Bir can “Hakk’a yürüdüğünde” üzerinden elbiseleri (yalnızca iç çamaşırları üzerinde bırakılarak) çıkarılır. Yere uzatılır ve elleri göğsünde birleştirilir ya da elleri yanlarına uzatılır. Sonra bir çarşafa sarılıp, “Rahat Döşeğe”/“Hak Döşeği”ne bırakılır, yani yere indirilir. Bu işlemlerden sonra ölenin üzeri boylu boyunca bir örtülür. Başucunda üç adet mum yakılır. Yaşlı ve olgun insanlar ölünün olduğu evde kalırlar ve ev halkına yardım ederler. Ölen kişinin yanında güzel kokulu (esans, kolonya,gülsuyu vb) maddeler bulundurulur. Yıkanıncaya kadar bir başka odada sesi fazla yükseltmeden dua okunduğu görülmektedir. Hatta ölünün bulunduğu oda geniş olur, ölünün de üstü tam örtülü bulunursa, bir köşede sessizce okunduğu gibi, ayrıca ölümle ilgili “düvazlar” ve “gülbang”da okunabilmektedir. Ayrıca ölenin karnının şişmemesi için karnının üstüne metal bir madde (demir parçası, makas, bıçak vb.) konulur.

Ölenin içinde bulunduğu odanın pencereleri açılarak içerisi havalandırılır. Böylece ölüm kokusunun/kötü havanın çıktığına inanılır. Ayrıca ölünün bulunduğu oda (ışık, mum, lamba vb.) aydınlatılır. Bu aydınlatma kimi Alevi topluluklarında 3 gün, kiminde ise 40 gün boyunca sürer.

Tahtacı köylerinde ölüm (Hakk’a göçüş) olduğunda hemen defin hazırlığı başlar. Ölüm akşama yakın bir zamanda olmuş ise defin işlemi hemen yapılmaz. Çünkü Tahtacılar cenazelerini, güneş battıktan sonra toprağa vermezler. O yüzden akşama doğru vefat eden kişinin cenazesi ertesi gün defnedilir. Bu gibi hallerde cenaze kendi evinde sabahı bekler. Tahtacılar bu bekletme işlemine “Ölümün gecelemesi” adını verirler. Böyle hallerde ölü kendi evinde bir odaya konur, başında sabaha dek ağıtlar yakılır ve köyde zâkir bulunuyorsa, zâkir veya zâkirler ölü evinde sabahlarlar ve saz eşliğinde beyitler yani deyişler okurlar. Beyaz bir tülbent içinde ceviz büyüklüğünde biraz tuz konur, tülbentin ucu üçlü fitil yapılır. Bu fitil bir tabak içinde bulunan zeytinyağının içine konur, zeytin yağı ile yağlanan fitil Mutlaka Meşe Kömürü ile tutuşturulur. Bu şekilde hazırlanıp yakılan Kandilin başında insanlar sabaha dek nöbet tutup onun sönmemesine çalışırlar. Fitili bekleyen kişi fitili söndürürse günahkâr sayılır. Fitil tutuşturulurken “Hül Cemaat (Topluluk) Şahı Merdan’ı uyandırıyorum” diye üç kez bağrılır.

ÖLÜMDEN SONRA YAPILACAK İŞLER

1. Ölümün Duyurulması

Ölüm olayının ardından ev sahiplerine yardım amacıyla ve cenazenin çabuk kaldırılması için ve de cenaze namazının (secdesiz namazın) kalabalık bir topluluk tarafından kılınmasını sağlayabilmek amacıyla ölüm haberi, ölenin sevenlerine hemen duyurulur.

Ölümün duyurulması, oturulan yerleşim biriminin büyüklüğü veya küçüklüğüne göre değişmektedir. Kırsal yerleşim alanlarında ölenin yakınlarının ağlaması ile başlayan duyurulma süreci, olayı duyan komşuların ölü evinde toplanması ile başlar. Bundan sonra da ölenin yakınları ve komşuları ailenin acılarına ortak olmaya, onları avutmaya, ilk hazırlıkları yapmaya yardımcı olurlar. Bu arada ölen kişinin ailesi/yakınları ve komşuları gerekli yerlere olayı haber verirler.

Tahtacılarda ölünün gömülmesi (defin) hazırlığına hemen başlanır. Tahtacılarda yapılması gereken ilk iş kefeni hazırlamaktır. Tahtacı ölü için üç kat kefen hazırlar. Ölenin tenini örtecek kefenin ilk adına “yakasız gömlek” denilir. Bu kefenin ortası deliktir ve ölünün başından geçirilerek ölüye giydirilir. Ölüyü omuzlarından diz kapaklarına değin kaplar. Gömlek, ölenin cinsel organlarını da kapattığından, bu gömleğe “sır örtüsü (sır gömleği)” adı da verilir. Kalan iki kefen ölüyü, boydan ve enden olmak üzere, tümden kaplar. Başka bir deyişle kefen bir torba gibidir ölü bu iki katlı torbanın içine sokulur ve bu kefenler ölünün her tarafını dar olmayacak şekilde kaplar.

Kentlerde ve özellikle büyük kentler (İstanbul, Ankara ve İzmir) gibi yerleşim alanlarında ise, ölüm haberi ölen kişinin ailesi ve yakınları tarafından, telefon, telgraf, gazete ilanları vb. gibi kitle iletişim araçları ile duyurulur.

2. Ölüye Ağlamak / Ölenin Arkasından Ağlamak

Yakınlarını, sevdiklerine bir anda kaybedenlerin acı çekmeleri, ağlamamaları olanaklı değildir. Bu tepkilerde gayet doğaldır. Bu duygusallığın (ağlamanın ve üzülmenin) sonucu, duygu yoğunluğu ile ölenin arkasından şiirler/şiirimsi anlatımlar ortaya çıkarmıştır. (Bu tür üzücü olayların ardından, ağlamanın yanı sıra bu duygularını şiirsel bir anlatımla ifade etme insanoğlunun dolayısıyla bu toplulukların en genel özelliklerinden biridir.)
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 25-01-2007, 20:38
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Alevilerce kutsal kabul edilen “Yedi Ulular”dan (yedi büyük ozandan) biri olan Pir Sultan Abdal bir kaza sonucu ölen oğlu için şu ağıtı söylemiştir:

Dinleyin aşıklar benim sözümü

Felek yaktı kül eyledi özümü

Elimden aldırdım körpe kuzumu

Her gün kıyamet oğlum diye diye

Bir gün kıyamet oğlum diye diye

Yakarım yakarım ateşim tütmez

Seslerim seslerim bülbülüm ötmez

Oğlumun hayalı karşımdan gitmez

Her gün kıyamet oğlum diye diye

Bir gün kıyamet oğlum diye diye

Pir Sultan’ım dünya fanidir fani

İnsana verdiler emanet canı

Dünyadan ahrete uludur yolu

Bundan gayrı yol yok dönesin geri.


CENAZE’NİN YIKANMASI

Cenaze, Hak Döşeğinden alınarak “Teneşir” denilen ve yüksekliği 60-70 cm. kadar olan bir yere sırtüstü yatırılır. Ölü teneşire götürülürken Dede şu duayı yapar:

“Ber cemal-i Muhammed, kemal-i İmam Hasan, Şah Hüseyin, Ali’yi pir bilene verelim candan salevat (salevat getirilir). Dünya geçicidir, ahiret yurdu kalıcıdır. Tanrının hükmü yürüdü. Ulu Tanrı seni kutlu bir menzile yetirsin. Kabrin ışıklı, mekanın cennet olsun. Şah-ı Merdan seni sancağı altında saklasın, beklesin. Gerçeğe hü...”

Teneşirin etrafı güzel kokulu bir şey ile tütsülenir. Ölen “can”ı yıkanırken mürşidi, musahibi ve yakınları başında bulunur, daha fazla kimsenin bulunmasına izin verilmez. Ölünün göbeğinden (hanımlarda göğsünden) dizlerine kadar “edeb” yeri bir örtü ile örtülüp, elbisesi tamamen çıkarılır. Yıkayıcılardan biri su döker, diğer biri yıkar. Cenaze yıkayan, önüne bir önlük takar, ayaklarına çizme giyer.

Bu hazırlıktan sonra yıkayıcı “Besmele” çekip, yani “Bismi Şah” deyip, yıkama için niyet eder ve şu sözleri söyler: “Bu ölüyü yıkamaya Allah rızası için niyet ettim” der. Yıkama işi bitinceye kadar “Ey esirgeyen, bağışlayan Allahım! Yargılamanı dilerim” diye dua edilir. Yıkama işi bitinceye kadar “Allah-Muhammed-Ali” ve “Oniki İmamlar”ın isimleri anılır. Ayrıca şu dua sözleri de söylenir:

“Allah’tan geldik, yine Allah’a döneceğiz... Emir büyük yerden... Yargı Allah’ındır...” diye, ölünün hatalarının affı için dua edilir.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 25-01-2007, 21:11
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Ölünün yıkama ve abdest işlemleri aynı İslami usüllere göre yapılır. Kefenlenir, ziyarete sunulur.
Ziyaret sırasında sadece elinin öpülmesine izin verilir. Bedenine dokundurulmaz, gözyaşı döktürülmez.
Cenaze namazı da ehli-sünnetle benzer şekildedir.
Cenaze evine komşuları yemekler getirir. Taziye ziyaretine gelenlere ikramlarda bulunulur. Helva pişirilir, dağıtılır.
3 gün yas sürer. Üçü, yedisi ve kırkı günlerinde dualar ve mevlit okunur.

Alevi toplumunun bu kültü bazı duazlar ve söylemler haricinde tüm toplumda hemen hemen aynı şekilde uygulanmaktadır.
Daha geniş bilgi için:

http://www.alevibektasi.org/olum_rituel.htm

Gafil durma şaşkın bir gün ölürsün

Dünya sana bâki değil ne fayda

Ettiğin işlere pişman olursun

Pişmanlığın ele girmez ne fayda

Bir gün seni iletirler evinden

Hakk’ın kelamını kesme dilinden

Kurtulamazsın Azrail’in elinden

Türlü türlü yolun olsa ne fayda


Teslim Abdal
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 25-01-2007, 21:47
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Sn. Pante,

Diriyle bu kadar uğraşsak toplumsal refaha ermiş olacaktık. Yazık ki tarihin ilk evrelerinden bu yana ölüyle ilgilenmek oldukça önemliymiş.

Psikolojik olarak, yokluğun karşılığını anlayamayan insanoğlunun, kendi kendini aldatmalarından biri daha.

Çalışmanız çok güzel olmuş ellerinize sağlık, teşekkürler.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 25-01-2007, 22:42
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Eski Mısır'da Ölü Gömme Kültü:

Eski Mısır'da cenaze töreninin nasıl yapıldığını ise en güzel "Herodot Tarihi"nden öğreniyoruz. Bu konuda "Herodot Tarihi" şunları yazıyor:

"Bir evde hatırı sayılır biri öldü mü, evin bütün kadınları başlarına, yüzlerine çamur sürerler; sonra ölüyü evde bırakıp sokaklara dökülürler, eteklerini bellerine kadar kaldırırlar, memelerini açarlar ve dövüne dövüne sokak sokak gezerler; bütün akrabaları da onlarla beraber giderler; öbür yandan erkekler, onlar da sıvanmış olarak dövünürler. Bu törenden sonradır ki cenaze, tahnit edilmek üzere, ölücüye götürülür. Mumya yapmanın gizlisini bilen, bu işle görevli uzmanlar vardır. Kendisine bir ölü getirildiği zaman, müşteriye boyalı tahtadan gayet güzel taklit edilmiş modeller gösterir. Bunların en iyisi, diye anlatır müşteriye, adının anılmasını büyük bir günah saydığım kişiye benzeyenidir; arkasından ikinci bir model gesterir, birinci kadar iyi değildir ve daha ucuzdur, sonra bir üçüncü ve en ucuzu. Bu açıklamalardan sonra sorar, ölünün yakınlarına, hangisinden istiyorsunuz diye. Müşteri fiyatta anlaştıktan sonra gider, mumyacı, evden dışarı çıkmadan işe koyulur. En iyi mumyalama dediğimiz şudur: Önce demir bir kanca ile burun deliklerinden beyni çeker; ama hepsini alamaz, kalanını ilaçla eritir. Arkasından, keskin bir Ethiopia taşı ile ölünün böğrünü uzunlamasına keser ve içindeki her şeyi boşaltır; içini böyle temizledikten sonra hurma şarabından geçirir ve kokular püskürtür; karnına dövülmüş saf mür ve çeşitli kokular doldurur; ve diker. Sonra tabii sodyum karbonat içine daldırıp yetmiş gün onun içinde bırakmak suretiyle tuzlar. Yetmiş günden sonra çıkarır, yıkar ve baştan aşağı Mısırlıların genellikle yapıştırıcı olarak kullandıkları zamka batırılmış gayet ince tül şeritlerle sarar. Ve ölünün yakınlarına teslim eder, onlar da tam bir insan gövdesine göre yapılmış olan bir tabut hazırlatırlar ve mumyayı içine kapatırlar; kapandıktan sonra ölü odasına götürülür, ayak üstü bir duvara yaslanır."

Campbell, yapılan kazıların sonucunda elde edilen bilgilere göre Eski Mısır mezarlarını şu şekilde tarif eder.

"Esas gövde daima erkek-daima mezarın güney tarafında sağ tarafının üstüne yatar. Genellikle yatak üstündedir, ahşap bir yastığı vardır ve başı doğuya doğrudur, yüzü kuzeye (Mısır'a) bakar, bacakları dizlerinden hafif bükülmüştür. Sağ eli çenesinin altında ve sol eli, uykuda gibi sağ dirseğinin üstünde veya yanındadır. Yanında ve çevresinde her zamanki silahları ve kişisel eşyaları, bazı tuvalet malzemesi ve bronz aletler, devekuşu tüyünden yelpaze, bir çift ham deriden sandal vardır. Bütün gövde deriyle, genellikle öküz derisiyle örtülüdür; yatağın bacakları da boğa bacakları biçimindedir. Gövdeye keten elbise giydirilmiştir. Yanına ve duvarlar boyunca sayısız büyük kap kacak yerleştirilmiştir."

Eski Mısırlılar ölenin öbür dünyada da bu dünyadakine benzer bir hayat süreceğine inanırlardı. Bunun sonucu olarak gerçek hayatta olduğu gibi beslenmesini sağlayacak yiyecekler mezara konduğu gibi, orada da ona hizmet edecek kişiler kurban edilirdi. "Özellikle kadın kurbanı, eşin kurban edilmesi ve bazı zengin mezarlarında hizmetkarlarla birlikte tüm haremin kurban edilmesi söz konusudur." "Mezarlarda ayrıca sayısız koç kalıntısı vardır. Ve esas gövdenin daima sükun içinde olmasına karşın ötekilerin yatırılış biçimlerinde kural yoktur. Çoğunluğu sağa dönük, başları doğu tarafındadır, fakat esas gövdenin hafif kıvrılmış duruşundan ikiye katlanmaya varana kadar nerdeyse olanaklı her biçim görülmektedir. Eller genellikle yüzün üstünde veya boğazdadır."

Sonuç olarak Mısırlılar derin bir ölmezlik umuduna sahiptiler. Bu umut Eski Mısır diniyle, ilişki kurmuş bulunan öteki dinlere de geçmiştir. Nitekim bu, Yahudilik yoluyla yeni yeni başlamakta olan Hıristiyanlığa da geçmiş ve bu dinlerin egemenlik kurduğu milletlerin kültürünü de etkilemiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 25-01-2007, 22:52
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Hristiyanlıkta Ölü Gömme Kültü:

Hıristiyanlığa göre bir kişi öldüğünde, önce papaz ve ardından da vaftiz ailesi çağrılır ve sonra üzüntülerini belirtmek, yardımcı olmak amacıyla komşular ölü evini ziyaret ederler. Ölü kefene sarılmadan önce usullere uygun bir şekilde yıkanmalıdır. Ölen, bir diyakon ya da papaz ise, onu papazlar yıkarlar. Ölünün vücudu kefenlendikten sonra bir tabuta konur ve tabut dört kişi tarafından, papazlar ve diyakonların söyleyecekleri ilahilerin eşliğinde kiliseye kadar taşınır.

İlahilerden biri "üyelerimizden birinin aramızdan ayrılışıyla" diye başlarken, bir diğeri "Ey havarilerin lordu -efendisi- onlar senin yüce merhametine güvenerek öldüler: Ve yine senin merhametin ve şefkatinle günahlarından arınacaklar..." bir başkası, "En sonunda gelerek ölene yeniden can verecek olan Yüce Kurtarıcımız, Kutsal İsa..." diye başlar.

Mezar hazırlandıktan sonra, onun başında ayin ve cenaze töreni yapılır. Sonra herkes ölü evine gidip orada bir şeyler yedikten, üzüntülerini tekrar belirttikten sonra evlerine dönerler. İkinci gün, ölü için yeniden bir tören yapılır ve ölünün akrabaları, kilisenin kapısında fakirlere yiyecek dağıtırlar. Üç gün boyunca komşular yas evine üzüntülerini bildirmeye sürekli olarak gelirler.

Üçüncü gün de papaz sabah saat dörtte Qurbana yapmadan önce, yanında ölüye çok yakın bir kadın olmak üzere mezarlığa gider ve ölen kişinin mezarını tütsüler. Bu, tıpkı kadınların İsa'nın mezarını ziyaret etmesine benzer. Herkes, ölünün sevdiklerinin mezarları üzerine de ateş yakar. Bu Paskalya Gecesi İbadeti'nin bir parçası olarak yerine getirilen, anlamlı bir adettir. Yasta olan kişiye "Tanrı size ve ölünüze huzur versin ve ölünüzün yüzü Tanrı'nın nuru ile aydınlansın..." diye teselli verilirken, mezarlar üzerine ışıklar yakılması ile amaçlanan ölünün ruhunu aydınlatmak, böylece ona huzur vermektir.

Bazı yörelerde mezarlara yiyecek de konur ve bunun yapıldığı yerlerde, yiyecekleri ve lambaları koyabilmesi için, mezarların kenarına küçük hücreler yapılır. Bu adet, Büyük Perhiz'den bir önceki perşembe günü yerine getirilir ki, bu büyük gün "Tüm Ruhların Günü"dür.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 25-01-2007, 23:05
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Yunan uygarlıklarında Ölüm Geleneği:

Ölülere, toprağın insanları ve Demeter'in halkı adı verilir. Aynı şekilde ölülerle ilgili görülen yılan, hem bereket sembolü hem de ölülerin bir simgesi ve somutlaşmasıydı. Hellenler öncesinde ölüleri yatıştırmak için onlara insan kurban edildiği de olmuştur. Klasik devirde ise ölülere karşı ikili bir tavır takınılmıştır. Birincisi, ata ruhlarına dindarca bir saygı, ikincisi, her çeşit hastalık ve afetin taşıyıcısı olarak hortlaklardan korkmak.

İbadetlerin özellikle mezarlar etrafında yoğunlaşması Yunan dininin en önemli ve belirleyici özelliğidir. "Birer anıt haline gelen mezarlar, hazineler ve her çeşit ev eşyasını içermektedir. Mezarlara kurbanlar sunulur, ölülerin mezarlarında ikamet ettiklerine, gölgelerinin de Hades ülkesine gittiğine inanılırdı. Bu ülke bir ceza ve ödül ülkesi olmayıp, bu hayatın sadece hayalet biçiminde devamıdır."

Yunanlılarda ölülerin ruhları yılan, kuş ve özellikle kelebek biçiminde betimlenirdi. Nitekim Yunancadaki psykhe sözcüğü hem kelebek, hem ruh anlamındadır.

Yunanlılar ölümden sonraki yaşam hakkında birbirine karşıt düşüncelere sahip olmuşlar ve bunları bağdaştırmak için hiç uğraşmamışlardır. Ölüler yerin altında yaşamayı sürdürürler, onların torunları ve çocukları da kutsal armağanlar sunarak bu yaşamı hoş bir hale getirmeye çalışırlardı. Tanagralı sanatçılar, yaptıkları ve sundukları küçük heykellerle ölüleri mutlu etmeye çalışırlardı. Ancak ölüme karşı bu bakış açısı ölenin peşinden yas tutulmayacağı anlamına gelmezdi. "İlk çağda, Yunanistan'da cenaze başında veya gömülme törenlerinde ağlamayı meslek edinmiş kadınlar vardı. Sözde derin acı duyuyormuş gibi yaparak, elleriyle üstlerini, başlarını yırtarak bu ağlayıcılar bir ağızdan yas ilahileri söylerlerdi."
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 25-01-2007, 23:33
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Cenaze Töre(n)leri

Hindistan'da Ölüm Kültü:

Hindistan dinlerinin başlıcaları Hinduizm, Budizm, Vedizm ve Jainizmdir. Hindistan'da bu kadar çeşitli dinler olmasına rağmen ruh ve ölüm konusunda aralarında keskin bir ayrım bulunmamaktadır.

Hinduizme göre insan sonu olmayan bir tenasuh zinciri içerisinde gidip gelmektedir. Buna göre ölüm, bir korku vasıtası, bir yokluk değil, bir halden diğerine geçiştir. Hinduizmde bulunan Karma inancına göre insan ruhunun tekrar tekrar başka bedenlerde dünyaya gelişi (tenasuh), çok eskilere dek gitmektedir. Assam, Nagas ve Lushais gibi ilkel dinlere sahip Hint kabilelerinde bu inanış mevcuttur. Hintlilerde, insanın öldükten sonra, ruhunun bir böceğe girdiği inancı yaygındır. Budistlere ve Hindulara göre kişi, geçmiş hayatındaki erdemlere göre tekrar dünyaya gelir. İyi ruhlar insanlara girer. Kötüler ise, kaktüs, kertenkele, kaplumbağa ya da zehirli bir sarmaşık olarak yeniden doğarlar.

Jainistler ve Hindular da Budistler gibi tenasuha inanırlar. Vedizme göre ise ölüler diğer hayatta da yaşamaya devam ederler; ancak bunun için ölülere kurbanlar kesmek gereklidir.

Burning Ghat - Ölü yakılan Ghatlar

Hemen hepsi banyo ve ibadet için kullanılan Ghatlardan bazıları ölülerin yakılması için ayrılmıştır ve “burning ghat” yani “yakma ghatları” olarak ayrılmıştır.
Burning Ghatlarda ölülerin yakılması faaliyetleri günün 24 saati kesintisiz olarak devam eder. Buraya Hindistan’ın hemen her yerinden ölü bedenler getirildiğine göre bu kadar çok sayıda bedenin hemen yakılması pratik olarak mümkün değildir. Bu iş için sıraya girilmesi gerekir. Bir bedenin yakılması için 380 kg. kadar kuru ağaca ihtiyaç duyulduğunu ve töreniyle, ibadetiyle ve bölgenin temizliğiyle bir yakma işlemi yaklaşık 3 saat sürer.

Ölü yakılma ritüelinde ölen kişinin en büyük oğlu baş sorumlu rolde olur. Oğlu yoksa da buna eş başka bir akrabası bulunur. Bu sorumlu kişi beyaz elbiseler giyer ve saçlarını kökünden kazıtır. Burning Ghatların hemen yanındaki Şiva tapınağında Pujalar ve seremoniler yapılır ve tapınağın içinde yanan kutsal ateşten bir tutam ot tutuşturularak bedenin yanına sorumlu kişi tarafından getirilir.

Bu sırada yakılacak beden kuru odunların altında hazırlanmıştır. Daha iyi yanması için Ghee denilen bir tür tereyağı dökülür. Ayrıca kötü kokmaması için sandalağacı tozu ve başka baharatlar serpilir. Kutsal ateşi getiren sorumlu kişi bedenin etrafında üç kez dolaştıktan sonra elindeki ateşle odun yığınını tutuşturur. İyice kurumuş ve yağlanmış olan odunlar çabucak tutuşur, bu sırada ölünün yakınları tarafından ilahiler okunur ve Puja yapılır.

Ölü yakılma bölgesine ölenin yakınlarından sadece erkekler yaklaşabilir. Kadınlar ancak uzak bir mesafeden izleyebilirler. Bu tedbirin kadınların duygusal davranabileceklerinden mi yoksa bir tür cinsiyet ayrımcılığı mı olduğunu kestirmek güç.

Odunların yanışı azaldıkça bu işle görevli kasttan kişiler, korları karıştırarak alevin büyümesi sağlarlar; bedenden geriye yanmamış hiç bir parça kalmaması için bu gereklidir. Ölü yakıcıların verdiği bilgiye göre kadınların bel ve kalça bölgelerindeki kemikler ile erkeklerin göğüs bölgesindeki kemikler en zor yanan bölgelerdir, ve çoğu durumda odunlar yanıp bittikten sonra geriye kalan bu tür parçalar Ganj nehrine atılır.

3 saat kadar süren yakma işleminden sonra geriye yarım kova kadar kül kalır, bu kül de görevlilerce süpürülerek Ganj nehrine atılır. Böylece bir ruh daha bedeninden bağını kopartmak ve ruhlar aleminde bağımsız kalmak şansına erişmiş olur.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:54 .