Dinlerin insanlığa faydasından çok, ihtiyaç var mı kısmına bakmak istiyorum.
İnsanların büyük çoğunluğu belli bir noktadan sonra "niye yaşıyorum?", "yaşamamın amacı ne?" türünde sorgulamalara düşüyor. Cevap bulamamak insanı meczup eder, yörüngesini bozar. Zaten çevrenizde bu türden çok fazla insan görebilirsiniz. Ne yapsanız takdir edilmediğinizi, insanların gözündeki değerinizin geçiciliğini, elde tutulur hiç bir manevi hazza sahibi olunamaması gibi gerçeklerle karşılaşırsınız. Buradan itibaren yol ikiye ayrılabilir (üç, dört de olabilir):
1- Tüm yaptıklarınızın kayıt altına alındığı, olumlu yanlarınızın ve çabalarınızın da mükafatlandırılacağı, yada tersi cezalandırılacağınız bir düşünce şekli ki, insanı bu tasalardan uzaklaştırabilsin.
2- Kendini ve evreni kapasitence, elden geldiğince algılayıp, buradaki varlığını anlamlandırmaya çalışmak için, sanat, bilim, felsefe, siyaset ve benzerlerinde kalıcı etkide bulunmak için çabalamak.
Her ikisin de de belirleyici dürtü ölüm, yani yitip gitme korkusu.
Birinci örnek için ölümsüzlük vaad eden Din olgusu karşımıza çıkar ve pek fazla çabayı gerektirmez. Kurallar basittir ölümsüzlük (diğer dünyada devam vaadi vardır) için yapmanız gereken fiziksel ve zihinsel kalıplar vardır. Hiç bir deneyim, özel çaba, ve yetenek istememektedir. İnsanlar yok olacakları bilgisiyle çıldırmamak için kolay can simidi dini hemen başlarından aşağı geçirirler. Yani din hayli işe yarar bir olgudur.
İkinci örnek için ise çok çaba gerekir, yetenek gerekir, düşünce ve yeniliklerle belli gurupları, hatta mümkünse insanların tamamını etkilemek ve üzerlerinde kalıcı izler bırakmak gerekir. Bu izler, fiziksel olarak yok oluşunuzdan sonra da sizin yaşamaya devam etmeniz anlamına gelir. Ölümsüzlük böylelikle yakalanmaya, varoluşa anlam katılmaya çalışılır. En zor yöntem olduğu için de pek tercih edilmez.
Bir de bu ikisini birleştirebilenler vardı, değmeyin onların keyfine.
Modern çağ bunların yerine yeni bir din olgusu koydu çoktan: Psikiyatri. bu iç huzuru bulma ve kendinle, dünyayla barışık yaşama konusunda hayli de etkili olduğu varsayılmakta (Hırıstiyanların, günah çıkarma seansları temelli olsa gerek).
Birşeyi kaldırırken yerine yeni bir şey koymak gerekiyor. Örneğin; Çölde susuz kalmış kişinin kirli suyunu dökerseniz ölümünü hızlandırırsınız. Oysa kirli suyu içerek dizanteri olabilir ama biraz daha hayatta kalıp belki bir yerleşim yerine ulaşabilir. Ve belkide orada dizanterisini tedavi dahi ettirebilir.
Demem o ki, şu an için din halen işe yarar bir hayata tutunma sebebidir. Kirlenmiş dahi olsa kişiler onu içecekler. Çünkü ümitsizliğe kapılmak istemiyorlar. Psikoloji bilimi, UFO'inananları gibi denemeler aynı rolü üstlenip, benzer sömürücülük kılıflarına büründürülüyor hemen.
Ben suyun sterilize edilmesi taraftarıyım, dökülmesi değil. Ya da içilebilir başka bir su verilmesi.
Ben su ihtiyacımı giderme yöntemlerimi bulduğumdan, matarayı bırakalı hayli zaman oluyor