Sodomo senin bu yaptığın savaş ilanıdır
O kadar dedim bize şeriatçı lazım diye ama olan oldu işte. Şu gazete ilanını dinci gazetelerden birine versek daha iyi olur aslında
Ateist vs. Agnostic... Buyrun bakalım, hodri meydan...
Madem söz dürüstlükten açıldı o halde dürüst olalım Agnostik dostlarım. Ben hikayeyi dürüstçe anlatayım, itirazı olan buyursun... Aslında vaktiyle siz de ateisttiniz. Biraz işi kurcalayıp Agnostizmden haberdar olduktan sonra "sahi yaw, ben nerden bilicem ki var mı yokmu, varlığı da yokluğu da kanıtlanamıyor" diyip tanrıyı kocaman bir "soru işareti" ilan ettiniz...
Lütfen şimdi "vay be amma da arınmışım egolarımdan, helal olsun bana" demeyiniz. Zira telaffuz etme gafletinde bulunduğunuz bu cümle kendi kendisini yalanlayan paradokslardandır.
Diyorsun ki; "Sonuçta eğer bir ön-kabul ile yola çıkarsak gerçeği öğrenme şansımız kalmayacağı gibi gerçeği kendi ön-kabullerimize yamama yoluna gireriz."
Peki "tanrı bir bilinmezdir" ne demek? Tanrı var mı yok mu bunu bilmiyoruz, asla da bilemeyeceğiz, bunu bilmek mümkün değil. Benden öncekiler bilmiyordu, benden sonrakiler de bilmeyecek...
Değerli Agnostikler, sizin bu söylediğinizin "Tanrı hep vardı ve her zaman da var olacaktır" ön kabulünden tek farkı sizin ön kabulünüzün "tanrının varlığı iddiasını doğrulayan en ufak bir kanıtın bile bulunmadığı" ayrıntısını hiçe saymayacak kadar rasyonel olmasıdır.
Ateizm basit görünür. Ergenlik çağında gençler "ben ateistim" der. Bu basit görünüş biraz antipati uyandırıcıdır. (aslında ateizm basittir ama basit olduğu için değil, basit olması gerektiği için basittir. İşin bu basit olma gerekliliği kısmı ise o kadar basit değildir)
Buna karşılık Agnostizm daha gelişmiş bir düşünüş gibi gelir. Sanki daha gerçekçi olabilmek için elini göğsüne koymuş ve tüm olgunluğuyla ağırbaşlı adımlar atmış gibidir.
Agnostizm gayet mağrur bir tavırla "hey ben tanrı yok demiyorum, neyim ben bir fanatik mi, yoksa dünün heyecanlı çocuğu mu? Neden tanrı yoktur diyeyim ki, elimde tanrının olmadığına dair kanıt mı var? Ben sadece tanrı'nın bilinmez olduğunu savunurum, zaten bilmediğim şeyi de savunmam ben" diyerek büyüdüğünü ve daha aklıbaşında biri olduğunu ilan eder.
Aslında büyüyen bişey yoktur. Agnostizm egosunu bir kenara bırakmış değildir, aksine ateizmin içinden çıkmış bir düşüncedir ve ateizmin içinden böyle bir düşünce çıkmasının sebebi insan egosudur.
Dedim ya tanrı kavramını sevmeyen yeni yetme gençler kendilerini ilk olarak ateist ilan eder. "Ben ateistim" demeden önce ateizmi araştırma gereği bile duymazlar. O veya bu şekilde tanrıya inanmıyor olmaları ateist olmak demektir onlar için.
Peki olgun insanlar, bu yeni yetme gençlerden çok daha kültürlü ve deneyimli insanlar onlarla aynı düşüncede yer alabilirler mi? Tabiki hayır! İnsan egosu buna izin vermez ve aynı safta dahi olsa kendi olgunluğunu daha ön plana çıkaracak bir gruba ayrılma talebinde bulunur. Böylece ateizmin Agnostizm mezhebi doğar.
Kısaca Agnostic; daha olgun ve daha ağırbaşlı ateisttir.
Buraya kadar yazdıklarımı bir başlık altında toplayacak olsak bu başlığın adı "Agnostizm daha olgun, daha ağırbaşlı olmak için yapar" şeklinde olabilirdi. Şimdi "ne yapar?" sorusuna geliyorum. Bu "Ne Yapar" kısmını özellikle sona bıraktım çünkü bence bu ilk kısım kadar önemli değil...
Agnostizm ne yapar'ı anlamak için ateizmin ne yaptığına bakmak şarttır. Ateizm "varlığı kanıtlanmış mı?" diye sorar.
Ateizmin yaptığı bu soruyu sormaktır, fazlası değil... Ateizm dogmatik bir biçimde "tanrı yoktur" demez. Ateizmin "tanrı yoktur" savı bir ön kabul değildir. Bunu anlatabilmenin en güzel yolu sanırım ünlü ateist Nietsche'nin "tanrı öldü" sözüdür. Nietsche "tanrı öldü" derken "evet bir tanrı gerçekten vardı ama artık yok, öldü zavallı" demek istemez.
"Tanrı Öldü" kanıtsız olduğu halde reddedilmeyen savlara, en başta da "Tanrı vardır" savına bir göndermedir. "Tanrı vardır" ve "tanrı öldü" önermeleri birbiriyle aynıdır. İkisi de kanıtlanmamış ve kanıtlanamayacak önermelerdir. İkisinin de doğruluk değeri eşittir.
Ateizmin vurgulamak istediği nokta kanıtlanmamış sonsuz sayıda iddia üretilebileceğidir. Bu durumda aklı "doğru olmadığı halde doğru sanılan" savlarla doldurmamak için bir parça acımasız olup kanıt istemek en doğrusudur.
Gelelim Agnostizme...
"Tek bir şey biliyorum o da hiç bir şey bilmediğimdir"
Agnostizm'in sağ duyulu ve rasyonel maskesinin altında kocaman bir çelişki canavarı vardır. "Tek bir şey bilen" bir insan "hiç bir şey bilmiyor" değildir. Bildiği bir şey vardır.
"Tanrı bir bilinmezdir" savı da bir hüküm belirtir. Kişi bir hüküm vermiş ve tanrının "bilinmez" konumda olduğunu iddia etmiştir. Bu da bir bilme durumudur. Burada bilinen şey tanrı'nın ölçülemez, algılanamaz, hakkında araştırma yapılıp veri elde edilemez, dolayısıyla da "bilinemez" olduğudur.
Bir kişiye "Ahmet hakkında ne biliyorsun?" diye sorduğunda "Hiç bir şey bilmiyorum" şeklinde bir cevap alırsan aldığın bu cevap da senin için bir bilgidir. "O kişinin ahmet hakkında hiç bir şey bilmediği" bilgisine sahip olursun.
"Tanrının varlığı hakkında somut bir bilgi sahibi değiliz" demekle "Tanrı bilinmezdir" demek farklı şeylerdir. Bunlardan ilki şu an için geçerli bir bilgi, diğeri ise genel geçer (de facto) bir tanım, kanun ya da hükümdür.
Peki agnostizm tanrıyı nasıl "bilinmez" ilan eder?
İşte asıl dananın kuyruğunun koptuğu an bu andır. Agnostizm tanrıyı bilinmez ilan ederken bilimin ilkelerini çiğnemiş, dolayısıyla bilimsellikten uzaklaşmıştır. Örneğin ilk mesajımda da bahsettiğim gibi bilimin "basitlik ilkesi" çiğnenmiştir.
Agnostizm "tanrının varlığına dair kanıt var mı?" + "tanrının yokluğuna dair kanıt var mı?" sorularını sorar.
Oysa "... yokluğuna dair kanıt var mı?" sorusu geçersiz bir sorudur. Noktalı kısıma ne getirirseniz getirin cevap "hayır, yok" şeklinde çıkacaktır. Böylesi bir sorunun yukarıdaki toplama eklenmesi gereksiz bir iştir bu yüzden de yanlış bir iştir.
Son olarak "Bence hiçbir sey için yok diyemeyiz. Varlığı kanıtlanamamıştır diyebiliriz sadece." sözünün sahibi Agnostik arkadaşımdan "bir ablan var mı?" ve "bir abin var mı?" sorularını ayrı ayrı cevaplamasını istiyorum mümkünse...
Bir de düşünün lütfen sözlüğünüzden "yok" kelimesini çıkarıp yerine "bilinmez" kelimesini koymak felsefi, düşünsel, bilimsel bir işe mi daha çok benziyor yoksa Türk Dil Kurumu'nca yapılan bir kelime değişikliği işine mi?