Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #81  
Alt 29-09-2006, 01:35
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Ex, bak cevabımı aşağıya aldım, geç oldu ama güç olmadı


Diyorsun ki; "Sonuçta eğer bir ön-kabul ile yola çıkarsak gerçeği öğrenme şansımız kalmayacağı gibi gerçeği kendi ön-kabullerimize yamama yoluna gireriz."

Peki "tanrı bir bilinmezdir" ne demek? Tanrı var mı yok mu bunu bilmiyoruz, asla da bilemeyeceğiz, bunu bilmek mümkün değil. Benden öncekiler bilmiyordu, benden sonrakiler de bilmeyecek...

İyi gidiyorsun...

Değerli Agnostikler, sizin bu söylediğinizin "Tanrı hep vardı ve her zaman da var olacaktır" ön kabulünden tek farkı sizin ön kabulünüzün "tanrının varlığı iddiasını doğrulayan en ufak bir kanıtın bile bulunmadığı" ayrıntısını hiçe saymayacak kadar rasyonel olmasıdır.

Konunun "kanıt" ile ilgisi yok.

Ateizm basit görünür. Ergenlik çağında gençler "ben ateistim" der. Bu basit görünüş biraz antipati uyandırıcıdır. (aslında ateizm basittir ama basit olduğu için değil, basit olması gerektiği için basittir. İşin bu basit olma gerekliliği kısmı ise o kadar basit değildir)

Nereden çıktı şimdi bu psikolojik tahliller ?

Buna karşılık Agnostizm daha gelişmiş bir düşünüş gibi gelir. Sanki daha gerçekçi olabilmek için elini göğsüne koymuş ve tüm olgunluğuyla ağırbaşlı adımlar atmış gibidir.

Eeee zamanla insan büyüyor

Agnostizm gayet mağrur bir tavırla "hey ben tanrı yok demiyorum, neyim ben bir fanatik mi, yoksa dünün heyecanlı çocuğu mu? Neden tanrı yoktur diyeyim ki, elimde tanrının olmadığına dair kanıt mı var? Ben sadece tanrı'nın bilinmez olduğunu savunurum, zaten bilmediğim şeyi de savunmam ben" diyerek büyüdüğünü ve daha aklıbaşında biri olduğunu ilan eder.

Yokluğun kanıtı olmaz dedim daha önce ama..Ben yokluğu kanıtlamaya çalışmam. Diyorum ki : Yokluk bilimin ve materyalist felsefenin ortaya attığı bir kavramdır ve bence onlar kanıtlamalıdır.

Aslında büyüyen bişey yoktur. Agnostizm egosunu bir kenara bırakmış değildir, aksine ateizmin içinden çıkmış bir düşüncedir ve ateizmin içinden böyle bir düşünce çıkmasının sebebi insan egosudur.

Dedim ya tanrı kavramını sevmeyen yeni yetme gençler kendilerini ilk olarak ateist ilan eder. "Ben ateistim" demeden önce ateizmi araştırma gereği bile duymazlar. O veya bu şekilde tanrıya inanmıyor olmaları ateist olmak demektir onlar için.

Peki olgun insanlar, bu yeni yetme gençlerden çok daha kültürlü ve deneyimli insanlar onlarla aynı düşüncede yer alabilirler mi? Tabiki hayır! İnsan egosu buna izin vermez ve aynı safta dahi olsa kendi olgunluğunu daha ön plana çıkaracak bir gruba ayrılma talebinde bulunur. Böylece ateizmin Agnostizm mezhebi doğar.

Demek sana göre zaaf içindeyiz. Keşke agnostizm üzerine biraz düşünseydin. Bu söylediklerin senin agnostizmi bilmediğini gösteriyor. Bence tam tersi bu söylediklerin ateizm için geçerli. Kızlara hava atmak için kullanılan en ideal felsefe. Zaten fallardan anlamıyorsun, rüya tabirleri ile de işin olmaz, burçlar falan da sıkar bir erkeği, eee ne konuşacaksın kızlarla ? En iyisi topyekün reddiye değil mi ? Hem de ne kadar cesur olduğunu göstermiş oluyorsun Tanrı'yı bile iplemeyen cesur erkekler


Kısaca Agnostic; daha olgun ve daha ağırbaşlı ateisttir.

Eyvallah sağolasın bu övgülerin için. Biz de sizi överiz sağda solda yeri gelince

Buraya kadar yazdıklarımı bir başlık altında toplayacak olsak bu başlığın adı "Agnostizm daha olgun, daha ağırbaşlı olmak için yapar" şeklinde olabilirdi. Şimdi "ne yapar?" sorusuna geliyorum. Bu "Ne Yapar" kısmını özellikle sona bıraktım çünkü bence bu ilk kısım kadar önemli değil...

Evet agnostizm daha ağır başlı yapar ama ateizm de daha cesur yapar

Agnostizm ne yapar'ı anlamak için ateizmin ne yaptığına bakmak şarttır. Ateizm "varlığı kanıtlanmış mı?" diye sorar.

"Varlığı kanıtlanmış mıdır ?" diye sorarken Tanrı'yı bir "taş" ile aynı kefeye koyar.

Ateizmin yaptığı bu soruyu sormaktır, fazlası değil... Ateizm dogmatik bir biçimde "tanrı yoktur" demez. Ateizmin "tanrı yoktur" savı bir ön kabul değildir. Bunu anlatabilmenin en güzel yolu sanırım ünlü ateist Nietsche'nin "tanrı öldü" sözüdür. Nietsche "tanrı öldü" derken "evet bir tanrı gerçekten vardı ama artık yok, öldü zavallı" demek istemez.

Nietzche'nin felsefeye (ahlak felsefesi hariç) bir katkısını görmedim. Slogancıdır. Aforizmaları iyidir, keşke siyasetçi olasaydı. Ayrıca "Tanrı öldü" sözünün de konu ile bir bağlantısını kuramadım..

"Tanrı Öldü" kanıtsız olduğu halde reddedilmeyen savlara, en başta da "Tanrı vardır" savına bir göndermedir. "Tanrı vardır" ve "tanrı öldü" önermeleri birbiriyle aynıdır. İkisi de kanıtlanmamış ve kanıtlanamayacak önermelerdir. İkisinin de doğruluk değeri eşittir.

Ateizmin vurgulamak istediği nokta kanıtlanmamış sonsuz sayıda iddia üretilebileceğidir. Bu durumda aklı "doğru olmadığı halde doğru sanılan" savlarla doldurmamak için bir parça acımasız olup kanıt istemek en doğrusudur.

Felsefenin "kanıt" ile ilgisi yoktur. Ateizmin en büyük hatası felsefe ile bilim arasında ayırım yapamamasıdır. Aslında ateizm de materyalizm gibi tembel bir felsefeciktir. Çünkü "Tanrı yoktur" diyerek soru sormayı durdurur ve konu ile hiç ilgilenmez. Materyalizme ve bilime yaslanarak ayakta kalmaya çalışır. Ama düşünce bisiklet gibidir ve bisikletin üzerinde durmak yoktur. O yüzden ateizm Tanrı'nın olmadığını kanıtlamaya çalışmak zorunda kalır. Yani ileri süremediği bisikleti geri sürmeye başlar.

Gelelim Agnostizme...

"Tek bir şey biliyorum o da hiç bir şey bilmediğimdir"

Agnostizm'in sağ duyulu ve rasyonel maskesinin altında kocaman bir çelişki canavarı vardır. "Tek bir şey bilen" bir insan "hiç bir şey bilmiyor" değildir. Bildiği bir şey vardır.

Kelime oyunu yapıyorsun. Felsefi polemikler kurnazca yapılmaz.

"Tanrı bir bilinmezdir" savı da bir hüküm belirtir. Kişi bir hüküm vermiş ve tanrının "bilinmez" konumda olduğunu iddia etmiştir. Bu da bir bilme durumudur. Burada bilinen şey tanrı'nın ölçülemez, algılanamaz, hakkında araştırma yapılıp veri elde edilemez, dolayısıyla da "bilinemez" olduğudur.

Hayır. Akıl / mantık / fikir yürüterek ulaşabileceğin bir gerçeklik boyutunda değildir demek. İster kanıt topla, ister düşün ister hayal kur yapacağın tek şey sebepler zincirini takip etmektir ve sonunda ulaşacağın şey en fazla "ilk sebep"dir. Peki ilk sebep bıcırık bir element ise ne olacak ? O bıcırık elemente Tanrı mı diyeceksin ? Diyorum ki : Biz aklımız ile ister düşünelim ister bilimsel araştırma yapıp kanıt toplayalım sonuçta hep "sebep-sonuç" ilişkileri ağının içinde kalırız; yani akıl "zaman- mekan-nedensellik" zincirini kıramaz, hayal kurarken bile bunu kıramazsın. Benim söylemek istediğim şeyde işte bu aklın yetersizliğini bilmemize rağmen ve de bütün bilgimizin "göreli" olduğunun ve zaman-mekan-nedensellik kayıtlarına taabi olduğunun bilinmesine rağmen nasıl olurda böyle kesin bir hüküm verebildiğimizdir. Bir arabaya biniyorsun ve dağı arabayla aşmaya çalışıyorsun ve aşamayınca da dağın arkasındaki vadiyi görme şansın kalmıyor. Belki vadi yok ama sen ne "var" ne de "yok" diyecek bir bilgiye sahip değilsin. Bu durumda neden ha bire "yok yok vallahi yok" diyesin ki ?

Bir kişiye "Ahmet hakkında ne biliyorsun?" diye sorduğunda "Hiç bir şey bilmiyorum" şeklinde bir cevap alırsan aldığın bu cevap da senin için bir bilgidir. "O kişinin ahmet hakkında hiç bir şey bilmediği" bilgisine sahip olursun.

Ex, yine dönüp dolaşıp aynı nakaratı söylüyorsun.

"Tanrının varlığı hakkında somut bir bilgi sahibi değiliz" demekle "Tanrı bilinmezdir" demek farklı şeylerdir. Bunlardan ilki şu an için geçerli bir bilgi, diğeri ise genel geçer (de facto) bir tanım, kanun ya da hükümdür.

Tanrı hakkında somut bir bilgi olmaz ama Tanrı hakkında bir "sezgi" olur. Tanrı ile ilgili bütün yorumlar "sezgi"ye dayanır. Zaten somut bilgi spesifik bir bilgidir ve ancak "parça" bilgi olarak değer taşır ve doğası gereği "bütün"ü sana göstermez.

Hepimizde aynı türden dalak, karaciğer, akciğer vb. organlar var ama hepimiz farklı insanlarız. Hangi doktor senin dalağına bakarak senin kim olduğunu söyleyebilir ki ?


Peki agnostizm tanrıyı nasıl "bilinmez" ilan eder?

İşte asıl dananın kuyruğunun koptuğu an bu andır. Agnostizm tanrıyı bilinmez ilan ederken bilimin ilkelerini çiğnemiş, dolayısıyla bilimsellikten uzaklaşmıştır. Örneğin ilk mesajımda da bahsettiğim gibi bilimin "basitlik ilkesi" çiğnenmiştir.

Ex, komik olma. Bilimsel olma iddiasında olmak da ne demek ? Felsefe bilimsel varsayımları, teorileri, kanunları dikkate alarak ilerlemez. Bigbang'den yola çıkarak "parelel evrenler" varsayımı ortaya atanlar bilim adamlarıdır, felsefeciler değil. Hiç bir felsefeci bilimsel kuramlar üzerine felsefesini inşaa etmez. Bunu yaptığı anda o felsefe güdük doğar, aynı materyalizm gibi.

Şimdi çağımız bilim çağı ya, Amerikan bilim mantalitesi her tarafı kuşatmış durumda ve insanlar bilimsel teorilere yaslanmadan düşünemez hale gelmişler. Bu bir zihinsel alışkanlıktır. Dinler bile bilime yaslanarak kendilerini anlatabiliyorlar.

Agnostizm "tanrının varlığına dair kanıt var mı?" + "tanrının yokluğuna dair kanıt var mı?" sorularını sorar.

Hayır. Kanıt ile ilgili bir soru Agnostizmin konusu değildir. Bu kanıt toplama merakı "bilim"in özelliğidir.

Oysa "... yokluğuna dair kanıt var mı?" sorusu geçersiz bir sorudur. Katılıyorum Noktalı kısıma ne getirirseniz getirin cevap "hayır, yok" şeklinde çıkacaktır. Böylesi bir sorunun yukarıdaki toplama eklenmesi gereksiz bir iştir bu yüzden de yanlış bir iştir.

Son olarak "Bence hiçbir sey için yok diyemeyiz. Varlığı kanıtlanamamıştır diyebiliriz sadece." sözünün sahibi Agnostik arkadaşımdan "bir ablan var mı?" ve "bir abin var mı?" sorularını ayrı ayrı cevaplamasını istiyorum mümkünse...

Bir de düşünün lütfen sözlüğünüzden "yok" kelimesini çıkarıp yerine "bilinmez" kelimesini koymak felsefi, düşünsel, bilimsel bir işe mi daha çok benziyor yoksa Türk Dil Kurumu'nca yapılan bir kelime değişikliği işine mi?

Felsefidir. Çünkü senin "yok" üzerine söyleyecğin her şey "nesnel" olmak zorunda iken benim "bilinmez" üzerine öyleyeceğim her şey "öznel" olmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #82  
Alt 29-09-2006, 03:16
humayun humayun isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Sep 2006
Bulunduğu yer: ist
Mesajlar: 111
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Allah ın varlığı bir kabuldür var olup olmadığı öldükten sonra anlaşılacaktır.Allah ın yokluğu ise bir inkar dan öte değildir.Allah ta Kuran da hep bunlara örnekler vererek insanı uyarır.Elbette bu sınavın en çetrefilli sorusu Allah var mıdır yok mudur.Peşinen basit olarak kabul etmek veya kimlik müslümanı olmak bir şey ifade etmez Kuran için.Önemli olan *Onun varlığını kabul ediyor isen *görmediğin veya kimine göre hissedemediğin halde ona sabır ile ibadet etmendir.Gerçek iman diye bundan bahseder Kuran.Sonuçta gerçek iman eden bir insan yoklukta çekse , varlıkta da olsa onu sonuna kadar tasdik eder.Eğer iddaa edilen gibi bir Allah yoksa onun için *mantıki açıdan üzüntü söz konus değildir.Bi de Aziz Nesinin dediği gibi *''ya varsa'' mantığı ile öteki tarafta onun ile karşılaşırsanız ne olacak.Neyse ben bu mantık üzerine hareket etmiyom ya işte merak ettim.Çünki Kuran da hep buna benzer ayetler var ya inkar edenlerin durumları falan.Hz Muhammed de çok zekiymiş öteki tarafın senaryosunu bile uydurmuş di mi ama.

''Milletimiz din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz''Atatürk SD; II, s. 66-67
Alıntı ile Cevapla
  #83  
Alt 29-09-2006, 11:39
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Şimdi soruma geçeyim, yokluğun tanımında C nolu maddenize göre, içinde "hiç bir şeyin" olmadığı varlığın zıddı olarak yokluk. İçinde hiç bir şeyin olmadığı bir şey varmıdır? Eğer vardır der iseniz bu yokluğunda varlık arzettiğini kabul etmeniz anlamına gelir, yoktur der iseniz zaten içinde hiç bir şeyin olmadığı bir boşluktan söz etmeniz anlamsızdır. Boşluk ancak doluluğun olduğu anda boşluktur, her şey boşluk ise zaten boşluk demeye gerek yoktur, anlamsızdır.

İçinde hiç bir şeyin olmadığı "bir şey" vardır tabii. Neden vardır ? Çünkü bir mekanı vardır. Mekan, sınırları belli olan bir alandır. Mekan derken mutlaka "sınırlanmış" bir uzaysal alandan bahsederiz. Aynı "apartman boşluğu" veya "boş kağıt" dediğin zaman kastettiğin şey gibi. Boşluk "içi boş" ama "dışı dolu" olan mekandır. Daha öncede bir örnek vermiştim bu konu ile ilgili. Bir boş sayfanın içine "daire" çiziyorsun ve bakıyorsun bu nedir diye..Genellikle ilk akla gelen bu dairenin bir "daire" veya "çember" olduğu düşüncesi oluyor. Halbuki çevresi ile birlikte düşündüğünde o daire "duvardaki delik"tir. Eğer boşluk olmasaydı hiç bir maddeyi bir diğerinden ayırdedemezdik ve tek bir şey görebildik, şimdiki gibi trilyonlarca "ayrı şey" olmazdı. O zaman "bilgi" de olmazdı çünkü bilgi bir şeyin diğer şeyden "farkına" dairdir. Farklılaşma yok ise bilgi de yoktur.



Yokluk da bir varlıktır, o yüzden yokluğun olduğu anlarda vardır, var olanın yokluğu olduğu anlarda vardır. Canınız elma istediğinde dolabı açtığınızda olmayan elma gibi, yada gazeteciye gidipde, şu gazete varmı dediğinizde hayır yok demesi gibi.

Sevgili Spartacus, yine benim dediğime geliyorsun. Eğer gazeteciye gittiğinde gazeteci aradığın gazeteye "yok" diyorsa o zaman "a" şıkkında ki "aradığın bir şeyin aradığın bir yerde olmaması" anlamında "yokluk" vardır. Yani o durumda yokluk "bir şeyin yokluğu"dur.

O "bir şey", "orada" yoktur ama başka bir yerde olabilir veya o "bir şey" hiç yoktur yani "hiç bir yer"de yoktur. Bu durumda da hep "mekansal" yokluk tanımı yapmış olursun.


İşte o cevabı aldığınız anda yokluk bir varlık, alamadığınız gazete ise var olduğu halde orada bir yokluktur. Kısaca Kavramlar(öznel alan) ancak zıtları ile anlam kazanıyor, kabul etsekde etmesekte, iniş ve çıkış, doluluk-boşluk, aydınlık-karanlık, var-yok, evet-hayır, iyi-kötü....

Zıtları ile anlam kazanmasına bir itirazım yok. Benim demek istediğim bu zıtlıkları oluştururken bir sabit referans noktası alarak bunu yapıyoruz. Yani aslında sıcak-soğuk, kuzey-güney, uzun-kısa, hafif-ağır vb. kavramsal düzeyde zıtlıklar daima bizim bedensel varlığımızdan ve bedensel olarak sabit bir nokta üzerinde konumlanışımızdan, ayrıca zihinsel "böl-parçala-yönet" düşünme alışkanlığımızdan kaynaklanan ve gerçekliğin içine sonradan sokuşturduğumuz şeyler ve bunların hepsi doğası gereği "göreli" olmak zorunda. Sıcak-soğuk ayırımını neye göre yapıyorsun ? Cevap: Kendi bedensel tepkimelerine göre. İlk başta "bedenin" bu ayırımı yapıyor. Peki kuzey-güney ayırımı ? Cevap : O da bulunduğun noktaya göre veya sen bulunmasan bile yani nesnel anlamda bu senden önce yapılmış olsa bile bir sabit referans noktası seçilmiştir. Peki ağır-hafif ? veya uzun-kısa ?

Şimdi bu zıtlıkların oluşmasına neden olan iki durum vardır özetle :

a) zıtlığa konu olan şeylerin birbiri ile olan göreli ilişkileri

Uzun-kısa: Eğer kısa olmasaydı "uzun"a böyle bir uzunluk izafe edemezdik. Nesnel görelilik

b) bizim kendi bedensel tepkimelerimiz, kendi bedensel konumlanışımız ve zihinsel olarak gerçeği "bütünü" ile değil de "parçaları" ile anlamak zorunda kalışımız. İşte diyalektik burada ortaya çıkar, yani bir odunu iki parçaya böldükten sonra dersin ki; "bu parça uzun- o parça kısa, bu ağır-o hafif, bu kuzey-o güney vb...Halbuki odun tek parça halinde iken bu tip kavramlara sahip değildin. Bir nevi zihinsel olarak kendin oluşturdun bu kavramları ve bu saatten sonra kendi kendine oluşturduğun bütün bu kavramlar daima "göreli"olmak zorundadır ve maalesef "göreli" hale gelen kavramların bir süre sonra senin zihnini esir alacak ve bu kavramlar olmadan düşünemeyecek hale geleceksin.

İnişi olmayanın ise görürüz ki çıkışıda yoktur yani tek başına bir yokluktan tek başına varlıktan bahsedemeyiz, ikiside içiçedir-beraberdir. Sizin açınızdan bir tanrı var ise benim açımdan bir tanrı yoktur ve benim gerekçelerim sizin gerekçelerinizden ortaya çıkmaktadır, böylelikle var-yok bir araya gelmiş olur hepsi bu.

İşte bahsettiğim şey bu : "İkisi" diye bir şey yok, ikiye bölen insan zihnidir. Aslında "tek" bir şey var.


Hiçlik ile kastım, aşağılanmak değildir, fikirleriniz ve düşüncelerinizin varlığı ve bunu ifade etmeniz bir aşağılama olarak değil, benim açımdan ancak bir erdem olarak görülebilir. Nihayetinde kimse kimseyi kabul etmek zorunda değildir.
Bir tanrının kendiliğinden varlığı salt bir(tek) için geçerli olduğu kadar 100 şey içinde geçerli olabilir ve burada mantık kopuşu yoktur. Hem ne denebilir bu düşünce ile, Tanrı sıfır da olabilir, 100 de, olamaz mı?


Benim demek istediğim bu değildi.
Aslında Tanrı derken ne kastediyoruz burası oldukça belirsiz. Belki de her birimiz Tanrıyızdır. Olamaz mı ? İnsan rüyasında rüya gördüğünü farketmediği müddetçe o rüya gerçektir. Rüyanda korkarsın, mutlu olursun vb.. Sonuçta yaşadığın herşey zihinsel anlamda "gerçek" gibidir. Ama bedenin dışarıda kalır ve bu yüzden rüyanda silahla vurulsan bile ölmezsin. İşte gerçeğin ne olduğu ile ilgili algılarımız her daim "beden"e dayalı oluşur öncelikle. İyi de, bedenim bütünü kuşlatamıyor ki...Her daim "bir yerde" ve "bir zamanda" olmak zorundayım. Hal böyle iken bedenimin bana sunduğu sınırlı imkanlara ne kadar güvenebilirim ki ?
Alıntı ile Cevapla
  #84  
Alt 29-09-2006, 14:09
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.668

Onur Üyeliği 

Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Sevgili sodomo, yazımda kimi bölümler size olan yanıt olacaktır.
1. Bir şey biliyorum, hiç bir şey bilmediğim ile üzerinde durduğunuz yerden çıkarttığınız anlam yanlıştır ve bu kelimeye dayanarak felsefeleri kategori etme anlayışınız ise bir zorlanımdır bu bir. önceki yazılarımda ifade ettim. Göreceğiz ki ateistlerde tarihte olaylara, siz yaradılış felsefecilerinin biliyorum Tanrıdandır dediği şeylere BİLMİYORUM diyebilenlerden gelmektedir.
2. Sıcak-soğuk, ilk yazıdan okur iseniz, felsefeninde, düşünceninde iki alanından bahsetmiş olduğumu görürsünüz. Bu kadar kalabalığa gerek kalmazdı, ilk yazım açılsın bakılsın zaten orada yokluğun ne olduğu varlığı ile ifade edilmiş!!? NESNEL-ÖZNEL. Ha idealizm nesnel alanı ciddiye almaz o, o felesefenin sorunudur, benim değil ki.
Zaten ne dedim kavramlarda zıtlık vardır, yok demeden var diyemezsiniz demişimdir. Sizin yaradılış felsefenizde malesef KAVRAMLAR dahilinde, yani aynen sizin söylediğiniz sıcak, soğuk neye göre his, bir orta noktası vs olan ölçülere vs göre diyorsunuz. Doğrudur zaten bende onu diyorum, ben bir Tanrı hissetmiyorum sodomo, buda sonuçta sizin ortaya attığınız savlara göredir, sizin için var dır ama bu varın yoku ise bende şekillenir. Benim için ise Tanrı yoktur, savlarınız Tanrı yı sizin adınıza *VAR kılıyor iken, aynı savlarınız O'NU YOK da kılıyor, bu yokluk size ait, biz sadece söylemek zorunda kalıyoruz. Nesnel açıdan, ateistler için Tanrı yok denemez, çünkü yok diyebilmek için bir VAR lığının olması gerekirdi, ilk yazımda bunu zaten açıkladım!!. Gördüğümüz gibi siz onu kavram olarak var ettiğiniz için, zıttınıda:yok kendiniz varettiniz. Yani Tanrıyı kavramda yaratmak, VAR etmek ile onu kavramda yine siz YOK etmiş oldunuz. Kısaca bu kadar basit!
Vampir nesnelde varmıdır=gerçekdışıdır. Öznelde ise vampir vardır, hem vardır ama hemde yoktur. Öznelde kan emen bir korku masalı kahramanıdır vampir, ama bu öznelde olan, öznelde kalmış şeyi getirirde nesneldede emiyor demeye kalkarsanız bizde böyle bir(YANİ HALA VAMPİR SİZİN İDDİANIZDA YAŞIYOR) VAMPİR yoktur deriz. Kanımızı emmedi, emse idi, şimdi oturur onunla oruç değilse çay içmeye giderdim. İşte Tanrının öznelde olduğu halde nesnele sokulan halide böyledir. Bırakın var-yok bunlar öznel alanda olan şeylerdir. Nesnelde ise VAR-YOK ikiside şu anda anlamsızdır.

3. Metafizik, Diyalektik bu iki şey felsefe değil yöntemdir bu üç. Felsefe ise iki genel kabul çizgisindedir. idealizm ve Materyalizm. İdealizm ise antik çağda metafiziği, ortaçağ sonrası ilk evre olarak diyalektiği yöntem olarak kullanmış ama son evrede işi her şeyi bir ilaha delalet ve ilah(fizik ötesi alan) ile açıklama çabasında olduğu için belirleyiciliği metafizik ile noktalamıştır, bu üç.

4. Tanrının varlığını TAŞ olarak gömediğimizi şu ana kadar yazdıklarımda da, şu üstteki maddelerde de görüyorsun görmesinede, illa kendi düşüncene göre oluşturduğun bir ateist, bir materyalist mantelitesi noktasından dayatıp duruyorsun. Ne diyeyim, Tanrıyı kavramsal alanda, öznelde siz VAR ettiniz, şimdi ise bize diyorsunuz ki, var-yok diye bir şey yoktur sadece var vardır demeye, kendi ifade ettiklerinizi kendiniz yalanlayrak, agnostizme gidin diyerekde işi belirsizliğe götürmeye çalışıyorsunuz, dayatıyorsunuz Çok Yanlış! Oysa VAR dediğiniz belirsiz bir sonuç değilse, neden güdük idealizmin, felsefeyi salt bir hayal, masal, düşün alanına indirgeyerek evrenseli ve nesneli kapı dışarı eden anlayışa dayanarak ben VAR yada bilemeyiz diye kabul edeyim canım! Madem bilinemezdi siz neden VAR diyorsunuz, buyrun sizde bilinemez deyin bizde, bilinemez ise o halde var yada yok olduğunu iddia edemeyiz diyerek işimize bakalım! Tanrı var demediğinizde göreceksinizde kimse çıkıpda ona yoktur demek durumunda kalmayacaktır, bunu anlayabilirseniz gerçekten yeterince derin ve ateistler gibi sığ düşünmediğinizi bize göstermiş olursunuz.

_ATESİTLERİN SIĞLIĞI, MATERYALİZMİN GÜDÜKLÜĞÜ VS ÜZERİNE_
Ateistlerin sığlığı konusu ise bir zorlamadır sevgili sodomo. Bakın sığ dediğiniz bu düşünce size şunu söylüyor, siz Tanrı'yı var ettiğiniz an, onun YOKLUĞUNU da var ettiniz. Bu bu forumda her ne kadar örneklerim öznel-nesnel olarak çorba edilmiş olsa bile bu durum gazete örneği gibi ortadadır, aynen yokluğun da bir varlığının olduğu ve sizinde kabul ettiğiniz gibi, şimdi bunun neresi sığ. Ne yani sığ olmamak için illa bir Tanrı vardır deyip, yağmur duasına mı çıkmalıyız!

Ateistler ortada bir tanrı iddiası olmadığı halde ona yok dememişlerdir(üst yazımda bunu anlattım zaten), eğer ateistleri sığ olarak görür iseniz bu sığlık tam tersinin yani karşıtının(sizin) olur. Ateistlerin Tanrı konusunda tek bir artı savı yoktur, tanrıya koşut iddialar malesef ateistlerin değil, yaratılışçıların iddialarıdır, şu halde görüldüğü gibi tek başına ateistlere sığ deme şansımız yoktur. Klişeler konusunda ise fikirlerimi 2 önceki yazıda belirttim, ne ateistleri dincilerden ama nede dincileri ateistlerden soracak değil isem, ne idealizmi materyalizmden nede materyazlizmi idealistlerden öğrenecek de değilim, bu konuya girecek te değilim ama böyle HOKUS-POKUS gibi, derde derman gibi böylesi yıllarca dini egemenlik altında kendisini ifade etme şansı tanınmayan, tanınmadığı için kendilerini ifade edemedikleri her boşluğu papaz takkeli adamlar tarafından doldurulan, işte materyalizm bu diyen bir imamdan, işte ateizm bu diyen bir papazdan, ne öğrenme nede ifade etme lüksünüzde, hakkınız da yoktur, ben buradayım, ateistler burada, imam sakallı yada papaz takkelilerden sorma, varsa bir fikriniz koyarsınız tartışırız, zaten onu yaparken dönüpde bu klişelere başvurmanız sizin açınızdan olduğu kadar benim açımdan da bir talihsizliktir. Dünya dönüyor dediği için Ömür boyu hapse atılan Galilonun fikirlerini, o içerde ve ifade edemediği için, onun adına başkalarının(dincilerin) onu anlattığı şeylerden değil, hücrenin kapısını açarak Galileo dan dinlemeyi başarmalısınız. Hayatımın 10 yılını salt felsefe üzerine araştırmalar ile geçirdim, 2 yılını seminerler vererek sürdürdüm, kazın ayağı da öyle değil! kalıplar ortaya atılır ve konudan başka şeyleri tartışmaya kalkarsak, sıvamak için benimde kollarım vardır, ama yeri değildir, konumuz bu tür atışmalardan MİLYONLARCA kez şu anda, şimdi burada daha değerlidir. Dediğim gibi sizin yada benim şuracıkta ortaya koyduğumuz sav ve fikirlerden gerisi pekde bir anlam taşımıyor, bundan kelli klişelere yönelecek ve fikirlerimizi TU-KAKA yapma yönteminde olacak toptan götürü piyasa ortamlı noktalara girilir ise, ya bu forumlardan çekilirim yada kollarımı sıvar bıktırana kadar dökerim. Sığlık insanın özünde değil, konuların kendisindedir! Antik den bu güne *idealizme kalsa idik, yağmura bile ilahi bir edinim biçerken, nasıl oluyor, niçin yağıyor sorularına kesin olarak bulduğumuz sonuç, Yaratan yağdırıyor olurdu işte bu durumda araştırma isteminiz yoktur çünkü yaratn oldurduğu için siz bilmiş olursunuz, ne biz hiç bir zaman yağmuru nede süblimleşmeyi, ısıl etki ve tepkileri öğrenemez, yaratan yaratıyor ile yetindiğimiz için, bu gün teker yerine eşeği evcilleştirmenin mühendisliği üzerinde çalışıyor olurduk. Haşa, yaratanın bir lütfunu, nasılı ve nedeni ile uğraşmak insan işi değildir, çünkü tamda neden ve niçin alanı Ruh alanına girer ki, bize düşen yağmur duasına çıkmak olurdu. Peki ya canlılar nasıl oluştu sorusu olmasa idi, Yaratıldıda ondan ile yetinilse idi, bunu kim araştırmak isterdi ki, araştırma istemini bırakın, nasıl oluştuğu, yapı taşı üzerine bile düşünmek bir düşünce suçu idi. Her şey tanrıdan gelmiş ise, nasıl olduğunu düşünmek ZINDIK insana *mı kaldı. Açın elde 3 kaynak var, TEVRAT, İNCİL, KUR'AN, bulun bakalım hücreyi, mikrobiyolojiyi, yağmuru, termodinamiği, cisimlerin dayanımı, fizik, kimya üzerine ne var! Ya diğer RUH felesefesi üzerine her şeyi Yaratn ile açıklarken, dönemin ateistleri, o zaman kar nasıl yağıyor dendiğinde onlar BİLMİYORUM demiştir. Oysa Yaradılışçılar ise hiç bir şeye bilmiyorum dememiş, Tanrı demiştir ve doğayı bile Tanrıya delil bulma yollarında salt bir görüngü olarak karıştırıp durmuştur. Hangi yolda olursanız olun, yiğidi öldürecek hakkını yemeyeceksiniz, bilimin başlangıcı bilmiyorum demektir, cahilliğin ve karanlığınj başlangıcı ise, biliyorum, tanrı yada ruh öyle yarattı demekle başlamıştır, işte bu yüzden din, yaradılış felsefesi, bilim ile bağdaşamaz, çünkü bilim bilinmeyene öznel şeyler bulup bulup(zeus, Enki, An, Ra, Rab, Tanrı, İlah....) bilir etmek yerine nesnelin kendisi ile ilgilenmiştir. İşte o zaman yağmuru Allah yağdırıyor bunu kabul edin ve böylelikle BİLİN dayatmaları karşısında, Allah yok, yağmurda yağdırmaz ama şu an ben bu yağmur nasıl yağıyor bilmiyorum, araştıracağım demek ile bu evren nasıl oldu bilmiyorum demek arasında hiç bir fark yoktur, işte bilim, derinlik burada başlıyor, sığlık ise masallarda.
Bir çok Forumlarda bir kaç kişi olarak ateistlere bu tür ara iğneleri görüyor ama çoğunlukla es geçiyorum, çünkü dönüp cevap hakkımız doğduğu halde yanıt verdiğimizde ise küfürle baskı ile karşılaşıyoruz, ve bu bana burada gittikçe abes gelmeye başladı, çünkü eğilir isem saygı ile eğilirim saygı yok ise kimseye eğilecek değilim, kimsede saygı dışında ne kimseye nede bana eğilmesin derim. Saygıyı bende oluşturan herkese saygı ile eğilecek bir başım her zaman vardır, ne düşündüğü(fikri, politik tercihleri vs) ise bu konuda umrumda bile değildir.

Sevgili sodomo, Yazımdan yaptığınız alıntılarda benim dediğim yere geliyorsunuz olarak ifade ettiğiniz yerlerin, daha bu başlığın ilk sayfasında zaten ifade ettiğimi görürsünüz. Ve dönüpde yokluğun ne olduğunu bilmediğimizi *iddia etmeniz bir talihsizlik olmak durumunda kalmazdı.
Tanrı salt öznel alanda yaratılmıştır, sizin Zeus'a dildedir dediğiniz yerdir öznel alan. Ateistler ise nesnelde olmayan bir Tanrı için zaten durduk yere ona yoktur demezler, diyemeyiz, o halde nesneli olmayan bir Tanrıya YOK deme şansımız nereden geliyor, her şeyden evvel ateisti ateist yapan malesef Yaradılışçılardır, onlar olmasa idi Tanrı(öznel dilde) olmayacaktı, ateistlerde olmayacaktı, onlar Tanrı şu, şu, şu iddia yada gerekçeler ışığında vardır demiş, bu gün ateist dedikleriniz ise, yaratılışçıların Tanrı şu ve şu iddilar ile ve gerekçeler ile vardır dedikleri her iddiayı, inceleyerek, aynı iddilaradan VAR sonucu çıktığı gibi, aynı iddialardan YOK sonucunuda ortaya koymuşlardır.


Kısaca Bir şeyi var ettiğinizde, o var-lık- ile onun yok-luğunuda var etmiş olursunuz. Burada anlaşılmayack ne var hala anlamış değilim, gazete örneği ise bu yüzden verilmiştir, yoklukda bir varlıktır, ve her varlık yokluğa denk düşebildiği ölçüde vardır. Yani yokluğu olmayanın varlığından söz edemeyiz.

Yüzyıllar boyunca ise Ateist düşünürler ve YARADILIŞÇI egemenliğin her türlüsü altında, özgürce gelişim ve kendisini ifade edebilme şansından mahrum kalmışlardır. Bundan 5000 yıl önce yağmur Tanrısına dualar için çıkan Yaradılışçılara karşı ateistler, Yağmur tanrı tarafından yağdırılmıyor boşuna dua ile zaman harcamayın da, neden ve nasıl yağdığını araştırın demişerdir.
Benim size sorduğum gazete gibi, öznel alandada bir şey var edilir ise(tanrı gibi) aynı iddialara dayanarak başkalarıda(ateistler) yok edebilir. Ateistlerin sığılığı ise, Tanrıyı öznelde VAR kılanların sığlığından kaynaklıdır. Bunu açıklamak istemiştim, sanırım bir daha ifade edeceğim, ve ifademde kullanacağım her var-yok kelimleri, var(tanrı var diyen), yok(tanrı yok diyen) anlamında ele alınacaktır. Ateist(tanrı olgusunu ret eder) ateist olarak, kendinde bir şey değildir, o bir başka şeyin, Yaradılışçıların(Tanrı olgusunu olumlar ve güçlendirir) kaçınılmaz bir sonucudur.
Ben ateisT olduğum için ateist değilim sodomo, Yaradılışçıların bir sonucu olduğu için ateistim. Siz olmasa idiniz, ateistlerde olmayacaktı, çünkü böyle bir terim (Tanrı tanımaz) mümkün olmayacaktı, çünkü Tanrı söylemide olmayacaktı. İşte VAR-YOK olayının denklemi budur, siz VAR tarafındasınız bizde YOK tarafındayız, ve siz var olduğunu iddia ettiğiniz için biz yok olduğunu ancak sizin iddialarınıza dayanarak yok diyebiliyoruz. Yani ortaya attığınız iddiların dışında biz zaten yok diyemeyiz.
__________________BİTTİ

İşte kısaca biz sizin AYNANIZ olmaktayız. Eğer agnostik olsa idik, ayna da olamayacaktık, biz olmasa idik siz eksik kalacaktınız. Sadece bir çıkış olacaktınız. Oysa biz de sizin savlarınızın inişi isek, SİZ BİZSİZ OLAMAZSINIZ sevgili SODOMO. Eğer hala anlaşılmamış ise, bizi yaratım vs konusunda ne kadar sığlık vs ile ithaf ederseniz, bunun sebebi siz çıkışında yeterince dik olmadığı için, biz inişinde yeterince dik olmadığımız ve dik olmayan çıkışın derinliğininde ancak bu kadar olduğunu görmüş olurdunuk.

SON SÖZ
Bir gerçek vardır ki, oda yokluk da bir varlıktır. Çünkü yokluk kelimesini bir kez kullanmış iseniz zıttı olan varlıkladır, VARLIK kelimesinide bir kez kullanmış iseniz oda yokluk ile beraberdir.
Siz Tanrı VAR diyorsanız, var dediğiniz anda YOK u yaratmış olursunuz. Buradan, var İDDİANIZdan agnostik bir şey çıkmaz çünkü türdeş değildir. Karşıtınızın Agnostik olması için savınızın VAR değil, Tanrı bilinebilir olması gerekirdi, o zaman çokca karşınıza ancak bilinemez diyerek AGNOSTİKLER çıkardı. Evet sevgili sodomo, yanlış konuda yanlış yerlerde yanlış yöntemler ile yanıt arıyorsunuz. Tabiri caizsse keseri kendi kökünüze vurmaktasınız benden söylemesi. Yok olmaz ise varında anlamı yoktur, kısaca var da anlamsızdır. Var diye bir iddianız yok ise zaten yok da olmaz. Ama madem siz illa tanrı var diyorsunuz ne yapalım bizde salt sizin savlarınıza bağlı kalarak, bu savlara dayanarak bir Tanrı var denemez diyoruz, var denemez ise, eğer şu savlarınız ile onu var etmiş iseniz, demek ki o savlarınıza göre o da yoktur, yok denebilir başkacada çare yok.
Tanrı hususunda;
VAR-YOK(yaratılışçı, tanrı tanır vs-ateist)
BİLİNEBİLİR-BİLİNEMEZ(Yaratılışçı-Agnostik)
Agnostik cevapların kesinlikle yanıt oluşturacağı konu var ile yok konusu değildir sodomo, bilinebilir, bilinemez nerede ise oradadır. Konu bu olursa ben Tanrı bilinemez derim ona göre ha
Neyse anlamak isteyen ne dediğimi anlamıştır bundan zerre kadar da kuşku duymuyorum, anladığı halde dayatan ise kanımca zorlamaya maruz kalmaktadır, bu durumda tartışma dışı kalır, bir şey diyemem.
Alıntı ile Cevapla
  #85  
Alt 29-09-2006, 22:35
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Pante dostum,

Hayat boşluğa çizilmiş bir resimdir.

Tek söyleyeceğim budur benim.
Alıntı ile Cevapla
  #86  
Alt 29-09-2006, 23:07
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

O bosluga cizili resimde varediyoruz herseyi. Hayat bitti resim gitti.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #87  
Alt 29-09-2006, 23:13
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Vartor, hepimiz hayal mahsülüyüz. Ama bence bu toprak mahsulü olmaktan iyidir
Alıntı ile Cevapla
  #88  
Alt 29-09-2006, 23:24
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Ben hayatimdan cogunlukla memnunum.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #89  
Alt 29-09-2006, 23:42
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Sevgili Sodomo;
Bence de " Hayat, boşluğa çizilmiş bir resim gibidir."

Spartaküs'ün de özellikle son yazısına katılmamak mümkün değil.
İdealizmin katılmadığım düşüncelerinden biri, Spartaküs'ün de yazdığı gibi ve H.Yahya'nın da diline doladığı, hiçbir şeyin gerçek olmadığı, sadece beyinde yaşandığı saçmalığıdır. Bu da benim maddeci tarafıma evrim teorisi dışında ayrı bir örnek.
Ne yazık ki buna benzer düşünceyi Tasavvufta da görmekteyiz.

Şu tasvirlere bir göz atalım:

“Çay içerek yakın bir dostu ile sohbet eden bir insan, sıcak çay bardağından eli yanınca hemen bardağı elinden bırakır. Ancak burada da söz konusu kişi, bardağın sıcaklığını gerçekte elinde değil beyninde hisseder. Aynı insan çayın tadını ve kokusunu da beyninde algılar, görüntüsünü ise beyninde seyreder. Fakat insan, zevkle içtiği çayın aslında beyninde bir algı olduğunu hiç fark etmeksizin, bardağı kendi dışında ve maddesel bir gerçek zannederek yine görüntüsü beyninde oluşan arkadaşı ile sohbet eder."

*Bardak gerçek değil, beyindeki görüntüden ibaret. Peki ya, beyin? O da gerçek değil. “Tadı, kokuyu, sesi, ışığı, gerçek olmayan beyin algılar.” Ya tad, koku, ses, ışık? Onlar da gerçek değil. Yani hayal gören beynimizin kendisi de dahil olmak üzere, hiçbir şey yok âlemde. Hattâ âlem de yok. Var denecek ne varsa, hepsi bir hayalden, bir kuruntudan ibaret.
Bu bana dünyadaki en büyük komplo teorisi gibi geliyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Tasavvufa da bilhassa Muhyiddin Arabi tarafından sokulmuş bu hayal senaryosunun gerçekle hiç ilgisi yok. Maddeyi tamamen inkar eden bu düşüncenin kabul edilebilir bir gerekçesi, bir kanıtı, bir mantıklı açıklaması da yok.
Alıntı ile Cevapla
  #90  
Alt 30-09-2006, 00:49
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: Allahın Yokluğunun İspat Edilmesi üzerine

Sevgili Pante, Spartacus ilgisiz bir şekilde Harun Yahya'dan bahsediyor sen de bu durumu devam ettiriyorsun. Yahu ne alakası var konunun Harun Yahya ile ilgisi ?

Kardeşlerim sizde bir H.Y fobisi falan mı oluştu ? Tabii adam hangi taşı kaldırsan altından çıkıyor anladık da, bu derece konudan uzaklaşmakta neyin nesi ? Bakın böyle felsefe tartışamayız söyleyeyim. Her şeyin beyinde olduğunu söylediğimde siz "Harun Yahya'da bunu söylüyor" derseniz ben sizinle felsefe falan tartışmam.

Üstelik kızarım da...

Harun Yahya ve parlak gençlerden oluşan ekibi tam anlamıyla cahiller sürüsüdür. İngilizce bildikleri için yabancı kaynaklardan çeviriler yapıyorlar o kadar. Üstelik bu adamların hiç birisinin felsefe ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Benim ilkokul dönemimde kafamda şekillenen felsefi düşüncelerim bile bunların düzeyinden iyidir (övünmek gibi olmasın)

Kendinize gelin kendinize...Ya okuyun yazılarımı ya da hiç polemiğe girmeyelim, boşuna yormayın beni.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:07 .