
23-06-2009, 07:56
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 10 May 2006
Mesajlar: 1.416
|
|
Bir psikiyatrist in gözü ile Can Dündar ve Batının psikoloji
Prof. Mehmet Kerem Doksat
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri bölümü
Can Dündar'ın belgeseli Atatürk'ün kişiliğine ve O'nun kişiliğinde var olmuş Türk milletine karşı girişilen en kapsamlı psikolojik saldırı örneğidir. Bu nedenle belgeselin yarattığı asıl tahribatın da bu psikolojik cepheden geleceğini görmemiz gerekiyor. Ama nasıl? Can Dündar'ın siyasi referansının tümüyle Şeriatçılar olduğunu görmüştük.
Can'ın psikoloji referansı ise Vamık Volkan adlı bir psikiyatrist.
Nitekim Can Dündar Hürriyet'ten Ayşe Arman'a verdiği röportajda Vamık Volkan'dan etkilendiğini itiraf ediyor.
İtiraf ettiği etkilenmenin kaynağı bir kitap.
Adı: "Ölümsüz Atatürk"
Kitap 1984'te ABD'de "Immortal Atatürk" adıyla yayınlanıyor.
On yıl sonra Türkiye'de yayınlanıyor ve yasaklanıyor.
Fakat 1998'de serbestçe satılmaya başlanıyor.
Adından anlaşılabilecek bir kitap değil, çünkü kitap Atatürk'ün ölümsüzlüğünü vurgulamıyor.
Kitabın temel tezi Atatürk'ün ne kadar sıradan bir insan olduğunu göstermek.
Yani tıpkı Can gibi Atatürk'ün "insani" yanlarını vurgulamak.
Ve onun "büyüklüğünü" böyle göstermek!
Ancak psikiyatrist, Atatürk'ü sıradan bir hastası gibi incelemeye koyuluyor ve Atatürk'ün ne kadar sıradan bir ruh hastası olduğunu ispatlıyor!
...
Pavlov'un köpekleri ve Milli refleksin kırılması
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri bölümü profesörü Mehmet Kerem Doksat şöyle açıklıyor:
"Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu şartlı reflekstir: Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadı r. Ama eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner; devamının tesisi için arada et de gösterilerek pekiştirilmelidir.
Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünnî veya Katolik olarak gelmeyiz; bunlar bize öğretilen değerler, yâni şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler.
Bir gün Pavlov'un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur bir kısmı da günlerce terörize olur çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yok! Şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır. İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel hâline geri döndürür.
Bir yandan her gün 15–20 şehit, "kanları yerde kalmayacak" denip sürekli kanlarının yerde kalması, bir yandan Ergenekon bilmem ne deyip büyük bir çoğunluğunun suçsuz olduğuna herkesin emin olduğu, hâttâ tek suçu Atatürk'ü ve onun ilkelerini sevmek olan insanların sabaha karşı evlerinden alınarak hapse atılmaları… Bir yandan orada burada araba yakarak, polise taş atarak etnik kalkışmalar… Hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusu ortadan kalkıyor.
Pavlov'un köpeklerindeki gibi, bu kadar ağır travmalarla şartlı reflekslerimiz (millî duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.
Volkan'a göre Atatürk babasını küçük yaşta kaybedip ilk bunalıma giriyor. Ondan sonra annesi başka bir adamla evleniyor ve eve gelen bu adamla birlikte bunalım kökleşiyor. Bunun temelinde ise Mustafa'nın annesine olan "odipal bağlılığı" var! Aslında Can'ın belgeselindeki temel ve örtük mesaj da bu.
Atatürk denilen adam sözde bizim atamız, yani bir anlamda hepimizin babası ama aslında onun babası yok!
Nitekim Can'ın belgeselinde ikide bir Mustafa'dan "yetim" olarak sözediliyor!
Ve yine Mustafa'nın annesine darılması anlatılıyor belgeselde, çünkü Atatürk'ün anası, yani bizim o başörtülü gülümseyen fotoğrafından hatırladığımız Zübeyde Hanım, "eve başka bir erkek getiriyor"!
Evet, belgeselde anlatılan dil aynen böyle, ortada Zübeyde Hanım'ın "yeniden evlenmesi"ne değil "eve yeni bir erkek getirmesi"ne vurgu var!
Farkındaysanız tez Vamık Volkan'dan aktarılma olduğu gibi.
...
Peki Can buradan nereye varmaya çalışıyor?
Atatürk'ün aslında çocukluğundan itibaren sorunlu biri olduğuna.
Nitekim belgesel boyunca Atatürk, mutsuz, yalnız, bunalımlı bir tip olarak çizilmiş.
Ancak bunlar anlık ya da dönemsel melankoliklikler değil. Atatürk çocukluğundan ölümüne derin bir melankoli içinde gösteriliyor.
Atatürk'ün sürekli içki ve sigaraya olan düşkünlüğü de örtük başka bir mesajı veriyor: Mustafa sadece annesine karşı odipal bir bağlılık içinde değildir aynı zamanda oral bir kişiliğe sahiptir!
Şimdi bu iki kavrama bakalım.
Birincisi Freud'un "odipus kompleksi" olarak bilinen ve çocuğun anneye olan bağlılığını cinsel bağlılıkla açıklayan teori.
İkincisi ise yine Freud'un çocukluk evrelerini ayırdığı ilk evre olan "oral evre", yani ağız bağlılığı.
Mesela çocukların iki yaşına kadar anne memesine olan bağlılık dönemi..
İşimiz elbette psikoloji tartışmasına girmek değil, Freud'un kavramlarını tartışmak da değil. Ama bu kavramlar Atatürk için neden kullanılıyor onu tartışmak.
Her iki kavram da Vamık Volkan'ın kitabında Atatürk'ün kişiliği olarak konuluyor.
Şöyle ki:
Atatürk annesine olan aşkının yerine vatanı koyuyor.
Nitekim "büyük validemiz" diye söz ettiği vatana olan aşkı aslında anasına olan aşkıdır!
Yine ana memesine olan hasretini de rakı kadehi ve sigara ile gidermektedir!
Can, belgeselinde bunları çok açıktan dillendirmemiş ama anlaşılan o aşama için vakit henüz erken diye düşünmüş. Yine de Can, Vamık Volkan'dan esinlendiğini iddia ettiğine göre çok yakında o meselelere de geleceği kesin.
...
Aslında Can'ın geveleyip de söyleyemediği şeyin ne olduğunu az çok anlayabiliyoruz: Herhalde Mustafa'dan sonra sırada Zübeyde belgeseli var.
O zaman tabularla mücadele eden Can Dündar'dan bir dahaki belgeselinde yine Şeriatçıların Zübeyde Hanım hakkındaki yalanlarını gerçekmiş gibi sunmasını bekleyebiliriz.
Şeriatçılar ne derler Atatürk için?
Veled-i zina!
Yani piç!
En son Refah Partisi'nin bir milletvekili bu lafı etmiş sonra da yurtdışına kaçmıştı.
Ama Can Dündar'ın belgeselinde faydalandığı Şeriatçıların temel tezidir bu.
Onlar Atatürk'ün annesinin aslında bir fahişe olduğunu ve Selanik genelevinde çalıştığını yayarlar.
Hatta uydurma bir de belge basar dururlar.
Peki böyle bir gerçek var mıdır?
Elbette bütünüyle uydurmadır ama insanları bir yalana inandırmak da mümkündür.
Zaten Can'ın misyonu da budur.
Belgesel boyunca Şeriatçı yalanları gerçekmiş ve hatta belgeymiş gibi sunmamış mıdır?
...
Hasan Tahsin ve milli refleks
Vaktiyle yalnızca Mustafa Kemal de terörist sayılmamıştı. Çok az bilinen bir örnek de, Osman Nevres Recep'tir (bildiğimiz adıyla ise Hasan Tahsin). Meslek olarak gazeteci olan Nevres'i her zamanki gibi terörist ilan eden güçler yine Batılılardır.
Birinci Dünya savaşı öncesi Batılı ülkeler her zamanki gibi Türkleri Orta Asya'ya gönderme düşleri kurmaktadır. 1911 yılında İtalyanlar hiçbir siyasal ya da hukuksal neden ortada yokken Trablusgarb'ı işgal ederler. Osman Nevres de o sırada Fransa'da eğitim görmektedir. Bir Fransız sinemasının (Olimpia) reklam vitrininde Trablusgarb ile ilgili afiş görür ve içeri girer.
Film baştan sonuna kadar Türklere hakaret ve iftira ile doludur. İtalyan propagandası en üst düzeydedir. Türkler barbar ve uygarlıktan payını almamış bir topluluk olarak tanıtılmaktadır. Osman Nevres daha fazla dayanamaz ve her zaman belinde taşıdığı silahını ateşleyerek sinema perdesini delik deşik eder.
Ertesi gün Fransız gazetelerinde şu haber çıkar: "Terörist Türk dehşet saçtı…" Hemen bu "anarşist" Türk'ün Fransa toprakları dışına atılması için kampanya başlatılır. Ve başarılı olunur da.
Kısacası uyanık olmak gerekmektedir ve bu belgesel türü saldırıların sonunun nerelere kadar gideceğini iyi öngörmek gerekir. Aslında mesele son derece basittir. Batılı emperyalistler yok etmek istedikleri uluslara saldırırken o ulusların önderlerinden başlarlar işe. Çünkü ulusal bütünlüğü sağlayan ulusal önderdir.
Bunu gayet iyi bilen emperyalistler bu noktada psikoloji bilimini de yardıma çağırırlar.
İşte Vamık Volkan bu tür bir psikiyatristtir.
Kendisi Kıbrıs Türküdür ama Amerika'nın hizmetindedir.
Çok uzun yıllardır ABD başkanlarının psikiyatri danışmanlığını yapmaktadır.
CIA için çalışmaktadır.
Görevi ise aslında bilimsel bir çalışmadır.
Vamık Volkan, ABD'nin bölmek, parçalamak ve yutmak istediği coğrafyalarda yaşayan uluslarla ilgilenir.
O ulusların psikolojisini inceler.
Ve "uluslar nasıl birbirini boğazlamaz"ın teorisini geliştirir.
Yani görünürdeki amaç etnik kinleri, nefretleri incelemek, onları ortadan kaldırmaktır
Mesela Ermenilerle Türkler arasında ulusal bir düşmanlık mı var, orada Vamık girer devreye ve bu düşmanlığın kökenlerini inceler.
Peki inceleme dediğimiz şey nedir?
Burada izlenen yol ulusal ya da etnik düşmanlıkların ortadan kaldırılması değil, ABD'nin tehdit olarak gördüğü ulusların ulusal bilinçlerinin, tarihlerinin ve benliklerinin sorgulanması, aşındırılmasıdır.
Kısacası milli duygunun yok edilmesidir etnik psikiyatrinin görevi.
....
İşte bizi ilgilendiren şey de budur.
Bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve refleksini nasıl yok edersiniz?
Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız.
Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız.
Mesela Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar?
O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekmektedir!
Ya da Türkler atalarını, yani Atatürk'ü çok mu yüceltiyorlar?
O zaman onlara Atatürk'ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin.
...
Farkındaysanız son on yıldır tam da böylesi bir dönemden geçiyoruz.
Sözde demokratlık, tartışma kültürü adına neyi tartışıyoruz ve bizden neyi kabul etmemiz isteniyor?
Diyorlar ki siz soykırımcı bir milletsiniz!
Ermenilere soykırım uyguladınız.
Biz diyoruz ki hayır uygulamadık!
O zaman uyanık emperyalist diyor ki: Tamam madem uygulamadınız, bunu hemen reddetmeyin, tartışalım, öyle bir sonuca varalım.
Size mantıklı geliyor, nasılsa biz suçsuzuz, tartışmadan galip ayrılırız diyorsunuz.
Ama tartışma masası kurulduğunda hiç de ortada eşit bir tartışma şansı olmadığını görüyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz, tüm televizyonlar, gazeteler, aydınlar sizin Ermenileri katlettiğinizi yaymaya başlıyor.
Kanıtları var mı?
Elbette yok!
Ama yalan bir kez yayıldı mı ve yalanı söyleyenlerin sayısı çok oldu mu, gerçeğin sesi çıkmaz oluyor.
Hayır diyorsunuz, gerçekleri bir de biz anlatalım.
Ama anlatamıyorsunuz, çünkü tüm propaganda kanalları size kapatılmış.
İşte o zaman anlıyorsunuz tartışmaya açmak denilen tuzağı.
Çünkü bu sürecin sonunda, ulusal gururu ve hassasiyetleri yüksek insanlar bile "acaba" demeye başlıyor!
Acaba gerçekten Ermenileri biz mi katlettik?
Yani ulusal benlikte ilk kırılma yaşanıyor...
....
Psikolojik harbin etkisi çok büyük bir hızla bu şekilde yayılıyor.
Sonra sıra Kürtlere geliyor!
Sizden tartışmanızı istiyorlar.
Tartışma başlıyor ve yine kaybediyorsunuz. ..
...
Bir düşünelim son dönemde neleri tartışmaya açtırdık ve neredeyiz.
Bugün Misak-ı Milli'yi pek önemsemiyoruz.
Kırmızı çizgileri umursamıyoruz.
Türk dilinin önemi kalmamış.
Bu ülkede federasyon da olabilir.
Ermenilerden özür dileyebiliriz.
Kürtlere biraz toprak verebiliriz. .
Kısacası ulusal varlığımıza ait hayati her alanda ve konuda kaybetmiş durumdayız.
...
Peki sıra neye geldi?
Sıra Atatürk'e geldi.
Çünkü önemli olan ulusal önderi yok etmektir.
O halde tüm önderlere yapılanı Atatürk'e de yapalım.
O'nun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu tartışalım.
O'nun aslında zaafları olduğunu tartışalım.
Hatta O'nun anasını bile tartışalım.
Evet, emperyalistlerin gündeminde bu vardır.
Tartışın diyorlar biz sizin atanızın anasını tartışmak istiyoruz!
Sonra?
Sonra da sıra sizin ananıza gelecek!
Hepinizinkine gelecek!
....
Ondan sonra Can Dündar çıkıyor ağlamaklı, diyor ki tamam tartışın benim belgeselimi ama biraz insaflı olun, önce izleyin sonra eleştirin!
Acıyacaksınız nerdeyse adama.
Sonra dört bir koldan saldırıyorlar; korkacak ne var ki, izleyin önce, inanmazsanız inanmazsınız!
İsterseniz eleştirin!
...
İşte asıl psikolojik harp cephesi de burada kuruluyor!
Yıllar öncesine gidiyorsunuz. .
Mondros imzalanmış.
Sonra düşman askerleri İstanbul'a çıkartma yapmaya başlıyor.
Milyonlarca Türk sadece izliyor!
Demek ki önemli olan ilk adım, işgali izlettirebilmekmiş!
Ama aynı zamanda bir de masa!
Tartışacaksınız.
Tartışma masasında bizim sadrazam emperyalistlere yalvarıyor, biraz acıyın diye.
Peki izleyerek, tartışarak nereye varabilirsiniz?
...
Emperyalistler aslında şu anda beyinlerimize ve yüreklerimize yüzyılın çıkartmasını yapıyor.
Mehmet Akif, Çanakkale için ne diyordu
"Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya."
Ya şu Can'ın belgeseli?
Sizce daha büyük bir çıkartma değil mi?
...
Çıkartma sürerken iki tavır var alınacak.
Biri İstanbul'da işgalcileri karşılayan ve onlardan tokat yiyen bir Osmanlı paşası olabilirsiniz.
Ya da Dolmabahçe'den çıkartmayı izleyen bir padişah.
Belki de evinin perdesini kapatan sıradan ve suskun bir Türk...
Ama aslında hepsi aynı kapıya ve aynı kişiliğe çıkar.
İzlersiniz!
Her şeyi!
Ya da ilk kurşunu atan Hasan Tahsin olursunuz.
Hasan Tahsin'e kadar bu ülkede düşmana hiç kurşun atılmadığını bilmek ne kadar utanç verici aslında!
Peki Hasan Tahsin'i ne kadar tanıyoruz?
Hasan Tahsin'i Hasan Tahsin yapan nedir?
"İlk kurşun"dan önce de kurşun atmıştır Hasan Tahsin.
Tarihin garip cilvesi Hasan Tahsin Avrupa'dadır ve bir filme gider.
Filmde Türkler aşağılanmaktadır.
Hasan Tahsin bu filmi izlemez.
"Önce izleyeyim sonra eleştireyim" demez.
Ya ne der?
Türk'e küfredenin canına okurum der!
Ve çıkarır silahını ateş eder beyaz perdeye!
Film orada biter!
...
Hasan Tahsin'in insani ve sıradan yanıdır bu.
Hiçbir insan kendisine, anasına, babasına, atasına, milletine, bayrağına küfrettirmez.
En basit insan gerçeğidir.
İlkokulda bir çocuğun anasına küfretmeye kalkarsanız, sizinle anasının durumunu tartışmaz, bunun cevabı suratınıza yiyeceğiniz yumruktur.
Neden?
Çünkü çocuğun en insani ve sıradan yanıdır bu!
İşte Can'ın insani denilen belgeselinin bam teli de burası.
Diyor ki Can ben sizin atanıza küfredeceğim ve siz de izleyeceksiniz!
Medeni bir şekilde izleyeceksiniz!
Çıtınız çıkmayacak.
Sinemaya girecek ve orada size gösterilen yerde oturacak ve izleyeceksiniz.
Çıtınız çıkmasın, sinemadasınız!
Çıkınca fikrinizi söyleyin.
(mail olarak gelmiştir )
|

23-06-2009, 09:23
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
Önemli noktalara tekar işaret edeyim dedim:
|
Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır. İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel hâline geri döndürür.
Bir yandan her gün 15–20 şehit, "kanları yerde kalmayacak" denip sürekli kanlarının yerde kalması, bir yandan Ergenekon bilmem ne deyip büyük bir çoğunluğunun suçsuz olduğuna herkesin emin olduğu, hâttâ tek suçu Atatürk'ü ve onun ilkelerini sevmek olan insanların sabaha karşı evlerinden alınarak hapse atılmaları… Bir yandan orada burada araba yakarak, polise taş atarak etnik kalkışmalar… Hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusu ortadan kalkıyor.
Pavlov'un köpeklerindeki gibi, bu kadar ağır travmalarla şartlı reflekslerimiz (millî duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.
|
|
Aslında mesele son derece basittir. Batılı emperyalistler yok etmek istedikleri uluslara saldırırken o ulusların önderlerinden başlarlar işe. Çünkü ulusal bütünlüğü sağlayan ulusal önderdir.
|
|
İşte Vamık Volkan bu tür bir psikiyatristtir.
Kendisi Kıbrıs Türküdür ama Amerika'nın hizmetindedir.
Çok uzun yıllardır ABD başkanlarının psikiyatri danışmanlığını yapmaktadır.
CIA için çalışmaktadır.
|
|
Bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve refleksini nasıl yok edersiniz?
Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız.
Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız.
Mesela Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar?
O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekmektedir!
Ya da Türkler atalarını, yani Atatürk'ü çok mu yüceltiyorlar?
O zaman onlara Atatürk'ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin.
...
|
Ayrıştırmak için etnik farklılıklar öne çıkarılıır. Körüklenir. IMF ve Dünya bankası ile işin eknomik kuşatma kısmı tamamına erdirilir.
|
Bir düşünelim son dönemde neleri tartışmaya açtırdık ve neredeyiz.
Bugün Misak-ı Milli'yi pek önemsemiyoruz.
Kırmızı çizgileri umursamıyoruz.
Türk dilinin önemi kalmamış.
Bu ülkede federasyon da olabilir.
Ermenilerden özür dileyebiliriz.
Kürtlere biraz toprak verebiliriz. .
Kısacası ulusal varlığımıza ait hayati her alanda ve konuda kaybetmiş durumdayız.
|
Aynen.
|
Hasan Tahsin'in insani ve sıradan yanıdır bu.
Hiçbir insan kendisine, anasına, babasına, atasına, milletine, bayrağına küfrettirmez.
En basit insan gerçeğidir.
|
Aynı şekilde Kürdün de, bulgarın da, yunanın da, amerikalının da aidiyet duyduğu değerlere küfredilmez. En basit insan gerçeğidir. Hiç kimsenin de küfrettirmemesi işin doğrusudur.
Belgeselin adının seçimi tam bir fiyaskodur başlı başına. Tarihte iz bırakmış insanları düşünelim. Hepsi soyadları ile anılır (Che ve Mao gibi istisnalar dışında). Lenin, Trotzki, Garibaldi, Gandi, Mandela, Washington, Lincoln...
Mustafa ile tarihsel cesamet, küçültülme - indirgenme fanusuna yerleştirilmekte.
Burada Taha Akyol'un 'Hangi Atatürk' adlı kötü niyetli ve peşin hükümlü 'incelemesi' Cumhuriyet yazarı Alev Coşkun tarafından TTK ve yab. istihbarat kaynaklı belgelerle topyekün çürütülmüştür-ama ne fayda. Cerahatlarını, ifrazatlarını büyük bir serbestlik içinde bu milletin yüzüne kusuyorlar.
Mesele de bu: Çamur at, izi kalsın.
‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’
''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. '' Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
|

23-06-2009, 10:17
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
"Bugün Misak-ı Milli'yi pek önemsemiyoruz."
Enteresan, her daim Osmanlı'nın ardından küfreden bizler, yine Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından ilk olarak oluşturulan ulusal yemin söz konusu olduğunda şaha kalkarız!
Bu kadar basit midir?
İlk bakışta, Bulgaristan, Yunanistan, Irak sınırlarını, biraz daha inceye indiğimizde Gürcistan, Suriye sınırlarını da tanımayıp 1920 şartları ile asgari kabullerimiz olan söz konusu ülkelerin içlerinden taleplerimiz var!
Olabilir.
Misak-ı Milli'yi önemseyip destekleyebiliriz.
Ancak o zaman da dönüp karşımızdakilerin;
Megali İdeası, Büyük Ermeni ülkesi ve Ermeni soykırımının kabulu, Pontus Rum Devleti, Enosis davalarına ne diyeceğiz?
"Kırmızı çizgileri umursamıyoruz."
Kimin, neyin, ne zamanın kırmızı çizgisi?
Nedir bu kırmızı çizgiler?
Meramımızı en iyi aktaran Sn. Hasan PULUR
http://makale.turkcebilgi.com/kose-y...-cizgiler.html
Bu iki tartışılabilir konunun hemen akabinde, toprak verebiliriz!!! cümleleri hiç de hayra alamet değildir.
Etli ile sütlünün karışımıdır.
Sağlığa zararlıdır.
Gri propaganda malzemesidir.
Gelelim şu meşhur filme.
Fragmanını ancak seyretmiş biri olarak film hakkında yorum yapmamız anlamsız olur.
Ancak anlayamadığımız bir şey var.
Bu filmi pek çok platformda değerlendirebilir ve hatta tu kaka yapabilirsiniz.
T. D. Sitesi gibi tüm tabulara reddiye geçen platform üyeleri aynı safta nasıl olur?
Tanrı ve elçilerini dahi kabul etmeyerek en ince hayat hikayelerini neşrettiğimiz bu sitede önemli bir insanın, hayatındaki inceliklere dokunulunca garipsememiz garip.
Anlatacak biri var mı?
|

23-06-2009, 11:03
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
AYATA bu belgeseli seyrettin mi?
Uzerine cok yazilinca ben de merak ettim, filmi getirttik ve bir gösterim yaptik. 30-40 kisi ile birlikte seyrettim. Bence politik kisimlara fazlaca deginmeyen, daha cok Atatürk'ün insani özelliklerini öne cikaran bir film. Annesi ile iliskisi, sevgilileri ile iliskileri, onlara mektuplari, en yakin mücadele arkadaslari ile iliskileri, evliligi, sikintili anlari, düsünce dünyasindaki etkiler, modern bir Türkiye yaratma arzusu vb. Bence belgeselin en güzel yani cok insani olmasi idi.
Filmden sonra Kürt kökenli bir bayan söyle birsey dedi: "Hayatimda Atatürk'e ilk olarak sempati duydum. Hep itaat edilmesi gereken biriydi benim icin. Bu filmde ise icimizden biri gibi hissettim." Degerlendirmesine cok sasirdim. Demek ki Atatürk'ü bir peygamber yapip, üstünden ideolojilerinin ve cikarlarinin hesaplarini yapan, baski ve siddet politikasinda israr eden Türk milliyetcileri ile tersine onun milliyetciliginin üstüne basarak kendi milliyetciliklerini ve siddet yöntemlerini kabul ettirmeye calisan Kürt milliyetcileri bu filmi sevmeyecektir. Tersine dünyaya bir parca insani acilardan bakmaya calisanlar begenecektir.
|

23-06-2009, 11:38
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478
|
|
|
ayata Diyor ki
Acaba gerçekten Ermenileri biz mi katlettik?
Yani ulusal benlikte ilk kırılma yaşanıyor...
|
İşte ulusalcılarımızın hatalı tahlilllerine yol açtığını düşündüğüm en önemli yanlışlarından biri bu. Ermenileri gerçekten bizler katlettiysek bu neden ulusal benliğimizi kırsın? Ulusal benliği değil ama şoven benliğimizi kırar, onu da kırsın zaten.
Almanlar milyonlarca Yahudiyi katletti, milli benlikleri kırıldı mı? Kırılmadı. Ancak nazi, neo-nazi yorumlu milliyetçilikleri kırıldı. Şoven benlikleri kırıldı.
Geçen yaz bir tatil köyünde İspanya-Almanya Avrupa Futbol şampiyonasını finalini TV'den izliyordum. Çeşitli milletlerden turistler de izliyordu, kalabalıktı, İspanyol da vardı az sayıda. Milli marşlar okunurken İspanyol milli marşında kimse ayağa kalkmadı, önceki bir kaç milli karşılaşmada da kalkan olmamıştı ancak Alman milli marşı okunurken çok sayıda Alman turistin ayağa kalkarak -hem de ailece- milli marşlarına eşlik ettiği gördüm. Bunlar mıdır milli benlikleri kırılmış insanlar? Bizden daha büyük kitle kırımları yapanların milli benliği kırılmıyor da neden bizim ki kırılsın?
Gelelim Atatürk'ün psikolojik tahliline. Eğer Atatürk'ü tüm milli tarihimizin kilit domino taşı olarak görürsen, o taş çıktığında diğer tüm taşların da yıkılacağını düşünür ve o taşı her ne olursa olsun koşulsuz şartsız korumaya, hatalarını göz ardı etmeye çalışırsın. Gerçekten de sigara ve alkol bağımlısı olduğu halde bunun açıkça söylenmesi sizi rahatsız eder. Çünkü tüm domino taşlarının yıkılacağına inanırsınız içten içe.
Oysa Atatürk'ü milli tarihimizin evrimsel sürecinde belli tarihi ve toplumsal koşullar altındaki evresi olarak görürseniz onu kaybetme, unutma kaygısından kurtulursunuz. Atatürk, tanzimat ile başlayan batılılaşma/modernleşme sürecindeki bir evreyi temsil eder. Çok partili sistem 1908 den beri Osmanlıda zaten vardı. Milletvekili seçimleri de vardı. Laikleşme ise laiklik adıyla değil ama fiili olarak gene evrimsel şekilde tanzimattan beri süregitmekteydi. Örneğin 1870 lerde avukatlık ve davaların temyizi gibi şeriat hukuğunda olmayan unsurlar hayata geçmişti. Tanzimattan itibaren İslamda olmasa da kız çocuklarının okula gönderilmesi uygulanmaya başlamıştı. 1800 lerin sonlarında Kadın Öğretmen okulları vardı. Bunların anlatısı ayrı bir başlık konusu uzatmıyayım.
Demek istediğim gerek meclis ve çok partili sistem gerekse de laiklikliğe giden adımlar 19.yy. dan beri zaten ilerlemekteydi. Atatürk bu batıcı/modernci akımın kültürel mirasını almış ve buna radikal değişiklikler de ekleyerek pekiştirmiştir.
Atatürk'ü Türkiyedeki laiklik ve çok partili meclis, modernleşme gibi akımların tek temsilcisi gibi kabul etmemek gerekir. O, toplumsal evrimsel sürecimizde çok önemli bir noktaydı, doğrusuyla-hatasıyla. Onun hatalarını, eksikliklerini görmek domino taşlarımızı yıkmaz, korkmayın, sadece onun olması gerekn yerde olmasını sağlar.
Modenleşme tarihimizi bir bütün olarak ele almak gerekir en azından tanzimattan itibaren. Bu şekilde bir tarih sentezine ulaşırsak Atatürkü putlaştırmayız. Onun hatalarını da görebiliriz. Tarihimizin inşasında tek bir kişiyi değil geniş zamana yayılan çok sayıda kişinin emeğini, katkılarını görmek aslında geçmişimize, milli tarihimize daha güvenli daha saygılı olmamızı da sağlayacaktır.
Konu Cem tarafından (23-06-2009 Saat 11:46 ) değiştirilmiştir.
|

23-06-2009, 12:02
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 10 May 2006
Mesajlar: 1.416
|
|
Bu site her şeyi her olguyu ve fikri çürütmek ve yıkmak için kurulmuş bir sitemi? yoksa insanlara topluma zarar veren din kurumuna vede Tanrı fikriyatına karşı kurulmuş bir sitemi? onca yıldır buradasınız algıladığınız bu mu? sayın mhmd.
|

23-06-2009, 12:15
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
Yazımızı tekrar okumanızı önereceğiz.
Tekrarında yazımız ile yazınız arasında korelasyonun sıfır olduğunu göreceksiniz.
İnsanların kafasındaki en ulaşılmaz noktadan başlayan bir siteden bahsediyoruz Sn. ayata.
Bu kadar basite alamazsınız.
O noktadan başlayan için diğerleri teferruattır.
Yoksa yanıldık mı?
|

23-06-2009, 12:16
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 10 May 2006
Mesajlar: 1.416
|
|
Sayın Cem anlatamıyormuyuz yolsa sizmi algılıyamıyorsunuz? .....BİZ ERMENİLERİ KATL ETMEDİK SOYKIRIM AMAÇLI OLARAK ONLARA SALDIRMADIK TAM AKSİNE ONLAR BİZE SALDIRDI VE YÜZ BİNLERCE İNSANIMIZI ÖLDÜRDÜ.....Bizim inancımız bu iken ve kabullendiğimiz gerçek durum bu iken neden kabul edelim yapmadığımız bir suçu.....? bu kadar basit, işlemediğimiz suçu neden kabul edelim ....üç buçuk Ermeniye tazminatmı ödeyelim Atalarımızın katillerine kucakmı açalım....Ben o topluluğu umutrsamıyorum nereye giderlerse gitsinler, onlar bizimle ortak yaşamı red etmişler....arkalarından dostluk mu dilenelim yokmu bu ulusun hiç gururu, onlar gelsinler af dilesinler vede özür dilesinler işte o zaman birdaha dost olmayı deneyebiliriz....acımızı içimize gömeriz....
Sayın Sargon.....ben İnsan mustafa arayışında değilim, bu toplumda yüzbinlerce mustafa var....Ben MUSTAFA KEMAL DİYORUM....ulusun kurtarıcısı benim için önemli olan onun o kişiliği.... zaafları şunları bunları benim için önemli değil...bilmekde istemiyorum, merakta etmiyorum Özel yaşamından ruh halinden bana ne....yok o onu sevmiş falanca sevmemiş, kimseyi zorla sevdiremem tarih ortada zorla lider sevdirilemez.kimseninde Atatürk,'ü sevdirmek gibi bir çabası olmasına lüzum yok...bizler onun fikirlerinin izinde olanlarız....Onun kurduğu Laik demokratik cumhuriyete kendini adamış olanlarız...gerisi masal...yukardaki yazının tahlilini yaparsanız sorunun Mustafa Kemal ile ilgili değil bu devlete karşı yapılan bir gizli saldırı ile ilgili olduğunu görürsünüz.
|

23-06-2009, 12:23
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
|
Tanrı ve elçilerini dahi kabul etmeyerek en ince hayat hikayelerini neşrettiğimiz bu sitede önemli bir insanın, hayatındaki inceliklere dokunulunca garipsememiz garip.
|
Hayatındaki incelikleri işlemek başka bir şey, kara çalmak, çamur atmak apayrı bir şey.
''Hayatındaki incelikler'' tabiri şu haliyle ne kadar da masum duruyor.
Aynı masumiyet sevgili sargon'un cümlesinde de kendini gösteriyor:
|
Tersine dünyaya bir parca insani acilardan bakmaya calisanlar begenecektir.
|
Keşke fitneyi, artniyeti sezebilseydik. Herkesi kendiniz gibi iyi niyetli ve dürüst bellemeyiniz. Bu toplumda fesat ve içten pazarlıklı; uşak-zihniyetli muhteremler çok..
Özellikle de medya da.
Ayata;
isabet etmişsin:
|
Mustafa Kemal ile ilgili değil bu devlete karşı yapılan bir gizli saldırı ile ilgili olduğunu görürsünüz.
|
‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’
''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. '' Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
Konu Mutezile tarafından (23-06-2009 Saat 12:31 ) değiştirilmiştir.
|

23-06-2009, 12:29
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
Sayın mhmd;
Hasan Pulur'un yazısını referans olarak verdiğinizde, kırk yıllık pulurdan şüphe ettirdiniz beni, iyi mi
Bakın adam neyi anlatmaya çalışıyor:
[QUOTE] Ama oraya buraya "kırmızı çizgi" çekmekle, sadece kendimizi aldatırız...
Maksat "kırmızı çizgi" çekmek değil, sonra o çizgiyi silmemek...
QUOTE]
‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’
''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. '' Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:08 .
|