Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 07-08-2007, 19:25
thunderpoint - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
thunderpoint thunderpoint isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

gokhan007";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

bilime inanç olur mu yahu..
Bunu söyleyen birinin Kuran'ın bilimselliği iddiası ciddiye alınır mı?

Rakip gelmedi; biz de aramızda bölündük, çift kale maç yapıyoruz!

Sevgiler...
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 07-08-2007, 19:57
thunderpoint - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
thunderpoint thunderpoint isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

Sevgili Gökhan,

Diyelim ki senin çok akılcı delillerin sonucunda 'sonsuz evren'i Tanrı'nın yarattığına inanç gösterdik.

Bil ki bundan sonra gelecek ilk soru Allah'ın bunu niye yaptığıdır.

Sahi sence Allah evreni ve insanlığı neden yarattı? Tekbaşınalıktan, kendine yetemezlikten canı mı sıkıldı; yoksa "Yav bir kaç fani yaratıp onlara çeşitli badireler, acılar, hüzünler, sevinçler yaşatıp vakit geçireyim; sonra da imtihan yapıp amellerini puanlayayım!" mı dedi?

İyi düşünmeni ve bu sebebe kanıt bulmanı arzu ederim...

Sevgiler ve hayırlı hidayetler kardeşim...
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 07-08-2007, 20:06
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

thunderpoint,

hala kendi aklınızdan bir şyeler türetip başak birisi söylemiş gibi yazıyorsunuz.ben öyle bir iddaa da bulunmadım.dikkatinizi çekerim.

“İnsan niçin yaratılmış?” sorusuna sıkça muhatap oluruz. Böyle bir soruyu kendimize yahut bir başkasına sormamız, bizim için büyük bir İlâhî ihsandır. Şöyle ki: Bu soruyu güneş kendisine soramadığı gibi, bir başka yıldız da güneşe sorabilmiş değil. Yine bu soruyu bir arı bir başka arıya, yahut bir koyun berikine sormaktan aciz. Demek oluyor ki, bu sorunun cevabını arayan insanoğlu, kendi varlığını istediği sahada kullanma konusunda serbest bırakılmış; bir arayış içinde ve bu konuda bir imtihana tabi tutulmuş.

Bu imtihanı kazanmanın tek yolu, sorunun cevabını bizi yaratandan öğrenmemizdir. Bu noktaya varan insanlar gerçeğin kapısını çalmış olurlar. Ve kendilerine Kur’an lisanıyla, Peygamber diliyle cevapları verilir.

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.”
( Zâriyât Sûresi, 56)

Nur Küllîyatında ibadete “marifet” manası veriliyor. Bu mana üzerinde çoğu tefsir alimlerimiz ittifak etmişler. Namaz, oruç gibi ibadetler ise bu marifetin neticesidir. Yani, insan nimetin şükür gerektirdiğini idrak edecektir ki, sonra bu şükür ve hamd vazifeni yerine getirsin.

İnsan, bu kâinatı dolduran İlahi mucizelerin tefekkür ve hayreti icap ettirdiklerini bilecektir ki, tespih ve tekbir vazifesini ifa etsin.

İnsan, başka insanlara merhamet etmesi gerektiğinin şuuruna erecektir ki zekât ve sadaka verme yolunu tutsun.

Bütün bunlar imanın ve marifetin, yani Allah’a inanmanın ve onu tanımanın meyveleridir.

Nur Külliyatından bir marifet dersi: “Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.” ( Sözler, 264 .)

Rububiyet, terbiye edicilik manasına geliyor. Bütün alemlerin her birinde bu fiil bir başka şekilde, bir başka güzellikte, bir başka mükemmellikte kendini gösteriyor. Ve biz her namazda Fatiha Sûresini okurken alemlerin Rabbine hamd etmekle bu farklı terbiyelerin şuurunda olduğumuzu ilan etmiş oluruz.

Işıklar alemini de Allah terbiye ediyor, gözler alemini de. Ve biz, güneşin ışık verecek şekilde, gözümüzün de ondan faydalanacak biçimde terbiye edildiklerini düşünerek Rabbimize şükretmekle “tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet” vazifemizi yerine getiririz.

Gıda maddelerinin yenilecek şekilde, ağzımızın, dilimizin, midemizin de onlardan faydalanacak tarzda terbiye edildiklerini nazara alarak Rabbimizin bu sonsuz ihsanlarını hayret ve teşekkürle karşıladığımızda, yine o rububiyete karşı ubudiyetle mukabele etmiş oluruz.

Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir. Burada dikkatimizi iki kelime çekiyor; âlâ ve küllîye kelimeleri. Bu iki kelime bize bu vazifeyi yapan daha başka varlıklar da olduğunu haber veriyorlar. Şu var ki, insan ubudiyet vazifeni onlardan daha üstün ve daha küllî bir derecede yapabilecek bir istidada sahip. Sözünü etmek istediğimiz bu varlıklar, meleklerle cinlerdir.

Bir melek, bir meyveyi tefekkür ederken, dünün şekilsiz, renksiz elementlerinin bugün güzel bir varlık haline gelmelerini, sert ağaçtan bu yumuşak meyvelerin çıkmasını hayretle seyreder. Ama o meyvenin tadını, vitaminini, kalorisini düşünemez, tefekkür edemez. Zira, istidadı buna müsait değildir.

İnsana bu noktada bambaşka bir kabiliyet verilmiştir. O, aklıyla, hayaliyle sadece hazır eşyayı değil, o anda görmediği nice şeyleri hatta geçmişi ve geleceği düşünebilir. Böylece fikri, düşüncesi, anlayışı ve feyzi küllîleşir. Eline aldığı bir meyveyi yerken, o anda bir milyonu aşkın canlı türünün sonsuz denecek kadar çok fertlerinin rızklandıklarını, kendisinin de bu İlâhî sofradan faydalanan bir fert olduğunu düşünebilir ve böylece Allah’ın Rezzak ismini küllî manada tefekkür etme imkanına kavuşur.

Dilerse, düşüncesini geçmiş ve gelecek zamanlara da götürür. Bütün zamanlarda ve mekânlardaki her türlü nimeti ve onlardan istifade edenleri, hayalinin yardımıyla, birlikte düşünür ve tefekkürü daha da küllîleşir.

Bütün İlâhî isimlerin tecellileri için benzer şeyler söylenebilir.

Nur Küllîyatında, “İyyake na’büdü” “Biz ancak sana ibadet ederiz.” ayetinin açıklaması yapılırken, ayet-i kerimede niçin ben değil de biz denildiğine dikkat çekilir ve böyle denilmekle üç ayrı cemaatin kastedildiği ders verilir. Bunlardan birisi bütün müminler, diğeri vücudumuzda vazife gören ve her biri kendine mahsus bir ibadetle meşgul olan bütün organlar, hücreler, duygular,.., üçüncüsü ise bütün bir varlık âlemi.

Demek oluyor ki insan, bütün varlık alemi namına “İyyake na’budü” diyebilecek bir kabiliyettedir. İşte tek başına da namaz kılsa, ferdiyetten kurtulup bu üç cemaatin ibadetlerini Rabbine takdim eden insan küllî bir ibadet yapmış demektir.

İnsanın bu kâinata meyve olması da böyle bir neticeyi doğurmaktadır. Bir ağacın bütün birimlerini şuurlu farz verseniz, en küllî tefekkürü meyve yapacaktır. Çünkü meyvenin içindeki çekirdek bütün ağaçtan süzüldüğü için o meyvede ağacın tümünün ibadetlerini temsil etme, tefekkür etme kabiliyeti bulunacaktır.

Bu küllî ubudiyeti en ileri derecede yapanlar kâinat ağacının en mükemmel meyveleri olan peygamberler ve özellikle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir(asm.).

“Maksad-ı âlâ ve ubudiyet-i küllîye” manalarıyla şu kutsî hadis arasında yakın bir ilgi vardır: “Sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım.”

Nur Küllîyatında insanın vazifesiyle ilgili birçok bahis mevcut. Bunların bir özeti olarak birkaç maddeyi takdim etmek isterim:

- Ruhuna bir İlâhî ikram olarak takılan, ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarını bilmeye bir vasıta olarak kullanmak. Kendi ruhundan İlahi sıfatları bilmek için açılan bu marifet pencerelerini iyi değerlendirmek.

- Akıl kuvvetini hikmet dairesinde, şehvet kuvvetini iffet dairesinde, gazap kuvvetini şecaat dairesinde kullanmak.

- Muhabbetini ancak Allah’a vermek ve mahlukatı da yine Onun namına, Onun isimlerine ayna olmaları, kemaline işaret etmeleri, cemalinden haber vermeleri cihetiyle sevmek.

- “İbadatın bütün enva’ına müstaid bir fıtratta” yaratıldığının şuurunda olup bütün ibadet çeşitlerinin ayrı ayrı feyizlerinden azami ölçüde nasiplenmeye çalışmak.

- Kendisine verilen “kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirmek.” Böylece bunların her birini kendine mahsus ibadetiyle meşgul etmek.

- Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve küllî şükretmek.

- Aczini ölçü alarak Allah’ın kudretini, fakrına bakaran Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek.

- Ruhunu günahlardan, bedenini de her tüllü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak.

- Kendini Allah’ın en mükemmel eseri olma cihetiyle meleklerin, ruhanilerin seyrine, temaşasına güzelce sunmak.

İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, bir çok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar. Bütün kâinatın ibadetlerini temsil etme kabiliyetine sahip olduğu halde, sadece çevresindeki bir gurup insanın teveccühlerini kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi hayatına gaye edinir.

Bir süre sonra kendisi de, o insanlar da dünyadan göçüp gitmekte ve bütün bu gayeler de onun bedeniyle birlikte adeta toprağa gömülüp kaybolmaktalar.


okursunuz inşallah hepsini, daha yazı ekleyebilirm isterseniz.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 07-08-2007, 20:07
kompLeks kompLeks isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 16 Aug 2006
Mesajlar: 183
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

Aphrasijab";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
bu konu hakkinda ozellikle bilinmesini istedigimiz sey su:

tanriya inananlar kafalarinda tanrinin baslangicinin ve sonunun olmadigi iddiasini nasil hararetle savunabiliyorlarsa biz de tanri yerine maddenin baslangicinin ve sonunun olmadigini savunuyoruz.

burada onemli olan nokta su;

tanrinin kullarina anlatmak istedigimiz sey su;

yobaz tanri kullari, materialisme saldirirken genelde su sekilde davranirlar:

derler ki:

"ulan kafirler, sizin akliniz hic yok mu? her canli dogar, yasar ve olur. her yaratigin bir baslangici ve sonu vardir. maddenin de baslangici ve sonu vardir; cunku madde de tanrinin yarattiklarindandir. sizin kafaniz nasil baslangici ve sonu olmayan bir seyi kabul eder? zindiklar!"

devami ise soyle olur:

"ancak ve ancak tanrinin baslangici ve sonu yoktur. tanri dogmamistir; ezelden beri vardir, ebede kadar da var olacaktir..."

vesaire...

yobazin lafi bitmez.

ama biz lafimizi soyle bitirecegiz:

yukarda yazilan iki cumleyi de sarfederken yobaz; hic sunu akil edemez ne yazik ki:

madem senin kafan ezeli ve ebedi bir seyi kabul edebiliyor, o zaman maddenin de ezeli ve ebedi oldugunu kabul et!!!

yok eger zaten ezeli ve ebedi bir sey kabul edemiyorsan tanriyi da kabul etme!!!

ama yobaza ne kadar anlatsan bos!

... sunu unutmamaliyiz ki christianlar bu dunyanin parazitleridir... diger tanriya inanan herkes de oyle!!!

nokturnal mortum - lunar poetry
* *hay ağzına sağlık sonunda beni anlayan birisi çıktı... :P

yukarda yazilan iki cumleyi de sarfederken yobaz; hic sunu akil edemez ne yazik ki:

madem senin kafan ezeli ve ebedi bir seyi kabul edebiliyor, o zaman maddenin de ezeli ve ebedi oldugunu kabul et!!!

yok eger zaten ezeli ve ebedi bir sey kabul edemiyorsan tanriyi da kabul etme!!!

ama yobaza ne kadar anlatsan bos!

*
* *tam olarak anlatmak istediğim buydu....

*' * * * * * * * κadeяiмi değişтiяeвilmeκ вeиiм кadeяiмdiя ! * *
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 07-08-2007, 20:10
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

komPleks,

birilerine hakaret ederek hiç bir şey kazanamazsınız aksine bir şeyler kaybedersiniz.


Allah ezelde de vardı,ebedi de olacaktır.
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 07-08-2007, 20:17
kompLeks kompLeks isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 16 Aug 2006
Mesajlar: 183
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

bunları hakaret olarak algılıyorsan kendi yazılarına dön bir bak
hiç bir şey vardan yok olmaz yoktan var olmaz dolayısıyla allahta var olamaz bu bukadar basit anlayamıyorsan yapacak bişe yok daha açık bi şekilde anlatabilirmiyim bilmiyorum

*' * * * * * * * κadeяiмi değişтiяeвilmeκ вeиiм кadeяiмdiя ! * *
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 07-08-2007, 20:24
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

komPleks,

yobaz diyen benmiyim sen misin? komik duruma düşüyorsun.

Allah'ı daha anlayamıyorsunuz.O yaratmış bizleri ve kudrete sahip O.sen gelmiş mantık yürütüp hiçbir şey vardan yok olamaz yoktan var olamaz yazıp ardından öyleyse Allahta var olamaz diyorsun.Allah ne doğmuştur ne de doğrulmuştur.buda çok açık.

Allah'a yok demekle Allah'ı yok edemezsiniz.

İhlas suresini senin için yazmıştım değil mi?
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 07-08-2007, 23:47
Aphrasijab Aphrasijab isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Jul 2007
Bulunduğu yer: Hyperborea
Mesajlar: 21
Aphrasijab - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

tesekkurler kompLeks yoldasim;

bizi anlayan nadir kitleden oldugun icin tebrikler...

bu arada tartismanin alemi yok; yobazlarin dusunceleri degismez...

ve bir yobaza nedenler degil; timarhane gosterilmelidir!

butun ilahi dinlere inananlar birer gereksizliktir!!!

thy serpent - parasites

Antitheism for Atheism
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 08-08-2007, 00:47
beelzbb beelzbb isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Nov 2006
Mesajlar: 439
beelzbb - MSN üzeri Mesaj gönder beelzbb - YAHOO üzeri Mesaj gönder
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

dilaver";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
sevgili komplex

* *evrim teorisi bir başlatıcının varlıgını yadsımaz, ama kabul de etmez. Gözlemyemedigi için böyle bir tartışmayı bilim dışı olarak görür. Kaldıki bir yaratıcının ya da başlatıcının varlıgı bize niye namaz kılmamız gerektigini açıklamaz. Neden kulluk etmemiz gerektigini açıklamaz. Neden dünyanın sınav yeri oldugu ve insanların bir kısmının cehennem azabı çekecegini açıklamaz. En temeli de bu yaratıcının niye Muhammed ile ilişki kurması gerektigini açıklamaz. Temel mesele de budur.

* * *Varsın isterse bir tanrı olsun bana ne. Ya da benden ona ne. Ama işin içine Muhammed ve mülkiyet ilişkileri girdigi zaman yaptırımlar da başlar ve insanlar sömürülür, köleleştirilir. Gökhanın bize ispat etmek zorunda oldugu şey bir tanrının varlıgı degildir. Nasıl olup da o tanrının gökhana ölümden sonra ahret oldugunu bildirdigidir. Ve gökhanın bu bildiriyi neye dayanarak gözlemledigidir. Dayanak noktasının ne oldugudur.

* * * Evrime göre belki de büyük patlamayı bir başlatıcı yaptı ama hepsi oraya kadar. O noktada da ya kendisi de patladı, ya emekli oldu ya da yaptıgı deneyin bir gözlemcisi oldu. Bu olasılıkgözlemlenemiyecegi için şimdilik bizim meselemiz degildir.

* * * saygılarımla
''Varsın isterse bir tanrı olsun bana ne. Ya da benden ona ne.''

demişsiniz abim...Kanımca BİLİNMEK ve TANINMAK için peygamberler(elçi) gönderdi.Lakin bu dönemin kulluk-kölelik anlayışına çok benziyor.Bu konuda ben de çok şüpheye düşmüştüm.Fakat ona (Allah) kulluk ile bir beşere kulluk çok farklı geldi bana biraz daha üstünde düşündüğüm vakit...Neyse

SAYGILAR
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 08-08-2007, 00:52
InVitatio
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: evren kendi kendine oluşmuş olamaz mı?

---
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:31 .