
10-02-2025, 11:01
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.932
|
|
Insan ne kadar da muazzam bir varlik, akilda ne kadar soylu, yeteneklerde ne kadar sonsuz, bicim ve hareket acisindan ne kadar etkileyici ve hayranlik uyandirici, eylemde ne kadar da melek gibi, algida ne tanri gibi!
Bu tanım gerçek insanlar için geçerli.
Çok küçük bir azınlık için söylenen bu tanım tüm h.sapiense mal edilerek, insan övülürken daha başında yanlış yapmış.
Yobazlar, zırcahiller, dinciler, ırkçılar, bananeciler, fırsatı ganimet sayanlar için geçerli değil.
Bu tanım herkesi kapsamış olsaydı bu ülkeye yobazlar hakim olamazdı. Ülkenin talan edilmesine bu derece duyarsız kalınamazdı. 21.yüzyılda faşizm egemen olamazdı.
Hayvanların bütün eforu temel ihtiyacını karşılamak içindir.
İnsanlar ise herşeyi mübah sayan, acımasız, doyumsuz bir varlıktır. Fırsatını buldumu toplu katliamdan tutun en ağır köleleştirmeye kadar gider ki, zaten bu hep yaşanıyor.
|

11-02-2025, 07:46
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Insan ne kadar da muazzam bir varlik, akilda ne kadar soylu, yeteneklerde ne kadar sonsuz, bicim ve hareket acisindan ne kadar etkileyici ve hayranlik uyandirici, eylemde ne kadar da melek gibi, algida ne tanri gibi!
Bu tanım gerçek insanlar için geçerli.
Çok küçük bir azınlık için söylenen bu tanım tüm h.sapiense mal edilerek, insan övülürken daha başında yanlış yapmış.
Yobazlar, zırcahiller, dinciler, ırkçılar, bananeciler, fırsatı ganimet sayanlar için geçerli değil.
Bu tanım herkesi kapsamış olsaydı bu ülkeye yobazlar hakim olamazdı. Ülkenin talan edilmesine bu derece duyarsız kalınamazdı. 21.yüzyılda faşizm egemen olamazdı.
Hayvanların bütün eforu temel ihtiyacını karşılamak içindir.
İnsanlar ise herşeyi mübah sayan, acımasız, doyumsuz bir varlıktır. Fırsatını buldumu toplu katliamdan tutun en ağır köleleştirmeye kadar gider ki, zaten bu hep yaşanıyor.
|
.....
Merhaba bilgivehis,
Yanitin ve analizin icin tesekkur ederim. Shakespeare'in Hamlet eserindeki alintiladigin sozler, bilimsel ya da objektif bir gercegi ifade etmekten cok, edebi bir anlatimin parcasi. Hamlet, burada insanin yuceligini vurgularken aslinda derin bir hayal kirikligini ve varolussal sorgulamalarini da dile getiriyor. Bu yuzden, metni evrensel bir insan tanimi olarak degil, bir karakterin duygu dunyasinin yansimasi olarak degerlendirmek lazim.
Ote yandan, insanlik oldukca genis bir spektruma sahip. Insanlar 'mukemmel' olmadiklari gibi, onu yalnizca kusurlarla tanimlamak da eksik bir yaklasim olur. Cok iyi bildigin gibi insan dogasi, kosullara, egitime, cevreye veya ne bileyim kisisel tercihlere bagli olarak degisir. Bu yuzden, insanlari tek bir kategoriye indirgemek yerine, hem olumlu hem de olumsuz yonleriyle degerlendirmek daha dengeli olur diye dusunuyorum. Bunu kendi gorusum olarak soyluyorum.
Insan dogasina ve ozelde ise memlekete iliskin yaptigin analize de katiliyorum. Cok yerinde bir tespit oldu. Cok derin bir konuya degindin. Bu konuya daha sonra devam edelim mutlaka.
Saygiyla
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

12-02-2025, 03:06
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
is birligi ve derin empati yetenegi gelisiyor
Insanlar arasindaki is birligi, sadece ortak amaclar dogrultusunda hareket etmeyi saglamakla kalmadi, ayni zamanda insanlarin birbirinin dusuncelerini ve hislerini anlamasini da gelistirdi. Gunluk hayatta birisiyle etkili bir sekilde is birligi yapmak icin, onun ne dusundugunu ve nasil hissettigini anlamamiz gerekir. Iste bu noktada, insanlarin sadece bireysel degil, grup olarak da dusunebilme kapasitesi gelisti.
Bu, soyle bir durum yaratiyor: Insanlar sadece "Ben ne yapiyorum?" diye dusunmekle kalmadi, ayni zamanda "Biz ne yapiyoruz?" diye de dusunmeye basladi. Yani, insanlar ortak bir amac dogrultusunda birlikte hareket edebilmek icin bir tur zihinsel uyum sagladi. Bu, is birligini daha etkili hale getirdi cunku insanlar birlikte plan yapabilir, karsilikli beklentiler olusturabilir ve ortak bir hedefe ulasmak icin birbirlerinin davranislarini ongorebilir hale geldi. Bu tur is birligi yetenegi, cocuklarda bile gozlemlenebiliyor. Bazi arastirmalar var. Bunlar kucuk cocuklarin bir gorev uzerinde calisirken is birligi yapmaya istekli olduklarini ve eger partnerleri is birligi yapmazsa onlari yeniden surece dahil etmeye calistiklarini gosteriyor. Yani, insanlar daha cocukken bile sadece kendi baslarina bir isi tamamlamak yerine, is birliginin surmesini tercih edebiliyorlar.
Bu durum, insanlarin gelistirdigi ozel bir tur empatiyle aciklanabilir. Sadece bir baskasinin nasil hissettigini anlamak degil, ayni zamanda onun isteklerini gerceklestirmek icin caba sarf etmek de soz konusu. Yani, insanlar sadece ortak bir hedefe ulasmak istemiyor, ayni zamanda partnerlerinin de mutlu olmasini istiyor. Bu, is birligini daha guclu hale getiren ve ahlaki degerlerin temelini olusturan bir tur derin empati.
Derin empati, guven ve saygi gibi duygularla baglantilidir. Bir kisi, sadece kendi cikarini dusunerek degil, karsisindaki kisinin de duygularini onemseyerek hareket ettiginde, is birligi daha saglam hale gelir. Ornegin, iki kisi birlikte bir yapboz yaparken sadece sonuca ulasmayi degil, birbirleriyle uyum icinde calismayi da onemserler. Iste bu, insanlarin is birligini surdurmesini saglayan temel duygusal mekanizmalardan biridir. Bu tur duygularin evrimsel olarak nasil gelistigini anlamak icin, is birligini bozan durumlara bakmak da faydalidir. Diyelim ki, bir kisi ortak bir plana sadik kalmaz ve is birligini terk ederse, diger kisi bu duruma ofkeyle tepki verebilir ve protesto edebilir. Benzer sekilde, is birligini bozan kisi pismanlik hissedebilir ve ozur dileyerek durumu duzeltmeye calisabilir. Iste bu tur tepkiler, insanlarin karsilikli beklentiler gelistirmesini ve sosyal kurallara uymasini saglayan mekanizmalardir.
Ofke ve sucluluk gibi duygular, insanlarin is birligi icinde hareket etmesini saglamanin bir yolu olarak dusunulebilir. Bir kisi is birligi yapmazsa, digerleri bunu olumsuz karsilar ve ona tepki verir. Is birligini bozan kisi de sucluluk hissederek hatasini telafi etmeye calisir.
Bu, sadece bireyler arasinda degil, daha buyuk gruplar icinde de gorulur.
Yani kisaca ozetlemek gerekirse, insanlar is birligi yapabilmek icin sadece mantikli planlar kurmakla kalmaz, ayni zamanda derin empati gelistirerek birbirlerinin duygularini ve beklentilerini dikkate alirlar. Bu da guven, saygi ve karsilikli baglilik gibi duygulari ortaya cikarir. Bu tur duygularin gelisimi, insanlari sadece bireysel cikarlarina gore degil, grup olarak hareket etmeye tesvik eder. Sonuc olarak, insanlar sadece is birligi yaparak degil, ayni zamanda birbirlerini onemseyerek ve ahlaki duygular gelistirerek basarili bir sekilde bir arada yasamayi ogrenmislerdir.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

12-02-2025, 03:35
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
Bir duyuru ve Etik duygularin fonksiyonu uzerine
Kisa bir duyuru,
Site uyeleri ve uye olmayan ziyaretcilerce yazdiklarim okunuyor mu bilmiyorum. Fakat ahlaki duygularin fonksiyonunu anlatip ve bu noktayi tamamlamak istiyorum. --iletilere bir katki, soru, yorum, elestiri gelmedigi surece bir kac hafta yada bir kac ay kendimi sessize alacagim. Amacimiz sonucta monolog degil. Herkesin ozel hayati, isi ve ugrasilari oldugunun da bilincindeyim. Simdi duygularimizdan devam edecegiz ve bitirecegiz.
...
Konumuza donelim. Duygularimiz diyorduk, bunlar sadece bizim icsel dunyamizi etkilemekle kalmaz, ayni zamanda sosyal cevremizle nasil etkilesimde bulundugumuzu da belirler. Insanlar, evrimsel olarak sosyal varliklardir ve bu nedenle birbirleriyle isbirligi yapabilmek icin duygusal baglar kurmak zorundaydilar. Bu baglar, bize grup icinde nasil davranmamiz gerektigi hakkinda ipuclari verir.
Oncelikle, bu duygularin insanlar arasindaki iliskileri nasil sekillendirdigini dusunelim. Sempati, sadakat, guven ve saygi gibi duygular, sosyal gruplar icinde isbirligini ve dayanismayi saglar. Sempati, baskalarinin zor durumda oldugunu gordugumuzde onlara yardim etme istegimizi ortaya cikarir. Insanlar birbirlerinin duygularini anlamak ve baskalarina yardim etmek icin empati kurarak baglarini guclendirirler. Ayni sekilde, sadakat duygusu da birine baglilik hissi verir. Bu baglilik, grup uyelerinin birbirine guvenmesini ve dis tehditlere karsi birlesmesini saglar. Bir kisiye sadik olmak, gruptaki uyumu artirir.
Guven ise, aslinda bir baskasina olan inancimizi temsil eder. Guvendigimiz kisilerle daha rahat isbirligi yapabiliriz cunku onlarin davranislarini onceden tahmin edebiliriz. Guven, isbirligi yapabilmenin ve uzun vadeli iliskiler kurabilmenin temelidir. Eger guven duygusu yoksa, iliskilerde surekli supheler ve belirsizlikler ortaya cikar. Bu da sosyal baglarin kirilmasina yol acar.
Bir diger onemli duygu ise saygidir. Saygi, baskalarina esit ve adil davranmayi gerektirir. Bir kisiye saygi gostermek, o kisiyi kucumsememek ve onun degerini anlamak anlamina gelir. Saygi, toplumsal duzenin korunmasini ve grup icindeki herkesin esit haklara sahip olmasini saglar. Bu da hem bireysel hem de toplumsal duzeyde barisi ve uyumu getirir.
Butun bu moral duygulari, bir grup icindeki isbirligini artirmak ve iliskileri daha saglam hale getirmek icin birbirleriyle siki bir sekilde baglantili calisirlar. Sempati ve sadakat, insanlar arasinda guclu baglar kurar. Guven ve saygi ise bu baglarin daha derin ve surdurulebilir olmasini saglar. Insanlar birbirine yardim etmek icin sempatik davranirken, ayni zamanda gruptaki guveni de pekistirirler. Birbirlerine sadik olmak, isbirligini daha etkili hale getirir. Tabii bir de reaktif duygular var. Sucluluk ve ofke gibi duygular, bir kisinin hatalarini fark etmesini ve baskalariyla iliskilerini duzeltmesini saglar. Ornegin, birine sadik kalmadiginizda sucluluk hissedersiniz ve bu duyguyla birlikte iliskilerinizi onarmaya yonelik adimlar atarsiniz. Ya da birine haksizlik yapildiginda ofke duyarsiniz ve bu da adaletin saglanmasi icin bir motivasyon kaynagi olur. Bu duygular, kisilerin toplumdaki rollerini daha iyi anlamalarina ve gerektiginde davranislarini duzeltmelerine yardimci olur.
Bir de bu duygularin iletisimde nasil bir rol oynadigini dusunmek onemli. Moral duygulari baskalarina ne hissettigimizi, ne istedigimizi ya da ne yapmamiz gerektigini iletmemize yardimci olur. Insanlar, duygusal ifadelerini baskalarina aktararak iliskilerini pekistirirler. Mesela, birinin mutlu oldugunu gormek, o kisiye yaklasma ve ona destek olma istegini uyandirir. Ya da birine kizgin oldugumuzda, bu da karsi tarafa bir seylerin yanlis gittigini gosterir. Bu tur duygusal ifadeler, sosyal iliskilerde iletisimi guclendirir ve grup icindeki uyumu saglar.
Evrimsel acidan bakildiginda, bu moral duygularinin hayatta kalma acisindan cok onemli oldugunu gorebiliriz. Insanlar gruplar halinde hayatta kalmak icin birlikte calismak zorundaydilar. Bu duygular da, isbirligini artirarak insanlarin grupta hayatta kalmalarini saglamistir.
Bir arada yasamanin, avlanmanin ya da cocuk yetistirmenin en etkili yolu, birbirine guvenen ve sadik insanlarin olusturdugu bir topluluktan gecer.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

25-02-2025, 03:24
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
Esitsizlik, dislayicilik ve dusmanlik
Insan zihni, aslinda birbirine zit gibi gorunen iki temel durtunun etkisi altinda: bir yanda bencillik, diger yanda fedakarlik.
Yani, ahlaki duygularimiz, bir yandan sefkat ve is birligini desteklerken, diger yandan saldirganlik ve baskin olma egilimimizle ic ice gecmis durumda. Tipki diger buyuk maymun turlerinde oldugu gibi, insanlar da siddete ve guc mucadelesine yatkin. Ozellikle erkekler, diger gruplardaki erkeklere karsi siddet eylemlerine basvurma egilimi gosteriyor. Ayni zamanda, kendi gruplarindaki kadinlar uzerinde baskin olma egilimindeler. Bu durum, ozellikle yakin iliskide olduklari kadinlar icin gecerli.
Bu acidan insanlar, bariscil bonobolara benzeyecegine, gidip sempanzelere benzemis.
Bu saldirganlik sekilleri fedakarlikla bir arada var olabiliyor cunku insan ahlaki, tipki diger buyuk maymunlarin ahlaki gibi, belirli bir olcude dislayici ve esitsiz bir yapiya sahip.
Yani, ahlaki duygularimiz, akrabalarin otesinde bazi insanlari bir bakima kapsayacak sekilde genisliyor, ancak digerleri dedigi kisileri disliyor ve bir sosyal hiyerarsiyi surduruyor. Acikcasi, dislayicilik ve esitsizlik bir derece meselesi. Ornegin, dislama yapanlarin, ahlak duygularindan yoksun oldugunu soylemiyorum. Ancak bu duygular genellikle daha az yogun ve daha cok tutarsiz, pek cok yonuyle iki yuzlu oluyor. Yani, grup ici uyelere karsi daha guclu bir sefkat ve sadakat hissederken, grup disindakilere karsi bu duygular daha zayif ve seyrek kaliyor.
Bu anlamda, belirli bir bireye yapilan haksizligi, kendi mahallemizden olup olmadigina bakarak tepki vermemiz guncel baska bir ornektir.
Peki, neden bu kadar DISLAYICI ve ESITSIZ bir yapiya sahibiz? Yani neden herkes icin adalet istemiyoruz?
Bu sorunun cevabi, insan is birliginin dogasinda yatiyor. Ahlaki duygularin cekirdegi, gruplar arasi siddet ve is birligine dayali ebeveynlik baglaminda is birligini kolaylastirmak icin evrimlesmis. Bu surecin iki onemli sonucu var: Ilk olarak, is birligi, bir grubun diger gruplara karsi daha etkili bir sekilde savasmasini sagladigi icin uyum acisindan avantajliydi. Yani, grup ici dayanisma, dis tehditlere karsi daha guclu bir savunma sagliyordu. Ikinci olarak, dogal seleksiyon, cocuk yetistirmede is birligini destekledi, ancak bu is birligi, erkekler ve kadinlar arasinda esit sorumluluk dagilimi gerektirmedi.
Yani bu durumda, cinsiyetler arasi esitsizligin kokenlerine isaret etmeliyiz.
Atalarimizda ahlaki dislayiciligin temel kaynagi, diger gruplara karsi dusmanlikti. Tipki gunumuz insanlari ve sempanzeler gibi, atalarimiz da komsu gruplara karsi siddet eylemlerinde bulundu. Savastilar, hatta daha sik olarak, diger gruplara baskinlar duzenleyerek uyelerini oldurduler, kolelestirdiler veya kaynaklarini ele gecirdiler.
Gruplar arasi siddet, uyum saglayiciydi cunku diger gruplar da ayni kaynaklar icin rekabet ediyordu ve genellikle siddet egilimindeydiler. Biyolojik uyum acisindan bakildiginda, av olmaktansa avci olmak daha iyiydi. Bu nedenle, gruplar arasi siddet, kismen biyolojik olarak fedakarlik iceriyordu cunku bireyler, kisisel risk alarak ayni gruptakilerin ureme basarisini artiriyordu. Buna karsilik, erkeklerin kadinlar uzerindeki baskinligi, tamamen biyolojik olarak bencilce bir strateji gibi duruyor.
Cinsiyetciligin kokenlerini, kadinlar ve erkekler arasindaki sosyal rollerin esitsizliginde bulabiliriz.
Bu tur bir esitsizlik gunumuzde var oldugu gibi, antik donemlerde de muhtemelen vardi. Esitlik ve karsilikli sayginin erken donemlerde var olduguna dair kanitlardan biri, modern avci-toplayici topluluklarin davranislaridir. Bu gruplar, genellikle bir "esitlikci etos"u temsil eder. Ancak bu esitlikci bakis, cogunlukla erkeklerin kendi gruplari icindeki davranislarina odaklanir. Toplumlar arasinda, esitlikcilik genellikle cinsiyet acisindan ciddi sekilde sinirlidir. Dunyanin bircok yerindeki kayitli tarih, ciddi cinsiyet esitsizligini gosteriyor.
Bircok evrimsel psikolog, modern toplumlari gecmise yansitma egilimindedir ve modern patriyarkal yapilarin insan tarihi boyunca var oldugunu varsayar. Ancak bu varsayim hatalidir. Ornegin, tarim devriminden once daha buyuk bir cinsiyet esitligi olduguna dair kanitlar var. Bununla birlikte, kadinlar ve erkekler arasinda bir miktar esitsizlik antik donemlerden beri var olmus. Insan tarihinde, erkekler bazen kadinlari boyunduruk altina alarak rekabet avantaji elde etmis olabilir.
Burada, dogal seleksiyon, buyuk maymun turlerinde (bonobolar haric) asina oldugumuz bir tur baskinlik yoluyla biyolojik ve psikolojik bencilligi desteklemis olabilir. Dolayisiyla, insan kadinlari bazen erkeklerle ayni saygiyi gormemis ve sonuc olarak erkek siddetine ve baskisina maruz kalmistir.
Bircok turde, cocuk yetistirme ve eve bakmayla ilgili is bolumu, kadim donemlere kadar uzanir ve insanlardan hatta buyuk maymunlardan bile eskidir.
Disilerin yavrulari yetistirdigi ve erkeklerin kaynaklari siddetle korudugu bu kadim sosyal yapi, erkeklerin kadinlara karsi daha az saygi duymasini aciklayabilir. Kadinlar, dogurganliklari nedeniyle saygi gorse de, fiziksel olarak daha kucuk ve kontrol edilmesi daha kolay olduklari icin, kendi gruplarindaki erkeklerin siddetine maruz kalma olasiliklari daha yuksekti. Eger durum buysa, Paleolitik donemde de patriyarka vardi (Neolitik ve sonrasindaki kadar yogun olmasa da). Erkeklerin kadinlar uzerindeki baskinligi, erkeklerin ureme cikarlarina hizmet etmis olabilir. Dolayisiyla, cekirdek ahlak bazi boyutlarda esitligi artirsa da, cinsiyetler arasi saygi esitsizligini tolere etmis gorunuyor.
Bana kalirsa, sanirim ahlaki esitsizlik muhtemelen cinsiyet temelliydi.
Ancak, insan ahlakinin bu evrimsel sinirlarini kabul etsek bile, dislayicilik ve esitsizligin biyolojik yapimizin degismez ozellikleri oldugunu varsaymak buyuk bir hata olur. Oncelikle, bir ozellik evrimlesmis olmasi, onu desteklemeye veya korumaya deger oldugu anlamina gelmez. Dahasi, sosyal cevremiz biyolojimizi sasirtici sekillerde degistirebilir ve bedenlerimizin ve zihinlerimizin isleyisini donusturebilir. Tipki diger bircok insan ozelligi gibi, dislayicilik ve esitsizlik de degiskendir.
|

25-02-2025, 03:38
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
gunumuzde adaletsizligi pompalayan hukumetlerdir
Bu temelde, bana oyle gorunuyor ki, KENDI MAHALLEMIZDEN olanlara, yani ayni ideolojiyi, dini veya degerleri paylastigimiz insanlara karsi daha guclu bir ahlaki sorumluluk ve baglilik hissediyoruz. Ancak, bu degerleri paylasmadigimiz insanlara karsi ayni derecede ahlaki sorumluluk hissetmiyoruz.
Bu durum, insan dogasinin bir parcasi olan "GRUP ICI" ve "GRUP DISI" ayrimiyla yakindan iliskili. Tipki farkli derecelerde diger maymunlarda oldugu gibi.
Ama bu ayrimin derinlesmesinde ve surekli hale gelmesinde, bir etken daha var: hakim hukumetler ve medya kuruluslarinin rolu. Televizyonlar, gazeteler ve sosyal medya araciligiyla surekli bir propaganda yapiliyor ve insanlar, hangi gruplara karsi nasil davranacaklarini, kimleri destekleyip kimleri dislayacaklarini bu kaynaklardan ogreniyor.
Bilincli ya da bilincsiz bir sekilde, bu PROPAGANDA insanlarin dusuncelerini ve davranislarini SEKILLENDIRIYOR.
Ornegin, gunumuzde YONETIM mekanizmasini gasp edip, islamo fasist bir anlayisla toplumun ahlaki yapisini cokerten ve sekillendiren bir iktidardan ve beynini kaybetmis koca bir milletten bahsedebiliriz. Bu; yukarida aciklanan durumun SOMUT/NESNEL bir ornegidir.
Ancak unutmamak gerekir ki, bu durum degistirilemez degil. Insanlar olarak, farkindalik kazanarak ve elestirel dusunerek, bu tur manipulasyonlardan bir gun kurtulabiliriz ve daha kapsayici bir ADIL anlayis gelistirebiliriz.
|

25-02-2025, 04:15
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.072
|
|
insan normlariyla birlikte gelisiyor
Buradan normlarin kokenine deginmek icin cizgiyi biraz farkli bir yone ceviriyorum. Normlarin dogasini anlamaya calisirken insan evrimindeki ilk buyuk atilimdan bahsedelim. Yaklasik iki milyon yil once Homo cinsinin ortaya cikisiindan bahsedelim.
Homo erectus, iki kitada, uzun bir sure hayatta kalan bir turdu. Onceki turlere kiyasla daha buyuk bir beyne sahipti ve daha karmasik sosyal iliskiler kuruyordu. Muhtemelen el baltalari ve kaziyici aletler yapmak icin gereken el becerisini kazanan ilk turdu. Ayrica ates uzerinde bir miktar kontrol saglamayi da basardi. Bu beceriler, erken insan atalarimizin beslenme duzenini zenginlestirdi. Sosyallik icin evrilmis buyuk beyinlere gerekli olan ekstra kalorileri sagladi.
Bu asamasa, insan zekasi ve sosyalligi, temel ahlaki duygularin yardimsever davranislari motive etmesi ve is birligini stabilize etmesi sayesinde hizla gelisti.
Sempati ve sadakat gibi duygular, milyonlarca yildir primatlarda zaten vardi. Ancak erken insanlar, guven ve saygi, sucluluk ve kizginlik gibi yeni ahlaki duygular gelistirdi. Bu duygular, atalarimizin daha buyuk, daha karmasik ve daha is birlikci gruplar halinde yasamasini sagladi. Zeka, daha akilli bireylerin birbirlerini ve icinde yasadiklari karmasik sosyal dunyalari daha iyi anlamasiyla gelisti. Bu yaklasim, hem is birligine hemde rekabete dayaliydi.
Homo erectus ortaya ciktiktan sonra, insanlar bir milyon yildan fazla bir sure boyunca gorece bir istikrar donemine girdi.
Erectus fosilleri, cografi ve zamansal olarak birbirinden oldukca uzak olsa da, temelde ayni genel ozellikleri tasiyordu. Gorunuse gore, erken insanlar bir ekolojik nis bulmus ve bunu basariyla degerlendirmisti.
Afrika'dan cikarak Asya'nin uzak bolgelerine kadar yayildilar.
Erectus bunu, diger primatlara kiyasla ozellikle guclu, hizli ya da vahsi oldugu icin degil, yeni kazandigi bilissel yetenekler sayesinde kolektif gucunu harekete gecirdigi icin basardi.
Cinsimizin ortaya cikisindan sonra, kendi turumuz Homo sapiens'in evrimlesmesi icin iki buyuk turlesme olayi daha gerceklesti.
Ilki, yaklasik 800.000 yil once, Afrika'da kalan erken insanlarin Homo heidelbergensis'e evrilmesiyle oldu. Heidelberg de tipki Erectus gibi Avrasya'ya yayildi ve burada Neandertaller ve Denisovalilar gibi baska insan turlerinin ortaya cikmasina yol acti.
Ikinci ve son buyuk turlesme olayi ise yaklasik 300.000 yil once, Afrika'da kalan Heidelberg populasyonlarinin Homo sapiens'e evrilmesiyle gerceklesti. Bu yeni insan turu, hemen Afrika'dan ayrilmadi. Ancak ayrildiktan kisa bir sure sonra, Sapiens tum gezegeni ele gecirdi ve yasam agacinin diger dallarindaki organizmalar uzerinde genis kapsamli sonuclar dogurdu.
Erken insanlardan Heidelberg'e, Sapiens'e ve diger "gec insan" turlerine giden bu turlesme sureclerinde, sosyal karmasiklik ve beyin buyuklugu patladi. Buyukanneler, teyzeler ve babalar, cocuk bakimina giderek daha fazla katkida bulundu. Bu sayede anneler, daha uzun sure cok ebeveynli bakima ihtiyac duyan, beyinleri daha esnek ve egitime acik yavrular dogurabildi. Heidelberg ve Sapiens, onceki turlere kiyasla fiziksel olarak daha zayif ve narin, daha kucuk dislere ve daha zayif cenelere sahipti. Ancak dogal fiziksel gucteki kayiplar, yapay aletler ve teknolojideki buyuk kazanimlarla telafi edildi.
Gec insan turleri, ilk alet yapicilar degildi, ancak ilk teknolojik devrimi yapanlardi. Tas ve ahsaptan yapilmis yeni bicaklar, mizraklar, sopalar ve sivri uclu mizraklar gibi tamamen yeni bir alet repertuari icat ettiler.
Ayrica kil, deri ve kemikten yapilmis esyalar da urettiler. Bu aletler ve teknolojiler, atalarimizin sadece atesi kontrol etmesini degil, ayni zamanda ates yakmasini, daha genis ve cesurca avlanmasini ve cok daha fazla bitki urununu islemesini sagladi. Artik kaslarin, cenelerin yaptigi isi teknoloji ustlenmisti.
Bazi bilim insanlari, karmasik insan kulturunun kokenlerini yaklasik 50.000 yil oncesine, Gec Pleistosen donemine yerlestirir.
Ancak bu tahmin, birkac yuz bin yil kadar yanilticidir. Atalarimiz, kendi turumuz ortaya cikmadan once bile zengin kulturel yasamlara sahipti. Genis bir yelpazede sofistike aletler ve teknolojiler icat edecek bilgi ve becerilere sahip olduktan sonra, insanlar fikirlerine ve icatlarina kasti ya da kazara kucuk degisiklikler yapmaya basladi. Dusunsel ve teknolojideki gelismeler, bunlara sahip olan insanlara var olma mucadelesinde bir avantaj sagladi ve boylece yavas ama hizlanan bir kulturel karmasiklik birikimi basladi.
Hizli ve ongorulemeyen degisim potansiyeline sahip yeni kulturel dunyalara uyum saglamak icin, gec insanlar hayatta kalmak adina eskisinden cok daha fazla is birligi yapmak zorundaydi.
Erken insanlarla paylastiklari ahlaki duygular, gruplarini bir arada tutuyor ve is birligini yonlendiriyordu. Ancak yeni ve ani zorluklarla basa cikmak icin, davranislari daha esnek ve kesin bir sekilde koordine etmenin bir yoluna ihtiyac vardi. Iste bu noktada normlarin kulturel koken hikayesi baslar. Bu bolumdeki ana fikrimiz, normlarin ahlak evrimindeki bir sonraki buyuk yenilik oldugudur.
Normlar, insanlarin bu isbirligi sayesinde uretip paylastigi kurallardir.
Sosyal normlar, belirli eylemleri emreder ya da yasaklar ve kurallari cigneyenlere maddi cezalar veya sosyal yaptirimlar uygulanmasini talep eder. Biyoloji ve kulturun birlikte evrimi, bir norm sistemi ve buna uyumlu bir norm psikolojisini destekledi.
Gec doneme ait insanlar, DOGUSTAN NORMLARLA DOGMADI, ancak icinde bulunduklari kulturel ortamdaki normlari ogrenmek ve icsellestirmek icin yeni gen-kultur yetenekleri kazandi.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:44 .
|